CIHÂD ETMEMENIN CEZASINI BILDIREN ÂYET-I KERIMELER


"Ey iman edenler, kâfirlere itaat ederseniz sizi (gerisin geri küfre) çevirirler ve (dünyada da, ahirette de büyük zarara ugrayanlardan olursunuz. Hayir sizin yardimciniz Allah'dir. O yard"m edenlerin en hayirlisidir."
(Âl-i Imran sûresi, âyet: 149-150)
"Eger (emrolundugunuz bu cihada) çikmazsaniz (Allah) sizi pek acikli bir azaba duçar eder, yerinize sizden baska (itaatli) bir cemaat getirir. Siz O'na hiç bir seyle zarar yapamazsiniz. Allah her seye hakkiyla kaadirdir."
(Tevbe sûresi, Âyet: 39)
"Allah'a iman edin, Resul ile cihada gidin" diye bir sure indirildigi zaman içlerinden servet sahibi olanlar senden izin isteyip: "Birak bizi, (harbe gidemeyip) oturanlarla beraber olalim" dediler."
(Tevbe sûresi, âyet: 86)
"Onlar oturanlarla beraber olmalarini hos gördüler. Kalblerine mühür vurulmus onlarin. Bundan dolayi onlar (cihadda olan hikmeti, gayeyi, Resule muvafakatdaki saadeti, ondan geri kalmanin sekavetini) iyice anlamazlar."
(Tevbe sûresi, âyet: 87)
"Ey Resulüm, o hicreti terk edenlere de ki: "- Babalariniz, ogullariniz, kardesleriniz, karilariniz, akrabalariniz kazandiginiz mallar, geçersiz olmasindan korktugunuz bir ticaret, hosunuza giden meskenler, size Allah ve Resulünden ve onun yolunda cihaddan daha sevgili ise, artik Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah, fasiklar toplulugunu bici yete erdirmez."
(Tevbe sûresi, âyet: 24)
"(Henüz iman kalblerinde yerlesmemis oldugundan Hudeybiye seferinden) geri kalan bazi bedeviler sana söyle diyeceklerdir: "- Mallarimiz ve ailelerimiz bizi, (seninle Hudeybiye seferine çikmaktan) alikoydu. Onun için bize magfiret dile." Onlar, kalblerinde olmayan seyi agizlariyle söylerler. (Ey Rasûlüm, sen onlara) de ki: "-Eger Allah size bir zarar dilerse, yahud size bir fayda dilerse, artik onun dilemesinden sizi kim koruyabilir? Dogrusu Allah bütün yaptiklarinizdan haberdar bulunuyor."
"Daha dogrusu siz (ey münafiklar), zannettiniz ki, Peygamber ve mü'minler bir daha ailelerine dönmeyecekler. Bu zan da kalblerinizde yerlesti. (Allah, Peygambere zafer vermez diye) kötü zanda bulundunuz da helâka düsen bir kavim oldunuz."
(Fetih sûresi, âyet: 11-12)
"(Ey Resulüm, Hudeybiye seferinden) geri kalan o Bedevilere de ki: "- Siz yakinda çok kuvvetli olan cengâver bir kavimle harb için çagrilacaksiniz. Onlarla savasirsiniz, yahud müslüman olurlar (da kurtulurlar). Eger itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükâfat verir. Sayed bundan önce yaptiginiz gibi, cihaddan dönerseniz, sizi acikli bir azab ile azablandinr."
"(Savasa çikmamak hususunda) Amâ'ya günah yok, aksaga günah yok, hastaya günah yok. Kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse, Allah, onu (agaçlari) altindan irmaklar akar Cennetlere koyar. Kim de (Allah'a ve Peygambere itaat etmekten) yüz çevirirse, onu acikli bir azab ile azablandirir."
(Fetih sûresi, âyet: 16-17)
"Bedevilerden özür ileri sürenler, Tebük savasindan geri kalmak için kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah'a ve Resulüne yalan söyleyenler de (yerlerinden kipirdamayip) oturdular. Süphe yok ki, bunlardan kâfir olanlara çok acikli bir azab isabet edecektir."
(Tevbe sûresi, âyet: 90)
"iman edenler keske bir sure indirilseydi (de) cihat etseydik, diyorlar." Derken açik ve kesin bir sûre indirilip onda savas anilinca, kalblerinde maraz (nifak) bulunanlari görüyorsun: Sana öyle bir bakis bakiyorlar ki, ölümden bayginlik gelmis kimsenin bakisina benziyor. Onun da, baslarina gelmesi pek yakindir."
"Fakat onlarin vazifesi bir itaat ve güzel bir sözdü. Sonra (cihadin farziyetine dair) emir kesinlesince, Allah'a sadakat gösterselerdi, elbette haklarinda daha hayirli olurdu."
(Muhammed sûresi, âyet: 20-21)
"Bir de münafiklar, kendilerine emrettigin takdirde, muhakkak (savasa ve hicrete) çikacaklarina en kuvvetli yeminleriyle yemin ettiler. (Ey Resulüm, onlara) de ki: (Yalan yere) yemin etmeyin. Sizden istenen halis bir itaattir. Sübhe yok ki Allah, bütün yaptiginiz ve yapacaginiz seylerden haberdardir."
(Nur sûresi, âyet: 53)
"Tebük savasma istirak etmeyip geri kalan münafiklar, Resûlüllah'a muhalefet ederek oturup kalmalariyla sevindiler. Allah yolunda mallariyla ve canlariyla mücadele etmeyi çirkin gördüler ve: "- Bu sicakta harbe çikmayin"
dediler. De ki: "- Cehennemin atesi daha sicaktir. Keske anlayabilselerdi."
"Artik kazandiklarinin cezasi olarak az gülsünler ve çok aglasinlar."
"Eger Tebük savasindan soma Allah, seni, Medine'de kalan münafiklardan bir kisminin yanina döndürür de baska bir savasa çikmak için senden izin isterlerse, de ki: "- Artik benimle beraber ebediyyen sefere çikamazsiniz, beraberimde olarak hiç bir düsmanla muharebe edemezsiniz. Çünkü ilk defa, oturup kalmayi arzu ettiniz. (Tebük seferine çikmadiniz). Simdi de geri kalan kadin ve çocuklarla oturup kalin."
(Tevbe sûresi, âyet: 81-82-83)
"Kendilerine: "- Ellerinizi savastan çekin, namazi kilin, zekâti verin", denilmis olanlara bakmaz misin? Simdi onlarin üzerine savas farz kilininca, içlerinden bir topluluk, Allah'dan korkar gibi hatta daha siddetli bir korku ile insanlardan korkuyor. Onlar: "- Ey Rabbimiz, üzerimize su savasi neye farz kildin, ne olurdu bizi yakin bir vakte kadar geri birakaydin!" dediler. Onlara söyle de: "- Dünyanin zevki pek azdir. Ahiret ise sakinanlar için muhakkak hayirlidir ve kil kadar haksizliga ugramazsiniz."
"Her nerede olursaniz, ölüm size erisir; velev ki, tahkim edilmis yüksek kalelerde bulunun. Bununla beraber onlara (münafik ve kâfirlere) bir iyilik gelse: "- Bu, Allah'dandir", derler. Bir musibet de geldi mi: "- Bu, senin ugursuzlugundandir", derler. (Ey Resulüm) de ki: "-Hepsi (iyi ve kötüyü yaratmak) Allah'dandir." Fakat bu topluluga ne oluyor ki, Kur'ân'i anlamaya yanasmiyorlar."
(Nisa sûresi, âyet: 77-78)
"O münafiklar sizin hâlinizi gözetleyip beklerler: Eger Allah tarafindan size bir fetih (zafer) olursa derler ki: "-Biz sizinle beraber degil miydik, bize de mal ve ganimetten verin." Fakat kâfirlere bir zafer hissesi düserse, kâfirlere hitaben: "- Biz, size yardim ederek üstünlügünüzü temin etmedik mi? Size mü'minlerden gelecek ziyani önlemedik mi? (Bizi de ganimete ortak yapin)", derler, Artik Allah, kiyamet gününde aranizda hükmünü verir ve Allah elbette, kâfirler için mü'minler aleyhine bir yol (imkân ve delil) verecek degildir."
(Nisa sûresi, âyet: 141)
"Diger bir takim kimseleri de bulacaksiniz ki, hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin kalmak isterler. Her ne zaman fitneye cagirilirlarsa, o tarafa döner içine düserler. Eger bunlar sizden çekinmezler, barisiniza yatip taarruzdan ellerini çekmezlerse, kendilerini buldugunuz yerde yakalayin ve öldürün. Iste bunlar aleyhinde size açik bir ferman ve salâhiyyet verdik."
(Nisa sûresi, âyet: 91)
"(Ey mü'minler), yurtlarindan çalim satarak, insanlara gösteris yaparak çikanlar ve Allah yolundan alikoymaya çalisanlar (Mekke'liler) gibi olmayin. Allah, onlarin bütün yaptiklarini kusaticidir."
(Enfal sûresi, âyet: 47)
"O sirada münafiklarla, kalplerinde bir hastalik bulunanlar (henüz Islâm'i kabul etmekle imanlari köklesmeyenler), söyle diyorlardi: "-Bu Müslümanlari, dinleri aldatti." Halbuki Allah'a tevekkül edip ona güvenen galip olur. Çünkü Allah (her seye) galiptir;(yaptiklarinda) hikmet sahibidir."
"Melekler, o kafirlerin yüzlerine ve arkalarina vura vura ve: "Tadin Cehennem azabini", diyerek canlarini alirken bir görmeliydin!..."
(Enfal sûresi, âyet: 49-50)
"Eger davet olunduklari sefer, bir dünya menfaati ve orta yollu bir sefer olsaydi, mutlaka senin arkana düserlerdi. Fakat zahmetli ve yorucu mesafe (Tebük seferi), kendilerine (bazi müminlere) uzak geldi. Bununla beraber: "-Eger gücümüz yetseydi, elbette sizinle beraber sefere çikardik." deyip yakinda Allah'a yemin edecekler. Böylece nefislerini helâke sürükleyeceklerdir. Allah biliyor ki, gerçekten onlar yalancidirlar."
(Tevbe sûresi, âyet: 42)
"Eger o münafiklar savasa çikmak isteselerdi, elbette bunun için bir hazirlik yaparlardi. Fakat Allah, davranmalarini kerih gördü ve onlari evlerinde alikoydu ve kendilerine: "-Oturun, oturanlarla beraber", denildi."
(Tevbe sûresi, âyet: 46)
"Gerçek sizden öylesi (münafik) vardir ki, agir alacaktir. Eger size bir felâket gelirse diyecek ki: "- Dogrusu Allah bana ihsan etti. Çünkü onlarla beraber savasta bulunmadim."
"Ve eger size, Allah'dan fetih ve ganimet gibi bir lütuf gelirse, sanki kendisi ile aranizda hiç bir tanisiklik olmamis gibi muhakkak söyle diyecektir: "- Ah, keski ben de onlarla beraber olaydim da büyük bir nimet ve ganimete ereydim!"
(Nisa sûresi, âyet: 72-73)
"Ey Resulüm, (Tebük seferi'ne giderken seninle alay eden münafiklarin) eger kendilerine, hakkimda niçin böyle dediniz? diye sorarsan: "- Biz, ancak lâfa dalmis sakalasiyorduk" derler. De ki: "- Allah ile, âyetleriyle ve O'nun Peygamberi ile mi egleniyordunuz?"
"Bosuna özür dilemeyin. Siz iman ettiginizi söyledikten sonra, içinizdeki küfrü açiga vurdunuz. Içinizden bir kismini bagislasak bile, diger bir kismini, suçlarinda Israr ettiklerinden azabimiza ugratacagiz.
(Tevbe sûresi, âyet: 65-66)
Münafiklara söyle de: "- Siz bize, ancak iki güzelin (zafer ile sehidligin) birini gözetleyip bekliyorsunuz. Biz ise, Allah'in, kendi tarafindan veya bizim elimizle size bir azab indirmesini gözetliyoruz. Haydi bekleyin durun, biz de sizinle beraber gözetleyiciyiz."
"Ey Resulüm, münafiklara de ki: "- ister gönül rizasi ile ve ister riza göstermeyerek harcayin, sizden asla harcadiklariniz kabul edilmeyecektir. Çünkü siz, bir fasiklar toplulugu oldunuz."
"Harcadiklarinin, onlardan kabul edilisine engel ancak sudur: Allah'a, Peygambere küfretmeleridir. Namaza ancak tembel tembel geliyorlar, verdiklerini de ancak istemeyerek veriyorlar."
(Tevbe sûresi, âyet: 52-53-54)
"Gerçek sizden öylesi (münafik) vardir ki, agir alacaktir. Eger size bir felâket gelirse diyecek ki: "- Dogrusu Allah bana ihsan etti. Çünkü onlarla beraber savasta bulunmadim."
"Ve eger size, Allah'dan fetih ve ganimet gibi bir lütuf gelirse, sanki kendisi ile aranizda hiç bir tanisiklik olmamis gibi muhakkak söyle diyecektir: "- Ah, keske ben de onlarla beraber olaydim da büyük bir nimet ve ganimete ereydim!"
(Nisa sûresi, âyet: 72-73)
"Ey Resulüm, (Tebük seferi'ne giderken seninle alay eden münafiklarin) eger kendilerine, hakkimda niçin böyle dediniz? diye sorarsan: "- Biz, ancak lâfa dalmis sakalasiyorduk" derler. De ki: "- Allah ile, âyetleriyle ve O'nun Peygamberi ile mi egleniyordunuz?"
"Bosuna özür dilemeyin. Siz iman ettiginizi söyledikten sonra, içinizdeki küfrü açiga vurdunuz. Içinizden bir kismini bagislasak bile, diger bir kismini, suçlarinda Israr ettiklerinden azabimiza ugratacagiz.
(Tevbe sûresi, âyet: 65-66)
Münafiklara söyle de: "- Siz bize, ancak iki güzelin (zafer ile sehidligin) birini gözetleyip bekliyorsunuz. Biz ise, Allah'in, kendi tarafindan veya bizim elimizle size bir azab indirmesini gözetliyoruz. Haydi bekleyin durun, biz de sizinle beraber gözetleyiciyiz."
"Ey Resulüm, münafiklara de ki: "- ister gönül rizasi ile ve ister riza göstermeyerek harcayin, sizden asla harcadiklariniz kabul edilmeyecektir. Çünkü siz, bir fasiklar toplulugu oldunuz."
"Harcadiklarinin, onlardan kabul edilisine engel ancak sudur: Allah'a, Peygambere küfretmeleridir. Namaza ancak tembel tembel geliyorlar, verdiklerini de ancak istemeyerek veriyorlar."
(Tevbe sûresi, âyet: 52-54)