(GADÂ-ÜL-MÜLÂHAZÂT) KİTÂBINA CEVAP


Bir papazın neşrettiği (Gadâ-ül-mülâhazat) kitabının ikinci bâbının üçüncü faslında diyor ki: (Bu fasl, hıristiyanlığın İsrâîl oğulları arasında yayıldığı gibi, Muhammed aleyhisselâmın dîni de hıristiyanlık üfkundan ortaya çıkacak iken, Arabistân putperestleri arasında zuhûr etmesi şeklindeki garîb mes'elenin açıklanmasına dâirdir. Bütün âlemler Allahü teâlânın mülkü olup, kendi mülkünde “dilediğini yapıcı” olduğunda aslâ şüphemiz yoktur. İlâhî fiillerinin hepsi hikmetli birer sebep ile olmaktadır. Rabbânî hikmetinin bir gereği olmak üzere, Hz. Mesîhin ruhanî ve dînî mükemmil [tamamlayıcı] olmasına bir hazırlık olmak üzere, önce Mûsâ aleyhisselâmın şeriatini gönderdi. Mûsâ aleyhisselâm, beklenen yerde, bulundukları zamanda ortaya çıkmasının ve kendi kilisesinin yâni cemaatinin binâsını buna kâbiliyyet kazanmış olan esas üzerine koymasının, sübhânî hikmete uygun olması, az bir mülâhaza ile anlaşılabilir. Bunun gibi, eğer hıristiyanlığın kaldırılması, nesh edilmesi Allahü teâlânın murâdı olsaydı, hem kıyâs gereği, hem de maslahat îcâbı onun yerine dikilecek kâmil ağacın, hıristiyanlık kökünden, yâni yeni bir din kabûlüne hazır bulunan yerden ortaya çıkması gerekirdi. Ama, islâmiyeti binâ ve te'sîs eden zat, ne bir hıristiyan memleketinde doğmuş, ne de İsrâîl oğulları arasında zuhûr etmiştir. Bil'aks tarihlerin açıkça belirttikleri gibi, Kâbe-i muazzamayı üçyüze yakın putlarla dolduran câhil arablar arasından çıkmıştır. Arab tarihlerinden haberdâr olan, vukûf sahibi kimselerin bildiği gibi, Hz. Muhammed nübüvvetini bildirdiği, yâni dînini ilâna başladığı vakit, Mekke halkı, adı geçen dîni kabûle hazır değildi. Tam bir zıdlıkla Onun peygamberliğine itiraz ve teblîgâtına muhâlefet ve zatına hakâret ederlerdi ki, eğer Ona Ebû Tâlib ve onun hânedânının kuvveti yardımcı olmasaydı ve sonradan Mekke halkı arasında meydana gelen akrabâlık rekâbeti ve gayretinin, Onun maksadına ulaşması için meydana getirdiği fırsat Onun kâbiliyyetine eklenmeseydi, mezkûr din, henüz tomurcuk hâlinde iken, muhâliflerin taarruzlarından zedelenir ve perîşân olur giderdi. Mezkûr yeni dîni, yâni islâmiyeti kuvvetlendirmek için, buna cismânî sebepleri ve dünyevî vesîleleri serbestçe kullanmak; islâm dîninin hıristiyan dîni kadar ruhanî olmadığına ve onun zuhûru için Arabistânın hazır bulunmadığına kuvvetli bir delîldir. İslâmiyet, ruhanî bir din, Arabistân da, onu kabûle hazır olmuş olsaydı, cismânî sebeplere ve dünyevî vesîlelere aslâ ihtiyaç duyulmaksızın, o da hıristiyanlığın yayılması gibi halîm ve selîm olarak yayılırdı.

Putperest ve câhillerin, hidâyete gelmeleri için, en mükemmel ve en üstün dînin bir defada gönderilmesi mümkin iken, niçin merhametlilerin en merhametlisi olan Allahü teâlâ, islâmı, altıyüz sene evvel hıristiyanlığın ve ikibin sene evvel Mûsevîliğin yerine koymadı, yâni onlardan önce göndermedi. Bunca zaman te'hîrine sebep ne idi? Müslümanlar, kendi dinlerinin hak ve Allahü teâlâ tarafından gönderilmiş olup olmamasını, bu delîlimiz vâsıtası ile anlıyabilirler) demektedir.

Gadâ-ül-mülâhazâtın bu yazısı hülâsa edilirse, üç iddiâyı içine almaktadır:

Birincisi: Îsâ aleyhisselâmın dîninin yâni hıristiyanlığın fazîlet ve üstünlüğünün sebebi; onu kabûl etmeye müsâid, şeriat terbiyesi görmüş İsrâîl oğulları arasında zuhûr etmesi ve Muhammedin dîninin yâni islâmiyetin ise, şeriat terbiyesi görmemiş ve onu kabûl etmeye müsâid olmıyan putperestler arasında zuhûr etmesidir.

İkincisi: Hıristiyanlık yumuşaklık ve tatlılıkla yayıldığı hâlde, islâmiyetin sertlik, kuvvet ve dünyevî sebeplerle yayılmasıdır.

Üçüncüsü: Allahü teâlânın Peygamber göndermesi mümkin ve kendisi de merhametlilerin en merhametlisi olduğu hâlde, üstün olan bir dîni, yâni islâmiyeti, diğerlerinden evvel göndermemesinin, Onun adaletine uygun olmamasıdır.