ZEMZEM VE HZ. İBRAHİMİN HZ.İSMAİLE DUASI
1871. Ibni Abbas radiyallahu anhümâ söyle dedi: Ibrâhim sallallahu aleyhi ve sellem, Ismâil’in annesi (Hâcer) ile henüz memedeki oglu Ismâil’i alip Mekke’ye getirdi. Onlari Kâbe’nin üst tarafinda ve zemzemin yukarisindaki büyük bir agacin altina birakti. O vakitler Mekke’de kimse bulunmadigi gibi içecek su da yoktu. Iste Ibrâhim, karisi ile oglunu oraya birakti. Yanlarina da bir dagarcik hurma ve bir kirba su koydu. Sonra Ibrahim arkasini dönüp gitmeye basladi. Hâcer onun pesini birakmadi: – Ibrâhim! Bizi konusup görüsecek bir kimsenin, yiyip içecek bir seyin bulunmadigi bu vadide tek basina birakip da nereye gidiyorsun? diye sordu. Bu soruyu birkaç defa tekrarladi. Ibrâhim dönüp bakmadi bile. Sonunda Hâcer: Bunu böyle yapmani sana Allah mi emretti? deyince Ibrâhim: – Evet, Allah emretti, diye cevap verdi. Hâcer: – Öyleyse Allah bizi korur, dedi. Hâcer geri döndü; Ibrâhim sallallahu aleyhi ve sellem de yürüyüp gitti. Kimsenin kendisini göremedigi Seniyye mevkiine varinca, yüzünü Kâbe tarafina çevirdi; sonra ellerini kaldirarak söyle dua etti: “Ey Rabbimiz! Namazi dosdogru kilmalari için ben, neslimden bir kismini, senin saygi duyulmasi gereken Mukaddes Mâbed’inin yaninda, ekin bitmez bir vâdiye yerlestirdim. Artik sen de insanlardan bir kisminin gönüllerine onlara karsi muhabbet koy ve kendilerine bazi meyvelerden rizik ver. Umarim ki nimetlerine sükrederler” (Ibrâhim: 14/37) Hâcer Ismâil’i emziriyor ve kirbadaki sudan içiyordu. Nihayet kirbadaki su tükendi. Hem kendi hem oglu susadi. Çocuk susuzluktan yerde sizlanip yuvarlanmaya baslayinca, Hâcer onun bu halini görmemek için oraya en yakin tepe olan Safâ’ya gitti ve tepenin üstüne çikti. Sonra acaba birini görebilir miyim diye vâdiye bakindi; fakat kimseyi göremedi. Safâ tepesinden inip vâdiye gelince, kosmasina engel olmasin diye elbisesinin etegini topladi. Sonra da çok zor durumda kalmis bir insanin son gayretiyle kosmaya basladi; vâdiyi geçip Merve’ye geldi. Tepenin üstüne çikip acaba birini görebilir miyim diye bakindi; fakat kimseyi göremedi. Iki tepe arasinda böyle yedi defa gidip geldi. Ibni Abbas radiyallahu anhümâ sözünün burasinda söyle dedi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Iste bundan dolayi insanlar Safâ ile Merve arasinda sa‘yeder” buyurdu. Sonra da sözüne söyle devam etti: Hâcer Merve tepesine çikinca bir ses duydu. Kendi kendine “Sus! Dinle!” dedi. Sonra iyice kulak verdi, ayni sesi bir daha duydu. – Tamam, sesini duyurdun. Yapabiliyorsan bize yardim et! diye seslendi. Bir de bakti ki, zemzemin oldugu yerde bir melek, topuguyla –veya kanadiyla– yeri kazmakta! Nihayet su göründü. Hâcer, akip gitmesin diye suyun etrafini eliyle söyle çevirmeye, suyu avuçlayip kirbasini doldurmaya basladi. Hâcer suyu avuçladikça, bir rivayete göre avuçladigi kadar, yerden kayniyordu. Ibni Abbas radiyallahu anhümâ söyle dedi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah Ismâil’in annesine rahmet etsin. Zemzemi kendi haline biraksaydi –veya suyu avuçlamasaydi– zemzem akarsu olurdu” buyurdu. Ibni Abbas sözüne söyle devam etti: Hâcer sudan içti ve yavrusunu emzirdi. Melek ona: – Bize bir zarar gelir diye korkma! Iste surasi Beytullah’in yeridir. Onu su çocukla babasi yapacaktir. Allah, o isi yapacak kimsenin yok olup gitmesine izin vermez, dedi. Beytullah’in yeri zeminden yüksekçe idi. Seller oranin sagini solunu yalayip asindirmisti. Onlar bu sekilde yasayip giderken nihayet bir gün Cürhümlüler’den bir grup insan veya onlardan bir aile Kedâ yolundan gelerek Mekke’nin alt tarafina indiler. O sirada bir kusun gelip gittigini gördüler. Bu kus mutlaka suyun etrafinda dönüp duruyor. Halbuki biz bu vadide su bulunmadigini biliyorduk, diyerek ayagina çevik bir veya iki kisiyi oraya gönderdiler. Gidenler orada su bulundugunu görünce geri dönüp durumu haber verdiler. Suyun yanina geldiklerinde Hâcer’i gördüler: – Bizim buraya yerlesmemize izin verir misin? diye sordular. O da: – Evet, ama su üzerinde bir hak iddia edemezsiniz, dedi. Onlar da: – Peki, kabul, dediler. Ibni Abbas rivayetine söyle devam etti: Insanlarla bir arada olmaya ihtiyaç duydugu sirada onlarin çika gelmesi Hâcer’i sevindirdi. Cürhümlüler oraya yerlestikleri gibi akrabalarina haber saldilar, onlar da gelip yerlestiler. Böylece Mekke civari yerlesik bir alan haline geldi. O zaman çocuk olan Ismâil nihayet büyüyüp gelisti. Cürhümlüler’den Arapça’yi ögrendi. Delikanlilik çagina geldigi zaman, Cürhümlüler’in en fazla begenip takdir ettikleri bir kimse oldu. Erginlik çagina gelince, onu kendilerinden bir kizla evlendirdiler. Günün birinde Hâcer vefat etti. Ismâil’in evlenmesinden sonraki bir tarihte, Hz. Ibrâhim, Hâcer ile oglunun durumunu ögrenmek üzere Mekke’ye geldi. Fakat Ismâil’i evde bulamadi. Karisina: – Ismâil nerede diye sordu. Kadin: – Rizkimizi temin etmeye, baska bir rivayete göre, avlanmaya gitti, dedi. Ibrâhim aleyhisselâm ona geçimlerinin ve durumlarinin nasil oldugunu sordu. O da: – Çok kötü durumdayiz. Büyük bir sikinti ve darlik içindeyiz, diye hallerinden sikâyet etti. Ibrâhim de: – Kocan gelince ona selâmimi söyle; kendisine hatirlat da kapisinin esigini degistirsin, dedi. Ismâil eve gelince, orada bir seyler oldugunu sezdi ve karisina: – Ben yokken eve biri geldi mi? diye sordu. O da: – Evet, yasli bir adam geldi, diyerek onu tarif etmeye çalisti. Seni sordu, ben de söyledim. Nasil geçindigimizi ögrenmek istedi. Ben de büyük bir geçim sikintisi çektigimizi anlattim, dedi. Ismâil: – Peki, sana bir sey tavsiye etti mi? diye sordu. O da sunlari söyledi: – Evet, sana selâm söyledi ve kapisinin esigini degistirsin dedi. Ismâil: – O gelen benim babamdir. Bana senden bosanmami emretmis. Haydi ailenin yanina dönebilirsin, dedi. O kadini bosayip Cürhümlüler’den bir baska kadinla evlendi. Allah’in diledigi kadar bir zaman geçtikten sonra Ibrâhim tekrar oglunun evine geldi. Fakat Ismâil’i bulamadi. Içeri girip Ismâil’i sordu. Karisi: – Rizkimizi temin etmeye gitti, dedi. Ibrâhim: – Geçiminiz, haliniz nasil? diye sordu. Kadin: – Çok iyi durumdayiz. Rahat ve bolluk içindeyiz, diyerek Allah’a hamdü senâ etti. Konusma söyle devam etti: – Ne yiyorsunuz? – Et yiyoruz. – Ne içiyorsunuz? – Su. O zaman Ibrâhim, ‘Allahim, etlerine sularina bereket ver’, diye dua etti. Sözün burasinda Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem söyle buyurdu: “O zamanlar Mekke’de ekin yoktu. Eger olsaydi tahilin bereketlenmesi için de dua ederdi.” Ibni Abbas dedi ki: Ibrahim’in duasi sayesinde et ile su, baska yerde yasayanlarla kiyaslanmayacak sekilde, Mekkeliler’in sagligina elverisli olmustur. Bir baska rivayete göre Ibrâhim aleyhisselâm oraya gelince: – Ismâil nerede? diye sordu. Karisi: – Avlanmaya gitti, dedi. Sonra da: Bir seyler yemek ve içmek üzere buyurmaz misiniz? dedi. Ibrâhim: – Ne yiyor ne içiyorsunuz? diye sordu. Kadin: – Yedigimiz et, içtigimiz su, dedi. Iste o zaman Ibrâhim aleyhisselâm: – Allahim! Onlarin yiyeceklerine, içeceklerine bereket ver! diye dua etti. Ibni Abbas sözüne söyle devam etti: Ebü’l–Kâsim sallallahu aleyhi ve sellem: “Iste bu, Ibrâhim’in duasinin bereketidir” buyurdu. Ibrâhim gelinine söyle dedi: – Kocan eve gelince ona benim selâmimi söyle ve kendisine hatirlat da, kapisinin esigine sahip olsun, dedi. Ismâil eve gelince: – Eve gelen oldu mu? diye sordu, Karisi: – Evet, güzel görünümlü bir ihtiyar geldi, diyerek onun hakkinda güzel seyler söyledi. Sözüne devamla, bana seni sordu, ben de anlattim; geçimimizi ögrenmek istedi, ben de çok iyi oldugunu belirttim, dedi. Ismâil: – Sana bir tavsiyede bulundu mu? diye sordu. O da: – Evet, sana selâm söyledi ve kapinin esigine sahip olmani emretti, dedi. O zaman Ismâil: – O benim babamdir. Evin esigi de sensin. Babam seni hos tutmami, seninle iyi geçinmemi emretmis, dedi. Allah’in diledigi kadar bir zaman geçtikten sonra Ibrâhim aleyhisselâm bir daha geldi. O sirada Ismâil zemzemin yakinindaki büyük bir agacin altina oturmus ok yontuyordu. Babasini görünce ayaga kalkti. Uzun süre birbirini görmeyen bir baba çocuguna, bir çocuk da babasina sevgi ve saygisini nasil gösterirse, onlar da birbirlerine öyle yaptilar. Ibrahim aleyhisselâm ogluyla konusmaya basladi: – Ismâil! Allah bana önemli bir görev verdi. – Öyleyse Rabbinin emrini yap, babacigim. – Ama bana yardim edeceksin. – Sana elbette yardim ederim. Ibrâhim oradaki yüksekçe bir tepeyi gösterdi: – Allah, iste suraya bir ev yapmami emretti, dedi. Ibrâhim oraya Kâbe’nin temelini atip yükseltti. Ismâil tas getiriyor, Ibrâhim de duvar örüyordu. Binanin duvarlari yükselince, Ismâil su (makâm–i Ibrâhim diye bilinen) tasi getirip babasina verdi. O da bu tasin üstüne çikip Ismâil’in getirdigi taslarla insaata devam etti. Onlar beraberce binayi yaparken: “Rabbimiz! Bizden bu hizmeti kabul buyur. Süphesiz sen duamizi duyan, niyetimizi bilensin” (Bakara: 2/127) diye dua ediyorlardi. Bir baska rivayet ise söyledir: Ibrâhim aleyhisselâm Ismâil ile onun annesini alip yola çikti. Yanlarinda bir de su kirbasi vardi. Ismâil’in annesi susadikça kirbadan içip oglunu emziriyordu. Nihayet Mekke’ye gelince, Ibrâhim Hâcer’i büyük bir agacin altina birakti. Sonra geriye, ailesinin yanina dönmeye basladi. Bunun üzerine Hâcer onun arkasina takildi. Kedâ mevkiine gelince, Hâcer onun arkasindan: – Ibrâhim! Bizi kime birakip gidiyorsun? diye seslendi. O da: – Allah’a birakiyorum, dedi. Hâcer: – Allah’in himâyesine raziyim, dedi. Sonra geri döndü. Kirbadaki sudan içiyor, südü artiyor, o da çocugunu emziriyordu. Sonunda su bitti. Hâcer, gidip etrafa bakinayim, belki birini görürüm, dedi. Yürüyüp gitti, Safâ tepesine çikti. Birini görebilir miyim diye etrafina bakindi, bakindi, fakat kimseyi göremedi. Vâdiye inince kosmaya basladi. Merve’ye geldi. Iki tepe arasinda kosarak birkaç defa gidip geldi. Sonra da gidip çocuga bakayim, acaba ne yapiyor, diye söylendi. Dönüp çocugun yanina geldi; çocuk biraktigi gibi bitkin bir halde duruyordu. Orada öylece durmaya gönlü razi olmadi. Gidip etrafa tekrar bakinayim, belki birini görürüm, dedi. Yürüdü gitti, Safâ tepesine çikti. Bir kimseyi görebilir miyim diye etrafina bakindi, bakindi, fakat kimseyi göremedi. Böylece iki tepe arasinda yedi defa gidip geldi. Sonra tekrar kendi kendine, gidip çocuga bakayim, acaba ne yapti, diye söylendi. O sirada bir ses duydu. “Eger bir iyilik yapabileceksen yardim et!” diye seslendi. Bir de bakti ki Cebrâil aleyhisselâm, topugunu yere vurarak topragi kaziyor. Derken su fiskirdi. Hâcer hayretler içinde kaldi ve hemen kirbasina avuç avuç su doldurmaya basladi. Sonra Buhârî hadisin tamamini rivayet etti.[68]
|