TESLÎS (Üç tanrı inancı) ve BÂTILLIĞI
Protestanlar, Kur'an-ı kerim ile bugünkü İncîlleri mukâyese için beş bahs seçmişlerdir. Birinci bahste, Kur'an-ı kerimde, üç uknumun yâni (Baba, oğul, Ruhül-kuds)den meydana gelen üç tanrı inancının bulunmamasını, Kur'an-ı kerimin noksanlığına nisbet etmişlerdir. Teslîs (Trinite) inancının daha önceki ilâhî kitaplarda rumuz, işaret ile bildirilmiş olduğunu iddiâ ederler. Kendilerinin neşrettiği bazı kitaplarda, bu büyük mes'elenin Tevrâtta mübhem, şüpheli olduğunu itiraf ettikten sonra, isbât için, yalnız Yuhannâ İncîlinden ve Amâl-i rusül [Resûllerin işleri] ve havârîlerin mektûblarından başka bir delîl ortaya koymaya da, muktedir olamazlar. Delîl olarak ileri sürdükleri kitap ve risâlelerin, asl ve esasları sağlam olmadığından, aslâ kıymetleri yoktur. Teslîs mes'elesini izâh için, önce (İşâ-i Rabbânî) üzerinde bazı incelemelerin beyan edilmesi lâzımdır. Yukarıda biraz bahs ettiğimiz gibi, bu işâ-i rabbânî, hıristiyanların din esaslarından, yâni akîde [inanç] esaslarındandır. Çünki, hıristiyanların akîdelerine göre, Îsâ aleyhisselâm, her biri hakîkî ilâh olan üç ilâhdan biri olduğundan, hıristiyanlar onun etini yiyip, kanını içerek güyâ onunla birleşirlermiş. İşlemiş oldukları günahlar bu şekilde, [hâşâ] Allahın oğlunu kurban ederek affolunurmuş. Yâni mayalı veya mayasız bir parça ekmek ile bir miktâr şarapa papaz okuduğu zaman, ekmek aynıyla Îsâ aleyhisselâmın eti, şarap da kanı olurmuş. [Böyle olduğu, Matta İncîlinin yirmialtıncı bâbının, yirmialtıncı âyeti ve devamında, Markos İncîlinin ondördüncü bâbının, yirmiikinci âyeti ve devamında, Luka İncîlinin yirmiikinci bâbının, ondokuzuncu âyeti ve devamında yazılıdır diyorlar. Hâlbuki, bu İncîllerde, Îsâ aleyhisselâm hayatta iken icrâ edilmiş olan, bir vak'a bildirilmektedir. Benden sonra, siz de, her zaman böyle beni kurban ederek, günahları affettiriniz diye bir emr, hiç bir İncîlde yazılı değildir. Luka İncîlinin, yirmiikinci bâbının ondokuzuncu âyetinde, (Benden sonra hâtırlanmam için bunu yapın) diye yazılı ise de, bunu günah affı ve îman esası hâline getiriniz diye yazılı değildir. Hıristiyanlar, kilisede ekmek ve şarapı aralarında paylaşarak, yirler ve içerler. Böylece Îsâ aleyhisselâm kurban edilmiş ve yinilip içilmiş oluyormuş. Bu mes'elede, yâni ekmek ve şarapın et ve kana dönüşmesi ve böylece Îsâ aleyhisselâmın kurban edilmiş olmasında, hıristiyan kiliseleri [ve fırkaları] arasında muhtelif teviller vardır. Bazılarının îtikatına [inancına] göre, (sâdece ekmek ve şarap, Îsâ aleyhisselâmın cesedine ve kanına dönüşüp kâmilen, tam olarak Îsâ olurmuş.) Yeryüzünde bir kaç bin papaz aynı anda ellerindeki ekmekleri okuyarak, mukaddes hâle getirdiklerinde, her bir papazın meydana getirdikleri birer Îsâ, yâ birbirlerinden başkadırlar, yâhut birbirlerinin aynıdırlar. Birbirlerinden başka olmaları, hıristiyanların îtikatına göre bâtıldır. [Çünki, pek çok Mesîhler, hâşâ birçok ilâhlar meydana gelmektedir.] Aynı olması da, işin aslına, eşyanın hakîkatına uygun değildir. Çünki her birinin maddesi, diğerinin maddesinden ayrıdır, başkadır. Bir cismin, aynı anda, değişik mekânlarda bulunamıyacağı da, açıkça bilinen şeylerdendir. Bunun için, okuyup mukaddes olan ekmekler, tek bir Mesîh olamazlar. Bu dahî, hıristiyanların îtikatına göre bâtıldır. Çünki onlar, tek Îsânın varlığına inanmaktadırlar. Bir papaz, ekmeği üç parçaya ayırıp, her birini birer şahsa verdiği zaman, ekmeğin tehavvülünden meydana gelen Mesîh, yâ parça parça olur veya her bir parça tam bir Mesîh olur. Birincisine göre, ilah parçalanmış olur. İlahın parçalanabileceğine inanmak, hiçbir dîne uygun bir inanış değildir. İkincisine göre, ekmek, bir Mesîh hâline dönmüştü. Ekmek taksîm edilince müteaddid Mesîhler nereden çıkmaktadır? Hıristiyanların inançlarına göre, Îsâ aleyhisselâm insanları [günahtan] kurtarmak için, bir kurban olarak âleme geldi ve kendini feda etti. Şimdi, papazların kiliselerde yaptıkları İşâ-i Rabbânî kurbanı, vakti ile yahudilerin salîb üzerinde yaptıkları kurbanın aynı olursa, Îsâ aleyhisselâm hayatta iken, Havârîlere ekmeği yidirmesi ve şarapı içirmesi ile icrâ edilen, ilk İşâ-i Rabbânî, insanların günahlardan kurtulmalarına kâfî olurdu. [Hıristiyanlara göre] Îsâ aleyhisselâmın sonradan yahudiler tarafından ağaçtan salîb üzerinde haça gerilmek sûreti ile kurban edilmesine ve dünyanın her yerinde papazların [Kurban] âyinleri yapmalarına lüzûm kalmazdı. İnsanların günahlarının affolunması için, Hz. Îsânın kendini bir defa kurban ettiği, bunun bir defa zuhûr ettiği İbrânîlere mektûbun dokuzuncu bâbının sonunda yazılıdır. [Peşâver üniversitesi öğretim üyelerinden, Ülfet Azîz Essamed, 1399 [m. 1976] senesinde üçüncü baskısı Pakistânda yapılan, (A Comparative Study of Christianity and İslâm) yâni, (İslâmiyet ile hıristiyanlığın mukâyesesi) ismli kitabının, (Hıristiyan Akîdelerinin Kaynağı) kısmında diyor ki: (Îsâ aleyhisselâmın teblîg ettiği nasrânîlik ile, göğe yükseltilmesinden sonra te'sîs edilen ve çeşidli kiliselerin inandığı hıristiyanlık, birbirinden çok farklıdır. Îsâ Allahü teâlânın emirlerini, ümmetine teblîg eden ve onlara vaaz ve nasihat eden ve insan olan bir Peygamber idi. Ümmetinden, tevbe etmelerini ve eski, bozuk, kötü âdet ve alışkanlıklarından vazgeçmelerini istemişti. Îsâ yeni bir dînin kurucusu değildi. Mûsâ aleyhisselâmın şeriatinin yenileyicisi idi. Îsevî dîni, vaaz ve nasihat idi. Bu dinde (Vaftîz) ve (İşâ-i Rabbânî) gibi, âyinler yok idi. O, günahlara kefaret olarak ve çarmıha gerilerek kurban edilmeye gelmemişti. Îsâ aleyhisselâmın, göğe yükseltilmesinden hemen sonra, kendisine îman eden ve yakın arkadaşları olan havârîler, kendilerine resûller ismini verdiler. Havârîler, hiç şüphesiz Îsâ aleyhisselâmın yolunda olan, tek Allaha inanan ve Îsâ aleyhisselâmı onun elçisi kabûl eden kimselerdi. Havârîler, her işte, Îsâ aleyhisselâmın kendilerine emrettiği gibi, Mûsâ aleyhisselâmın şeriatına göre amel ettiler. Filistin ve civârında, büyük yahudi cemaatleri oturmakta idi. Fakat, Kudüste oturan yahudiler, dünya yahudilerine göre çok azdı. İskenderiyye (Alexandria) şehri büyük bir kültür merkezi idi. Burada birçok dînî ve felsefî görüşler öğretilmekte idi. Yahudilerin parçalanmaları ve bozulmaları, yunan felsefesi ve mevcut putperest cemaatlerin te'sîri ile olmuştu. Bu putperest cemaatlerin her biri, kurtarıcı tanrılar edinmişlerdi. Îsâ aleyhisselâm, Peygamberlik vazîfesini yapmaya başladığı zaman, yahudilerden bazıları, onu beklenilen Mesîh kabûl ettiler. [Îsâ aleyhisselâmın, üç sene gibi kısa bir zaman süren teblîginden sonra, kendisine inanan yahudiler çoğaldı.] Ancak, Onun sözlerini ve kendisini, yunan felsefesi ve putperest cemaatlerin fikirleri ışığında, tefsîre tâbi tuttular. Böylece, Îsâ aleyhisselâmın hakîkî dîni, değiştirilmeye başlandı. Îsâ aleyhisselâmın yolunu öğretmek yerine, Onun şahsını yüceltme teşebbüsleri, bu değişikliğin ilk işaretleri idi. Hıristiyan din adamlarının ileri gelenlerinden Dr. Morton Scott Enslin bu husûsta, (Christian Beginnings) kitabının ikinci kısm, yüzyetmişikinci sayfasında diyor ki: (Îsânın şahsiyeti ile uğraşma, kim olduğunu araştırma ve her şeyi Onun şahsiyeti ile ilgi kurarak açıklama gayretleri, kendisi için uydurulan ve kendisinin hiçbir zaman söylemediği şeyleri ve kendisinin teblîg ettiği, Allahü teâlânın kullarından istediği şeyleri ve tevbeye çağırdığı husûsunu unutturdu. Böylece, ümmetine teblîg ettiği ahkâmın öğrenilmesi ve itaat edilmesi yerine, şahsiyetinin açıklanıp anlaşılması lâzım olan bir kimse hâline geldi.) Bu temâyül, Îsâ aleyhisselâmın (Logos=Mukaddes kelâm) kelimesi ile îzâh edilmesine ve netîcede, tanrılaştırılmasına sebep oldu. Çünki, İskenderiyyeli yahudi felsefeci PHİLO, bu husûsta felsefî görüşler ileri sürmüştü. [Kitabımızın, (Teslîsin bâtıllığının Îsâ aleyhisselâmın sözleri ile isbâtı) kısmında Philodan bahs edeceğiz.] Bu zamandaki kilise babalarının, Îsâ aleyhisselâm hakkındaki yazıları, uygunsuzluklar, saçmalıklar ile doludur. Kilise babalarının bu yazılarında, Îsâ aleyhisselâmın önemle üzerinde durduğu tek ALLAH inancı ile, kendisine izâfe edilen Allahlık iddiâsını uzlaştırma gayreti içinde oldukları görülür. Dağılmış bir hâlde bulunan yahudiler ve bunların yahudi olmıyan komşuları arasında, Îsâ aleyhisselâmın bildirdiği îman esasları ile alâkası olmıyan, yeni bir din ortaya çıktı. Bu mevzû'da Dr. Morton Scott Enslin aynı kitabının ikinci kısm, yükseksenyedinci sayfasında diyor ki, (Îsevîlik, yahudilerin yaşadıkları yer olan Filistinden, putperest milletlerin memleketlerine yayıldı. Bu yayılma birçok değişmelere sebep oldu. Îsevîler, Mûsâ aleyhisselâmın şeriatinden uzaklaştılar. Îsâ aleyhisselâmın teblîg ettiği din bilgilerini, putperestlerin kabûl edebilecekleri hâle getirdiler. Böylece tutarsız, akıl ve mantığın kabûl edemiyeceği bir din meydana geldi.) Roma imperatorluğunda birkaç çeşid putperest cemaat vardı. Bu cemaatler, îtikat [inanç] îtibar ile, birbirinden çok farklı idi. Fakat, şu dört husûs hepsinde müşterek idi: 1 - Hepsi, kurtarıcı bir tanrıya inanıyor ve onun ölümünü, insanların günahları için kefaret ve ona inananlar için kurtuluş kabûl ediyorlardı. 2 - Hepsinde, o dîne girmek için, bir giriş âyini vardı. Bu âyinle, o dîne kabûl edilen kimsenin, kötülüklerden temizlenmiş olduğuna inanılıyordu. 3 - Hepsinde, tanrı ile mânevi olarak birleşmek, bütünleşmek inancı vardı. Bu bütünleşme, sembolik olarak o din mensûbları tarafından, tanrının etini yimek ve kanını içmek şeklinde icrâ edilirdi. 4 - Hepsinde Cennet inancı olup, onu isterlerdi. Orada rahat edeceklerinden emîn idiler. [(Encylopedia Americana)da, (Sacrifice) [Kurban] kelimesinde diyor ki: (Eski yunanda, gök tanrısı Olympus adına (thusiai) ve (sphagia) denilen, kurban âyinleri yapılırdı. Thusiai, her zaman gündüz olur ve tercîhen sabahleyin yapılırdı. Kurban edilen hayvanların belli kısmları, biftek olarak (Bomos) denilen taş üzerinde yakılırdı. Hayvanın geri kalan kısmları, yüksek bir taşın etrâfında toplanmış olan kimseler tarafından yinilirdi. Âyin, müzik ve dans ile sona ererdi. Sphagia denilen kurban âyini ise, gece yapılırdı. Bu âyinde etin yakılması için kullanılan taşa (eschara) denilirdi. Yunanca olan bu âyin ismleri lâtincede sâdece (sacrifice) kelimesi ile ifâde edildi. Kurbanların yakıldığı taş olan (Bomos) ve etrâfında toplanılarak kurbanın yinildiği taş olan (eschara) kelimeleri için (Altars) kelimesi kullanılırdı.) Hıristiyanlık dîninde icrâ edilen (İşâ-i rabbânî veya Ehvaristiya) kurban âyîninde, ekmek ve şarapın konulduğu ve etrâfında cemaatın toplandığı taşa da, (Altar) denilir. Bu âyinde de, müzik bulunur. Mukaddes olan ekmek, kırılınca, kurban icra edilmiş, ekmek, şarapa batırılıp yinilince de, tanrı ile mânevi olarak birleşilmiş olunurmuş. Yunanlılardaki (thusiai) ve (sphagia) âyinleri ile, hıristiyanlıktaki İşâ-i rabbânî âyini arasında benzerlik açıkça görülmektedir. [Bu mevzû'ya aşağıda devam edeceğiz.] Îsâ aleyhisselâmın, kurtarıcı tanrı olarak kabûlü, çarmıha gerildi denilmesi, kurban olarak telâkkî edilmesi, yukarıda zikrettiğimiz, yunan putperest cemaatlerinin, hıristiyanlığa etkilerinin bir sonucu olduğu muhakkaktır. Hıristiyanlarda (Vaftîz) ve (İşâ-i rabbânî) denilen iki önemli âyin vardır. Vaftîz, hıristiyanlığa kabûl âyînidir. Kişi bununla, doğuştan gelen günahtan temizlenmiş kabûl edilir. İkinci âyin olan İşâ-i rabbânîye, (Eucharist) veya (Mass Communion) veya (Holy Communion) denir ki, (kudsî paylaşma) demektir. Dr. Morton Scott Enslin, bu âyînle hıristiyanlığın, Romalılar zamanındaki putperest fırkalardan birisi hâline geldiğini itiraf ederek, aynı kitabının ikinci kısmının yüzdoksanıncı sayfasında diyor ki, (Mîlâdın ikinci asrına doğru hıristiyanlık, bozuk dinlerden birisi hâline gelmişti.) Lord Raglan, (The Origins of Religions) [Dinlerin Aslı] ismli kitabında, Roma imperatorluğu zamanındaki dînî cemaatlerin âyînlerini beyan etmekte ve bu âyînleri, şimdiki hıristiyan âyînlerinin aslı olarak görmektedir. Raglan diyor ki: (Tarih öncesi devirlerde, genç bir adamı, kutsal kurban olarak seçmek ve onu bir sene boyunca imtiyazlı kişi kabûl ederek her arzusunu yerine getirmek ve sene sonunda belli bir âyîn tertîb ederek, o kimseyi kurban edib, etini yimek, kanını içmek âdeti, dinden haberleri olmıyan bazı kavmlerde var idi. Kurban edilen kimsenin, etinden ve kanından tarlalara da serpilir, böylece toprağın bereketli olacağına inanılırdı. Kurbanlık seçilen kimsenin, kendi kavminin dînî lideri ile anlaşarak, yerine başka birisinin kurban edilmesi de olurdu. Başka bir kimse kurban edildikten sonra, asl kurban edilmesi lâzım olan kişi, tekrar bir sene boyunca, yine imtiyazlı ve kutsal oluyor ve her arzusu yerine getiriliyordu. Senenin sonunda yerine, yine başka bir kimse kurban ediliyordu. Böylece, devamlı olarak kutsal sayılan ve her arzusu yerine getirilen imtiyazlı kişiler zuhûr etti. Bu ilk devamlı kutsal kişiler, kavmleri tarafından (kral) veya (yaşıyan tanrı) olarak telakkî edilir oldular. Bu kutsal kişilerin insanlıklarının, yâni bedenlerinin ayrı bir şahsiyyet, ilahlıklarının ayrı bir şahsiyet olduğu kabûl edilirdi. İlahın, tanrının bu kimselere hulûl etmiş, vücûdlarına girip yerleşmiş olduğu, bu kavmlerce kabûl edilirdi. Bir müddet sonra, kavmleri, kutsal kabûl ettikleri bu kimseleri, tanrı veya tanrının oğlu diyerek tapınmaya başladılar. [Eski çağdaki putperestlerde veya çeşidli milletlerde, tanrıların, yarı tanrıların ve kahramanların efsânevî hikâyelerine mitoloji denir.] Önce âyîn vardır, sonra bu âyîni îzâh için mitolojik hikâyeler uydurulmuştur. Hayâlî tanrıların ölmesi veya dirilmesi ile kendilerinin kurtulacağı zan olunurdu. Kurtarıcı tanrıya inanan kavmlerin âyînlerinin en mühimi, kişinin tanrı ile birleştiğine, bütünleştiğine inandıkları, sembolik et yime ve içki içme âyînleridir. Kurtarıcı tanrı inancı, bir müddet sonra güneş tanrısı inancı ile birleştirildi. Herbir kurtarıcı tanrının, kış başlangıcında doğduğuna inanıldı. Kış başlangıcı ise, Julian takvimine göre 25 Aralıktır. Hıristiyanlar da, Îsâ aleyhisselâmı kurtarıcı bir tanrı yaparak, bu tarihte doğduğunu kabûl ettiler ve bu geceyi (mîlâd) ve (Noel) olarak her sene kutlamaya başladılar. Edward Carpenter, çeşidli kurtarıcı tanrı hikâyeleri, meselâ, yunanlıların (Dionysus)u, Romalıların (Hercules)i, Perslerin (Mithras)ı, Mısrlıların (Amonra, Oziris ve İzis)leri, kuzey Samiîlerin (Baâl)ı, Âsur ve Bâbillilerin (Tammuz)u ile, hıristiyanların Îsâ aleyhisselâmın hayat hikâyesi diye inandıkları şeyler arasındaki benzerliklere dikkati çekmektedir. Şöyle ki: (1 - Hepsi, Noel yâni 25 Aralık veya buna yakın bir günde doğmuştur. 2 - Hepsi, bâkire annelerden doğmuştur. 3 - Hepsi, bir mağara veya yeraltında bir mahzende doğmuştur. 4 - Hepsi, insanlar için meşakkatlere katlanmışlardır. 5 - Hepsi, nûrlandırıcı, iyileştirici, kurtarıcı ve şefaat edici gibi ismler almışlardır. 6 - Hepsi, karanlık güçler tarafından mağlup edilmişlerdir. 7 - Hepsi, Cehenneme yâhut arz küresinin diğer tarafına inmişlerdir. 8 - Hepsi, yeniden dirilmiş ve insanların Cennete girmelerine öncülük etmişlerdir. 9 - Hepsi, insanlar ile irtibat kuran azîzler seçmişler ve vaftîz âyîni ile cemaat kabûl eden, dinler te'sîs etmişlerdir. 10 - Hepsi, kurban yemekleri yinilerek anılmışlardır.) Lord Raglanın sözü burada tamam oldu. Newyork Üniversitesinde tarih profesörü olan, Waelance Ferguson diyor ki, (Hıristiyanların yortuları, putperest yortuları ile, aynı tarihlere rastlar. Meselâ, Noel tarihi, Îrân ve Romada güneş tanrısı Mithrasın doğum tarihi idi. Ayrıca bu tarih çok eskiden beri putperest dünyasında önemli bir yortu günü idi.) Mitoloji kahramanları üzerinde çalışmalarını (The Hero), (Kahramanlar) ismli kitabında toplıyan Lord Raglan, hikâyelerde gördüğü hâdiseleri 22 madde hâlinde sıralamış ve hangi mitoloji kahramanının hayat hikâyesinde bunlardan kaç tanesinin geçtiğini tesbit etmiştir. Bu maddelerden onbeş dânesinin, Îsâ aleyhisselâmı anlatan, bu günkü hıristiyanlıkta bulunduğunu da, maddeler hâlinde bildirmiştir. Bunlar da, hıristiyanlığın kaynağının putperestlik olduğunu bize göstermektedir. [Daha sonra, (Teslîsin bâtıllığının, Îsâ aleyhisselâmın sözleri ile isbâtı) bahsinde bunlara bazı misâller vereceğiz.] Meşhûr felsefeci ve tarihçi Winwood Reade diyor ki, (Hıristiyan âlemi putperest âlemine hâkim olunca, putperest âlemi de, hıristiyanlığı bozdu. Oziris ve Apollo masalları, Îsâ aleyhisselâma atf edildi. Yahudilerin inandıkları ve Îsâ aleyhisselâmın teblîg ettiği, tevhîdin yâni tek Allaha îman yerini, [Brahmanizmde de bulunan ve] Mısrlıların ihdâs ettikleri ve Eflâtûn tarafından felsefeye sokulan, teslîs (Trinity) yâni üç tanrı inancı aldı. (Bana iyi demeyin, iyi bir dânedir. O da Allahdır) diyen bir zâtın kendisi bizzat Allah yerine konuldu veya birin üçte biri denildi.) Pakistândaki Peşâver Üniversitesi müderrisinin kitabından terceme tamam oldu.)] [Bütün bunlar gösteriyor ki, hıristiyanlık, Îsâ aleyhisselâmın teblîg ettiği ve Mûsâ aleyhisselâmın şeriatının devamı olan (Nasrânîlik) değildir. Îsâ aleyhisselâmın ismi arkasına sığınmış, putperestliğin karıştırıldığı, akıl ve mantığın kabûl edemiyeceği bir dindir. Hıristiyanlıktaki, vaftîz ve İşâ-i rabbânî gibi âyînlerin, Îsevîlikte bulunmayıp, sonradan putperestlikten alınarak Îsevîliğe karıştırıldığını ve Îsâ aleyhisselâm bir insan ve Peygamber iken sonradan tanrılaştırıldığını, pek çok hıristiyan din adamı, profesörler, ilim ve fen adamları açıkça yazmaktadırlar. Papazlar, bu yazılara ve islâm âlimlerinin kendilerine tevcîh ettikleri sorulara cevap vermek yerine, bu kitapları toplattırıp yok etmek yolunu seçmekte ve eskisinden daha fazla, yalan, yanlış ve mantıksız yazılarla dolu, yeni kitaplar ve risâleler yazmakta ve dağıtmaktadırlar. Bu da bize gösteriyor ki, 19. ve 20. yüzyılda hıristiyanlık tamamen iflâs etmiş, boş ve bâtıl olduğu iyice anlaşılmıştır.] İlk defa olarak, iki cezvit papazı, Çinlileri hıristiyan yapmak için, Kanton şehrine gelmişti. [Cezvit (Jesuit) 941 [m. 1534] senesinde papazların teşkîl ettiği bir misyoner cemiyetidir.] Kanton vâlîsinden hıristiyan dîni hakkında vaaz vermek için müsâade istediler. Vâlî bunlara önem vermedi ise de, cezvitler onu hergün gelip rahatsız ettiklerinden, nihâyet, (Ben bu mes'ele için Çin Fagfûrundan [sultânından] izin almaya mecbûrum. Kendisine haber vereceğim) dedi ve mes'eleyi Çin Fagfûruna bildirdi. Gelen cevapta, (Bunları bana gönder. Ne istediklerini anlıyayım) denilmekte olduğundan, cezvitleri, Çinin merkezi olan Pekine yolladı. Bu mes'eleden haber almış olan Budist râhibler, fena hâlde telâşa düştüler. [Ve (bu adamlar, hıristiyanlık adı altında zuhûr eden yeni bir dîni, milletimize telkîn etmeye çalışıyorlar. Bunlar, kudsî Budayı tanımıyorlar, halkımızı yanlış bir yola sokacaklardır. Lütfen onları buradan kovun!) diye Fagfûra yalvardılar.] Fagfûr, (Evvelâ ne söylediklerini bir anlıyalım. Ondan sonra, bu husûsta karar veririz) dedi. Memleketin, sayılı devlet ve din adamlarından müteşekkil, bir meclis tertîb etti. Cezvitleri bu meclise dâvet ederek: (Yaymak istediğiniz dînin esasları nedir, anlatın) dedi. Bunun üzerine, cezvitler şöyle bir ifâdede bulundular: (Semayı ve Arzı yaratan Allah birdir. Fakat, aynı zamanda üçtür. Allahın biricik oğlu ve Ruhul-kuds de birer Allahdır. İşbu Allah, Âdem ve Havvâyı yaratıp Cennete koydu. Onlara her dürlü nîmeti verdi. Yalnız bir ağaçtan yimemelerini emretti. Her nasılsa şeytan, Havvâyı aldattı. Havvâ da Âdemi yanıltarak, Allahın emrine karşı geldiler ve o ağacın meyvesinden yidiler. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak, onları Cennetten çıkardı ve dünyaya gönderdi. Burada, onların çocukları ve torunları zuhûr etti. Fakat bütün bunlar, büyük babalarının işlediği günah ile kirlenmişlerdir. Hepsi günahkârdır. Bu hâl, tam 6000 sene devam etti. Nihâyet Cenâb-ı Hak, insanlara acıdı ve onların günahını affettirmek için kendi öz oğlunu onlara göndermekten ve bu biricik oğlunu, günah kefareti için, kurban etmekten başka çâre bulamadı. İşte, bizim inandığımız Peygamber, Allahın oğlu olan Îsâdır. Arabistânın garbında Filistin denilen bir nâhiye [bölge] ve orada Kudüs denilen bir şehir vardır. Kudüste, Celîle denilen bir yer, Celîlenin de, Nâsıra isminde bir köyü vardır. İşte bu köyde bundan bin sene önce Meryem isminde bir kız bulunuyordu. Bu kız, amcasının oğlu olan Yûsüf-i neccâr ile nişânlanmış ise de, henüz bâkire idi. Bir gün, tenhâ bir yerde bulunurken, Ruh-ül-kuds gelip, ona Allahın oğlunu ilkâ etti [koydu]. Yâni, kız bâkire iken hâmile oldu. [Bundan sonra nişanlısı ile Kudüse giderlerken] Beyt-i lahmde, bir ahır içinde çocuğu oldu. Allahın oğlunu ahırdaki yemlik içine koydular. Şarkta bulunan râhibler, onun doğduğunu, gökte birdenbire yeniden peydâ olan bir yıldızdan öğrenerek hediyelerle onu aramaya çıktılar ve nihâyet bu ahırda buldular. Ona secde ettiler. Îsâ denilen Allahın oğlu, 33 yaşına kadar Allahın melekûtu üzerine vaaz etti. (Ben Allahın oğluyum. Bana inanın, sizi kurtarmaya geldim dedi ve ölüleri diriltmek, âmâları tekrar basîr [gören] yapmak, topalları yürütmek, cüzzamlıları tedâvî etmek, denizde fırtınaları durdurmak, iki balıkla onbin kişiyi doyurmak, suyu şarap yapmak, kışın meyve vermediği için, bir incir ağacını bir işaret ile kurutmak gibi, daha birçok mucizeler gösterdiyse de, çok az insan ona îman etti [inandı]. Nihâyet hâin yahudiler, onu Romalılara şikâyet ettiler ve onun haça gerilmesine sebep oldular. Lâkin, Îsâ, haçta öldükten üç gün sonra, tekrar dirilerek, kendisine inananlara göründü. Bundan sonra semaya çıkıp, babasının sağ tarafına oturdu. Babası da dünyanın bütün işlerini ona terk etti. Ve kendisi geri çekildi. İşte, bizim vaaz edeceğimiz dînin esası budur. Buna inananlar, öteki dünyada Cennete, inanmıyanlar ise, Cehenneme gideceklerdir) dediler. Bu sözleri dinleyen Çin Fagfûru, papazlara (Ben sizden bazı
şeyleri suâl edeceğim. Bunlara cevap verin) dedi ve şöyle sormaya başladı:
(İlk suâlim şudur: Siz, Allah, hem bir, hem de üçtür diyorsunuz. Bu,
iki iki daha beş eder gibi, mânasız bir laftır. Bu işin aslını bana
îzâh edin!) Papazlar cevap veremedi. (Bu Allahın bir sırrıdır. İnsanların
aklı buna ermez) dediler. Fagfûr, (İkinci suâlim şudur: Yeri, göğü ve
bütün âlemi yaratan çok kudretli Allah, kullarından birinin işlediği
günah için Onun, bu işten haberi bile olmayan bütün sülâlesini nasıl
günahkâr sayar? Bunların affı için nasıl olur da, kendi öz oğlunu kurban
etmekten başka çâre bulamaz? Bu, Onun büyüklüğüne yakışır mı? Buna ne
dersiniz?) dedi. Papazlar yine cevap veremedi. (Bu da, Allahın bir sırrıdır)
dediler. Fagfûr, (Üçüncü suâlim de şudur: Îsâ, bir incir ağacından mevsimsiz
meyve istemiş, ağaç vermeyince onu kurutmuş. Mevsimi olmadan meyve vermek,
bir ağacın yapamıyacağı bir şeydir. Böyle olduğu hâlde, Îsânın buna
kızıp ağacı kurutması, bir zulüm değil midir? Bir Peygamber, zâlim olurmu?)
dedi. Papazlar, buna da cevap veremedi. (Bu işler mânevi işlerdir. Allahın
sırlarıdır. İnsanların akılları buna ermez) dediler. Bunun üzerine,
Çin Fagfûru, (Ben size izin ve müsâade veriyorum. Gidiniz, Çinin istediğiniz
yerinde vaaz veriniz) diye onlara müsâade etti. Onlar, Fagfûrun huzurundan
çıktıktan sonra, mecliste bulunanlara dönüp, (Ben Çinde böyle saçmalıklara
inanacak bir ahmak bulunacağını zannetmiyorum. Onun için bu adamların,
bu hurâfeleri vaaz etmelerinde, hiçbir mahzûr görmedim. Ben emînim ki,
bunları dinleyen vatandaşlarımız, dünyada ne ahmak kavmler bulunduğunu
görerek, kendi dinlerinin kıymetini daha iyi anlıyacaklardır) dedi.
Papazların, suâllerin hepsine cevap veremediklerini hâtırlatmak için,
bu kitabımıza (Cevâb veremedi) ismini koyduk. |