Kabir ve Makbereler



615- Kabirleri ve kabristanlari (mezarliklari) güzel korumak, temiz tutmak ve agaçlarla süslemek, hayatta olanlar için bir görevdir. Kabirleri çigneyip üzerlerinden geçmek mekruhtur. Böyle bir davranis ölü hakkinda bir saygisizliktir. Onlarin haklarini çignemek gibidir. Onun için böyle yapmaktan mümkün oldugu kadar sakinmalidir. Fakat mezarliga ait baska bir yol bulunmayinca, Kur'ân okumak, tesbihde bulunmak ve dua etmek sarti ile, kabirlerin aralarindan ve üzerlerinden gitmek ve kabirlerin kenarlarina oturmakta kerahet bulunmadigini söyleyenler vardir.
616- Bir kabristan ne kadar eski olursa olsun ve ne kadar ihtiyaç disi bulunursa bulunsun, yine kabristan olarak korunmasi gerekir. Böyle bir kabristani satmak veya üzerinde herhangi bir tesis kurmak, içinde bulunan ölü kemiklerini ve topraklarini baska bir mezarliga götürmek caiz görülmemektedir. Ölülerin haklari, dirilerin haklari kadar, belki ondan daha fazla saklidir. Bu haklari gözetmek insaniyet için yapilmasi gereken bir görevdir. Geçmislerinin haklarini gözetmeyen bir nesil, kendi evlâd ve torunlarindan ne yüzle korunma hakki bekleyebilir?
617- Su basmakta olan veya yabanci bir millet elinde kalan bir mezarligi baska bir yere tasimak caiz görülmüstür. Böyle bir mezarligi mümkün oldugu kadar korumaya çalismalidir.
618- Bir cenaze kabre konulup üzerine toprak atildiktan sonra artik kabir açilmaz, kabrinden çikarilmaz. Bu caiz degildir. Artik Yüce Allah'a teslim edilmis ve cemaatin ellerinden çikmis olur. Ancak bir mecburiyet hali bulunursa olabilir. Söyle ki: Bir cenaze haksizlikla ele geçirilmis (gasbedilmis) bir yere gömülse veya baskasina ait elbiselerle kefenlenerek gömülse veya satin alinip gömüldügü yere suf'a (komsuluk) yolu ile bir kimse sahib çiksa, cenazenin çikarilmasi caiz olur. Çikarildigi takdirde, yer sahibi kabri düzelterek üzerine diledigi seyi ekebilir. Elbise sahibi de, elbisenin kiymetini almakla yetinir.
Yine, cemaattan birinin bir esyasi kabre düsmüs olsa, ölüye dokunmaksizin kabrinin topraklari açilarak o esya çikarilir, bunda bir sakinca yoktur. Çünkü o malin bir degeri vardir. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, mallari yok etmekten insanlari yasaklamistir. Bir malin bos yere mezarda kalmasi, degeri olan bir mali yok etmekten baska bir sey degildir. Iste bu esasa ve hikmete dayanarak kabirlerin süslenmesi, kabirlerde mum ve kandil yakilmasi da uygun görülmeyip israf sayilmaktadir. Ancak çevresindeki bir yolu aydinlatmak için mezarlikta lâmba yakilabilir.
Iste Islâm dininin mala verdigi kiymet! Iste her davranisin bir suura ve bir yarara dayanmasini isteyen bu Ilâhi dindeki büyük hikmet!...
619- Kabirlerin yaninda uyumak, çevrelerini kirletmek, yas agaçlarini ve otlarini kesip koparmak mekruhtur. Mezarliktaki agaçlar ve otlar yas bulundukça bir nevi hayat sahibidirler. Bunlar yaratilis halleri ile Yüce Allah'i tesbih ederler. Bu sebeble orada yatmis bulunan iman sahiblerinin Allah'in rahmetine kavusacaklari umulur.
Resulü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz bir kabristanda bulunan iki mezar sahibinin azab çekmekte olduklarini anlamislar. Mübarek ellerine aldiklari yapraksiz bir yas hurma dalini ikiye bölüp bir kismini bir kabrin ve digerini de öbür kabrin basina dikmis ve: "Umulur ki, bunlar kuruyuncaya kadar, bu kabir sahiblerinin çekmekte olduklari azab hafifleyecek," buyurmuslardir. Bunun içindir ki, bazi yerlerde kabirlerin üzerlerine Mersin agaç dallarini koymak âdet olmustur. Fakat bu hususta asil olan, yas agaçlarin dikilmesidir. Imam Buharî'nin hadis kitabini açiklayan merhum Aynî dedigi gibi, "Kabirlerin üzerine sadece yas dallari, güzel kokulu çiçekleri ve yesillikleri koymak bir sey degildir. Sünnet olan agaç dikmektir." Agaçlarin saglik bakimindan da yararlari bilinmektedir.
Gerçekte kabirlerin üzerine birkaç parça gül, reyhan gibi yas çiçekler de konulabilir. Fakat bu hususta israf edilmesi, bosuna solup gidecek geçici çiçeklere birçok paralar harcanmasi uygun görülmez. Hele baska milletleri taklit sebebi ile olursa, bu asla caiz olmaz.
620- Kabirleri haftada bir gün, özellikle cuma ve cumartesi günleri, ziyaret etmek erkekler için mendubdur. Salih kimselerin kabirleri teberrük için ziyaret edilir. Uzak bir yerde bulunmus olsalar dahi, bu yolculuga katlanmak mendubdur.
Yasli kadinlar da ibret almak için, teberrükte bulunmak için mezarlari ziyaret edebilirler, bunda bir sakinca yoktur. Bir fitne korkusu halinde ziyaretleri dogru olmaz.
Ziyaretçi, ayakta kibleye dogru veya ölünün yüzüne karsi durarak dua etmeli ve söyle demelidir.
"Esselâmü aleyküm, ey mü'minler yurdunun sakinleri! Bizler de insaallah sizlere kavusacagiz. Yüce Allah'dan bizim ve sizin için afiyet (her türlü kederden selâmet) dilerim."
Peygamber Efendimiz (Medine'deki) Baki mezarligini ziyaret ederken böyle selâm verirlerdi.
621- Kur'ân okuyacak kimsenin, kabir kenarinda oturmasinda, tercih edilen görüse göre, kerahet yoktur. Oturup "Yasin" sûresini okumak da çok sevabdir. Bu yüzden Allahü Teâlâ'nin ölülerimize kolaylik verecegi, okuyana da, ölüler sayisinca sevab yazilacagi Imam Ali'den ve Hazret-i Enes'den (Radiyallahu Anhüma) rivayet olunmustur.
622- Kabirleri üzerine oda veya kubbe gibi seylerin yapilmasi ve yazi yazilmasi, Imam Ebû Yusuf'a göre tahrimen mekruhtur. Bütün müslümanlarin yararina olarak vakfedilmis veya ölülerin gömülmesi için birakilmis olup kimsenin mülkiyetinde bulunmayan bir mezarlikta ise, mezarlar üzerine bina yaparak baskalarinin faydalanmasini engellemek haramdir.
Bununla beraber alimlerden, iyi kimselerden ve yüksek mevki sahiblerinden olan zatlarin kabirleri kaybolmasin diye, yanlarina tas konmasinda ve isimlerinin yazilmasinda bir sakinca yoktur. Diger ölülerin de eserleri kaybolmamak ve zillet halinden korunmak için baslari ucuna birer tas dikilip isimlerinin yazilmasinda bir sakinca görmeyenler vardir. Hiç bir zaman bu taslara ayeti kerime yazilmamalidir. Çünkü zamanla taslarin kirilip dökülmesi mümkündür.
(Malikîlere göre, kabir üzerine Kur'ân yazilmasi haramdir. Ölünün adi ile ölüm tarihinin yazilmasi mekruhtur. Safiîlere göre, bunlara, ne türlü olursa, olsun, yazi yazmak mekruhtur. Ancak bir alimin veya salih bir kimsenin adini ve kendini tanitacak bir vasfini yazmak mendubdur. Hanbelilere göre, herhangi bir ayirim olmaksizin yazi yazmak mekruhtur.)
623- Bir kimseyi, öldügü ev içindeki bir yere gömmek mekruhtur. Çünkü böyle bir islem ancak Peygamberlere özel olan bir istir. Yer altinda mahzenler yapip ölüleri oralara tabutlarla koymak, birçok sakinca sebebiyle mekruh görülmüstür. Bu yerlere "Füseka" denilir.
624- Bir ölünün cesedi tamamen toprak kesilip kemikleri de kalmamis olmadikça, onun kabri açilarak yerine baskasi gömülemez. Fakat baska bir yer bulunamayinca, ölünün kemikleri toplanir ve oraya gömülecek olanla kendi arasinda topraktan veya kerpiçten bir engel konur.
625- Bir ölü yanlislikla kibleye aykiri bir sekilde gömülmüs olsa, bundan dolayi kabri açilmaz. Çünkü cenazenin sag tarafina yatiralarak kibleye dogru bulundurulmasi bir sünnettir. Buna riayet edilmediginden dolayi kabri açmak uygun olmaz.
626- Bir zaruret bulunmadikça, birkaç cenazeyi bir mezara koymak caiz degildir. Zaruret halinde ise konulur. Aralarina da bir engel (perde) olsun diye toprak doldurulur. Uhud sehidleri böyle gömülmüslerdir.
Cabir Ibni Abdullah (Radiyallahu Anhüma) demistir: "Uhud savasinda ilk sehid olan zat, benim babam idi. Onu, diger bir sehidle (Amr Ibnu'l Cümuh ile) beraber bir kabirde birakmaya gönlüm razi olmadi. Alti ay sonra kabri açtim. Babami, kulagindan baska, sanki kabre koydugum gündeki gibi taptaze bir halde buldum ve onu çikarip baska bir kabire yalnizca gömdüm."
627- Islâm yurdunda bulanan gayri müslimlerin mezarlarina da tecavüz edilemez. Çünkü onlara hayatlarinda eziyet verilmesi haram oldugu gibi öldükten sonra da kabirlerine tecevüz etmek, kemiklerini kirmak ve yerlerini dümdüz etmek haramdir. Onlarla bir sözlesme yapilmistir, bu sözlesmeye her halde riayet etmek gerekir. Fakat yeni fethedilen bir yerde, ihtiyaç görülürse, müslüman olmayanlarin kabirlerini açmak ve kemiklerini kaldirip yerlerini baska bir hizmete ayirmakta bir sakinca yoktur.