Namaz Vakitleri



47- Farz namazlarla bunlarin sünnetleri için, vitir namazi, teravih namazi, cuma ve bayram namazlari için vakit de bir sarttir. Söyle ki: Farz namazlar, sabah, ögle, ikindi, aksam ve yatsi namazlarindan ibarettir. Cuma namazi da ögle vakti içinde yerine getirilir. Bu namazlarin vakitlerini bilmek farz olan bir görevdir. Vakti henüz girmeden kilinan bir namaz geçerli degildir, vakti içinde yeniden kilinmasi gerekir. Vakti çiktiktan sonra kilinacak bir farz namaz ise, eda degil, kaza edilmis olur. Kaza ise, her yönü ile edanin yerini tutmaz. Bir namazin özür olmaksizin kazaya birakilmasi, Yüce Allah yaninda büyük sorumluluk gerektirir. Sünnet namazlarla, cuma ve bayram namazlari, vakitleri çikinca kaza edilmezler.
48- Sabah namazinin vakti, ikinci fecrin dogusundan günesin dogusuna kadar olan namazdir. Ikinci fecir, sabaha karsi dogu tarafin ufkundan yayilmaya baslayan bir aydinliktan ibarettir. Bununla sabah vakti gerçek olarak girmis olur. Bunun için buna "Fecr-i Sâdik" denir. Bunun karsiligi, birinci fecirdir ki, gökte iki tarafi karanlik dörtgen bir çizgi seklinde beliren bir beyazliktir. Bu az sonra kaybolur. Arkasindan bir karanlik gelir. Bundan sonra ikinci fecir meydana gelir. Bu birinci fecre, sabahin gerçekten girdigini göstermediginden ve yalanci bir aydinlik oldugundan, Fecr-i Kâzib (yalanci fecir) adi verilmistir. Bu fecir gece hükmündedir. Onun için bu vakitle ne yatsi vakti çikmis, ne de sabah vakti girmis olur. Öyle ki, bu vakit içinde yiyip içmek de, oruç tutan kimseye haram olmaz.
49- Sabah namazini ortalik açilip agardigi zaman kilmak müstahabdir ve daha faziletlidir. Buna "Isfar" denir. Söyle ki: Ikinci fecrin aydinligi tam meydana çikip da gecenin karanliginin açilacagi zamandir ki, atilan bir okun nereye düstügünü aticinin görebilecegi bir vakte kadar sabah namazi geciktirilmelidir. Ayni zamanda, kilinan bir sabah namazinin fesadi halinde, o namazi günes dogmadan önce sünneti ile kilabilecek bir zaman da kalmalidir. Yalniz kurban bayraminin ilk gününde Müzdelife'de bulunacak hacilar, için, o günün sabah namazini hemen fecrin arkasindan daha ortalik karanlik iken kilmak daha faziletlidir. Buna "Taglis" denilmektedir. Üç imama göre, her zaman taglis daha faziletlidir.
50- Ögle namazinin vakti, günesin tam tepe noktasina geldikten sonra batiya dogru meyletmesi ile baslar. Günesin tam tepeden batiya meyletmesi anina "Fey-i Zeval" denir. Bu halde bulunan gölgeden baska, her seyin gölgesinin iki misline çiktigi zamana kadar ögle vakti devam eder. Öglenin bu son vaktine "asr-i sani" derler. Bu, Imam Azam'a göredir. Imam Ebû Yusuf ve Imam Muhammed ile diger üç imama göre, Fey-i zevalden baska her seyin gölgesi, kendisinin bir misline ulasinca ögle namazinin vakti çikmis ve ikindi namazinin vakti girmis olur. Bu zamana da "Asr-i evvel" denir. Bu ihtilaftan kurtulmak için, daha önce tarif edilen asr-i saniye kadar geciktirmemelidir. Ikindi namazini da asr-i sanide kilmalidir.
Cuma namazinin vakti, aynen ögle namazinin vaktidir. (*)
51- Ikindi namazinin vakti, yukarda açiklanan iki görüse göre, ögle namazinin vaktinin çikisindan günesin batisina kadar olan zamandir. Yazin ögle namazini biraz serinlik çikincaya kadar geciktirmek, kisin da ilk vaktinde kilmak müstahabdir. Ikindi namazini da günesin renginin henüz degismeyecegi bir vakte kadar geciktirmek daima müstahabdir. Günesin bu degismesinden maksad, günesin gözleri kamastirmayacak bir duruma gelmesidir.
52- Aksam namazinin vakti, günesin batmasindan baslayip safagin kaybolmasina kadar devam eden zamandir.
Safak, Imam Azam'a göre, aksamleyin ufuktaki kizartidan sonra meydana gelen beyazliktir. Imam Ebû Yusuf ile Imam Muhammed ve diger üç imama göre ve Imam Azam'dan diger bir rivayete göre safak, ufukta meydana gelen kizartidir. Bu kizarti gidince aksam namazinin vakti çikmis olur.
Aksam namazini ilk vaktinde kilmak müstahabdir. Aksam namazinin vakti dar oldugundan onu geciktirmek uygun olmaz. Bu namazi kizartinin kaybolmasina kadar geciktirmemelidir.
53- Yatsi namazinin vakti, yukarda açiklanan iki görüse göre, safagin kaybolmasindan baslayip ikinci fecrin dogusuna kadar devam eder. Fecir dogunca yatsi vakti bitmis olur.
Yatsi namazini gecenin üçte birine kadar geciktirmek müstahabdir. Gecenin yarisina kadar geciktirilmesi ise mubahtir. Ikinci fecrin biraz öncesine kadar geciktirmek, bir özür olmadikça, mekruhtur. Çünkü bu durumda yatsi namazinin kaçirilmasindan korkulur. Ihtilaftan kurtulmak için de, ufuktaki beyazlik kaybolmadikça yatsi namazini kilmamalidir. Bulutlu günlerde, sabah, ögle, aksam namazlarini biraz geciktirmeli, ikindi ve yatsi namazlarini da biraz erken kilmalidir ki, bu müstahabdir.
54- Vitir namazinin vakti, yatsi namazinin vaktidir. Ancak vitir konusu ile ilgili bir emirden dolayi vitir namazi yatsi namazindan sonra kilinir. Vitir vaktinin bu sekilde olusu Imam Azam'a göredir. Iki imama göre, vitrin vakti, yatsi namazi kilindiktan sonra baslar. Bu ayrilik üzerine söyle bir mesele ortaya çikar: Bir kimse yatsi namazini kildiktan sonra elbisesini degistirip baska bir elbise ile vitir namazini kilsa ve önceki elbisesinin temiz olmadigi anlasilsa, Imam Azam'a göre yalniz yatsi namazini yeniden kilmak gerekir. Iki imama göre ise, her iki namazi tekrar kilmasi gerekir; çünkü vitir namazi vaktinden evvel kilinmis olur.
Bir insan uykudan uyanacagina güveni yoksa, uyumadan önce vitir namazini kilmalidir. Eger uyanacagindan emin ise, vitir namazini gecenin sonuna kadar geciktirmesi daha faziletlidir.
55- Teravih namazinin vakti, sahih kabul edilen görüse göre, yatsi namazindan sonradir, sabah namazinin vaktine kadar devam eder. Hem vitirden önce, hem de vitirden sonra kilinabilir. Fakat yatsi namazi kilinmadan teravih namazi kilinmaz; kilinacak olsa tekrarlanmasi gerekir.
56- Bayram namazlarinin vakti, sabahleyin günes yükselip de kerahet vakti çiktiktan itibaren baslar ve günesin istiva (tam ortada bulunma) zamanina kadar sürer.
Ramazan bayrami namazi, bir özür sebebiyle birinci günün istiva zamanina kadar kilinamazsa, ikinci günün istiva zamanina kadar kilinir. Özür devam etse bile, artik üçüncü gün kilinamaz.
Kurban bayrami namazi ise, bir özürden dolayi birinci gün kilinamazsa, ikinci gün kilinir. Ikinci gün de bir özür sebebiyle kilinamazsa üçüncü gün istiva zamanina kadar kilinir. Bir özür olmaksizin bu bayram namazlarini ikinci ve üçüncü güne birakmak kötü bir is olur. Bu bayram namazlarini istiva aninda ve istivadan sonra kilmak hiçbir surette caiz degildir, kaza da edilmezler.
57- Vaktin müsait oldugunu sanarak bir sünnet namaza baslamis olan kimse, iki rekat kildiktan sonra farzin kaçirilacagindan korkarsa, baslamis oldugu namazi birakmaz, iki rekattan sonra tesehhüde oturup sonra selam verir. Üçüncü rekatta ise, dördüncü rekati da kilar, sonra selam verir. Çünkü böyle baslanmis olan bir namazin yerine getirilmesi gerekir.
58- Vakit, namazin sarti oldugu gibi, vücubunun da sebebidir. Bu bakimdan, bir yerde namaz vakitlerinden biri veya ikisi bulunmasa, o vakitlere ait olan namazlar, o yer halkina farz olmaz. Bazi bölgelerde yilin bir mevsiminde daha safak kaybolmadan fecir dogarak sabah vakti girmektedir. Bu gibi yerlerde yatsi namazi düsmüs olur; çünkü yatsinin vakti bulunmamistir. Abdest organlarindan birini veya ikisini kaybeden kimse için bu organlarini yikamak zorunlulugunun kalkmasi da bunun gibidir. Bu sekilde fetva verilmistir. Bununla beraber bazi fikih alimlerine göre, bu gibi yerlerde bulunan müslümanlar da, bes vakit namaz kilmakla yükümlüdürler. Bulunduklari yerde bu namazlardan herhangi birinin vakti meydana gelmemis olsa, o namazi kaza seklinde kilarlar veya bes vaktin bulundugu kendilerine en yakin bir bölgenin vakitlerine göre, o namaz için vakit belirleyerek namazi yerine getirmeye çalisirlar. Gerçek su ki, vakit namazin sartidir, bir sebebi ve bir alametidir. Fakat namazin asil sebebi, Allah'in bir emri olusudur ve Ilahî nizamin arka arkaya devam edip gitmesidir. Bu bakimdan bütün müslümanlar, bu bes vakti kilmakla yükümlüdürler. Onun için bunlari kilmalari gerekir.
Imam Safiî'nin içtihadi da bu sekildedir. Ihtiyata uygun olan da budur.
Uzun zaman günesin batmadigi veya dogmadigi bölgelerde namaz vakitlerinin böyle takdir edilip edilemeyecegi fikrinde fikih alimlerinin ihtilafi vardir. Bu gibi bölgelerde bulunduklari kabul edilen müslümanlarin oruçlari ve zekatlari hususunda yine böyle bir ölçü koymak uygun görülmektedir.
59- Her gün bes vakit namaz kilmanin pek çok hikmetleri vardir. Biz burada yalniz su kadarini arzedelim: Insan sabahleyin sanki yeni bir hayata kavusmus, karanliktan aydinliga çikmis olur. Yeni bir çalisma gayreti içine girmis olur. Insana bu hayat ve çalisma gücünü veren ve insana basari saglayacak olan ancak Yüce Allah'dir. Bundan dolayi insan, bu hayat nimetine sükretmek ve bunu bir hayirla sona erdirmek için mübarek sabah namazini kilmakla yükümlü tutulmustur.
Insan sabahdan aksama kadar hayatin nimetlerinden yararlaniyor. Bu zaman içinde devamli olarak maddî bir çalisma gayreti gösteriyor. Bu bir basari eseridir. Iste bu basariya sükretmek ve bu basarinin ruhlari duygusuzluk ve katilik içinde birakmasina engel olmak için de ögle ile ikindi namazlari farz kilinmislardir. Aksamin yaklasmasi ile, sona ermeye yüz tutan bir günlük yasayisin ve çalismanin, ruha zevk veren bir ibadetle sona ermesi, bir mutluluk ve sükür nisani ve bir kulluk görevi olacagindan aksam namazi kilinmaktadir.
Insan daha sonra uyku alemine can atacaktir. Ölümün bir çesidi olan bir bakimdan da huzur ve istirahat devresi sayilan bu aleme varmadan önce bir günlük hayata kutsal bir ibadetle son vermek, bir de, o ölüme benzer alemi Ilahî bir zevk ve uyaniklikla geçmek, yaraticimizin magfiretine siginmak iyi bir sonuç olacagindan da yatsi namazi kilinmaktadir.
Sonuç: Gerek insanin ve gerek çevresindeki bütün varliklarin hayatlarinda, dogmak, büyümek, duraklamak, yaslanmak ve sonra da ölüp gitmek gibi degisik bes safha meydana gelmektedir. Artik büyük bir nimet olan bu safhalara bir karsilik olmak ve insanin maddî çalismalari ile manevî çalismalari arasinda bir denge kurabilmek için, bes vakitte kilinan namazlardan daha yüksek ve daha faziletli bir çare bulunamaz. Bizleri bu kutsal ibadetle yükümlü olmak serefine ulastiran ikrami çok bol mabudumuza ne kadar sükretsek yine azdir.

(*)Bu vakitlerin güzelce anlasilabilmesi için bazi deyimleri bilmek gerekir. Söyle ki: Gündüz vaktine Arabça "Nehar" denir. Nehar iki kisimdir. Biri Nehar-i Serî (Ser'î Gündüz)'dir ki, fecr-i sadiktan günesin batisina kadar devam eder. Digeri de, Nehar-i Örfî (Örfî Gündüz)'dir. Bu da günesin dogusundan batisina kadar olan zamandir ve nehar-i ser'î'den kisadir.
Ögle vakti, günesin zevalinin hemen arkasindan baslar. Zeval ise, örfî gündüzün tam ortasina rastlar. Bir örfî gündüz on saat kabul edilse, tam beste zeval vakti olmus olur ve görünüse göre günes yolun yarisini almis sayilir. Artik her seyin gölgesi dogudan batiya dogru düsmekte iken, bundan sonra batidan doguya dogru düsmeye baslar. Iste günesin tam bu yari yola geldigi anda, her seyin yere düsen gölgesine de, "Fey-i Zeval" denir. Fey, aslinda dönme manasinadir. Gölge, batidan doguya dönmeye basladigi için bu adi almistir. Simdi tam bu zeval aninda günese karsi dikilmis olan bir metre uzunlugundaki bir seyin gölgesini yarim metre kabul ediniz. Bu bir fey'î zevaldir. Bundan sonra o seyin gölgesini iki metre daha uzayip artarsa, yani gölgesi iki buçuk metre olursa, asr-i sani olmustur. Imam Azam'a göre, ögle vakti çikmis ve ikindi vakti girmistir. Fey-i zeval, bulunulan zaman ve yere göre uzayabilir ve kisalabilir, belirsiz de olabilir.
Sunu da ilave edelim ki, tam bu zeval anina rastlayan bir namaz caiz degildir. Bu bir kerahet vaktidir. Fakat namazin caiz olmadigi bu kerahet zamani, pek az bir vakte mi mahsustur; yoksa bundan biraz öncesinden mi baslar? Burada iki görüs vardir: Bir görüse göre, burada örfî gündüz esastir. Bu bakimdan tam zeval vaktine "Istiva vakti" denir ki, günes-gündüz yarisi dairesi üstünde, herkesin tam basi üstünde bulunur veya o hizaya gelmis gibi görülür. Iste kerahet vakti de bu andan ibaret olmus olur.
Fakat diger bir görüse göre bu kerahet vaktinin belirlenmesinde esas olan ser'î gündüzdür. Ser'î gündüzde istiva vakti, zeval vaktinden biraz önce meydana gelir. Buna göre kerahet zamani da, bu istiva vaktinden zeval vaktine kadar uzayan müddet olur. Örnek: Ocak ayinin birinci günü, fecr-i sadikin dogusu ezanî saatle 12.50 de olsa, günesin batisi da 12'de olacagina göre, ser'î gündüz süresi 11 saat 10 dakika olur. Bu günde günesin dogusu 2.35'de olacagindan örfî gündüzün süresi 9 saat 25 dakika olur. Bu durumda Ser'î gündüzün yarisi, yani istiva zamani fecirden 5 saat 35 dakika sonra olup günesin dogusundan 3 saat 50 dakika sonraya raslar. Bu bakimdan ser'î gündüzün yarisi zeval vaktinden 52 dakika önce olmus olur. iste bu 52 dakikalik süre bir kerahet zamanidir. Harzem fikih alimlerinin görüsü böyledir. Mekruh vakitler bölümüne bakilsin.