1931
senesinde doğdum ve 6 yaşında ilk mektebe gitmeğe başladım. Yedi sene sonra,
ilk mektebi temâmlıyarak, orta kısma devâm etdim. Âilem
beni katolik terbiyesi ile yetişdirdi.
Sonradan, Anglikan kilisesine bağlandım. En sonunda, Anglo-katolik oldum. Bütün bu tehavvüller
esnâsında, hep aynı şeyle karşılaşıyordum.
Hıristiyanlık, insanın normal günlük hayâtından temâmen ayrılmış, yalnız Pazar günleri giyilen ve onun için
sandıkda saklanan bir elbiseye benzemişdi.
İnsanlar, hıristiyanlık dîninde
aradıklarını bulamıyorlardı. Hıristiyan dîni,
insanları kiliseye dürlü renkli ışıklar, resmler, günnük kokuları, zevkli
müzik ve Azîzler için yapılan dürlü parlak merâsim ve
düâlarla bağlamağa çalışıyor. Fekat,
insanları bir dürlü toplamağa muvaffak olamıyordu. Çünki hıristiyan dîni, yalnız efsânevî husûslarla meşgûl oluyor, kilise
dışındaki olan bitenle hiç alâkası olmuyordu. İşte bunun için, ben hıristiyanlıkdan temâmen nefret etdim ve yaldızlı reklâmlarla medh
olunan komünistlikle faşistliği tecribe etmeğe karâr verdim.
Komünist olurken, komünistlikde sınıf farkı
olmadığına inanmış ve buna çok sevinmişdim. Fekat zemân geçdikçe,
komünistlerin, sınıfsız olmak şöyle dursun, âdetâ bir esîr hayâtı
yaşadıklarını, içlerindeki küçük bir zümrenin diğerleri üzerine zulm ve işkence yapdığını,
kimsenin birşey söylemeğe hakkı olmadığını ve ufak ve
haklı bir i’tirâzda bulunsa, hemen cezâlandırıldığını
ve bu cezâlandırmanın ölüme kadar gitdiğini dehşet
ile gördüm.Komünizmin hakîkî yüzü hakkında, bize
Stalin en bâriz bir misâldir. Bunun üzerine komünistliği bırakarak, faşist
olmağa karâr verdim.
Faşistlikde gördüğüm disiplin ve intizâmı,
çok beğendim. Fekat faşistler, ancak kendilerini
beğeniyorlar. Kendilerinin dışında olan bütün insanları, başka ırkları hakîr görüyorlardı. Burada da, zulm,
ızdırab, haksızlık ve tahakküm vardı. Birkaç ay
içinde, faşistlikden de, temâmen
nefret etdim. Çünki, İngilterede Mosley, Almanyada Hitler, İtalyada Mussolini, tâm bir terör,
merhametsiz ve keyfî bir zulm nümûnesi
olmuşlardı. Fekat buna rağmen, faşistlikden
ayrılamıyordum. Çünki başvuracak başka bir yer kalmamışdı.
Bu sırada, rûhî ızdırâblar arasında çırpınırken, bir kitâb satıcısında, (The İslamic Review = İslâm Mecmû’ası) adında bir dergi gördüm.Bunu
biraz karışdırdım.Bedeli 2 şilin 6 pens olan (bugünkü
para ile 15 lira) ve benim için çok pahalı sayılan bu mecmû’ayı,
niçin satın aldığımı hâlâ anlıyamıyordum. Kendi
kendime, (Beyhûde para sarf etdim.
Her hâlde bunun içindekiler de hıristiyanların, komünistlerin,
faşistlerin söyledikleri ve iki para etmiyen laflara
benzer) diye düşünüyordum. Fekat
mecmû’ayı dikkat ile okumağa başlayınca, şaşırıp
kaldım. Okudum, bir kerre, bir kerre
dahâ okudum. O zemân islâmiyyetin, hıristiyanlığın ve
sonu (izm) ile biten bütün ideolojilerin en iyi
taraflarını kendinde toplayan mükemmel bir din olduğunu gördüm ve anladım. Fakîrliğime rağmen, bu mecmû’aya
abone oldum. Birkaç ay sonra, müslimân olmağa karâr vermişdim. O günden beri,
yeni dînime iki elle sarılmış bulunuyorm.
Üniversiteye girer girmez, Arabî öğrenmeğe başlayacağımı ümmîd
ediyorum. Şimdiki hâlde, Latince, Fransızca ve İspanyolca öğreniyor ve (İslâm Mecmû’ası)nı okuyorum.