TEVHID
Yazar: Anonim
Programlayan: Ahmetberk
Email: bilgi@esselam.net
Msn: ahmetberkonline@hotmail.com
ICQ: 85119484
Web Destek:
http://ahmetberk.tripod.com
http://nurrisale.tripod.com
www.darulerkam.de
www.esselam.net
Tevhid basligi altinda "Allah" (c.c) hakkinda akla gelebilecek sorularin cevaplari üzerinde durulmustur.
IÇINDEKILER
1) Allah Iman
2) Allah'a inanmayanlar üç guruba ayrilabilir
3) 1- Herseyi sebepler yaratiyor diyenler
4) 2- Simdi de “her sey kendi kendine oluyor” diyenlerin idialarina bir bakalim:
5) 3) Son olarak da ‘tabiat yaratti’ diyorlar:
6) Öyle ise her seyi yaratan Allah’tir.
7) Her sey ölçü ile yaratilmistir
8) Kainattaki hassas denge
9) Kainattaki Ahenk (uyum)
10) Içgüdü denen sey
11) Görmedigimiz seylerin varligina nasil inanacagiz?
12) Allah’i neden görmüyoruz?
13) Görmedigini Inkar edenlerin sayisinin çoklugu var olani yok yapmaz. Göremedigimiz sadece Allah cc degildir.
14) Allah’i kim yaratti?
15) Allah’in ayni anda her yerde isim ve sifatlari ile tecelli etmesini ve bize sah damarimizdan daha yakin olmasini nasil anlayacagiz?
16) Allah’in dokunmadan is yapmasini nasil anlayacagiz.
17) Allah'a "Tanri" denir mi?
18) Cenab-i Hak Kur'an'in bir çok yerinde neden kendinden "Biz" diye bahsediyor. Hasa bir kaç tane Allah'mi var?
Allah’a iman:
Iman esaslarinin ilki ve en önemlisidir. Insan gerçek manada Allah’a iman ederse dünya ve ahirette huzur bulur. Allah’a iman olmadan diger iman esaslarina inanmanin bir anlami yoktur.
Allah’a iman duygusu insanin yaratilisinda vardir. Insan zayif ve aciz olarak yaratilmistir. Bu yüzden gücünün yetmedigi yerde, her zaman yardim isteyecek bir ilah aramistir. Bir kisim insanlar gerçek dini duygu ve inanistan uzak olduklari veya uzak kaldiklari için, yanlis ilah edinmisler, bazen günes tanrisi, bazen gök tanrisi, bazen de yer tanrisi edinmisler ve cansiz varliklardan yardim isteyecek kadar kendilerinin acizliklerini hissetmisler.
Günümüzde inanmayan insanlar bu tür ilahlar edinmeyip, ya sekilde eskilerden farkli, mahiyette ayni ilahlar ediniyorlar yada ilahlari tamamen reddetme yolunu tutuyorlar. Bu yolu tutanlar arasinda toplum içinde önemli yer tutan insanlar da var. Mesela ateizm ve dinsizlik akimlari basit seviyeli, serseri insanlar tarafindan temsil edilmiyor. Okulda ögretmen, mahkemede hakim ve avukat, baska bir yerde yönetici olarak karsimiza çikabiliyor. Inanç yönünden boslugu olan insanlarda onlarin etkisinde kalabiliyor. Bu nedenle biz Allah’a iman ve diger iman esaslarina daha degisik bir yaklasimla bakacak ve nasil inanacagimizin yaninda, neden ve niçin inanacagiz? sorularina da cevaplar verecegiz.
Ilk olarak Imanin esaslarinin ilki olan Allah’a imandan baslayacagiz. Ilk olarak inkarcilarin yaratilisla ilgili ortaya attiklari iddialari ele almak istiyoruz. Yaratilisi Allah’a vermeyenlerin iddialari üç gurupta toplanir. Biz ilk önce bu iddialari çürütecek, daha sonra kendi inandigimiz, her seyi Allah yaratiyor gerçegini kainattaki delilleriyle ifade edecegiz.
Allah’a inanmayanlarin iddialari 3 gurupta toplanir.
Var olan her sey sebeplerin bir araya gelmesi ile meydana gelmistir.
Kendi kendine olmustur.
Her sey tabiatin tesiri ile oluyor, yani tabiat yaratmistir.
Bunlarin iddialarini tek tek çürüttükten sonra, her seyi Allah’in yarattigi gerçegi karsisinda denecek baska bir sey kalmayacaktir.
Her seyi sebepler yaratiyor:
Gözümüzle gördügümüz seylerin sebeplerin bir araya gelmeleriyle yaratilmalari imkansizdir. Bu imkansizligi bir kaç misalle anlatalim.
Bir eczane düsünelim. O eczanede yüzlerce ilaç olsun. Her bir ilacin yapimi için çok hassas ölçülerde maddeler gerekmektedir. Eger bir ilaçta bulunan maddelerden bir tanesi 1 miligram fazla olsa o ilaç sifa yerine zehir olacak.
Simdi bu ilaçlarin nasil meydan geldigi konusunda karsimizda iki yol var.
Eczanenin içerisinde ilaç yapiminda kullanilan madenlerin bulundugu kavanozlar vardi. Eczanenin penceresi o gece kendiliginden açiliyor. Pencerenin açilmasiyla içeri giren rüzgar kavanozlari deviriyor. Devrilen kavanozlardan dökülen madenler bir araya gelip ilaç paketlerini meydana getiriyor dersek buna inanir misiniz?
Sebepler pencereyi açiyor, yine bir sebep olan rüzgar içeri giriyor ve ilaçlar meydana geliyor. Bu sekilde meydana gelecegine kimseyi inandiramazsiniz.
Ama bu ilaci; akil, bilgi ve uzmanlik sahibi bir kimyaci yapti dedigimiz zaman bu ikinci yol daha inandiricidir.
Atesi, odunu, yemegi yan yana koysak, ve bunlarin yemegi isitmasini esecek bir rüzgardan beklersek, açliktan ölürüz ama o yemek yine pismez. Torunlarimizin torunlari da o yemegin pistigini görmez. Sebepler yaratiyor diyenler yemeklerini bu yolla pisirmeyi deneseler sebeplerin hiç bir sey yaratamayacagini da görüp ögrenmis olurlar.
Simdi de “her sey kendi kendine oluyor” diyenlerin idialarina bir bakalim:
Insan vücudu bir saray gibidir. Hatta saraydan daha da mükemmeldir. Bir sarayin kendi kendine meydana gelecegini kabul etmeyen insan, ondan daha da mükemmel olan insan vücudunun kendiliginden meydana geldigini de iddia edemez.
Insan vücudunun nehirleri olan damarlarinda dolasip akan kana bakalim. Kanimizda vazifeleri farkli olan üç çesit kan hücresi vardir.
-Ilki alyuvarlar: Kanimiza kirmizi rengi verir. Bir metreküp kanda 4-5 milyon kadar alyuvar vardir. Alyuvarlar, vücudumuzun ihtiyaci olan oksijeni hücrelere ulastirir. Alyuvarlar, genel olarak 100-120 gün kadar vazife gördükten sonra ölürler. Kandaki alyuvar sayisini korumak için, vücut her saniyede 10 bin alyuvar üretmek zorundadir.
Ikincisi akyuvarlar: Bir milimetreküp kandaki akyuvar sayisi 4-10 bin civarindandir. Akyuvarlar vücudumuzu mikroplara karsi korurlar. Hastalik siddetlendigi zaman sayilari artar ve bir milimetreküp kandaki sayisi 10 bin den 30 bine kadar yükselir.
Üçüncü olarak ta trombositler vardir. Bunlardan bir milimetreküp kanda 300 bin tane bulunur. Trombositler kanin pihtilasmasini saglayarak kanamayi durdururlar. Eger trombositler olmasaydi, vücudumuzun her hangi bir yeri kanadiginda kan durmayacakti.
Simdi bu kadar harika bir sarayin bir milimetreküpünde bu kadar harika isler oluyorsa, olan bu harika islerden akilli olan insanin kendinin bile haberi yoksa, acaba bu kadar harika isleri yapan kimdir? Eger kendi kendine oluyorsa, öyle diyen kisi kendisi bu komik iddiaya inaniyorsa, gitsin kolunu koparsin ve yeniden kendiliginden olmasi beklesin....Olmayacaktir. Degil kolunu parmagini koparsa tekrar parmak kendi kendine olmayacaktir. Içtigi bir bardak su bile, bir dolduran olmadan kendi kendine dolmuyorsa, her birisi çok harika olan islerin kendi kendine oldugunu iddia etmek çok saçmadir.
Simdi durup düsünelim. Bir milimetreküp kanin içinde gözle görülmeyen bu varliklarin yaptiklarini kime verebiliriz? O kadar küçük varliklara bu kadar büyük isleri yaptirmak ancak kudreti sonsuz birine verilebilir O da Allah’tir. Ilim, bilgi, sanat, ve beceri isteyen islerin kendi kendine oldugunu düsünmek yanlis bir seydir.
3) Son olarak da ‘tabiat yaratti’ diyorlar:
Tabiat nedir? Etrafimizda gördügümüz seylere tabiat denir. Gördügümüz her sey o tabiatin dogal bir üyesidir. O dogal üyelerden biri olan ve sayfamizin kenarindan bize ciddi ciddi bakan inegi ele alalim. O inegin kendi yaptigi sütten bile haberi yoktur. Inegin önüne bir kilo süt koysak, sonra yogurt yapmasini beklesek yapamayacaktir. Hatta tabiatin diger üyelerini de inegin yardimina çagirsak yine bu isi yapamayacaklardir. Tabiat ve üyeleri en küçük bir atomu yaratmaktan acizdirler. Tabiati meydana getiren seyler hiç bir sey yapamazlar. Çünkü bu seyler baskasi tarafindan yapilmistir.
Sebeplerin yapmasi, kendi kendine meydana gelme ve tabiatin yaratmasi mümkün degildir.
Öyle ise her seyi yaratan Allah’tir.
Evet her seyi Allah yaratmistir. O vardir ve birdir. Imtihan dünyasi olmasi nedeni ile bizler Allah’i göremiyoruz fakat Allah, kendine ait varlik delillerini akil sahipleri için kainatin en ufak zerresinden en büyük güneslerine, nebulozlarina kadar her tarafina serpistirmistir. Bizler kainati bir sergi salonu gibi düzenleyen Rabbimizin eserlerine bakacak onu daha iyi taniyacak ve daha iyi tanimanin sonucunda daha da çok sevecegiz.
Allah cc Yüce Kuran’inda söyle buyuruyor: “7 - 44. Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O'nu tesbih eder. O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir sey yoktur.....” Evet her sey onu tesbih eder, ona ait güzellikleri sergiler.
Simdi sizlerle Cenab-i Allah’in eserlerinin sergilendigi kainat salonunu gezecegiz, Allah’a ait güzellikleri kainat salonunda görecek, bir ari gibi onlara konup, marifet petekleri ( Allah hakkinda bilgi) örmeye çalisacagiz.
Her sey ölçü ile yaratilmistir.
“Süphe yok ki, biz her seyi ölçü ile yarattik. (Kamer 49)” buyruluyor. En ufak seyden en büyük seylere kadar her seyde bir ölçü bir plan ve program var. Mesela 1 gramin 1,7 milyonda biri kadar küçüklükteki zigotun (döllenmis yumurta hücresi) yüz trilyonluk bir canli vücudunu meydana getirdigi ana kadar geçirdigi safhalar en ince ayrintisina varincaya kadar hassas bir plan ve ölçü ile yürütülür. Sonra bölünmeler ikinin katlari seklinde devam eder. Simdi düsünelim. Her bir organi yerli yerine yerlestirmek, her birine ayri ayri görevler vermek akilsiz suursuz bir zigotun yapacagi is midir?
Sadece bir hücremize baktigimizda, orada 2000 kadar kimyevi laboratuarin faaliyetlerinin gerçeklestigini görürüz. Bir insan vücudunda yüz trilyon kadar hücre vardir. Bunlarin içlerinde her an mükemmel isler, harika bir ölçü ve planla olmaktadir.
Dünyamizin dönme hizi da bir ölçüye göredir. Biraz yavas dönse mevsimler de dengesizlik, biraz hizli dönse insanlar savrulacakti. Yine dünyamizin günes ve ayla uzakligi da çok hassas bir noktadadir. Eger dünyamiz günese biraz yakin olsa pisecek, uzak olsa donacak, yasayamayacaktik. Ayin durumuda farkli degildir. Bu günkü yerinde olmasa idi, dünyadaki med-cezir (sularin alçalmasi ve yükselmesi) hadisesi düzensiz olacakti. Dünyamizin 23,5 derece egimli olmasi, yasamamiz için gerekli olan oksijenin çok hassas bir oranda karbondioksitle dengelenmesi muhtesem bir ölçüyü ve ÖLÇÜ SAHIBI bir zati gösteriyor.
Her sey O’na isaret ediyor.
Kainattaki hassas denge:
Allah kainattaki hassas dengeyi bazi canlilari, bazi canlilarin ihtiyaci veya düsmani yapmakla koruyor. Mesela zararli hasaratin en büyük düsmani: peygamber devesi denilen 7-8 cm uzunlugundaki bir böcektir. Bu böcek sadece bir defada 125-350 kadar yavru çikartarak dünyamizdaki hassas dengeyi sagliyor.
Bir cins ev faresinin bir sene içinde 400’e, ikinci sene 65 bine ulastigi tespit edilmistir. Eger bu üreme ilahi bir mekanizma tarafindan kontrol altina alinmasa idi, iki sene içinde yeryüzünü iki karis fare kaplardi.
Denizlere bir göz attigimizda karsimiza daha ilginç seyler çikiyor. Denizlerde milyonlarca yumurta yumurtlayan baliklarin hiç düsmanlari olmasaydi, denizler baliktan geçilmez olacakti. Mesela mezgit baligi bir senede 6 milyon yumurta birakmaktadir.
Yine denizlere bakalim. Dünyamizdan saniyede 16 milyon ton su buharlasir. Ve dünyanin dört bir yanina dagilir. Böyle bir sicakligi kömür yakarak saglamaya çalissa idik 410 000 000 000 000 000 bu kadar ton kömürü her saniye yakmamiz gerekecekti. Allah’a hamd olsun günesin yüzeyindeki 6000 derecelik sicaklik bizleri böyle üstesinden gelemeyecegimiz bir zahmetten kurtariyor.
Yer yüzündeki buhar dengesini birde Akdeniz’den bakalim. Akdeniz de muhtesem bir buhar dengesi vardir. Akdeniz iklimi genelde sicak oldugundan Akdeniz suyu en çok buharlasan denizlerden biridir. Bu denizden saniyede 116.000 ton buhar üretilir. Bu buharlar bulutlari meydana getirir. Ve bu bulutlarda rüzgarlara binerek suya muhtaç yerlere giderler. Simdi bir hesap yapalim, Akdeniz bu buharlasan suyunu geri nasil aliyor da su eksilmiyor. Eger buharla kaybettigi suyunu alamasaydi, her yil 1,5 m. alçalacakti. Ilahi kudret bu noktada bulutlari Akdeniz’in yardimina kosturur diger denizlere kosturdugu gibi. Bu yardimla her saniye gelen su miktari 31,000 tondur. Akdeniz’e dökülen irmaklarin sularina baktigimizda onlarin da miktari her saniye akan su 7.300 tondur. Geriye 75-76 ton su açigi var. Bu açik nasil kapatiliyor? Ilahi denge burada kendini gösteriyor. Karadeniz’de buharlasma azdir. bunun yaninda Don, Volga ve Tuna irmaklari onu sürekli beslemektedir. Ama buna ragmen dolup tasmaz. Bunun sebebi de her an Marmara denizinden alt akinti ile Akdeniz’e 6000 ton su göndermesidir. Geriye kalan 70 000 ton su ise Atlas okyanusundan 500 metre derinligindeki Cebel-i Tarik bogazindan geçerek Akdeniz’e gelir. Bu ve daha bir çok misaller kainattaki hassas dengeyi bizlere gösteriyor.
Her sey Ona isaret ediyor.
Kainattaki Ahenk (uyum):
Her sey yerli yerinde olmasa halimiz nasil olurdu acaba? Mesela: fareler develer gibi develer de fareler gibi olsa idi; insanlarin bazi organlari baska canlilarda , baska canlilarin bazi organlari da insanlarda olsaydi; gözümüzün biri karnimizda biride sirtimizda olsa idi, dilimiz kolumuzdan, burnumuz leylekten uzun olsa idi, kisaca her sey simdikinden farkli olsa idi, her sey her sey ile yer
degisse idi halimiz nasil olurdu? Saçlarimiz gibi kaslarimiz da uzasa, boyumuzun uzamasi hiç durmasaydi, yediklerimizi çikaramasa idik halimiz ne olurdu?
Her sey yasadigi ortama uygun yaratiliyor. Yasadigi Ortamda ona ne lazimsa onunla donatiliyor.
Mesela çok örnekten deveye bakalim. Kuran soruyor “88.17. (Insanlar) devenin nasil yaratildigina, bakmazlar mi? Bir bakalim deveye ne gibi harikalar var. Hecin (bir deve cinsi ) devesi uzun süre susuzluga dayanabilir. Sebebi hörgücündeki yaglardir. Susuzluk aninda bu yaglar parçalanir ve hidrojen açiga çikar. Nefes yolu ile de oksijen alinca hidrojen ve oksijen birlesiminden deve suyunu elde edebilir. Develer böylece susuz çöllerde uzun süre seyahat edebilirler. Ayni çölde yüzlerce kimyaci yolculuk yapsa, susuz kaldiklarinda deveye yaptirilana isi yapamazlar. Böyle harika bir isi devenin yaptigini kabul etmek ancak develerin isi olur herhalde? Devenin kirpikleri genistir. Çöl firtinalarinda uzun kirpikler göze kum girmesini önler, dudaklari yiyecegine göre ayarlanmistir. Üst dudagi yukari dogru yariktir. Yiyeceklerinin arasinda bulunan dikenli seyler dudaklarini tahrip etmeden geçebilir. Ayaklari çok genistir. Çölün kumuna saplanmasin diye.
Develer kendi ürelerini (diskilarini) ihtiyaç aninda tekrar kullanabilirler. Onlari besin haline dönüstürebiliyor. Diger taraftan da onlari karacigerinden geçirip su elde edebilir. Böylesine insan teknolojisi hala ulasmis degil. Daha bir çok özelligi ile deve yasadigi ortama göre yaratildigini çevre ile uyum içinde donatildigini en kör gözlere bile göstermektedir. Her seyi yaratan yarattigi seyleri ihtiyaçlarini saglamaya uygun bir sekilde yaratiyor. Kime mide vermisse ona uygun gidayi da dünya sofrasina koymus.
Içgüdü denen sey:
Sfenk denilen bir cins yaban arisinin ölecegini anlayip yavrularini dünyaya getirmesi oldukça ilginç. Bu ari yavrularina ait yumurtalar için bir çukur kaziyor. Bu çukura bir de çekirge birakiyor. Ama biraktigi çekirgeyi öyle bir yerinden sokuyor ve öyle hassas oransa zehir birakiyor ki, çekirge ne ölüyor ne de hareket edebiliyor. Adeta bitkisel hayata giriyor. Anne ari bu sekildeki yuvanin agzini kapatip bir daha dönmemek üzere gidiyor. Yumurtadan çikan yavrular konserve haline getirilmis çekirgeyi yiyerek besleniyor. Biraz güçlenince de yuvadan ayriliyorlar. Simdi su sorulari soralim. Ari ölecegini anlayip bu faaliyetleri yapma yoluna nasil girebiliyor? Hastanedeki hemsireler bile igneyi vururken damari bulmada zorlanirlarken ari çekirgede sokacagi yeri nasil biliyor ve nasil oluyor da onu öldürmeyip felç edecek oranda zehirliyebiliyor. Bizim bile anlamakta zorlandigimiz seyleri arinin anlayarak yaptigini veya ateistlere göre bu isleri bagli bulundugu tabiat derneginin diger üyelerinden ögrendigini söyleyenler ve içgüdü deyip basite alanlar arilara bile komik olacaklardir.
Eserin harikaligi sanatkarin harikaligini ve büyüklügünü de gösterir.
Isterseniz basimizi kaldirip birazda gök yüzüne bakalim. Bundan 2000 yil önce dünya denilince Akdeniz ve çevresi akla geliyor, günesin büyüklügü hakkinda olsa olsa Arabistan kadardir diyorlardi. Simdi ise gelisen teknolojinin gösterdigi genisligi anlamakta zorluk çekiyoruz.
Günesimiz dünyadan 1milyon 300 bin defa büyüktür. Isigi bize saniye de 300 bin km hizla geldigi
halde 8 dakikada ulasir. Günesin içinde 20 bin yüzeyinde ise 6 bin derece sicaklik vardir. Eger merkezinden igne basi kadar bir parçayi getirse idik 160 km uzakliktaki bir insani sicakligi ile öldürecekti. Dünyamiza milyonda biri gelen Günes isiginin tamamini depolamak mümkün olsa idi bir yil boyunca insanlarin tüm ihtiyaçlarini karsilayacakti. Günesimiz bu kadar büyüklügüne ragmen bizim galaksimiz içindeki yeri çok ufaktir. Günes sistemimizin yer aldigi galakside günesimizden çok büyük olan 200 milyar yildiz bulunuyor. Kainattaki galaksi sayisinin ise 100 milyar oldugu saniliyor. Bu büyüklüklerin ne anlama geldigini anlamak için galaksimizin ölçüsünü verelim. Samanyolu galaksimizin eni 10 bin isik yili ( isik hizinin saniye 300 bin oldugunu hatirlayin) boyu ise 100 bin isik yili, çapi ise 60 bin isik yili. Simdi bu ölçülere sahip olan 100 milyar tane daha galaksi oldugu ilim adamlari tarafindan söyleniyor. Hayalimizle dahi anlamakta zorlandigimiz bu büyüklügü anlamak için kainati ufak bir maket haline getirelim bir de öyle bakalim.15 milyon km’lik (60 bin isik yili) bir alani kaplayan günes sistemimizi bir toplu igne basi kadar küçültelim, günes sistemimiz bu kadar küçülünce dünyamizdan 1300 000 defa büyük olan günesimizi bu maket içinde mikroskopla bile göremiyoruz. Bu noktada dünyanin daha ötede insanin küçüklügün anlatacak ifade bulamiyoruz. Burada çok çok küçük ifadesi bile çok çok çok büyük kaliyor. Bu maket içinde bize en yakin yildiz olan Alfa Centaure 200 m. ötede yer alacak. Her bir yildiz toz zerresi kadar küçük bir hale gelecek. 200 milyar yildizi içine alan galaksimiz bu maket içerisinde Asya kitasi kadar bir yer tutacak. Uzaya dogru yol alinca bizim galaksimizden 50 bin km ötede Yine Asya kitasi büyüklügünde bir baska galaksi karsimiza çikacak yine maketimiz içinde 2 milyon galaksiye ugradigimizda maketimizin 5 milyon km çapinda bir yer kapladigini da görecegiz. Geride daha ugrayacagimiz milyarlarca galaksiye bu makette ugramiyoruz. Durum böyle oldugu halde maketimizin büyüklügüne bir bakalim.
Simdi basa dönelim 5 milyon metrekarelik maket içinde yerimiz görünmeyecek kadar. Maketin içinde bile yerimiz görünmez ise gerçek kainat içinde yerimiz acaba nasildir. Evet kainat bu kadar büyük bizde küçüklügümüzü anlayamayacak kadar küçük. Lütfen haddimizi bilelim.
Tekrar gözümüzü yere çevirelim ve mikroskopla bakalim. 1 gram toprakta yüz milyon canli bulunur. Bunlara bakteri diyoruz. Bunlar hayatimizin devamini saglarlar. Organik maddeleri ayristirir. Ölü canlilari ayristirarak topraga dönüstürür. Delki onlar olmasa yer yüzü insan ve hayvan cesetleri ile dolacak cesetler, düsün yapraklar, çürüyen agaçlar topraga karismayacakti.
Kainat sarayinda yukaridan buraya kadar yaptigimiz kisa seyahatte görüldü ki, Kainatta en ufak seylerden en büyük seylere kadar bir ilim, irade, kudret ve sanat kendini gösteriyor. Bir ota bile sebep olamayan tabiatin bu kadar muntazam islere sebep olacagini düsünmek ve kabullenmek Insani insanlik seviyesinden asagiya düsürür.
Bu kadar delilden sonra hala Allah’a inanmayan insanin, Ben Allah inanmiyorum demesi bir sey ifade etmez. Iddiasina delil getirmesi gerekir. Günes her tarafi aydinlatiyorken gözünü yumup karanlik diyen insan sadece kendine karanlik yapar. Günesler kuvvetinde bunca delil varken hala yoktur diyenler günese gözünü yuman körlerdir. Profesör de olsalar körlerdir. Bu kadar açiklamadan sonra Biz Kuran’in sordugu soruyu yine Kuran ifadesi ile soralim “43.9. An dolsun ki, onlara gökleri ve yeri kim yaratti? diye sorsan; "Onlari süphesiz güçlü olan, her seyi bilen Allah yaratti" derler.”
Görmedigimiz seylerin varligina nasil inanacagiz?
Imandan uzak insanlar tarafindan çok sorulan bir sorudur. Bu soruya degisik sekillerde cevaplar verebiliriz.
Inanmak kalbe ait bir fonksiyondur. Insan inanmaya çesitli yollarla gider. Görme bunlardan sadece biridir ve tek basina yeterli degildir. Gerçekleri bulmada görmeyi tek ölçü kabul edenler, insanin duyu organlarini bire indirmis olurlar.
Kainatta var olan seylerin varligini anlamada gözün yaninda baska organlarimizda vardir. Göz, tatlari görmez. O isi dil yapar. Göz kokulari görmez o isi burun yapar. Göz sesi görmez, o isi kulak yapar. Göz sogugu ve aciyi hissetmez, o isi hislerimiz yapar. Göz sebeplerden sonuçlar çikarmayi yapamaz, o isi akil yapar. Simdi var olan seylerin varligini ispatlamada gözü tek ölçü kabul edersek, tatlari, kokulari, sesleri, hisleri, ve düsünceleri hep inkar etmemiz gerekir. Bunlari inkar etmenin zorlugu yaninda, gözün her seyin varligini anlamada tek ölçü olmadigi gerçegini kabul etmek daha kolaydir.
Görüs alanimizin disinda olan manevi seylerin varligini aklimizla anlar kalbimizle tasdik ederiz. Aklimizla anlamasak ta tasdik ederiz. Çünkü Akil kendisi sinirli ve acizdir. Biz aklimizin haddini bilir. Onunla anlayabildigim yerler kadar gider, ondan sonrasina da iman ederiz.
Mesela kisin yagan karin üzerinde gördügümüz bir ayak izine baktigimizda oradan bir insanin geçtigini anliyoruz. O izin derinliginden, genisliginden, biraktigi sekillerden belki bu izi birakanin küçüklügü büyüklügü yönü ile nasil biri oldugunu da anlariz. Yani görünen seylerle görülmeyenleri anlayabiliyoruz. Bizim gördügümüz ayak izine gözleri var diye inegi de getirip baktirsak, inek gördügümüzü görecek ama anladigimizi anlayamayacak. Her seyin varligini anlamada gözü tek basina yeterli görenler, gözümle görmedigimi inkar ederim diyenler, Göz sahibi hayvanlarin seviyesine indiklerini görmelerini (!) isteriz.
Allah’i neden görmüyoruz?
Bu soruya verilecek cevap bir yönü ile okuldaki ögrencinin imtihan sirasinda imtihan sorularini neden görmüyoruz sorusuna çok benziyor. Cevabimiz da ögrenciye verilen cevaba çok benzeyecek. Dünya imtihan yeri oldugu için bizler Allah’i görmüyoruz. Nasil ki imtihanda sorularin gösterilmesi günlerce çalisan ögrenciye haksizlik, imtihan gününe kadar yatan ögrenciye de hakki olmayan bir seyi vermek olacaktir. Aynen bunun gibi görmeyip de varligina inandigimiz seyler bizlere gösterilse idi, dünyada imtihanin bir manasi kalmayacakti, iyi insanlarla kötü insanlar ayrilmayacak, dünyaya gelis manasiz, cennet manasiz, cehennemin yaratilmasi da manasiz olacakti.
Acaba su dünyanin kaçta kaçini görüyoruz. Birakin dünyayi bulundugumuz ülkenin ve sehrin bile tamamini göremiyoruz. Simdi Allah’in yarattigi kainatin milyonda, belki milyarda birini gören, üzerinde bulundugu dünyanin % 1’ini gören bir göze sahip olamayan insanin bu sinirsiz kainatin sahibini görmeyi iddia etmesi ve sonra göremedim diye inkar etmesi kendi varligini inkar etmesi kadar saçmadir.
Az sulandirilmis bir misalle konuya baska örnek daha verelim. Bir milimetreküp kanda 4-5 milyon birden bulunan alyuvarlarimizdan birisi kendi minnacikligina bakmadan vücuttaki akyuvarlarin elinden kaçan kötü düsüncelerini vücutta yaymaya çalisan bir terörist mikrobun yanlis fikirlerinden etkilenip söyle dese “ben içinde bulundugum su vücudun sahibini simdiye kadar hiç göremedim, ben göremiyorsam o yoktur” ne kadar komik duruma düser degil mi? O alyuvardan milyonlarca defa büyük olan, üstelik te akli olan insan, milyarlarca defa küçük oldugu su kainatin içinde bu kainatin sahibini göremiyorum, öyle ise yoktur demesi onu alyuvardan daha komik bir duruma düsürür, alyuvar akli olmadigi için mazur görülebilir ama insan görülemez ..
Görmedigini Inkar edenlerin sayisinin çoklugu var olani yok yapmaz.
Beni göremedigi için bana yok diyen vücudumdaki alyuvarlarin sayisi 5 milyon olsa da 5 milyar olsa da hatta vücudumda bulunun 5 kilo kanin içindeki akyuvarlarin ve alyuvarlarin hepsi bana yoksun dese de, ben yok olmam ben yine varim. Aynen bunun gibi yeryüzünde yasayan 5 milyar insan bile, biz göremiyoruz öyleyse Allah yoktur dese, Bu Allah’i (hasa) yok yapmaz, O vardir. Ve birdir.
Göremedigimiz sadece Allah cc degildir.
Elektrigi de göremiyoruz ama inkar edemiyoruz. Havayi da göremiyoruz, ama yoktur diyemiyoruz. Aklimiz, ruhumuz, hislerimiz de göremedigimiz seyler arasinda ama bunlara kimse yoktur demiyor. (Bir saka) Bu konuda bu kadar açiklamayi birine yaptiniz ve hala görmedigime inanmam diyorsa, onun kafasina agritacak bir sekilde vurun (öldürecek bir sekilde degil) o mutlaka bagiracaktir. Bagirmadiysa bir daha vurun, bu sefer agriyacaktir. O kafami agrittin dediginde, ben senin gibi görmedigine inanmayan biriyim agriyi gösterene kadar vurmaya devam edecegim deyin, ne kadar vurursaniz vurun o yine agrilari gösteremeyecektir. Siz vurmaya devam edin o belki ölecektir ama bu seferde öldügünü de göremeyecektir. Her halde sonra mezar tasina “görmedigine inanmazdi zavalli” yazilabilir.
Allah’i kim yaratti?
Bu soru dil bilgisi kurallarina göre bir soru özelligi tasisa bile, mantik yönü ile yanlis bir sorudur. Bir kere yaratilan yaratici olamaz. Allah’in bir yaratici olmasi için yaratilmis olmamasi lazim.
Her seyin bir sebebi oldugunu görenler, Allah içinde bir sebep ariyorlar, bununla da akillilik yaptiklarini zannediyorlar. Allah’in her seyin sebebi oldugunu bilmiyorlar. Her seyi bir yaraticiya dayandirmadan hiç bir seyi açiklayamayiz. Her seyi bir seye dayamadikça bu sorularinin arkasi kesilmez. Mesela binlerce sifiri yan yana dizelim sifirin disinda rakamlardan birini onlarinin önüne koymadikça sifirlar milyonlarca da olsa hiç bir sey ifade etmeyeceklerdir.
Soralim basimiz nerede duruyor, omuzlarimizin üzerin de omuzlarimiz neyin üzerinde, gövdemizin, gövdemiz ayaklarimizin, ayaklarimiz dünyanin, dünya neyin üzerinde ????? Ayni soruyu degistirerek kendimize soralim beni annem dünyaya getirdi, annemi anneannem, onu onun annesi, onun annesini kim....??? bu sorulari ilk insan Hz. Adem ve Havva’ya kadar götürürüz ya ondan sonra ....Bu türlü mantik yürütmeler, tavuk mu yumurtadan çikti, yoksa yumurta mi tavuktan çikti sorusunun tekrarina benzer, bu soru birinden birine öncelik vermeden bitmez, tavuga öncelik verirseniz, tavugu yaratan birini kabul etmeniz gerekecek, siz burada durmayip tavugu kim yaratti, baska bir tavuk, baska bir tavugu kim yaratti daha baska bir tavuk diye devam ederseniz, halinize tavuklar bile güler. Isi mutlaka bir tavuga dayayacak ve onu yaratan da Allah’tir diyeceksiniz, yada ömrünüz yeterse tavuk sülalesi sayma gibi bir mirasi ölümünüzden sonra sizden sonrakilere birakip gideceksiniz.
Hasa Allah’i kim yaratti sorusuna, mantiksiz olmasina ragmen cevap olarak Allah’i da baska bir Allah yaratti desek, bu cevap da yetmeyecek çünkü, soru bu seferde Allah’i yaratan Allah’i kim yaratti seklinde sürüp gidecek. Her sey bir sebeptir. Bu sebepleri kendisinin sebebi olmayan biri yaratabilir o da Allah’tir. Bu kadar sebebin varlik sebebini Allah’in yaratmasina vermez tabiat yaratti veya sebepler yaratti derseniz, yaptiginiz is binlerce sifirin yanini bir kaç sifir koymaktan öte gitmez. Sifirlarin çogalmasi hiç bir sey ifade etmez.
Allah’in ayni anda her yerde isim ve sifatlari ile tecelli etmesini ve bize sah damarimizdan daha yakin olmasini nasil anlayacagiz?
Allah’in, kullarinin her seyinden ayni anda haberdar olmasi, herkesin içinden geçenleri bilmesi, insanlara sah damarlarindan daha yakin olmasi, insanlarin da Allah’tan sonsuz derecede uzak olmasi hakikatini aklina sigdiramayan insanlar bu gerçegi inkar yoluna gidiyorlar. Her seyi Allah’in yarattigi gerçegine kesin inanarak yola çikan insanlar. Asagida verecegimiz misallerle tatmin olacaklar. Misallerin özü su olacak. Allah için aklimizin almadigi isleri onun yarattigi varliklar bile yapiyorsa, onlari yaratan için böyle seyleri yapar mi diye düsünmek onun kudretini anlamamadan kaynaklaniyordur.
Mesela Allah’in yarattigi bir varlik olan, Ruhumuz ayni anda vücudumuzun her yerinde görev yapmakta bir görevi digerine mani olmamaktadir. Konusmamiz duymamiza duymamiz düsünmemize, düsünmemiz sogugu sicagi hissetmemize mani degildir. Yine Allah’in yarattigi kainatta bir varlik olan günes kendine yakin olan seyleri aydinlatirken uzak olanlarin aydinlatilmasinda zorluk çekmiyor. Dagin zirvesindeki kartalin gözbebeginde kendini gösterirken, ovada otlayan koyununda gözbebeginde kendini gösterebiliyor. Günes denizin yüzeyinde kendini gösterirken, binler parçaya bölünmüs cam parçalarinda, kar tanelerinde de görünüyor. Çok yer de görünmek ona zahmet vermiyor. Bir zerre de görünmekle, bin zerre de görünmek ona zor gelmiyor.
Agaçlara baktigimizda bu hakikatin onlarda da kendini gösterdigini görmekteyiz.
Bir agacin kökü, yapraklari bir tane de olsa, bin tane de olsa hepsi ile ilgileniyor. Birileri ile ilgilenmek diger yapraklarla ilgilenmesini mani olmuyor. Ayni anda her an agacin bütün üyelerini görüp gözetiyor. Böyle bir ilgi ve görüp gözetmeden köke yakin yapraklar istifade ederken uzaktakiler mahrum kalmiyor. Yani basit bir agaç için bile kendine uzak olanla yakin olana ayni anda ulasmak zor olmuyorsa, bin yaprakla ilgilenmesi bir yaprakla ilgilenmesi kadara basit geliyorsa, Bütün agaçlari ve günesleri yaratan için yaratigi aciz varliklarin bile yaptigi isleri Allah’in yapamayacagini düsünmek, ögrencinin yaptigi isi ona ögreten ögretmeninin yapamayacagini düsünmek kadar komik olur.
Allah’in dokunmadan is yapmasini nasil anlayacagiz.
Bu konuya da yukaridaki meseleye baktigimiz açidan bakabiliriz. Allah’in aciz kullari bizler dahi dokunmadan, temas etmeden isler yapabiliyoruz. Ama burada bir yanlisliga temas edelim, Bu konudaki anlamsizlik insanin Allah’i tanimamasindan onu da kendi gibi düsünmesinden kaynaklaniyor. Insan söyle düsünüyor. “Ben bir is yapacaksam yaninda bulunmam gerekiyor. Peki Allah yaptigi islerin hem yaninda olmadan hem de dokunmadan nasil yapiyor?” Evet sanatkar maddi ise bu yaklasim dogru ama sanatkar maddilikten uzaklastikça yaptigi isin yaninda bulunmadan isini yapabilir. Mesela kalem maddidir. Yazi yazmamiz için onu elimize alip yazmamiz gerekir. Ama görme manevidir. Kitabi yarim metreden okuruz, onu okumak için kalemin kagida degdigi gibi kitabin gözümüze degmesine gerek yok. Yine elektrigin biz aydinlatmasi için bizimle temasina gerek yok çünkü maddi degil bize dokunmadan da bizi aydinlatabilir. Hiç aci vermeden de gözümüzün içine girer. Uzaktan kumandali cihazlar dokunmadan is yapma gerçeginin en iyi anlatan örneklerdir. Lazer isinlari da konumuzun anlasilmasinda bizlere yardim eder. Evet aklimiza bu kadar yaklasan gerçegi aklen kabul etmek akillica olur. Hala bu konuyu kisinin akli almiyor ve kabul etmekte zorlaniyorsa o kisinin akliyla bir problemi oldugu gerçegini kabul etmesi daha kolaydir. Onu kabul etsin.
Allah'a "Tanri" denir mi?
Allah'a "tanri" denip denmeyecegini yine Allah'in bize ögrettigi kendi isimlerine bakarak cevap verelim. Eger Allah'in ve Resulu'nün ögrettikleri isimler arasinda varsa, Allah'a Rahman dedigimiz gibi tanri da deriz. Ama yoksa, Allah kullarina kendini o isimle tanitmamissa dememek daha dogru olur. Bu konuya bir ayetle açiklik getirelim; "En güzel isimler (el-esmâü'l-hüsnâ) Allah'indir. O halde O'na o güzel isimlerle dua edin...."(Araf 180) yani bu ayetin bir diger manasi da, bu isimler arasinda olmayan isimlerle dua etmeyin manasina da gelir. Kaldi ki, tanri kelimesi yer tanrisi, gök tanrisi gibi insanlar tarafindan uydurulan ve ilah olma özelliklerinden uzak olan seyler için kullaniliyor. Allah içinde tanri kelimesini kullanan kisinin kasti, yukaridaki ilahlar kategorisinde Allah'a bir yer vermekse, bu niyet o insani bas asagi götürür, yok eger cehaletinden dolayi söylüyorsa mazur görülmesi umulur. Insanlar bile kendilerini kendilerinden düsük mahlukat kategorisinde bir isimle anan kisilerden rahatsiz olurlar. Mesela bir insani "inek" diye çagirsak her halde memnun olmayacak ve tepki gösterecek, insan bile kendinden asagi baska mahluklarin seviyesinde bir isimle isimlendirildiginde sinirleniyorsa, Allah'in cc. ne derece gazaplanacagi çok açik görülmektedir. Bundan sakinmali, böyle söyleyen insanlari da hikmet lisaniyla tatli bir sekilde uyarmali.....
Cenab-i Hak Kur'an'in bir çok yerinde neden kendinden "Biz" diye bahsediyor. Hasa bir kaç tane Allah'mi var?
Konularin akisina göre Cenab-i Hak Kuran’da bazen "ben" bazen de "biz" kullanmakta. Bunlar duruma göre degisiklik göstermektedir. Bunlarin daha iyi anlasilmasi için Kuran’dan bir kaç ayete bakalim:
"Ey Israil ogullari! Size verdigim nimetlerimi hatirlayin, bana verdiginiz sözü yerine getirin ki, ben de size vadettiklerimi vereyim. Yalnizca benden korkun."(Bakara 40) "Kullarim sana, beni sordugunda (söyle onlara): Ben çok yakinim. Bana dua ettigi vakit dua edenin dilegine karsilik veririm. O halde (kullarim da) benim davetime uysunlar ve bana inansinlar ki dogru yolu bulalar." (Bakara 186) "Ben cinleri ve insanlari, ancak bana kulluk etsinler diye yarattim." (Zariyat 56) daha bunlar gibi çok ayetlerde Cenab-i Hak kendi zatini kastederek "Ben" manasina gelen zamiri kullaniyor. Bu ayetlerin konularina iyi bakildiginda dogrudan Cenab-i Hakkin zatiyla alakali oldugu ve arada hiç bir vasitayi kabul etmeyecegi görülür.
Biz diye hitap edilen ayetlere baktigimizda arada vasitalar vardir. Mesela Kur'an'in indirilisinden bahseden bütün ayet-i kerimelerde "biz indirdik" denmektedir. Burada Allah'la Peygamberi arasinda devamli bir vasita vardir. O da melek Cibril'dir. Hasa Allah'in vasitalar kullanmasi, ihtiyaci oldugundan degil, azamet ve kudretini kullarina göstermek içindir. Dünya sebepler dünyasidir. Her sey bir sebebe baglidir. Çocugun dünyaya gelmesinde anne baba sebeptir. Allah bazen bazi sebepleri aradan kaldirarak yaratir. Adem as. ve Isa as. örneklerinde oldugu gibi. Sebepler Allah'i baglamaz. Dünya imtihan dünyasi oldugundan sebeplere müracaat edilmistir.."Biz" diye bahsedilen bazi ayetlere bakalim. "Kur’an’in kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacagiz." (Hicr 9) "Süphesiz ölüleri ancak biz diriltiriz. Onlarin yaptiklari her isi, biraktiklari her izi yazariz. Biz, her seyi apaçik bir kitapta (levh-i mahfuz'da) sayip yazmisizdir." (Yasin 12)
Bazen bizler bile emrimizde kullandigimiz vasitalari
da kastederek "biz" diyoruz. Bazen de saygi makaminda bir kisiye karsi
"siz" dedigimiz de oluyor.