
www.cinalemi.net.
sitesine hoş geldiniz
Ne mutlu Türk'üm diyene
![]()
|
|
|
İSLAMDA FAL-FALCILIK NASIL GÖRÜLÜYOR
Kur'an'da, "fal" kelimesi geçmemekle birlikte, Peygamber (s.a.s.)'in bazi hadislerinde, sekil olarak buna benzer fakat mana yönünden bizim anladigimiz fal'dan daha degisik bir mana arzeden "fe'l" sözü geçmektedir. Söyle ki; "adva (hastaligin Allah'in takdiri olmaksizin bulasmasi) yoktur, tiyara (bir seyi ugursuz sayma) da yoktur. Ben hayirli "fe'l"i (bir seyi hayra yorma) severim" (Buhari, Tib, 43; Ibn Mâce, Tib, 43), hadisinde geçen "fe'l" kelimesinin bildigimiz falla ayni anlama gelmedigi açiktir. Ebû Hureyre'nin, Peygamberimiz (s.a.s.)'den naklettigi baska bir hadiste; ''Tiyara yoktur, daha hayirli olan fe'l vardir." buyurdular. Ebu Hüreyre; "Fe'l nedir ey Allah'in Resulu? diye sorunca 'Sizden birinizin isittigi salih sözdür' dedi" (Buhâri, Tib, 44). Hasta olan bir kimsenin; "ya sâlim" ! diye bagiran birinin sesini duymasi veya yitigini arayan birinin; "ya vâcid! " diye seslenen birinin sesini duyunca, "bununla tefe'ül ediyorum" deyip, hastaliktan kurtulmayi ummasi ve yitigini bulacagini ümid etmesidir. Yani bu sesleri hayra yorarak, neticenin bu sekilde olmasini beklemesidir (Ibnu'l-Manzûr, "Lisanü'l-Arab " XI V.; Imam Ebi Bekir er-Râzi, "Muhtaru's-Si hah" Fe'l maddesi). Cahiliye Araplari, bir sefere, bir savasa, bir ticarete, bir nikâha yahut herhangi bir ise tesebbüs edecekleri zaman üç zar (veya ok) çekerler yahut kus uçururlardi. Bu zarlarin (veya oklarin) birinde, "Rabbim emretti" yahut "yap" diye emir; digerinde, "Rabbim nehyetti" yahut, "yapma" diye nehy kelimeleri yazili olurdu, biri de bos bulunurdu. Birisi torbaya elini sokar, zarlardan birini çeker, emir çikarsa yaparlar, nehy çikarsa yapmazlar, bos çikarsa bir daha çekerlerdi. Kur'an bunu su ayetle yasaklamistir: ''Ey iman edenler! Içki, kumar, putlar ve fal oklari seytan isi birer pisliktir,. bunlardan kaçinin ki, kurtulusa eresiniz" (el-Mâide, 5/90). Câhiliyede, bir de kus uçurma âdeti vardi ki, bir yere gidecekleri zaman bir kus uçururlar, saga giderse teyemmüm (ugurlu sayma), sola giderse tese'üm ederler (ugursuzluk sayarlar)di. Peygamberimizin, "tiyara yoktur" hadisi ile bunun da yasaklandigini biliyoruz. Bugün yaygin olan fal çesitlerinden biri de, modern câhiliyenin itibar ettigi yildiz falidir. Gökteki burçlardan istidlâl ile yapilan bu falciligin asli Sâbiîlere dayanir. Sâbiîler, Idris (a.s)'in, mucizesi iddiasiyla sema'yi oniki burca taksim etmisler ve eflâktan yalniz tapindiklari ve heykellerini diktikleri "sebaî" gezegenlerin durumlarina göre, yeryüzünde meydana gelecek of aylari bildirecegi iddiasiyla yildizlarla ilgili birtakim hükümler yazmislardi. Onlarin bu inançlari günümüze kadar gelmis bulunmaktadir (Elmalili M.H.Yazir, "Hak Dini Kur'ân Dili", VII. 5208). Dinimizin kesinlikle yasakladigi falcilik, bir çesit gaybdan haber vermedir. Halbuki, Kur'an-i Kerîm; gaybi, Allah'tan baska hiçbir kimsenin bilemiyecegini, peygamberlerle melekler dahi, kendilerine vahyedilmedikçe gaybdan haber veremeyeceklerini açikça bildirmektedir: "De ki: 'Göklerde ve yerde olan gaybi, Allah'tan baska bilen yoktur" (en-Neml, 27/65) ve "De ki: Size 'Allah'in hazineleri elimdedir demiyorum, gaybi da bilmiyorum...." (el-En'âm, 6/50), "Eger gaybi bilseydim, daha fazla hayir yapardim...." (el-A 'râf, 7/188) âyetleri buna yeterli delildir. Kendilerine "arrâf" yahut "kâhin" denilen falcilari ve bu falcilara gidip fal açtiran, onlara inanan veya destekleyenleri Peygamber (s.a.s.) agir bir dille kinamis hatta kâfirlikle nitelemistir. "Her kim bir arrafa gidip de ona bir sey sorarsa, kirk gecelik namazi kabul olmaz" (Müslim, Selâm, 125) buyurmustur. Ebû Dâvûd'da geçen bir hadis ise söyledir: "Kim bir kâhine gider, dediklerini dogrularsa; süphesiz ki Muhammed'e indirilmis olani inkâr etmis olur" (Ebû Dâvûd, Tib, hadis no: 3904). |