![]()
SEVENLERININ DILINDEN MAHMUT SAMI EFENDI hz.
![]()
------------------------------------- alıntı -------------------------------------------
Sami Efendi'nin öne çikan özelligi Islam hukuku ile Bati hukukunu çok iyi
bilmesiydi. Istanbul Hukuk Fakültesini Birincilikle bitirmistir. Arapça, Farsça
ve Fransizca’yi çok iyi derecede bilirdi. O, babasindan ve ailesinden kendisine
intikal eden büyük serveti almamis ve "Hiçbir kimse kendi kazancindan
daha hayirli bir yiyecek asla yememistir" hadis-i serifi geregince kendi
el emegiyle geçinmeyi tercih etmistir.
''Bir insanin muttaki oldugu yaptigi nafile ibadetlerde degil, muamelatinin
temiz, kazancinin helal olup olmadigindan anlasilir."
Ramazanoglu Mahmud Sami (Kuddise Sirruh) (1892-1984)
SEVENLERININ DILINDEN MAHMUT SAMI EFENDI
• Gönenli Mehmed Efendi’nin Sami Efendinin baglilarindan Lütfi Eraslan’a söyledigi sözler bu özel konumu aydinlatici mahiyette:
"Öyle bir zata sahipsiniz ki bütün kafirler bir araya gelse, gökyüzünden
onu yere atsalar, yine ayaklari üstüne düser. Hiçbir kafir ona bir sey yapamaz.
Zira Cenab-i Hak tarafindan teyid edilen bir vazifesi vardir… Sami Efendi
bu ümmetin en büyügü idi baska ne söylense bostur."
• Esad Erbilli Hazretleri
"Yeryüzünde melek görmek isteyen Sami evladimizin yüzüne baksin. Sami evladimin edebine melekler gipta ederler. Mahviyeti benden fazladir.''
Bediüzzaman Hazretleri de gençliginde Esad Erbilli Hazretlerinden Kadiri dersi alirdi. Bir defasinda Bediüzzaman gittikten sonra, Esad efendi “Bu genç, gençlere hizmetle görevli. Istikbalde gençlere iman davasinda çok büyük hizmetler yapacak. Ama hala kendisi bunu bilmiyor, kendisine söylenmedi” dedi.
• Abdülvehhab es-Selâhi (Sam’da Halbuni camii imam-hatibi, Naksibendi mesayihinden)
“Sam ehlüllah diyaridir. Ben bu mübarek zati daima derin bir hayranlikla temasa ederim. Sebebi ise bütün güzel sifatlari üzerinde toplayan bu zât kadar Ebu Bekir es Siddik mesrebinde bir insan görmedim.”
• Muharrem Harrânî
Sam’da 1965 senesinde hacca giden bir topluluga sunlari söylüyordu: “Siz Mahmut Sami Efendi’yi bilirsiniz. Ben arzi tanirim. Sarka, garba, kuzeye ve güneye bakiyorum. Bu üstaz gibi Muhammediyyü’l mesreb bir veli kimseyi göremiyorum. Bu zat asirlar içinde ender görülen bir yüce zâttir. Kadir ve kiymetini biliniz.”
• Seyyid Sefik Arvasi (Sultanahmed camii Imam hatiplerinden,Bediüzzaman’in talebesi):
“Ben yüzlerce mesayih gördüm. Fakat bu zata karsi sevgim baska.”
• Konya’daki bir konferansi sonrasi Necip Fazil:
“Sami Efendiyi tanirim.Iki kere elini öpme serefine erdim. Sami Efendi gökten inen taze yagmur gibidir,idrofilli pamuk gibidir, yaralara konur, tedavi edilir.”
Altinoluk dergisi yazarlarindan Taha Kilinç, iki Allah dostunun münasebetine bir örnekle farkli bir açi getirdi: "Rahmetli Bediüzzaman Hazretleri Sami Efendi ile pirdes idi.
Merhum, dogudan gelen hemserilerinin tasavvuf yoluna intisap etme arzularini izhar ettiklerinde, onlara adres olarak sadece Sami Efendi Hazretleri'ni gösterir ve eklerdi: 'Irsadla görevli kisi Sami Efendi'dir ona gidiniz, biz sadece iman hakikatlerini yazmak ve yaymakla memuruz'."
Allâh rahmet eylesin. Sefaatinden bizleri de hissedâr eylesin.
Ruhuna bir Fatiha-i serife, üç ihlas-i serif okuyalim...
Doksan dört yillik ömrü boyunca bir kere ayagini uzatmamis, bagdas kurup oturmamis olan O gül yüzlü melek, sirtini bir yere dayayarak bir lokma yemek yemedigi gibi, vefatindan sonra bacaklarini uzatmamis, cenazesi bu halde yikanmis, kefenlenmistir. Namazi Ravza'da kilinip Cennetü'l-Baki'ye gelinceye kadar yine ayaklarini uzatmayan bu mübarek zat, kabre yerlestirenlerin sehadetiyle, ancak kabre konulurken ayaklarini uzatmislardir.
Günlük Hayati:
Kuran’a çok düskün, anlayarak okunmasini tenbih ediyor, telkin ediyor. Degerlerine düskün.. Çok iyi lisan bilmesine ragmen Latince ilaçlara bile "kirmizi hap, pembe surup" diye kendi lisaninca aniyor.
Kendisi sünnet üzere günde iki ögünden fazla yemezdi.Yedigi zaman da yarim dilim ekmek ve birkaç lokma katikla kifaf-i nefs ederlerdi.
Insana çok düskün, kimse kapisindan agirliginca agirlanmadan gitmiyor.Torunu yasindakilere bile hitap ederken isimlerinin sonuna “efendi” “bey” sifatlarini ekleyerek konusurdu.
Pek az yerler, pek az uyurlar, az konusurlardi. Konustuklari zaman ya hikmet söylerler veya nasihat ederlerdi. Degilse sukûtu ihtiyar ederlerdi. Zaruret halinde pek kisa kelimelerle muhatabin seviyesine göre konusurlardi, mühim olanlari üç kez tekrar ederlerdi. Daima kibleye karsi iki dizi üzerine otururlardi.
Geceleri muhakkak ihya ederlerdi. Evinde misafir kalanlar ve kendileriyle bir yolculuga çikanlar, gecenin hangi saatinde kalksalar onu ayakta bulurlardi. Seher vakitlerinde ibadete çok ehemmiyet verir, “Bir insan seher vakti kalkmazsa, seher vakti disinda bütün gün seccadeden basini kaldirmasa, yine o vaktin ecrine ulasamaz” buyururlardi. Yine “Seher vakti öyle kiymetli bir vakittir ki, bir kivilcim gelir, letaifleri parlativerir” demislerdi.
Edebi:
SAMI EFENDI’nin en önde vasfi ihlâsi ve mahviyetkârligi. Dergâhta ihvanin hizmetini görürken hizmetine içinlik izi tasiyacak hiçbir fiil karistirmiyor.
• Cide müftüsü Haci Hüseyin Efendinin hastaliginin siddeti her geçen gün
artar. Ve nihayet Müftü Efendi yatagindan kalkamaz olur; Müftü Efendi'ye ben
baksam ve âilesine telgraf çekilmese, der. Es'ad Efendi de bu teklifi memnûniyetle
kabûl eder. Sami Efendi bundan sonra tam on sekiz ay Müftü Efendi'ye en güzel
sekilde hizmet ederler. Görenler onun bu hizmetine imrenirler.
Müftü Efendi de yasli gözlerle: , "Allâhim! Bana ne ihsanda bulunmussan
Sami Efendi’ye bagisliyorum." yakarisinda bulunur ve Es’ad Efendi’ye,
"Sami Efendi evladimiz bize hizmetle insallah Hakkin rizasina erdi."
diye müjde veriyor.
“Edeb bir tâc imis nur-i hüdadan,
Giy ol tâci emin ol her beladan.” beytini okuyarak kendi yasadigi edebi anlatirdi.
Tevazuu, tarife sigmazdi. Herkesi kendinden üstün görürdü. Herkesin horladigi, küçük ve hakir gördügü miskinlerin ziyaretine gider, kendilerinden dua talebinde bulunurdu.
• Musa Topbas beyefendi, söyle anlatiyor:
“Vermek, vermek, gaye vermek. Kendilerine hediye edilen en kiymetli hali, seccade, tesbih, kalem, kumas ve emsali en nadide paha biçilmez esyayi günü gününe ehlini bulup vermek, en büyük zevklerinden birini teskil ederdi. Hülasa günesler gibi, ummanlar gibi sehavet merkezi idi.
Bir kisi kendilerine müracaat etsin de eli bos dönsün imkansizdi.”
Nefislerin Tehlikesinden Korunabilmek için su tavsiyelerde bulunurdu: Sohbetlerinde nefs düsmaninin insana kurdugu tuzaklardan bahseder,
1• Açlik ve az yemek yiyerek oruca devam etmek.
2• Az uyuyarak, teheccüde devam etmek.
3• Husu ibadete, manasini düsünerek Kur’an okumaya devan etmek.
4• Zikri daim içinde bulunmak.
5• Salih ve sadiklarla beraber olmak.
Sami Efendi Hazretleri, her nefesinin son nefesi olabilecegi düsüncesiyle daima abdestli bulunmaya ve abdest üstüne abdest almaya büyük itina gösterirdi. Nitekim muhasebesini tuttugu bir zatin tesbitine göre Efendi defterleri abdestli yazardi. Yazma isi bitince defterleri kaldirir, abdest alir, biraz Kur'ân okurdu. Az sonra ezan okununca bu sefer namaz için tekrar abdest alirlardi.
Mahmûd Sâmi Efendi hiç kimseye; "Bizden ders al, bizim sohbetimize katil, sakal birak, sarik sar, cübbe ve salvar giy." gibi emirler vermezdi. Dikkat çekecek, fitne uyandiracak hareketlerden kaçinirdi. "Bizim kapimiz, hak kapisidir. Nasîbi olan gelir. Hiç kimseyi zorlamayiniz." derdi.
Insanlarin kusurlarini yüzüne vurmaz, hatalarindan dolayi onlari azarlamaz ve hele nefsi için hiç kizmazdi. Kimseye kirilmaz, kimseden karsilik beklemezdi.Onlara örnek olmak suretiyle irsad etmeyi tercih ederlerdi.
Yakinlarindan Ali Hüsrevoglu diyor ki: “Sohbetleri kisa tutar ve sohbet edenleri de zaman zaman su sekilde ikaz ederdi: “Bir insanin bir defada dinleme takati kirk bes dakika olarak tespit edilmistir. Sözün bundan fazlasinin faydasi yoktur”
“Incinmemek incitmemekten daha zordur. Çünkü incitmemek eldedir. Ama incinmemek elde degildir.”derlerdi.
Hiç kimseye; "Sunu niye yaptiniz veya sunu niye yapmadiniz." demez, yeme, içme ve giyinme husûsunda; "Sunu alin yiyelim, bunu alin içelim, söyle olsun veya böyle olmasin." demezdi.
Kendisi ile bir konuda istisare edenlere:
- Büyükler söyle yaparlarmis, veya biz sizin yerinizde olsak söyle yapariz
diyerekten emir vermekten kaçinirlardi.
Hayati belli bir düzen, nizam ve intizam içerisinde idi. Nitekim Erenköy'deki
evlerinden Tahtakale'deki is yerine gidislerinde vapur ve trene ayni saate
biner, gise memurlarini mesgul etmemek, yolculari bekletmemek için bilet ve
jeton paralarini devamli surette bozuk olarak verirlerdi.
Rüya ve kerametlere ehemmiyet vermezler ve “En büyük keramet Cenab-i Hakki görürcesine ubudiyet vazifemizi kemaliyle ifa edebilmektir” derlerdi.
Bizim çocuklugumuzda Adana’da biz bir bukalemun yakaladik, getirdik, kaçmasin diye onu bir fesin altina kapattik. Fes kirmizi idi. Açtigimiz zaman baktik ki, bukalemun da kipkirmizi olmus. Bir müddet sonra eski rengine dönmüs. Sonra siyah bir kadin çarsafi ile örttük. Açtigimiz zaman da simsiyah bir renge girmisti. Sonra da eski rengine dönmüstü. Bukalemun hangi rengin yaninda olursa o renge girdi.
Iste kalp de böyledir.Yanindakilerden renk alma kabiliyeti vardir. Huzurlunun yaninda huzur alir, gafilin yaninda gaflet alir.
SEVENLERININ DILINDEN MAHMUT SAMI EFENDI:
• Ali Yakup Cenkçiler Hoca efendi:
“Takva babinda bütün evsafiyla selef-i salihinin zahid ve abidlerini andiran bu zatin kemalat-i maneviyesi hakkinda söz söylemek bizim gibi naçiz bir abd-i acizin kâri degildir.”
• Mahir Iz (v.1974)
“O Hazret-i Sami’dir. Biz devr-i padisahiden beri neler gördük, fakat böylesine tesadüf etmedik.
• Ali Yekta Efendi (Esad Erbili'nin halifelerinden):
"Evliyâullah'in tasarruflari ya kavlen ya da hal ile olur. Sâmi Efendi'nin tarassufu hal iledir. Kelâmi dergâhinin en feyizli günlerinde oraya devam eden pek çok ulemâ ve fuzalâ vardi. Fakat Sâmi Efendi o zaman pek genç olmasina ragmen bugünkü gibi kâmil ve hâl sâhibi idi."
Ali Yektâ Efendi, müftülügünün yanisira Kelâmî dergâhinda seyr u sülûkunu Es'ad Efendi'den tamamlayarak hilâfet icâzetnâmesi almis bir zattir. O, bu icâzetnâmesini ömrü boyunca saklamis ve bir gün tesâdüfen o icâzetnâmeye muttali olan yakinlarina "Onu sakin kimseye söylemeyin. O vazifenin ehli ve salâhiyetlisi Sâmi Efendi'dir." Demisti.
• Süleyman Hilmi Tunahan:
Süleyman Efendi kendisini ziyarete gelen Sami efendi’yi gülümseyerek karsilar ve “Seyh baba hos geldin. Ben senin ziyaretine gelemedim ama”dermis.
• Mahmud Ustaosmanoglu Efendinin Seyhi Ahiskali Ali Haydar Efendi:
Sami Efendinin kendisini mükerrer ziyaretlerinin birinde oradakilere söyle demisler: “Bu zatin bizi sekizinci ziyaretidir. Biz henüz bir defa bile gidemedik. Iste Allah için ziyaret budur, kemalat da budur"
• Abdülvahid Mutkan Bey anlatti:
“Sami Efendi Hazretleri benim tespit ettigime göre Üstad Bediüzzaman Said Nursi'yi birkaç kez ziyaret etmis. Birisinde Draman’da, birisinde zannedersem Aksehir palas otelinde...
Orada Üstadimiz daha önceden agabeylere tembihte bulunuyor ki: “Hocaefendi geldiginde elini öpün” diye”
• Lütfi Eraslan anlatiyor;
“Yunak müftüsü Süleyman efendi bir gün M. Sami Üstadimiza sormus: “Efendim, Said Nursi hazretleri o karanlik günlerde nasil korkusuzca cihada devam etti?
Mahmud Sami Üstadimiz cevaben buyurmuslar ki: “Bir insanin Allah korkusu her tarafini ihata ederse,sair korkular onun bedenine girmeye yer bulamaz.”
• Sâdik Dânâ hazretleri:
“Muhterem üstaz hazretlerinin hiçbir fert ile çekistiklerini; münakasa ettiklerini, giybetini yaptiklarini gören, isiten yoktu. O büyük Allah vesilesinin her an kader bahsine hakkiyla vukuflari oldugu için hiçbir kimse hakkinda su-i zanda bulunmazlardi.
Sevenlerini katiyyen ümitsizlige düsürmezdi. Huzur-i âlîlerine gelenler (her ne kadar ihmalci ve hatali halleri var ise de) büyük bir huzur ve ümit içinde yanlarindan ayrilirlardi. Sükût ve edeb ehlini çok severler, yanlarindan yer ayirir, iltifatta bulunurlardi. Hülasa o, asirlarin yetistirdigi ististani bir sahsiyetti.”
Mehabetinden yüzüne bakmak, hele göz göze gelmek kâbil olmazdi. Etrafa ziyâlar saçan gözlerinin isabet ettigi vücûd, tir tir titrerdi. Hatta O' nun nazarlarindan müteessir olup cezbeyle düsüp bayilanlar bile olurdu.
Sohbetlerinde sikça az yemenin faziletinden çok yemenin zararlarindan bahseder bunu âyet, hadis ve hikmetli sözlerle anlatirdi.Ihvanla birlikte yenildiginde "ihvanla yenilende bereket vardir ve bundan suâl olunmayacaktir" buyurarak fazlaca yenilmesine müsâade, hatta tesvik ederlerdi.
En ciddi insanlarin, en otoriter simalarin bile bir zaaf ve hafiflikleri bulunabilir. Fakat onun hayatinda böyle bir zaaf ve hafiflik hiçbir zaman görülmemistir. Istikamet ve edebi her yerde ve her an muhafaza edebilmek keskin kilicin üzerinde yürümeye benzer. Bu ancak kemâl ehli, tevfik-i ilâhiye mazhar kimselerin kâridir.
Allah Rasûlü (s.a.) Efendimiz'in "Emrolundugun gibi istikamet üzre ol!" (Hûd, 112) ayeti beni ihtiyarlatti" buyurmasi, bu isin güçlügüne en güzel delildir.
Söhretten ve asiri hürmetten çok rahatsiz olurlardi. Nitekim Istanbul Tahtakale'de çalistigi yillarda önceleri ögle ve ikindi namazlarinda Rüstempasa ve Marpuççular camilerine cemaata devam ederlerdi. Camide kendisini taniyanlarin asiri tâzim ve hürmeti onu rahatsiz etmis, bilâhare bu namazlari yazihanede kilmaya baslamislardir. Yalniz, ihvâna;
- Siz cemaata devam edin, o seref ve faziletten mahrum kalmayin, buyurmuslardir.
Kanser olan Gürses'e ilginç müjde
Merhum Reisülkurra Abdurrahman Gürses, Sami Efendi'nin hayatinda müstesna bir yere sahipti. 1970'li yillarda prostat kanseriyle doktorlar hayatindan ümit keser gibi oldugunda, hastanede ziyaret eden Sami Efendi, manevî bir isaretle yeniden sagligina kavusup uzun yillar Kur'an–i Kerim'e hizmet edecegi müjdesini verdi.
Sami Efendi hafizdi ve Kur'an–i Kerim'e ask derecesinde bagliydi. Hamele–i Kur'an'a çok saygiliydi. Kur'an–i Kerim dinlemeyi severdi. Huzurlarinda bir hafizin Kur'an okumasi gerektiginde onu yanina çagirir, mutlaka yüksek bir yere oturturdu. Kur'an'i en iyi anlama yolunun onu yasamaktan geçtigini sik sik ifade ederdi.
Sami Efendi, Islam hukukuna ve fikhî malumata vâkif olmasina ragmen fetva istemek üzere kendisine gelenleri Istanbul müftüsüne havale ederdi. Meseleyi ehline havale etmenin ve akademik ihtisasa hürmetin önemini bu hareketiyle gösteriyordu. Madde ve mânâ dengesine dikkat eder ve zahirin desteklemedigi batina önem atfetmezdi.
Naksibendiyye’de “Silsile-i Âliye”nin otuz üçüncüsüdür. Sahibü’z-Zaman’dir. Muttakiler imami, veliler basbugu, arifler sultani, bâb-i Ebâ Bekirü’s-Siddîk (r.a.)’in son dönem postnisinlerindendir. Zü’l-cenaheyndir. Haya, edeb, takva, vera’, hikmet, irfan, nezaket timsâlidir.
Cenâb-i Hak Teala’nin ümmet-i Muhammed’e asrimizda bahsettigi Hak dostu, Hak rahmeti ve Hak nurudur. Gününün yirmi dört saatini Rasûlullah Hazretlerinin (s.a.v.) “Sünnet-i Seniyye”lerine ve “Her biri birer hidayet yildizi” olan Ashâb-i Kiram (r.anhüm) hazeratina uyduran ahlak-i hamide sahibi bir veli-yi âli-i kadir’dir. Yetmis yili asan irsad dönemlerinde ümmet-i Muhammed’den binlerce kimse kendilerinden, sohbet ve telifatlarindan feyz almislardir.
Sade, mütevazi ve muntazam bir hayatlari vardi. Ahlaklari, dillerinden düsürmedikleri Sahabe (r. anhüm)’nin ahlakina benzerdi. Emanete riayet ederler ve verdikleri söze titizlikle sadakat gösterirlerdi.
Bu uzun ve mübarek ömrü Hakk Teala’nin emrinde ve taatinde geçirmislerdi. Allah u Teala’nin zikriyle, fikriyle ve sükrüyle dopdoluydular. Öyle ki en çetin izdiraplari çektikleri günlerde bile zikir, fikir ve sükürden bir lahza ayrilmamislardir
![]()