Jacques Yves
Cousteau (Kaptan Kusto)
Kaptan Kusto adıyla tanınan Jacues Cousteau 1910 yılında Fransa'da doğdu. Denize ve su altına merak sardı ve 1936'dan itibaren araştırmalara başladı. Kaptan Kusto, araştırdıkça deniz altı alemine hayran oldu. Bir başka dünya bir başka güzellik alemiydi bu. 1951'de Calypso (Kalipso) isimli gemiyi satın aldı ve su altında daha fazla kalabilmek için bazı aletler geliştirdi.
Dünyanın bütün denizlerinde incelemeler yapan Kaptan, denizaltı dünyasının filmlerini çekti, kitaplarını yazdı. Ayrıca büyük akvaryum ve müzelerini kurdu
Türk basınında ilk defa Zafer Dergisi, (Mayıs 1982) Kaptan Kusto'nun İslama teslim olduğunu haber verdi. Arkasından diğer bazı yayın organları da haberi doğruladılar. Fakat bunlardan bir kısmına göre Kaptan Kusto, Kur'an'ın mücızeligini, Allah kelamı oluşunu tasdik etmiş; fakat din değiştirmediğini, bununla birilkte îslam'a büyük bir saygı duyduğunu söylemiştir.
Bir gazete haberine göre, Katolikliğin Fransa'da en
yüksek makamı olan Paris Arşovekliği tarafından da doğrulanan şudur:
"Kaptan Kusto Müslüman olmuştur ve ölen oğlunun acısını îslamla dindirmeye çalışmaktadır."
Ülkemizde de büyük yankılar yapan televizyon dizisi "Denizlerde Hayat" île tanıdığımız Kaptan Kusto,
Kur'an'ı tasdik etmesine sebep olan olayı şöyle anlatıyor:
"1962 yılında Alman bilim adamları Aden körfezi île Kızıldeniz'in birleştiği Mendep Boğazı'nda Kızıldeniz'in suyu île Hint Okyanusu'nun suyunun birbirine karışmadığını belirlemişlerdi.
"Bu konuda biz de Atlas Okyanusu ile Akdeniz'in "sularının birbirine karışıp, karışmadığını araştırmaya başladık. Önce, Akdeniz'in kendine has sıcaklığı, tuzluluğu ve yoğunluğu ile barındırdığı canlıları tesbit ettik. Aynı araştırmayı Atlas Okyanusu'nda da tekrarladık.
"îki su kütlesi binlerce yıldır Cebelitarık Boğazında birleşiyordu. Bu durumda, iki su kütlesinin karışımı sonucu tuzluluk, yoğunluk gibi unsurların eşit. ya da eşite yakın olması gerekiyordu.
"Oysa, her iki denizin en yakın bölgesinde bile, deniz suyu kendi özelliğini koruyordu. Yani, iki denizin
birleşme noktasında bir su engeli iki deniz suyunun birbirine karışmasını engelliyordu.
"Bu durumu açtığım Profesör Maurice Bucaille, bunda şaşılacak bir şey olmadığını, İslamın kutsal kitabı Kur'an-ı Kerîmin bunu açık bir şekilde yazdığını söyledi. Gerçekten de bu durum, Kur'an-ı Kerîmde dos doğru açıklanıyordu."
Bu konudan bahseden ayetlerin mealleri şöyleydi:
Rahman süresinin 19. ve 20. ayetleri: "İki denizi salıvermiş, birbirine kavuşuyorlar. Fakat birbirine karışmaya engel (Allah tarafından) bir perde var."
Furkan süresinin 53. ayeti: "O Allah'tır ki, iki denizi (veya iki nehri birbirine komşu ve yakın olarak) salıverdi. Şu birisi tatlı, susuzluğu giderir; diğeri tuzlu ve acıdır. Aralarında da kudretinden bir engel (set) ve birbirlerine karışmayı önleyici bir perde koymuştur."
Prof. Bucaille'nin bu sözleri Kaptan Kusto'yu büyük bir şaşkınlık içinde bırakmış ve Kur'an'da gösterilen ayetleri büyük bir hayranlıkla dinledikten sonra şunları söylemiştir:
"Modern ilmin 14 asır geriden takip ettiği Kur'an, ben şehadet ederim ki, Allah kelamıdır."
Kur'an-ı Kerîm, Kaptan Kusto'nun tasdikini sağlayan çeşitten sayısız mucizeler taşımaktadır. Bunların ortaya çıkarılması, daha nice Kaptan Kusto'ların tasdik-i imanı demektir. Bu açıdan. Hayat mecmuasında, konuyla ilgili olarak yazılanlara hak vermemek elde değildir:
"Geceyle gündüzün oluşundan, gezegenlerin seyrine ve daha günlük hayatta rastladığımız pek çok tabiat olaylarına kadar, kainatta meydana gelen her hadisenin Kur'an-ı Kerîmde açıklamasının olduğu, ne gariptir ki, daha çok Batılı ilim adamlarınca ortaya konuyor. Zaman zaman gazetelerde Müslümanlığı din olarak seçen yabancı bilim adamlarının haberine rastlamamızın asıl sebebi bu... Ancak, bu tür haberlerin bizde bıraktığı etki öylesine değişik ki...
"... Ancak bir gerçek var ki... Kaptan Cousteau'yu hayrette bırakan gerçekleri önce neden bizim öğrenmediğimiz konusu üzerinde önemle durulmaya değmez mi? Gerçekten de Kaptan Cousteau'nun Müslüman oluşu kadar, ona bu gerçeği kabul ettiren ayetlerin 1400 sene öncesinden inmiş olan Kur'an-ı Kerîmde yer almış olması da ilgi çekicidir. Bu, sahip olduğumuz değerlerin kıymetini bilemeyişimizin de garip bir örneğidir."