CIHÂD ETMEMENIN CEZASINI BILDIREN HADIS-I SERIFLER


CIHADI TERKETMENIN CEZASI

Ebû Hüreyre (r.a.)'den:Nebî (s.a.v) söyle buyurdu:"- Kim savas için niyet etmeden ve savasmadan ölürse, savastan kaçan veya geri kalan münafiklar gibi ölmüs ûlur."(Sünen-i Nesei, C.7, H.No: 3083)

CIHADI TEKKEDEN ZELIL OLUR

Ibni Ömer (r.a)'dan rivayet edildigine göre Resûlüllah (s.a.v)'in söyle buyurdugunu isittim, demistir.
"Veresiye pahali satip ayni mali pesin daha ucuz geri satin almak sureti ile alis veris yaptiginiz, cihadi terk edip öküzlerin kuyrugunu tutarak ziraatla geçinmege razi oldugunuz vakit, Allah size öyle bir perisanlik musallat eder ki, dininize dönünceye kadar bu zelillikten sizi kurtarmaz." (Sünen-i Ebu Davud, C.4, H.No. 3462)

ATICILIGI TERK ETMENIN HÜKMÜ

"...Ukbe bin Âmir el-Cühenî (Radiyallahu anh)'den: Söyle demistir:Ben, Resûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den isittim, söyle buyurdu:"Kim aticiligi ögrenip de sonra terkederse bana isyan etmis olur." (Sünen-i tbn-i Mace, C.7, H.No: 2814)

CIHAD ETMEDEN ÖLEN KIMSENIN DURUMU

"... Ebû Hüreyre (Radiyallahu Anh)'den rivayet edildigine göre; Resûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) söyle buyurdu, demistir:
"Kim Allah yolunda (cihâdla ilgili) bir eseri (ameli) bulunmadigi halde Allah'a kavusur (yâni ölür)se, o kimse (kiyamet günü) sakat oldugu halde Allah'in huzuruna çikar." (Sünen-i Ibn-i Mace, C.8, H.No: 2763)


CIHAD ETMEDEN ÖLEN NIFAK ÜZERE ÖLÜR

Ebû Hüreyre (r.a)'dan rivayet edildigine göre: "Kim harbe çikmadan veya harbi nefsinde niyyet etmeden ölürse, münafikliktan bir sube üzerine ölmüs olur." (Sünen-i Ebu Davud, C.3, H.No: 2502)

HARBE ÇIKMAYAN FELAKETE UGRAR

Ebû Ümame (r. a)'dan rivayet edildigine göre: "Kim harbe çikmaz, gaziyi teçhiz etmez veya gazinin ailesine iyilikle vekil kalmazsa, Allah onu bir kiyamete (felâkete) ugratir. Yezid bin Abdurrabbe rivayet ettigi hadisinde, "Kiyamet gününden önce büyük bir felakete ugratir" dedi. (Sünen-i Ebu Davut, C.3, H.No: 2503)

HARBE ÇIKMAYAN ACIKLI BIR AZABA DUÇAR OLUR

Necdet bin Nüfey diyor ki: Ibni abbas'a tevbe sûresinin "Eger harbe hep birden çikmazsaniz Allah sizi çok acikli bir azaba duçar eder" âyetinden sordum. Ibni Abbas söyle dedi: "Onlardan yagmur kesildi, yagmur (yagmamasi) onlarin azabiydi" dedi. (Sünen-i Ebu Davud, C.3, H.No: 2506)

GÜCÜ YETTIGI HALDE KÖTÜLÜGÜ MENETMEMENIN CEZASI

Cerir (r.a)'dan:Resûlüllah (s.a.v)'in söyle dedigini isittim: "Bir kimse bir kavim arasinda bulunur, orada kötülükler islenir, onlar onu men etmege güçleri yettigi halde men etmezlerse, onlar ölmeden Allah onlara azabi isabet ettirir.'(Sünen-i Ebu Davud, C.5, H.No: 4339)

ARALARINDA MASIYET ISLENEN KAVIM, O MASIYETI TERK ETMEDIKÇE ALLAH'IN AZABI UMUMIDIR

Kays bin Ebu Hazim (r.a)'dan rivayet olunduguna göre Hz. Ebu Bekir Allah'a hamd ve övgüden sonra söyle demis:
- Ey insanlar, siz su âyeti okuyorsunuz ve onu mevkiinden baska yere koyuyorsunuz, "Size nefsinize dikkat gerek, eger siz hidayet bulursaniz sapitmis olanlarin sapikligi size zarar vermez." Veheb bin Bakiyye, Halid Tahhan'dan diye rivayet etti.
Biz Resûlüllah (s.a.v)'den isittik, söyle buyurdu: "Insanlar bir zalimi görüp onu men etmedikleri takdirde çok yakinda Allah'in cezasi hepsine birden gelir."
Amr, Hasim'den rivayetinde söyle dedi. Ben Resûlüllah (s.a.v)'in söyle dedigini isittim: "Bir kavim ki aralarinda masiyet islenir, sonra o masiyeti degistirmege güçleri yettigi halde degistirmezlerse Allah'in onlara umumi azab vermesi yakin olur."
Ebu Dâvud söyle dedi: Bu hadisi Halid'in dedigi sekilde Ebu Üsame ve bir cemaat rivayet etti. Sube söyle dedi: Hangi bir kavim ki sayilari isleyenlerden çok oldugu halde aralarinda günah islenir de ses çikarmazlar, men etmezler, dedi.(Sünen-i Ebu Davud, C.5, H.No: 4338)

KURTULUS, TAKVA VE SADAKATTEDIR

Abdullah b. Kâ'b b. Mâlik'ten rivayet edildigine göre, Kâ'b b. Mâlik radiya'llahu anh gözlerini kaybettigi zaman ogullan içinden kendisini elinden tutup götüren Abdullah söyle diyor:
"Kaâ'b bin Mâlik'i, Tebük gazasinda Peygamber aleyhi's selâm'dan ayrilip kaldigini anlatirken dinledim, (Allah ondan razi olsun) söyle dedi:
"Resûl-i Ekrem'in Tebük gazasindan baska gazalarinin hiçbirinde ondan ayrilip kalmamistim. Yalniz Bedir gazasinda kalmistim. Lâkin bu gazveden kalan hiçbir kimse azarlanmamisti. Zira Resûlüllah ve Müslümanlar Kureys'in (Ticâret) kervanim takîbe çikmislardi. Allah bunlari, haberleri olmaksizin, düsmanlari ile bir arada toplayiverdi. Lâkin su var ki, Islâm için söz verirken Akabe gecesinde Resûl-i Ekrem'in yaninda hazir bulundum. Bedir gazvesi insanlar arasinda her ne kadar Akabe gecesinden daha ünlü ise de, Akabe'de bulunacagima, Bedir gazvesinde bulunsaydim demem. Tebük gazvesinde Peygamber aliyhi's selâm'dan ayri kalmama dâir olan hikâyem sudur:
Hiçbir zaman bu gazvede Resûlüllah'dan ayrilip kaldigimdakinden daha iyi ve daha vakitli degildim. Bu gazveye kadar hiçbir zaman iki binek sahibi olmamistim. Bu gazvede ise iki binek sahibi bulunuyordum. Sonra Peygamber aleyhi's selâm, bu gazaya gelinceye kadar, herhangi bir yere gaza için gittiginde o yeri söylemez, baska bir yere gider gibi görünürdü. Bu gazvede ise, uzak yere hareket ettiginden ve bu gazayi siddetli sicak mevsimde yaptigindan ve büyük askerle karsilasmak için gittiginden, meseleyi açikladi. Meselenin büyüklügüne göre hazirlikta bulunabilmeleri için, Müslümanlara, gidecekleri yeri söyledi. Resûlülllah'in maiyetinde Müslümanlar pek çoktu ve bunlarin isimleri bir deftere kaydedilmemisti."
Kâ'b sözlerine devamla söyle dedi:
"Herhangi bir kimse asker arasindan sivissa, bu hususta vahy nazil olmadikça, bu isin gizli kalacagini zannedebilirdi.
Yukarida zikrettigimiz veçhile Peygamber aleyhi's selâm bu gazveyi, meyvelerin yetistigi ve gölgelerin arandigi mevsimde yapmisti. Ben de bunlara çok düskündüm. Peygamber aliyhi's selâm ve O'nunla birlikte Müslümanlar hazirliga basladilar. Ben de hazirlanmak için çikar, lâkin hiç bir sey yapmadan dönerdim ve kendi kendime: Bu isi ne vakit olsa yapabilirim, derdim. Bu hal devam etti. Herkes isini ciddî tuttu. Derken Peygamber aleyhi's selâm Müslümanlarla bir gün erkenden yola çikti. Halbuki henüz hiçbir hazirlikta bulunmamistim. Ertesi gün sabahleyin hazirlik için yine çiktim. Lâkin hiçbir sey yapmadan evime döndüm. Benim bu hâlim devam etti. Cemâat harbe erismek için acele ettiler, fakat henüz muharebeye tutusmamislardi. Yola çikip arkalarindan erismeyi düsündüm. Keski yapmis olsaydim; fakat bu da müyesser olmadi. Resûlüllah bu gazaya gittikten sonra insanlar arasina çiktigimda kendime arkadas olarak ancak münafiklik damgasi vurulmus kimseleri, yâhud Allah'in ma'zur gördügü âciz kimseleri görmekligim beni kederlendirdi. Peygamber aleyhi's selâm, Tebük'e varincaya kadar beni anmamis, Tebük'e vardikta orada cemaatin içinde otururken:
kâ'b b. Mâlik ne yapti, demis. Bunun üzerine Benî Selime'den bir adam:
- "Cüppelerine ve endamina bakip gururlanmasi onu yola çikmaktan alikoydu." demis. Bunun üzerine Muaz b. Cebel, adama:
- "Ne çirkin söz söyledin." demis; sonra Peygamber aleyhi's selâm'a dönerek, "Yâ Resûla'llâh! Allah'a kasem ederim ki, onun hakkinda iyilikten baska bir sey bilmiyoruz" demis. Bunun üzerine Peygamber aleyhi's selâm sükût etmis. Bu halde iken beyaza bürünmüs serap içinde dalgalanan bir adam görmüs ve:
- "Ebâ Haysern'e olaydi" demis. Bir de ne görsün, o adam gerçekten Ensâr'dan Ebû Haysem'e imis. Bu zat, münafiklar kendisi ile alay ettikleri bir sirada, bir sa' hurma tasadduk eden kimsedir.
Kâ'b söyle devam etti: "Peygamber aleyhi's-selâm'in Tcbük'ten dönüp Medine'ye teveccüh ettigini haber aldigimda bütün vücûdumu kaygu sardi. Yalanlar düsünmege basladim; yarin Resûlüllah'in gadabindan nasil kurtulacagini, dedim. Akrabalarimdan düsünebilenlerin fikirlerine müracaat ettim. Uydurmus oldugum bütün yalanlar, "Resûlullah dönüp geliyor" dendigi zaman kafamdan dagildilar. Nihayet bunlarin hiçbiri ile ondan asla kurtulamayacagima kanaat getirdim. Ona dogrusunu söylemege karar verdim. Peygamber aleyhi's selâm da dönüp geldi. Resûl-i Ekrem seferden dönünce ilk evvel Mescid'e ugrar ve orada iki rekât nanaz kilar, sonra halkin islerini görüsmek için otururdu. Resûlullah bu isleri yapinca, gazadan geri kalanlar Peygamber aleyhis selâm'in yanina geldiler, mazeret gösterdiler, inandirmak için yemîn ettiler. Bunlar seksen kadar kisi idile Resûl-i Ekrem bunlarin zahirde gösterdikleri ma'zereti kabul edip onlarla biat etti. Nihayet ben geldim. Selâm verdigimde dargin kimse gibi gülümsedi, sonra:
- "Gel" dedi. Bunun üzerine yürüyerek yanina geldim ve önünde oturdum. Bana söyle dedi:
- "Niçin gazadan geri kaldin. Binek satin almis degil miydin'.'". Ben de söyle dedim:
- "Yâ Resüla'llâh! Allah'a kasem ederim ki, Sizden baskasi, yâni, ehl-i dünyâdan birisinin yaninda bulunsaydigim, özür beyân ederek onun gadabindan kurtulabilecegimi zannediyorum; zîrâ söz söylemesini bilirim. Va'llâhi biliyorum ki, bu gün yalan söyleyip sizi memnun edersem de, Allâhu Teâlâ Sizi bana gücendirebilir. Eger dogrusunu söylersem Siz bana kizacaksiniz. Lâkin ben dogru söylemekle Allah'tan hayirli sonuç beklerim. Yemîn ederim ki, gazadan kalmam için hiçbir özür yoktu. Hiçbir zaman, Sizden ayrilip kaldigim zamandakinden daha kuvvetli ve daha zengin degildim."
Kâ'b devam etti: "Peygamber aleyhi's selâm:
- "Iste bu dogru söyledi. Haydi kalk, hakkinda Allah'in hükmü vahyedilinceye kadar bekle" dedi. Ben de kalktim. Benî Selime'den birçok adamlar pesime takildilar. Ve:
- "Allah'a yemin ederiz ki, bundan önce hiçbir suç islemedigini biliyoruz. Yaziklar olsun sana ki gazadan kalan baskalari gibi Resûlüllâh'a ma'zeret beyân edemedin Suçun için Peygamber aleyhi's selâm'in istigfari kâfi idi." dediler. Durmadan beni o kadar azarladilar ki, hattâ Peygamber aleyhi's selâm katina dönüp kendimi yalanlamayi düsündüm. Sonra onlara sordum:
- "Benimle birlikte bu cezaya ugrayan kimse var mi?"
- "Evet seninle beraber iki kimse cezaya ugradilar; senin gibi cevap verdiler de senin aldigin cevâbi aldilar." dediler.
- "Bu iki adam kimlerdir?" dedim:
"Rebîa oglu Mürâretü'l-Âmirî ile Hilâl b. Ümeyyetü'l-Vâkifî" dediler. Bedir gazasinda hazir bulunan ve bana örnek olabilecek iki iyi ve sâlih adami söylediler. Bunlari söylediklerinde yoluma devam ettim. Peygamber aleyhi's selâm, bu gazada kendisinden ayrilip kalanlar içinden bizim üçümüzle konusmaktan (insanlari) nehyetti."
Kâ'b söyle devam etti: "Bunun üzerine ahâlî bizden çekindiler, yahut bize karsi yan çizmege basladilar. Hattâ memleketim bana dar gelmeye basladi; tanidigim yer olmaktan çikti. 50 gün bu hâl üzere kaldik. Diger iki arkadasima gelince: Onlar sindiler; aglayarak evlerinde oturdular. Ben bunlarin en genci ve en dinci oldugumdan evimden çikar, cemâatle namazda hazir olurdum ve çarsilarda dolasirdim. Lâkin kimse benimle konusmazdi. Peygamber aleyhi Vselâm'in yanina gelir ve namazdan sonra oturdugu yerde ona selâm verir de kendi kendime, "Acaba selâmimi alip dudaklarini kimildatti mi" der, sonra Ona yakin bir yerde namaz kilar, (ve namaz içinde) Peygamber aleyhi's selâm'a gizlice bakardim. Namaza daldigimda Peygamber Efendimiz bana bakar ve kendisine baktigim zaman da benden yüzünü çevirirdi. Müslümanlarin bu suretle münâsebeti kesmeleri uzun sürünce, gidip amcazâdem ve en ziyâde sevdigim Ebû Katâde'nin bahçesinin duvarini atladim ve ona selâm verdim. Allah'a yemin ederim ki, selâmimi almadi. Bunun üzerine
- "Yâ Ebâ Katâde! Allah için sana soruyorum. Allah'i ve Resulünü, ne kadar sevdigimi biliyor musun?" dedim. Sustu. Sözümü tekrarladim ve "Allah için sana soruyorum." dedim. Yine sustu. Yine sözümü tekrarladim: "Allah için sana soruyorum" dedim.
- "Allahu Teâlâ ve Peygamber'i daha iyi bilirler" dedi. Bunun üzerine gözümün yasi,dolup tasti, arkama dönüp duvardan atladim.
(Günün birinde) Medîne çarsisinda geziyordum. Yiyecek satmak için Medine'ye gelen Sam kiptîlerinden birisi:
- "Kâ'b b. Mâlik'i bana kim gösterir?" diyordu. Ahâlî de beni gösterdi. Nihayet yanima geldi ve bana Gassân Melîki'in mektubunu verdi. Ben de eli kalem tutanlardan bulundugum için mektubu okudum. Söyle deniliyordu:
- "Selâmdan sonra derim ki, efendinizin size karsi uygunsuz muamelede bulundugunu haber aldim. Allah sizi, hukukun çignendigi ve kiymetin bilinmedigi bir yerde birakmasin. Yanimiza gel, size ikram ederiz." Mektubu okuyunca bu da bir belâ dedim ve mektubu atese atip yaktim.
Vahy gecikip de 50 günden 40'i geçince Peygamber aleyhi's-selâm'in elcisi geldi,
- "Resûl-i Ekrem size zevcenizden ayri oturmanizi emrediyor." dedi. Bunun üzerine:
- "Ne yapacagim, onu bosayacak miyim?" dedim.
- "Hayir, ondan ayri oturacaksin, ona yanasmayacaksin." dedi. Peygamber aleyhi's selâm iki arkadasima da ayni emri gönderdi. Bunun üzerine hanimima annesi ve babasi yanina gitmesini söyledim ve: "Allah bu is hakkinda hüküm verinceye kadar onlarin yaninda otur." dedim.
Hilâl b. Ümeyye'nin hanimi Peygamber aleyhi's selâm'a geldi ve:
- "Yâ Resûlâ'llâh! Hilâl b. Ümeyye yipranmis bir ihtiyardir. Hizmetçisi de yoktur. Ona hizmet etmeme darilmaz misiniz?" Dedi. Peygamber aleyhi's selâm:
- "Hayir darilmam, lâkin sana yaklasmasin." dedi. Kadin da söyle cevap verdi:
- "Va'llâhi onun kimildayacak hâli yoktur. Allah'a kasem ederim ki, basina gelen o vak'adan beri bu güne kadar durmadan agliyor" dedi.
Kâ'b söyle devam etti: "Ailemden bâzilari, "Refikan için, Peygamber aleyhi's selâm'dan izin isteseydin olmaz mi? Hilâl b. Ümeyye'ye hizmet etmesi için onun zevcesine izin vermistir, sen de zevcen hakkinda Resûlullâh'dan izin isteseydin" dediler. "Ben gencim, bu hâlimle onun hakkinda izin istersem Peygamber aleyhi's selâm bilmiyorum ki, bana ne der?" dedim. Bu hal üzere on gün kaldim; ahâlînin bizimle konusmalari nehyedildigi günden itibaren 50 (gün) gece tamam oldu. 50 nci gecenin sabahinda evlerimizden birinin daminda namaz kildim. Allâhu Teâlâ'nin bizi andigi veçhile canim sikildigi ve yeryüzü, genisligine ragmen, bana dar geldigi halde otururken Sel' (dagi) üzerinde birisinin bagirdigini isittim. En yüksek sesi ile: "Ey Mâlik'in oglu Kâ'b, müjde müjde" diyordu. Bunun üzerine kurtulus günü geldigini anladim ve secdeye kapandim.
Peygamber aleyhi's selâm, sabah namazini kilinca tevbemizin Allah tarafindan kabul edildigini halka îlân etti. Bunun üzerine ahâlî müjdeli haberle bize kostular.Iki arkadasima da müjdeciler gitti. Biri bana atla kostu. Eslem'-den bir adam da benim tarafima yaya kostu ve (adi geçen o daga çikti; bunun sesi atlidan evvel bana ulasti. Sesini isittigim adam gelip beni müjdeleyince, sirtimdaki iki elbiseyi de çikardim; müjdesine karsilik olarak ona giydirdim. Allah'a yemin ederim ki, o gün de bunlardan baska elbisem yoktu. Emânet iki elbise alip onlari giydim. Peygamber aleyhi's-selâm'i görmek maksadi ile yola düstüm. Ahâlî bölük bölük beni karsiliyorlar; tövbemin kabulünü tebrik ediyorlar ve "Allah'in affi sana kutlu olsun" diyorlardi.
Mescid'e girdim. Peygamber aleyhi's selâm ahâlînin ortasinda oturuyordu. Talha b. Übeydullâh radiya'llahu anh kalkti ve kosarak gelip elimi sikti, beni kutladi. Allah'a kasem ederim ki, Muhacirlerden Talha'dan baskasi kalkmadi." Kâ'b Talha'nin bu nezâketini hiç unutmazdi; sözlerine söyle devam etti: "Peygamber aleyhi's selâm'a selâm verdigimde sevincinden yüzü parlayarak söyle dedi:
- "Annen seni dogurdugundan beri üzerinden geçen günlerin en hayirlisi ile müjdelerim."
- "Yâ Resûlâ'llâh! Sizin tarafinizdan mi, yoksa Allah tarafindan mi?" dedim.
- "Benim tarafimdan degil, Azîz ve Celîl olan Allah katindan" dedi. Sevindigi zaman Peygamber aleyhi's selâm'in yüzü daha da nurlanir, hattâ ay parçasi gibi olurdu. Sevindigini bundan anlardik. Resul-i Ekrem'in önünde oturdugumda:
- "Yâ Resûlâ'llâh! Tövbemi tamamlamak için bütün malimi Allah ve Resulü ugrunda tasadduk edecegim" dedim. Peygamber aleyhi's selâm, "Malindan bir kismini elinde birakman senin için daha hayirlidir" dedi. Ben de: "Hayber'deki hissemi elimde birakiyorum yâ Resûlüllâh! Allah beni ancak dogruyu söylemek sayesinde kurtardi.
Hayatta kaldigini müddetçe anca dogruyu söylemek de tövbemin tamâmidir." dedim. Allah'a kasem ederim ki, Peygamber aleyhi Vselâm'in bu sözleri söyledigim günden beri dogru sözlülük yüzünden Allâhu Teâlâ'nin, kimseyi benden daiia güzel surette mükâfatlandirdigini bilmiyorum. Yine Allah'a kasem ederim ki, Peygamber aleyhi's selâm'a bu söyleri söyledigim günden bu güne kadar, bilerek, hiç yalan söylemedim, kalan ömrümde de Allâhu Teâlâ'nin beni yalandan koruyacagini umarim."
Kâ'h devamla söyle dedi: "Bunun üzerine Cenâb-i Hak:
l- "Andolsun ki. Allah, Peygamberini (muharebeden) geri kalmak isleyenlere izin verdiginden dolayi afvettigi gibi), bir kisminin kalpleri kaymak üzere iken, sikintili zamanda Ona uyan Muhacirlerle, Ensârin tevbelerini kabul etti. Çünkü Allah çok sefkatli, çok merhametlidir."
2- "Bütün genisligine ragmen yer onlara dar gelerek, nefisleri kendilerini sikistirip, Allah'dan baska siginilacak kimse olmadigini anlayan, savastan geri kalmis üç kisinin tevbesini de kabul etti. Eski hallerine dönmeleri için Allah onlarin tevbelerini kabul etti. Muhakkak ki, Allah tevbeleri çok çok kabul eden ve merhameti sonsuz olandir. Ey imân edenler! Allah'in azabindan korkun, dogrularla beraber Olun."
Sûre: 9 (Tevbe), âyet: 117-119
Kâ'b söyle devam etti: "Allah'a yemin ederim ki, Cenâb-i Hak beni, islâm nîmetine mazhar ettikten sonra Peygamber aleyhi's-selâm huzurunda dogru söylemekligimden, yalan söyleyip helak olanlar durumuna düsmemek ligimden daha büyük bir nîmeti bana vermedi. Vahiy nazil oldugu zaman da Allâhu Teâlâ, yalan söyleyenler hakkinda, kimseye söylemedigi agir sözü söyledi. Ve söyle buyurdu:
"Onlarin yanlarina döndügünüzde kendilerine ilismemek için size "Allah adi ile yemîn ederler. Onlardan yüz çevirin. Zîrâ onlar murdardirlar. Yaptiklarinin cezasi olmak üzere varacaklari yer de Cehennem'dir. Onlardan razi olmaniz için size yemin ederler. Lâkin, siz razi olsaniz da Allâhu Teâlâ fâsik kavimden razi olmaz."
Kâ'b sözlerini söyle bitirdi: "Biz üçümüz o kimselerden geriye birakilmistik ki. onlar yemin ettiklerinde Peygamber aleyhi's selâm onlarin yeminlerini kabul ve onlarla bîat ve onlar için istigfar etti ve bizim isimizi geri birakti ve nihayet Allâhu Teâlâ bu hususta yukarida söylendigi veçhile hüküm verdi. Allah'in zikrettigi bu ayrilistan maksat, bizim gazadan geri kalmakligirmz degil, belki Peygamber'in kendisine yemin edip îtizâr ettiklerine özürlerini kabul ettigi kimselerin islerinde bizim isimizi ayirip geriye birakmasidir."
(Hadîsi, Buhârî ve Müslim rivâyrt etmislerdir.) (Riyazu-s Sûlihin. C.1 H.No: 21)