CIHÂD ETMEMENIN CEZASINI BILDIREN HADIS-I SERIFLER
CIHADI TERKETMENIN CEZASI
Ebû Hüreyre (r.a.)'den:Nebî
(s.a.v) söyle buyurdu:"- Kim savas için niyet etmeden
ve savasmadan ölürse, savastan kaçan veya geri kalan
münafiklar gibi ölmüs ûlur."(Sünen-i
Nesei, C.7, H.No: 3083)
CIHADI TEKKEDEN ZELIL OLUR
Ibni Ömer (r.a)'dan rivayet edildigine
göre Resûlüllah (s.a.v)'in söyle buyurdugunu isittim,
demistir.
"Veresiye pahali satip ayni mali pesin daha ucuz geri satin almak
sureti ile alis veris yaptiginiz, cihadi terk edip öküzlerin
kuyrugunu tutarak ziraatla geçinmege razi oldugunuz vakit, Allah
size öyle bir perisanlik musallat eder ki, dininize dönünceye
kadar bu zelillikten sizi kurtarmaz." (Sünen-i Ebu Davud,
C.4, H.No. 3462)
ATICILIGI TERK ETMENIN HÜKMÜ
"...Ukbe bin Âmir el-Cühenî
(Radiyallahu anh)'den: Söyle demistir:Ben, Resûlüllah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den isittim, söyle buyurdu:"Kim
aticiligi ögrenip de sonra terkederse bana isyan etmis olur."
(Sünen-i tbn-i Mace, C.7, H.No: 2814)
CIHAD ETMEDEN ÖLEN KIMSENIN DURUMU
"... Ebû Hüreyre (Radiyallahu
Anh)'den rivayet edildigine göre; Resûlüllah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) söyle buyurdu, demistir:
"Kim Allah yolunda (cihâdla ilgili) bir eseri (ameli) bulunmadigi
halde Allah'a kavusur (yâni ölür)se, o kimse (kiyamet
günü) sakat oldugu halde Allah'in huzuruna çikar."
(Sünen-i Ibn-i Mace, C.8, H.No: 2763)
CIHAD ETMEDEN ÖLEN NIFAK ÜZERE ÖLÜR
Ebû Hüreyre (r.a)'dan rivayet edildigine
göre: "Kim harbe çikmadan veya harbi nefsinde niyyet
etmeden ölürse, münafikliktan bir sube üzerine ölmüs
olur." (Sünen-i Ebu Davud, C.3, H.No: 2502)
HARBE ÇIKMAYAN FELAKETE UGRAR
Ebû Ümame (r. a)'dan rivayet edildigine
göre: "Kim harbe çikmaz, gaziyi teçhiz etmez
veya gazinin ailesine iyilikle vekil kalmazsa, Allah onu bir kiyamete
(felâkete) ugratir. Yezid bin Abdurrabbe rivayet ettigi hadisinde,
"Kiyamet gününden önce büyük bir felakete
ugratir" dedi. (Sünen-i Ebu Davut, C.3, H.No: 2503)
HARBE ÇIKMAYAN ACIKLI BIR AZABA DUÇAR
OLUR
Necdet bin Nüfey diyor ki: Ibni abbas'a
tevbe sûresinin "Eger harbe hep birden çikmazsaniz
Allah sizi çok acikli bir azaba duçar eder" âyetinden
sordum. Ibni Abbas söyle dedi: "Onlardan yagmur kesildi, yagmur
(yagmamasi) onlarin azabiydi" dedi. (Sünen-i Ebu Davud, C.3,
H.No: 2506)
GÜCÜ YETTIGI HALDE KÖTÜLÜGÜ
MENETMEMENIN CEZASI
Cerir (r.a)'dan:Resûlüllah (s.a.v)'in
söyle dedigini isittim: "Bir kimse bir kavim arasinda bulunur,
orada kötülükler islenir, onlar onu men etmege güçleri
yettigi halde men etmezlerse, onlar ölmeden Allah onlara azabi
isabet ettirir.'(Sünen-i Ebu Davud, C.5, H.No: 4339)
ARALARINDA MASIYET ISLENEN KAVIM, O MASIYETI
TERK ETMEDIKÇE ALLAH'IN AZABI UMUMIDIR
Kays bin Ebu Hazim (r.a)'dan rivayet olunduguna
göre Hz. Ebu Bekir Allah'a hamd ve övgüden sonra söyle
demis:
- Ey insanlar, siz su âyeti okuyorsunuz ve onu mevkiinden baska
yere koyuyorsunuz, "Size nefsinize dikkat gerek, eger siz hidayet
bulursaniz sapitmis olanlarin sapikligi size zarar vermez." Veheb
bin Bakiyye, Halid Tahhan'dan diye rivayet etti.
Biz Resûlüllah (s.a.v)'den isittik, söyle buyurdu: "Insanlar
bir zalimi görüp onu men etmedikleri takdirde çok yakinda
Allah'in cezasi hepsine birden gelir."
Amr, Hasim'den rivayetinde söyle dedi. Ben Resûlüllah
(s.a.v)'in söyle dedigini isittim: "Bir kavim ki aralarinda
masiyet islenir, sonra o masiyeti degistirmege güçleri yettigi
halde degistirmezlerse Allah'in onlara umumi azab vermesi yakin olur."
Ebu Dâvud söyle dedi: Bu hadisi Halid'in dedigi sekilde Ebu
Üsame ve bir cemaat rivayet etti. Sube söyle dedi: Hangi bir
kavim ki sayilari isleyenlerden çok oldugu halde aralarinda günah
islenir de ses çikarmazlar, men etmezler, dedi.(Sünen-i
Ebu Davud, C.5, H.No: 4338)
KURTULUS, TAKVA VE SADAKATTEDIR
Abdullah b. Kâ'b b. Mâlik'ten rivayet
edildigine göre, Kâ'b b. Mâlik radiya'llahu anh gözlerini
kaybettigi zaman ogullan içinden kendisini elinden tutup götüren
Abdullah söyle diyor:
"Kaâ'b bin Mâlik'i, Tebük gazasinda Peygamber
aleyhi's selâm'dan ayrilip kaldigini anlatirken dinledim, (Allah
ondan razi olsun) söyle dedi:
"Resûl-i Ekrem'in Tebük gazasindan baska gazalarinin
hiçbirinde ondan ayrilip kalmamistim. Yalniz Bedir gazasinda
kalmistim. Lâkin bu gazveden kalan hiçbir kimse azarlanmamisti.
Zira Resûlüllah ve Müslümanlar Kureys'in (Ticâret)
kervanim takîbe çikmislardi. Allah bunlari, haberleri olmaksizin,
düsmanlari ile bir arada toplayiverdi. Lâkin su var ki, Islâm
için söz verirken Akabe gecesinde Resûl-i Ekrem'in
yaninda hazir bulundum. Bedir gazvesi insanlar arasinda her ne kadar
Akabe gecesinden daha ünlü ise de, Akabe'de bulunacagima,
Bedir gazvesinde bulunsaydim demem. Tebük gazvesinde Peygamber
aliyhi's selâm'dan ayri kalmama dâir olan hikâyem
sudur:
Hiçbir zaman bu gazvede Resûlüllah'dan ayrilip kaldigimdakinden
daha iyi ve daha vakitli degildim. Bu gazveye kadar hiçbir zaman
iki binek sahibi olmamistim. Bu gazvede ise iki binek sahibi bulunuyordum.
Sonra Peygamber aleyhi's selâm, bu gazaya gelinceye kadar, herhangi
bir yere gaza için gittiginde o yeri söylemez, baska bir
yere gider gibi görünürdü. Bu gazvede ise, uzak
yere hareket ettiginden ve bu gazayi siddetli sicak mevsimde yaptigindan
ve büyük askerle karsilasmak için gittiginden, meseleyi
açikladi. Meselenin büyüklügüne göre
hazirlikta bulunabilmeleri için, Müslümanlara, gidecekleri
yeri söyledi. Resûlülllah'in maiyetinde Müslümanlar
pek çoktu ve bunlarin isimleri bir deftere kaydedilmemisti."
Kâ'b sözlerine devamla söyle dedi:
"Herhangi bir kimse asker arasindan sivissa, bu hususta vahy nazil
olmadikça, bu isin gizli kalacagini zannedebilirdi.
Yukarida zikrettigimiz veçhile Peygamber aleyhi's selâm
bu gazveyi, meyvelerin yetistigi ve gölgelerin arandigi mevsimde
yapmisti. Ben de bunlara çok düskündüm. Peygamber
aliyhi's selâm ve O'nunla birlikte Müslümanlar hazirliga
basladilar. Ben de hazirlanmak için çikar, lâkin
hiç bir sey yapmadan dönerdim ve kendi kendime: Bu isi ne
vakit olsa yapabilirim, derdim. Bu hal devam etti. Herkes isini ciddî
tuttu. Derken Peygamber aleyhi's selâm Müslümanlarla
bir gün erkenden yola çikti. Halbuki henüz hiçbir
hazirlikta bulunmamistim. Ertesi gün sabahleyin hazirlik için
yine çiktim. Lâkin hiçbir sey yapmadan evime döndüm.
Benim bu hâlim devam etti. Cemâat harbe erismek için
acele ettiler, fakat henüz muharebeye tutusmamislardi. Yola çikip
arkalarindan erismeyi düsündüm. Keski yapmis olsaydim;
fakat bu da müyesser olmadi. Resûlüllah bu gazaya gittikten
sonra insanlar arasina çiktigimda kendime arkadas olarak ancak
münafiklik damgasi vurulmus kimseleri, yâhud Allah'in ma'zur
gördügü âciz kimseleri görmekligim beni kederlendirdi.
Peygamber aleyhi's selâm, Tebük'e varincaya kadar beni anmamis,
Tebük'e vardikta orada cemaatin içinde otururken:
kâ'b b. Mâlik ne yapti, demis. Bunun üzerine Benî
Selime'den bir adam:
- "Cüppelerine ve endamina bakip gururlanmasi onu yola çikmaktan
alikoydu." demis. Bunun üzerine Muaz b. Cebel, adama:
- "Ne çirkin söz söyledin." demis; sonra
Peygamber aleyhi's selâm'a dönerek, "Yâ Resûla'llâh!
Allah'a kasem ederim ki, onun hakkinda iyilikten baska bir sey bilmiyoruz"
demis. Bunun üzerine Peygamber aleyhi's selâm sükût
etmis. Bu halde iken beyaza bürünmüs serap içinde
dalgalanan bir adam görmüs ve:
- "Ebâ Haysern'e olaydi" demis. Bir de ne görsün,
o adam gerçekten Ensâr'dan Ebû Haysem'e imis. Bu
zat, münafiklar kendisi ile alay ettikleri bir sirada, bir sa'
hurma tasadduk eden kimsedir.
Kâ'b söyle devam etti: "Peygamber aleyhi's-selâm'in
Tcbük'ten dönüp Medine'ye teveccüh ettigini haber
aldigimda bütün vücûdumu kaygu sardi. Yalanlar
düsünmege basladim; yarin Resûlüllah'in gadabindan
nasil kurtulacagini, dedim. Akrabalarimdan düsünebilenlerin
fikirlerine müracaat ettim. Uydurmus oldugum bütün yalanlar,
"Resûlullah dönüp geliyor" dendigi zaman kafamdan
dagildilar. Nihayet bunlarin hiçbiri ile ondan asla kurtulamayacagima
kanaat getirdim. Ona dogrusunu söylemege karar verdim. Peygamber
aleyhi's selâm da dönüp geldi. Resûl-i Ekrem seferden
dönünce ilk evvel Mescid'e ugrar ve orada iki rekât
nanaz kilar, sonra halkin islerini görüsmek için otururdu.
Resûlullah bu isleri yapinca, gazadan geri kalanlar Peygamber
aleyhis selâm'in yanina geldiler, mazeret gösterdiler, inandirmak
için yemîn ettiler. Bunlar seksen kadar kisi idile Resûl-i
Ekrem bunlarin zahirde gösterdikleri ma'zereti kabul edip onlarla
biat etti. Nihayet ben geldim. Selâm verdigimde dargin kimse gibi
gülümsedi, sonra:
- "Gel" dedi. Bunun üzerine yürüyerek yanina
geldim ve önünde oturdum. Bana söyle dedi:
- "Niçin gazadan geri kaldin. Binek satin almis degil miydin'.'".
Ben de söyle dedim:
- "Yâ Resüla'llâh! Allah'a kasem ederim ki, Sizden
baskasi, yâni, ehl-i dünyâdan birisinin yaninda bulunsaydigim,
özür beyân ederek onun gadabindan kurtulabilecegimi
zannediyorum; zîrâ söz söylemesini bilirim. Va'llâhi
biliyorum ki, bu gün yalan söyleyip sizi memnun edersem de,
Allâhu Teâlâ Sizi bana gücendirebilir. Eger dogrusunu
söylersem Siz bana kizacaksiniz. Lâkin ben dogru söylemekle
Allah'tan hayirli sonuç beklerim. Yemîn ederim ki, gazadan
kalmam için hiçbir özür yoktu. Hiçbir
zaman, Sizden ayrilip kaldigim zamandakinden daha kuvvetli ve daha zengin
degildim."
Kâ'b devam etti: "Peygamber aleyhi's selâm:
- "Iste bu dogru söyledi. Haydi kalk, hakkinda Allah'in hükmü
vahyedilinceye kadar bekle" dedi. Ben de kalktim. Benî Selime'den
birçok adamlar pesime takildilar. Ve:
- "Allah'a yemin ederiz ki, bundan önce hiçbir suç
islemedigini biliyoruz. Yaziklar olsun sana ki gazadan kalan baskalari
gibi Resûlüllâh'a ma'zeret beyân edemedin Suçun
için Peygamber aleyhi's selâm'in istigfari kâfi idi."
dediler. Durmadan beni o kadar azarladilar ki, hattâ Peygamber
aleyhi's selâm katina dönüp kendimi yalanlamayi düsündüm.
Sonra onlara sordum:
- "Benimle birlikte bu cezaya ugrayan kimse var mi?"
- "Evet seninle beraber iki kimse cezaya ugradilar; senin gibi
cevap verdiler de senin aldigin cevâbi aldilar." dediler.
- "Bu iki adam kimlerdir?" dedim:
"Rebîa oglu Mürâretü'l-Âmirî
ile Hilâl b. Ümeyyetü'l-Vâkifî" dediler.
Bedir gazasinda hazir bulunan ve bana örnek olabilecek iki iyi
ve sâlih adami söylediler. Bunlari söylediklerinde yoluma
devam ettim. Peygamber aleyhi's selâm, bu gazada kendisinden ayrilip
kalanlar içinden bizim üçümüzle konusmaktan
(insanlari) nehyetti."
Kâ'b söyle devam etti: "Bunun üzerine ahâlî
bizden çekindiler, yahut bize karsi yan çizmege basladilar.
Hattâ memleketim bana dar gelmeye basladi; tanidigim yer olmaktan
çikti. 50 gün bu hâl üzere kaldik. Diger iki
arkadasima gelince: Onlar sindiler; aglayarak evlerinde oturdular. Ben
bunlarin en genci ve en dinci oldugumdan evimden çikar, cemâatle
namazda hazir olurdum ve çarsilarda dolasirdim. Lâkin kimse
benimle konusmazdi. Peygamber aleyhi Vselâm'in yanina gelir ve
namazdan sonra oturdugu yerde ona selâm verir de kendi kendime,
"Acaba selâmimi alip dudaklarini kimildatti mi" der,
sonra Ona yakin bir yerde namaz kilar, (ve namaz içinde) Peygamber
aleyhi's selâm'a gizlice bakardim. Namaza daldigimda Peygamber
Efendimiz bana bakar ve kendisine baktigim zaman da benden yüzünü
çevirirdi. Müslümanlarin bu suretle münâsebeti
kesmeleri uzun sürünce, gidip amcazâdem ve en ziyâde
sevdigim Ebû Katâde'nin bahçesinin duvarini atladim
ve ona selâm verdim. Allah'a yemin ederim ki, selâmimi almadi.
Bunun üzerine
- "Yâ Ebâ Katâde! Allah için sana soruyorum.
Allah'i ve Resulünü, ne kadar sevdigimi biliyor musun?"
dedim. Sustu. Sözümü tekrarladim ve "Allah için
sana soruyorum." dedim. Yine sustu. Yine sözümü
tekrarladim: "Allah için sana soruyorum" dedim.
- "Allahu Teâlâ ve Peygamber'i daha iyi bilirler"
dedi. Bunun üzerine gözümün yasi,dolup tasti, arkama
dönüp duvardan atladim.
(Günün birinde) Medîne çarsisinda geziyordum.
Yiyecek satmak için Medine'ye gelen Sam kiptîlerinden birisi:
- "Kâ'b b. Mâlik'i bana kim gösterir?" diyordu.
Ahâlî de beni gösterdi. Nihayet yanima geldi ve bana
Gassân Melîki'in mektubunu verdi. Ben de eli kalem tutanlardan
bulundugum için mektubu okudum. Söyle deniliyordu:
- "Selâmdan sonra derim ki, efendinizin size karsi uygunsuz
muamelede bulundugunu haber aldim. Allah sizi, hukukun çignendigi
ve kiymetin bilinmedigi bir yerde birakmasin. Yanimiza gel, size ikram
ederiz." Mektubu okuyunca bu da bir belâ dedim ve mektubu
atese atip yaktim.
Vahy gecikip de 50 günden 40'i geçince Peygamber aleyhi's-selâm'in
elcisi geldi,
- "Resûl-i Ekrem size zevcenizden ayri oturmanizi emrediyor."
dedi. Bunun üzerine:
- "Ne yapacagim, onu bosayacak miyim?" dedim.
- "Hayir, ondan ayri oturacaksin, ona yanasmayacaksin." dedi.
Peygamber aleyhi's selâm iki arkadasima da ayni emri gönderdi.
Bunun üzerine hanimima annesi ve babasi yanina gitmesini söyledim
ve: "Allah bu is hakkinda hüküm verinceye kadar onlarin
yaninda otur." dedim.
Hilâl b. Ümeyye'nin hanimi Peygamber aleyhi's selâm'a
geldi ve:
- "Yâ Resûlâ'llâh! Hilâl b. Ümeyye
yipranmis bir ihtiyardir. Hizmetçisi de yoktur. Ona hizmet etmeme
darilmaz misiniz?" Dedi. Peygamber aleyhi's selâm:
- "Hayir darilmam, lâkin sana yaklasmasin." dedi. Kadin
da söyle cevap verdi:
- "Va'llâhi onun kimildayacak hâli yoktur. Allah'a
kasem ederim ki, basina gelen o vak'adan beri bu güne kadar durmadan
agliyor" dedi.
Kâ'b söyle devam etti: "Ailemden bâzilari, "Refikan
için, Peygamber aleyhi's selâm'dan izin isteseydin olmaz
mi? Hilâl b. Ümeyye'ye hizmet etmesi için onun zevcesine
izin vermistir, sen de zevcen hakkinda Resûlullâh'dan izin
isteseydin" dediler. "Ben gencim, bu hâlimle onun hakkinda
izin istersem Peygamber aleyhi's selâm bilmiyorum ki, bana ne
der?" dedim. Bu hal üzere on gün kaldim; ahâlînin
bizimle konusmalari nehyedildigi günden itibaren 50 (gün)
gece tamam oldu. 50 nci gecenin sabahinda evlerimizden birinin daminda
namaz kildim. Allâhu Teâlâ'nin bizi andigi veçhile
canim sikildigi ve yeryüzü, genisligine ragmen, bana dar geldigi
halde otururken Sel' (dagi) üzerinde birisinin bagirdigini isittim.
En yüksek sesi ile: "Ey Mâlik'in oglu Kâ'b, müjde
müjde" diyordu. Bunun üzerine kurtulus günü
geldigini anladim ve secdeye kapandim.
Peygamber aleyhi's selâm, sabah namazini kilinca tevbemizin Allah
tarafindan kabul edildigini halka îlân etti. Bunun üzerine
ahâlî müjdeli haberle bize kostular.Iki arkadasima
da müjdeciler gitti. Biri bana atla kostu. Eslem'-den bir adam
da benim tarafima yaya kostu ve (adi geçen o daga çikti;
bunun sesi atlidan evvel bana ulasti. Sesini isittigim adam gelip beni
müjdeleyince, sirtimdaki iki elbiseyi de çikardim; müjdesine
karsilik olarak ona giydirdim. Allah'a yemin ederim ki, o gün de
bunlardan baska elbisem yoktu. Emânet iki elbise alip onlari giydim.
Peygamber aleyhi's-selâm'i görmek maksadi ile yola düstüm.
Ahâlî bölük bölük beni karsiliyorlar;
tövbemin kabulünü tebrik ediyorlar ve "Allah'in
affi sana kutlu olsun" diyorlardi.
Mescid'e girdim. Peygamber aleyhi's selâm ahâlînin
ortasinda oturuyordu. Talha b. Übeydullâh radiya'llahu anh
kalkti ve kosarak gelip elimi sikti, beni kutladi. Allah'a kasem ederim
ki, Muhacirlerden Talha'dan baskasi kalkmadi." Kâ'b Talha'nin
bu nezâketini hiç unutmazdi; sözlerine söyle
devam etti: "Peygamber aleyhi's selâm'a selâm verdigimde
sevincinden yüzü parlayarak söyle dedi:
- "Annen seni dogurdugundan beri üzerinden geçen günlerin
en hayirlisi ile müjdelerim."
- "Yâ Resûlâ'llâh! Sizin tarafinizdan mi,
yoksa Allah tarafindan mi?" dedim.
- "Benim tarafimdan degil, Azîz ve Celîl olan Allah
katindan" dedi. Sevindigi zaman Peygamber aleyhi's selâm'in
yüzü daha da nurlanir, hattâ ay parçasi gibi
olurdu. Sevindigini bundan anlardik. Resul-i Ekrem'in önünde
oturdugumda:
- "Yâ Resûlâ'llâh! Tövbemi tamamlamak
için bütün malimi Allah ve Resulü ugrunda tasadduk
edecegim" dedim. Peygamber aleyhi's selâm, "Malindan
bir kismini elinde birakman senin için daha hayirlidir"
dedi. Ben de: "Hayber'deki hissemi elimde birakiyorum yâ
Resûlüllâh! Allah beni ancak dogruyu söylemek
sayesinde kurtardi.
Hayatta kaldigini müddetçe anca dogruyu söylemek de
tövbemin tamâmidir." dedim. Allah'a kasem ederim ki,
Peygamber aleyhi Vselâm'in bu sözleri söyledigim günden
beri dogru sözlülük yüzünden Allâhu Teâlâ'nin,
kimseyi benden daiia güzel surette mükâfatlandirdigini
bilmiyorum. Yine Allah'a kasem ederim ki, Peygamber aleyhi's selâm'a
bu söyleri söyledigim günden bu güne kadar, bilerek,
hiç yalan söylemedim, kalan ömrümde de Allâhu
Teâlâ'nin beni yalandan koruyacagini umarim."
Kâ'h devamla söyle dedi: "Bunun üzerine Cenâb-i
Hak:
l- "Andolsun ki. Allah, Peygamberini (muharebeden) geri kalmak
isleyenlere izin verdiginden dolayi afvettigi gibi), bir kisminin kalpleri
kaymak üzere iken, sikintili zamanda Ona uyan Muhacirlerle, Ensârin
tevbelerini kabul etti. Çünkü Allah çok sefkatli,
çok merhametlidir."
2- "Bütün genisligine ragmen yer onlara dar gelerek,
nefisleri kendilerini sikistirip, Allah'dan baska siginilacak kimse
olmadigini anlayan, savastan geri kalmis üç kisinin tevbesini
de kabul etti. Eski hallerine dönmeleri için Allah onlarin
tevbelerini kabul etti. Muhakkak ki, Allah tevbeleri çok çok
kabul eden ve merhameti sonsuz olandir. Ey imân edenler! Allah'in
azabindan korkun, dogrularla beraber Olun."
Sûre: 9 (Tevbe), âyet: 117-119
Kâ'b söyle devam etti: "Allah'a yemin ederim ki, Cenâb-i
Hak beni, islâm nîmetine mazhar ettikten sonra Peygamber
aleyhi's-selâm huzurunda dogru söylemekligimden, yalan söyleyip
helak olanlar durumuna düsmemek ligimden daha büyük bir
nîmeti bana vermedi. Vahiy nazil oldugu zaman da Allâhu
Teâlâ, yalan söyleyenler hakkinda, kimseye söylemedigi
agir sözü söyledi. Ve söyle buyurdu:
"Onlarin yanlarina döndügünüzde kendilerine
ilismemek için size "Allah adi ile yemîn ederler.
Onlardan yüz çevirin. Zîrâ onlar murdardirlar.
Yaptiklarinin cezasi olmak üzere varacaklari yer de Cehennem'dir.
Onlardan razi olmaniz için size yemin ederler. Lâkin, siz
razi olsaniz da Allâhu Teâlâ fâsik kavimden
razi olmaz."
Kâ'b sözlerini söyle bitirdi: "Biz üçümüz
o kimselerden geriye birakilmistik ki. onlar yemin ettiklerinde Peygamber
aleyhi's selâm onlarin yeminlerini kabul ve onlarla bîat
ve onlar için istigfar etti ve bizim isimizi geri birakti ve
nihayet Allâhu Teâlâ bu hususta yukarida söylendigi
veçhile hüküm verdi. Allah'in zikrettigi bu ayrilistan
maksat, bizim gazadan geri kalmakligirmz degil, belki Peygamber'in kendisine
yemin edip îtizâr ettiklerine özürlerini kabul
ettigi kimselerin islerinde bizim isimizi ayirip geriye birakmasidir."
(Hadîsi, Buhârî ve Müslim rivâyrt etmislerdir.)
(Riyazu-s Sûlihin. C.1 H.No: 21)
|