Müslüman Olanlar Anlatıyor:
Süleyman (Fransa):
İsmim müslüman olmadan
önce Patrik C. idi. Müslüman olduktan sonra Süleyman ismini aldım.
Fransa’da papazlık
eğitimi veren bir okulda teoloji (din) eğitimi aldım, bütün dinleri tedkik
ettim ve dinlerin içinde hak din olarak İslâm’ı gördüm ve iman ettim.
Fransızca’nın yanında Almanca ve İngilizce bilirim.
İslâm dinini yaşamak ve
yaşayanı bulmak için Türkiye’ye, Suûdî Arabistan’a,
Pakistan’a ve daha birçok İslâm ülkelerine gidip araştırdım. İslâm dinini
öğrendiğim için; bir ilâhî hükümlere bakıyor, bir de müslümanım diyenlere
bakıyordum ve “Hayır! Benim bildiğim İslâm bu değil.” diyordum.
Zira Allah-u Teâlâ
dininin hükümlerini koymuş, emir ve yasaklarını beyan etmiş, hudutlarını
çizmişti.
“Allah’a tevbe edenler, ibadet
edenler, hamdedenler, oruç tutanlar, rüku ve secde
edenler, iyiliği teşvik edip kötülükten vazgeçirmeye çalışanlar ve Allah’ın
hududunu koruyanlar... İşte bu müminleri müjdele!” (Tevbe: 112)
“Emrolunduğun gibi
dosdoğru ol!” buyuruluyor. (Hud: 112)
Bu hükümlere bakıyor,
gerçek İslâm’ı yaşayanları aramaya devam ediyordum.
Zaman sonra bir vesile
ile Almanya’da bir kardeşimizle tanıştım, inceden inceye yaşayışını takip
ediyor ve: “Galiba aradığımı buldum!” diyordum. Bu defa o kardeşin
arkadaş çevresini araştırdım. Hepsinin de İslâm dinini yaşadıklarını görünce
huzur buldum ve: “Senelerdir aradığımı buldum, elhamdülillâh.” diye
şükrettim. Daha sonra onlara bu edebi, bu terbiyeyi, bu İslâm icaplarını
nereden tahsil ettiklerini sordum. Onlar da yirmi adet büyük kitaptan meydana
gelen külliyatı gösteriyorlar ve bu kitaplardan aldıklarını söylüyorlardı. “Bu
kitapların hepsini bir kişi mi yazdı?” diye sordum, onlar da “Evet!”
dediler. Türkçe bilmediğim için sadece İngilizce ve Almanca’ya çevrilen
kitapları tetkik ettim ve “Tamam! Beni bu kitapların yazarına lütfen
götürün!” dedim.
Böylece Adapazarı’na
gittik ve Muhterem Ömer Öngüt’le tanışma bahtiyarlığına kavuştum. O günü
unutamıyorum. Gözlerim boşaldı, içim imanla doldu. Aradığımı bulmuştum.
‘Ben de bu hizmetle
müşerref olayım.’ ümidiyle Almancasını okuduğum kitabı Fransızca’ya tercüme
ettim. Bu hizmeti nasip ettiği için Hazret-i Allah’a sonsuz şükürlerimi
arzederim.
•
Abdülhakim (Fransa):
Bismillahirrahmanirrahim
Derin ve yanlış yolda
olduğumu hissediyordum. Bir gün, ormanda gezerken, ne rüya ne gerçek olduğu
belli olmayan bir hayal mi desem, bir gerçek mi desem belli değil, Allah-u
Teâlâ bana bir melek gösterdi, burada açıklamama imkân olmayan bazı kelimeler
söyledi. Benimle konuştu ve bana bazı işaretler gösterdi: 3 gün oruç tutmamı ve
insanlarla selamlaşmayı (merhabalaşmayı) fakat insanlarla konuşmayacağımı
söyledi. Allah Gören’dir, İşitendir, Yaratan ve en büyük Kudret sahibi O’dur.
O günden sonra, bana
düşen görev, hakikati aramak oldu. Hakikati bulmam için bana gösterilen
isaretler şunlardı:
Bir kitap var ve bu
hiçbir yönden değişikliğe uğramayan hak kitab’mış. İnananlarını alınlarındaki
işaretlerden tanıyabilecekmişim. İsa Aleyhisselâm’dan sonra başka bir peygamber
varmış ve o gün hakikati bulduğumda, kalbimde büyük bir huzur hissedecekmişim.
Bana o zaman, en yakın
din hıristiyan diniydi. O yüzden, bunu hıristiyan dininde aramaya başladım ve
aradığımı bulamadım, bu din hakikat dini değildi.
Musevilik dinine
gelince, açıkçası benim için hakikat dini değildi. Çünkü onlar İsa
Aleyhisselâm’ın yolunu kabul etmiyorlardı.
Hayatımda geçirdiğim
bütün aşamalarda, bütün imtihanlarımda, Allah’ın bana gösterdiği meleğin
söylediklerine dayanıyordum.
Sonuçta, işçilerin
kaldığı bir hotelde, Müslüman bir kişiyle tanıştım, Vietnamlı bir Müslüman idi,
ismi Abdül Aziz Habib. Ona hakikati aradığımı söyledim. Bana tek bir ilah olan
Allah’tan, peygamber Muhammed’ten -sallallahu aleyhi ve sellem-, İslâm’dan,
Meryem anamız’dan ve İsa Aleyhisselâm’dan bahsetti. Ona sorduğum bütün sorulara
hiç tereddüt etmeden cevap veriyordu ve gönlümü memnun ediyordu. O anda
Kelime-i şehadet getirdim; “Şehadet ettim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve
Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- O’nun Resûlü’dür.”
Kalbim’de büyük bir huzur hissetim, aradığım o huzuru ve o hakikati, hıristiyan
ve diğer dinlerde bulamamıştım. Benim için büyük bir gün idi, çünkü aradığımı
bulmuştum.
Elhamdülillah, Müslüman
oldum ve «Abdulhakim» ismini aldım: «Hakim’in kulu».
Allah Cömert’tir ve en
iyisini bilendir.
•
Yasin (Almanya)
Eski ismim Stefan
Grillo. Müslüman olduktan sonra Yasin ismini aldım. Müslüman olmadan önce
hıristiyandım. Tek tanrıya inanıyordum ama bundan pek emin değildim. 15 yaşında
mesleğe başladım ve orada Nesim Yıldız isminde bir müslümanla karşılaştım. Ve ona
müslümanların neye inandığını sordum. Bana Peygamberleri; İsa Aleyhisselâm ve
Muhammed Aleyhisselâm’ı anlattı. Daha sonra Ashâb-ı kiram’ın, Muhammed
-sallallahu aleyhi ve sellem-’e muhabbetini, mucizelerini, hangi zorluklar
altında yaşadıklarını, nasıl doğru yolda yürümek istediklerini anlattı. Fazla
düşünmeden müslüman olmaya karar verdim.
Zaten nereden
geldiğimizi, dünyada ne yaptığımızı ve her şeyden önce niçin geldiğimizi
düşünüyordum. Cevapları İslâm’dan aldım. Meselâ insanın, dünyanın ve tüm kainatın yaratılışı Kur’an-ı kerim’de geçiyor. Beni en çok etkileyen İslâm’daki ve İslâm’ı yaşayanlardaki
dürüstlük ve güzellik idi.
Diğer dinlerle değişik
veya bir kaç tanrıya inanılması beni şaşırtıyordu. Ama sadece İslâm bir tek
ilah olduğunu öğretiyor ve bunu öğreten tek dindir. Yahudi ve hıristiyanların
kitapları bozulmuş, yalnızca Kur’an-ı kerim bozulmamıştır. Kıyamete kadar
korunacağını Hazret-i Allah Kur’an-ı kerim’de buyuruyor.
•
Abdurrahman (Almanya)
Abim (Yasin) müslüman
olunca bu nasıl bir rezillik diye düşündüm. Daha önce de Hazret-i Allah’a
inandığım için abim ile din ve Hazret-i Allah hakkında konuşuyorduk. Kardeşim
bana Kur’an-ı kerim’de delillenen ileri mucizelerden ve peygamberin gelecekle
ilgili haberlerden bahsetti. Ne kadar karşı gelmek istedim ise de kendi kendimi
kandırdığımı anladım. Ben küçüklüğümden beri tek Allah’a inanıyordum ve
Hazret-i İsa’nın hıristiyanlara göre Allah’ın oğlu olduğu beni rahatsız
ediyordu.
Bundan sonra çok
düşündüm ve sadece bir tek yol olacağına kanaat getirdim. Bu yol tanrının
bölünmesi değil bir tek tanrıya götüren yol olması gerekti.
Adem Aleyhisselâm’dan,
Muhammed Aleyhisselâm’a kadar gelmiş ve kıyamete kadar kalacak bir yol. Bu
kararımdan Hazret-i Allah’a ve Peygamberi Muhammed -sallallahu aleyhi ve
sellem-e iman ettim. Müslüman olduktan sonraki iç duygularımı kelimelerle ifade
etmek mümkün değildir.
Abimle beraber bize bu
hidayeti bahşeden Rabb’imize şükretmekten başka bir şey düşünemiyoruz. Anne ve
babamız önceleri karşı çıkmışlarsa da sonraları seslerini çıkarmadılar. Hatta
abim Hacc’dan döndüğünde havaalanına karşılamaya gittiler. Annem abimin düğünü
için Türkiye’ye gidip geldi.
•
Morjanna (ABD):
Amerikanın Minnesota
eyaletinde dünyaya geldim. Koyu bir Lutheran hıristiyan aile ortamında
yetiştim. On dört yaşında kilisede tasdik olmaya hazırlanırken aklımda Allah ve
İsa Aleyhisselâm’la ilgili birçok soru işareti mevcuttu. Bu soruları rahibimize
sorduğumda, bana aklımdaki soruların cevaplarını bilmesen bile bunlara inanmak
zorundasın diyordu. Kendisine “teslis inancını ve nasıl üç tanrının bir
olduğunu ve niye bir tanrı üç tanrı olduğunu” sordum. “Allah’ın üçe
ihtiyacı mı var?”diye kendi kendime sordum. Sadece İsa Aleyhisselâm’a Allah’ın
oğlu olarak inananlar kultulduysa, peki İsa Aleyhisselâm’dan önce gelenlere ne oldu?Onlar kurtulmadılar mı?Niye elimizdeki herbir İncil
ayrı ayrı şeyler söylüyordu?Okuduklarım niye hıristiyanlığın amelleriyle taban
tabana zıttı?Okuduğum emirlerde suret yapmak yasaktı. Rahib’e kilisedeki İsa
Aleyhisselâm ve Meryem Vâlidemiz’i simgeleyen heykellerin bu emri çiğnediğini
sordum, sonra İsa Aleyhisselâm’ın gerçekten biz insanlar gibi Allah’ın oğlu mu
olduğunu sordum. Yani bu Allah’ın erkek gibi olduğu anlamına mı geliyordu
(Hâşâ). Bu Allah’ı kusurlu bir hale sokmuyor muydu?Dünyayı
ve her şeyi yaratan Allah’ı bir erkek olarak canlandırmayı kabul edemiyordum.
Kilisedeki tasdik
zamanım yaklaştıkca kilisedeki cemaate katılma fikrinden tiksinir olmuştum.
Annem ve babam kilisedeki tasdik işleminden sonra artık yetişkin olduğumdan
kiliseye devam edip etmeme kararının benim olduğuna inanıyorlardı. Ve tasdik
işleminden sonra bir daha asla kiliseye gitmedim.
Bundan sonra yıllarım
dinleri araştırmak ile geçti. Bilgi edinebildiğim hemen hemen bütün dinleri
denedim. Hiçbirisi içime sinmedi. Üniversiteden tanıdığım birkaç müslüman
Arapla bağdaştırdığımdan dolayı, İslâm dini araştırmalarımda aklımda son
sıralardaydı. Çünkü bu kişiler yaşayışlarıyla kesinlikle İslâm dinini temsil
etmiyorlardı. Okulumuzdaki en güzel kızlarla ilişkilere girer, onlara pahalı hediyeler
alırlardı. Tabii ülkelerine döndüklerinde daha önce söz verdikleri kuzenleri
ile evlenir, arkadaşlarımın kalplerini kırık bırakırlardı.
Daha sonraları
bulunduğum eyaletten Kaliforniya eyaletine taşındım. Araştırmalarım devam etti.
Fakat hâlâ hiçbiri içime sinmiyordu. Sonra ikinci yüksek lisans eğitimime
başladım. Allah’ın hikmeti ki benimle aynı sınıfta olan birkaç Fas’lı müslüman
ile aynı sıraları paylaştık ve sınıftaki grup çalışmalarında aynı gurupta yer
aldık. Benim müslüman olmamda bu gruptaki bir kızkardeşimizin rolü büyüktür.
Onun ağzından kimse hakkında kötü bir söz duymamıştım. O sınıfımızdaki en
yardımsever kişi idi. Kendisi evliydi ve ben sık sık kocasının dünyadaki en
bahtiyar erkek olduğunu düşünürdüm. Çünkü kocasına itaat ile muamele ediyor,
bir dediğini iki etmiyordu. Kocasının da ona karşı davranışları aynı güzellikte
idi. Harika bir ilişkileri vardı. Bu evlilik benim müslümanların evliliklerinin
nasıl olması gerektiği konusundaki rehberim oldu.
Zaman zaman kafeteryada
buluşup ders çalışırdık. Ben onların hayatlarına ilgi duymaya başlamıştım. Ne
zaman bir işe başlasak onlar “Bismillah” derlerdi. Bunun ne anlama geldiğini
merak ederdim. Her zaman seccadeleri yanında olur, belirli vakitlerde ibadet
ederlerdi. Ben ise sadece pazarları ve uykuya giderken duâ
ettiğim için, bu belirli vakitlerde sürekli, hergün devam eden ibadet tarzı
beni çok etkiledi.
•
Ayşe SCHWAB (Almanya):
Es selamu aleyküm ve
rahmetullah...
Din kardeşlerim ve
bacılarım. Bu benim İslâm’a nasıl girdiğimin hikayesidir.
İsmim Ayşe Schwab 1941 yılında Almanya’nın Emmendingen şehrine bağlı küçük bir
köy olan Endingen’de dünyaya geldim, hıristiyan olarak yetiştirildim.
1989’da bir taksi
firmasının bürosunda işe başladım. Burada bir müslüman iş arkadaşım vardı. O,
zaman zaman patronumuza İslâm’ı anlatırdı. Ben de kulak misafiri olurdum. Son
zamanlarda hıristiyanlık dininin ve bağlı olduğum kilisenin icraatları, rahibin
anlattıkları beni hem kızdırıyor hem de onlara karşı kınamaya itiyordu. Bunun
için İslâm’ı tanımaya karar verdim, müslüman olan iş arkadaşımdan bana yardım
etmesini istedim. O da bana Hakikat Yayıncılık’a âit
olan Almanca Kur’an-ı kerim meali ve İlmihali verdi. Artık hem okuyor hem de
zaman zaman kafama takılan soruları o müslüman iş arkadaşıma soruyordum.
Sonunda anladım ki bizim dinimiz ve İslâm birmiş meğer. Hemen bir dilekçe yazıp
kiliseye verdim ve hıristiyanlık dininden çıktım, müslüman olduktan sonra bütün
etrafımdakiler beni kınadı ve alay ettiler. Ama ben yolumu, doğru yolu
bulmuştum. Artık başımı kapatıyor, namazımı yavaş yavaş kılıyordum.
Öğrendiklerimi hemen yapmaya çalıyordum. Bir zaman sonra iş arkadaşım beni
Bischofsheim’a ilk defa camiye götürdü. Orada müslüman bacılarımla tanıştım.
Bana çok hoşgörülü ve cana yakın davrandılar. Orada ilk defa zikir yapmıştım.
Bir rüya gördüm, bana mânâda gaipten bir ses “Sen
artık müslümanlardansın!” demişti ve çok sevinmiştim. Daha sonra bir Allah
dostu olan Ömer Öngüt Efendi’yi görmeye, Türkiye’ye gittim. Öyle bir zâtı görmek için çok uzun yolculuklara değer. Beni misafir
ettiler. Bir gün huzurdayken bana bir arzumun olup olmadığını sordular. Bende
bana mahşerde yardımda bulunmasını rica ettim. O zaman buyurdular ki, “Bu
anı hiç unutma, ölene kadar.” Ne kadar merhametli, ne kadar nazikti. Ben
orada kaynağı bulmuştum. Sorular soruyor cevapları kaynaktan alıyordum. Bu da
beni çok memnun ediyordu. Efendimiz bana yeni müslüman olduğum için bundan
önceki günahlarımın af olunduğunu söylediler. Çok sevindim. Çünkü Allah’ım bana
bu hayatta tekrar bir fırsat daha vermişti. Huzurluyum, çünkü İslâm’a girdim,
elimden geldiği kadar bu yolda yürümeye çalışıyorum.
Allah-u Ekber!..
Musa’ya Tevrat verildi.
Birinci emir şöyleydi “Ben senin Rabb’inim. Yalnız bana ibadet et, yalnız bana
yönel.” İşte bu emir İslâm’ın tek ve doğru bir din olduğu görüşüne
inandırmıştı. Her şeyi yaratan Allah’ın bir oğul edinmeye ihtiyacı yoktu. Ondan
önce gelenler gibi İsa da bir peygamberdir.
Hepsine Allah’ın selâmı
olsun. Müslüman olunca kendimi iyi ve güvenli hissediyorum. Nihayet nereye âit olduğumu bildim. Müslümanlar yaratıcının önünde secde
ediyorlar. Çünkü onun eşi ve benzeri yoktur. Allah birdir, bütün müslümanlar
kardeştirler ve kardeşce yaşıyorlar. Allah’a şükür önceleri bu insanların
(hıristiyanların) hep gösteriş ve şov yaptıklarını hissederdim. Politikacılar
bile hıristiyanlık dinini bir ticaret sembolü yapmışlar. Okullarda baş örtüsü
yasağında, okuduğum zaman sorardım kendime acaba bunların başka problemleri yok
mu?Başını örten kadınlar Allah için örtüyorlar,
politika için değil. Burada kötü olan nedir?
İslâm yolunda bana
yardım eden kardeşlere tekrar içten teşekkür ederim. Allah’ımız cümlemizi
korusun, selamete erdirsin ve imanımıza güç katsın, kuvvetlendirsin.
•
Laura Aktuğ (ABD):
1972 yılında Meksika’nın
Acapulco şehrinde dünyaya gelmiş. Koyu katolik bir aileden geliyor. Kilise
eğitimi görmüş. Mimarlık okumak için Meksika’nın Amerika sınırındaki Tijuana
şehrine geliyor. Dönem tezi için öğretmeni Ortadoğu mimarisini veriyor.
Araştırma yaparken internetten sınırın diğer tarafındaki San Diego şehrindeki
camiyi buluyor. Tezini hazırlamak için camiden mimari, din, kültür, yemek
türleri, gibi konularda bilgi alması gerekiyor. Aynı zamanda kilise eğitimi
aldığı için, içinde hıristiyanlığa karşı bir rahatsızlık var ve bir dini arayış
içinde. Sınırı geçip San Diego şehrindeki Hazret-i Ebu Bekir Camii’ne
geldiğinde içeride şu an tam olarak hatırlayamadığı bir ezan veya Kur’an-ı
kerim sesi duyuyor ve ağlamaya başlıyor. Onu bu hâlde gören İslâmi okulun
müdürü Hannan hanım kendisine yaklaşıyor. Bir süre
sonra kendisine istediği kaynakları buluyor, aynı zamanda arapça alfabeyi
öğretiyor ve Kur’an-ı kerim’i hediye ediyor. Namaz ilgisini çektiğinden namazın
nasıl kılınacağını gösteren resimli bir kitap veriyor ve Hakikat Yayıncılık’ın
Türkçe Namaz Rehberi’ni görüyor ve caminin içindeki kitapçıdan bu kitabı
alıyor. San Diego’daki Göktuğ ismindeki kardeşimiz bu hanımın elindeki kitabı
görünce “Türk müsünüz?” diye soruyor. Meksika’lı olduğunu ve İslâmiyet’e ilgi
duyduğunu görünce hidayetine vesile olmak için bir çaba içine giriyor. Hazret-i
Allah’a bu hanımın müslüman olması için duâ ediyor.
Kısa bir süre sonra Laura şehadet getiriyor, İslâmiyet’e giriyor ve Göktuğ
kardeşimizle evleniyor. Örtünüyor, namazlarını düzenli bir biçimde kılmaya
başlıyor. Müslüman hanımlarla arkadaşlık kurarak, derslere toplantılara
katılıyor. Bu arada okuldaki öğrencilerin, ailesinin baskılarına göğüs geriyor.
Ailesi kızlarını San Diego’dan kaçırıp Acapulco’ya geri götürmek istiyorlar.
Ancak kızlarının istikamet üzere olmasıyla muvaffak olamıyorlar. Laura, önceki
evliliğinden olan oğlunu sünnet ettiriyor, çocuklarına namazı, İslâmiyet’i
öğretmeye başlıyor. Çocukluk arkadaşı olan Los Angeles şehrindeki ünlü bir
modacı Laura’nın eliyle müslüman oluyor. Katolik eğitimi aldıklarından dolayı,
Meryem sûresi, Âl-i imrân sûresi gibi sûreleri
okuyunca çok etkileniyorlar. Bu arada Meksika’da diğer müslüman ailelerle
tanışıp, birbirlerine destek oluyorlar. Meksika hükümetinin verdiği bursla
mimarlık eğitimine devam ediyor ve Türkiye’de Sultanahmet, Selimiye gibi
camilerin maketlerini yapıyor. Meksika hükümeti bir sergide bu eserleri
sergiliyor. Üniversitedeki öğretmeni Laura’ya Ortadoğu mimarisi tezini verirken
sadece arapları müslüman zannettiği ve onları da teröristlikle bağdaştırdıkları
için bu tezi kendisine vermekte tereddüt geçiriyor. Takdir-i İlahi Laura’nın
hidayetine vesile olan da bu tez oluyor. Bugün Göktuğ kardeşimizin teşviği ile
Laura hanımın çocukları da kendi okullarında İslâmiyet’i tebliğe başlamışlar.
•
Yusuf (İngiltere):
Selamun Aleyküm,
“Selâm olsun hidâyete tâbi olanlara.”
Eski ismim Jarrad
Bhalle. Yirmi üç yaşındayım. Henüz on dört yaşındayken budist sporlarına olan
merakım beni budizm meditasyonuna itiyordu. Bu sayede
bir süre meditasyonla ilgilendim. Bu süre zarfında
müslüman arkadaşlarım da vardı ama İslâm’ı yaşamadıkları için ilk etapta
İslâmiyet merakımı celbetmedi. İslâmiyet’i bize fanatik bir din olarak
tanıttıkları için ürküyor ve biraz uzak durmaya çalışıyordum. Tabi ki bu arada
yaşantım çok kötüydü. Eğlence düşkünüydüm. Çünkü bizim kültürümüzde eğlenmek ve
içmek çok normaldir. Bunları yapmasam âilem ve
arkadaşlarım tarafından tuhaf karşılanırdım. Yirmi yaşına kadar hayatım bu
şekilde geçti. 11 Eylül ikiz kule olaylarıyla ilgili olarak bir müslüman
arkadaşım bana İslâmiyet’i sordu. İslâmiyet hakkında hiçbir bilgim yoktu, daha
sonra arkadaşım bana İslâmiyet’i anlatmaya başladı. Daha sonra İslâmiyet’teki
Hazret-i İsa’dan, Hazret-i Musa’dan, Hazret-i İbrahim Aleyhimüsselâm
Efendilerimiz’den bahsetti. Ben o zamana kadar İslâmiyet’in çok değişik bir din
olduğunu düşünüyordum. Arkadaşım anlattıkça annemin dini olan hıristiyanlığa
çok benzer tarafları olduğunu anlamaya başladım. Arkadaşım anlattıkça daha çok
merak ediyor, arkadaşıma daha çok soru soruyor, sordukça heyecanlanıyordum.
Aslında hıristiyanlığı da bilmiyordum, daha sonra hıristiyanlık ve yahudilik
kitapları okumaya başladım ve üç dini araştırmaya başladım. Kur’an-ı kerim’i
okumaya başladım. Kur’an-ı kerim’de, Allah-u Teâlâ’nın insanlığa hitap
şeklinden çok etkilendim. Çünkü âyetle hem uyarıyor
hem de müjde veriyordu. Kur’an-ı kerim’deki bu denge benim çok hoşuma gitti. Üç
dini araştırdığım için kafam çok karışmıştı, bu sırada müslüman bir arkadaşım
bana “müslüman olmayan cehenneme gidecek” dedi. Bu beni çok korkuttu. Bu
sırada üniversitede okuyordum. Arkadaşımın yanından ayrıldım ve bir odaya gidip
Rabb’ime yalvardım ve ağlayarak “Allah’ım bana doğru yolunu göster” diye duâ ettim. Bu arada arkadaşlarım beni çok endişeli gördüler
ve çok koyu hıristiyanken İslâm’la şereflenmiş bir genç İngilizle
tanıştırdılar. O benim endişelerimi biliyordu. Onun anlatışı beni etkiledi ve
İslâmiyet’e iyice yaklaştım.
Bu esnada
hıristiyanlığın içindeki problemleri ve çelişkileri öğrendim, İslâmiyet’i
öğrendikçe daha fazla sevmeye başladım, benim problemimim aslında İslâmiyet
hakkında bilgisizlik olduğunu anladım. Daha İslâmiyet’i kabul etmeden, şu anda
kendisine bağlı olduğum Şeyh Ömer Efendi’nin tasavvuf kitaplarını okudum,
sonunda İslâmiyet hakkında yeterli bilgiye sahip oldum ve Allah’ın tek dini olan
İslâmiyet’i kabul ettim.
•
Abdülcelil (ABD):
Selamunaleyküm.
Müslüman
olmadan önceki ismim Jordan Richter. 1997 senesinde kelime-i şehadet getirerek
müslüman oldum. Bunun öncesinde yahudiydim. Florida’nın Miami şehrinde dünyaya
geldim ve henüz 10 yaşındayken Kaliforniya eyaletine taşındım. Müslüman olmadan
önce profesyonel olarak skateboard sporu ile uğraşıyordum ve dünyanın dört bir
yanına seyahat etme imkânım olmuştu. Birçok Amerika’lı gibi benim hayatım da
partiler ve uyuşturucu ile geçiyordu. 22 yaşına geldiğimde arkadaşlarımın
yaptıklarından farklı olarak değişik bir arayışa yönelmiştim. Çeşitli dinleri
inceledim. Hiçbirşey bana bir anlam ifade etmedi. Daha sonra Malcolm X filmini
gördüm ve bu filim benim dikkatimin İslâmiyet’e yönelmesine sebep oldu. Böyece
İslâmiyet’i öğrenmeye başladım ve Allah’a beni doğru yola hidayet etmesi için duâ ettim. Birgün evimin yakınlarında zenci Amerika’lı
birkaç müslümanla tanıştım. Bana İslâmiyet hakkında tebliğ verdiler ve beni
camiye dâvet ettiler. İslâmiyet’in verdiği mesajın
açıkca doğru olduğu inancı yanında müslümanların gördüğüm birlik ve dayanışması
beni gerçekten etkiledi ve şu anda müslüman olarak söyleyebilirim ki hayatımda
başıma gelen en güzel hadise budur. Allah hepimizi doğru yol üzere muhafaza
buyursun. Amin.
•
Yusuf İslâm (İngiltere):
1. Yeni bir din aramaya
sizi sevk eden neydi?
Katolik bir Hıristiyan
olarak yetiştirildim. Küçüklüğümden beri Teslis inancı aklıma ters düşüyordu.
Devamlı doğruyu bulma çabası içerisindeydim, çeşitli yerlere yaptığım
seyahatlerimde devamlı arayış içerisindeydim.
2. Neden İslâm’ı
seçtiniz?
Tek bir tanrının benim
yaratıcım oluşu, onun ve benim arama aracı sokmadan dua edebilme imkânım,
verdiği mesajdaki açıklık ve netlik İslâm’ın gerçek din olduğunu anlamamı
sağladı.
3. Yeni bir din aramaya
sizi sevkeden neydi?
İslâm bana kim olduğumu,
neden yaşayıp neden öleceğimi anlattı. Bana gerçek ihtiyaçlarımı öğretti. Beni
gerekli olduğunu sandığım lüzumsuz madde mantığından uzaklaştırdı. Ve anladım
ki gerçekten onlara ihtiyacım yokmuş. Ve bana gerçek rolüme konsantre
olmamı sağladı.
4. Yakın aileniz ve
çevreniz Müslüman oluşunuzu nasıl karşıladılar?
Kardeşlerimin anlaması
zor oldu, benim bir dönemden geçtiğimi sandılar, daha sonra Hazret-i Allah
tarafından annem ve babam da İslâm’ı kabul ettiler.
5. İslâm’ın kendi
içindeki bölücülerin ve bunların ürettiği problemlerin farkında mısınız?
Her şeyde olduğu gibi
insanlar doğru yoldan sapınca bölücülük ve çatışmalar ortaya çıkar. Bu bizim
iman gücümüzün imtihanıdır. Biz Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-
Efendimiz’in doğru yol olduğunu biliyoruz. Bu yoldan sapanlar kör olur.
Birbirimize yardım etmek hepimizin vazifesidir, fakat bir insanın kalbinin
açılması Hazret-i Allah’ın elindedir.
6. Müslüman olduktan
sonra aradığınızı buldunuz mu ve arayışınızın sona erdiğini düşünüyor musunuz?
Aradığımı bulduğumdan
kesin olarak eminim, ama arayışımın bittiğine inanmıyorum. Şimdi arayış kendi
içimde, kendimi eğitmeye ve Hazret-i Allah’a ve onun sevgilisi Resulullah
Aleyhisselâm’a yaklaşmaya çabalıyorum.
•
Enrique Hernandez Paez
(ABD):
54 yaşında. Daha önce
koyu bir katolik ve ailesi kilise yönetiminde görevli. 20 yıl önce İslâmiyet’i
merak etmiş ve Meksika’da mutasavvıf bir cemaate katılmış. Birçok kitap okumuş.
Mexico City’de İslâmiyet’i öğrenmiş ve Kur’an’ın meâlini
okumuş, zikirlere katılmış. Daha sonra Amerika’nın San Diego şehrine gelerek
buradaki müslümanlara katılmış. Eski katolik olmasına rağmen kendisine destek olmuş
ve müslüman hanımlarla derslere katılmaya başlamış. Enrique kardeşimizin Melik
ismindeki oğlu 9 yaşında ve medrese eğitimine devam ediyor.
•
Akif isminde mühendis
bir kardeşimiz Medine-i münevvere’de İngiliz mühendislerle beraber çalışıyordu.
Onlara İngilizce kitabımızı vermiş, onlar da bu kitabı okumuşlar. “İslâm bu
mudur, yoksa onların yaşayışı mıdır?” diyorlar. “İslâm bu kitaplarda
gördüğünüz gibidir.” karşılığını alınca, bir mühendis hemen o anda iman
ediyor, diğerleri de büyük tesir altında kalıyor ve hemen tedkike başlıyorlar.
•
Londra’da mukim bulunan
Ufuk Hanım anlatıyor:
Bir kaç yıl önce yarım
günlük işimden trenle evime dönerken koridorun karşı tarafında oturan genç bir
adam "Bir şey sorabilir miyim?" diye eğildi. "Siz Muhammed'in
dininden misiniz?"
11 Eylül olayının
gündemde olduğu o günlerde doğal olarak bu adamın müslümanlar için olumsuz
şeyler söyleyeceğini düşündüm, içim sıkılarak ona bakıp bekledim.
Benim yerimde kim olsa
görünümünden onun İslâm’ı seçip üstelik tasavvufa gönül bağladığını
anlayamazdı. Bu adam yolculuğumuzun geri kalan zamanında; İslâm'ı tanıyınca
mesleği olan avukatlığı bıraktığını, daha basit bir iş seçtiğini anlattı. Sonra
kendinden geçercesine Allah-u Teâlâ’nın 99 İsm-i şerif'inin güzelliklerinden,
Türkiye'ye, Hindistan'a, ve daha birkaç İslâm ülkesine
yaptığı seyahatleri ve oralardan aldığı feyizleri anlattı durdu.
Tren benim durağıma
yaklaşırken kalkıp ona "Bu benim durağım, iniyorum, selamünaleykum"
dediğimde heyecanla ve can-ı gönülden "Allah'a emanet ol" dedi. Bu kardeş,
materyalist değerlerin alabildiğine hükmettiği bir sistemin inancını terkedip
İslâm'a sığınan binlerce gençten birisi idi.
•
Londra, 7 Ocak 2002, 11
Eylül olayının yankıları artarak devam ediyor. Ünlü gazeteci Giles Whittell The
Times gazetesinde bir makale yazdı. İslâm’ın çevresindeki bütün olumsuz
intibalara ve medyanın dayanılmaz gücüne rağmen İngiltere’de müslüman olanların
sayısının hızla artmasını değerlendirirken; bu kesimi “Affluent Young White
Britons” “Refah içinde yaşayan Genç Beyaz İngilizler” olarak tanımladı.
Whittell’in ısrarla
üzerinde durduğu nokta, İslâm’ı tercih eden bu gençlerin hepsinin de çok iyi
tahsil görmüş, üst seviyeli ailelerin çocukları olduğu idi.
Whittell halk arasında
şok tesiri yapan bir liste hazırlamış listenin başında Lord Birt’in oğlu
Jonathan Birt var. Jonathan Birt maddi değerleri açısından oldukça yüksek
standartlı bir geleceği terkederek ve kendisine "British Islam"
(İngiliz İslâm’ı) adında bir doktora konusu seçti.
Listedeki ikinci sırayı
alan " Labour Party" İsçi Partisi eski Bakanlarından milletvekili
Frank Dobson’un oğlu Joseph Dobson. Orijinal ismini muhafaza ettiği hâlde
kendisine Ahmed denilmesini tercih eden Dobson, Hakikat Dergisi için
hazırladığımız sorulara samimiyetle ve uzun uzun cevap verdi, dergimize oldukça
ilgi gösterdi ve bize her zaman yardımcı olmaya hazır olduğunu biz sormadan
teklif etti.
Kendisinin uzun
açıklamalarına rağmen, Türkiye’ye daha önce gezmek için gelen, Türkiye, Türk
insanı ve İslâm üzerine ilginç fikirleri olan Dobson’la söyleşimizi kısaca
anlatacağız.
Sizi yeni bir inanç
aramaya sevkeden ne idi?
"Ben aramadım iman
beni buldu" diye cevap verdi. 16 yaşındayken Fobson’un bir arkadaşı kendisine
İngilizce bir Kur-an’ı kerim meali verir, okuyup İslâm hakkında kendi kararını
vermesini teklif eder.
"Batı kültürünün ve
Hıristiyanlığın aksine İslâm’ın kadına verdiği değeri şaşkınlıkla idrak ettim
ve bu beni çok etkileyen konulardan biri oldu."
"Beş yıl boyunca
İslâm içinde dolaşan araştırmam devam ederken İncil’i yeni şuurumla tekrar
okudum ve anladım ki İncil Hazret-i Allah’ın ilhamını almış olduğu hâlde
insanlar tarafından karmakarışık edilmiş bir kitaptı."
Dobson uzun
araştırmalardan sonra 21 yaşında iken şehadetini getirdi.
Ahmet Dobson “Kur-an’ı
anlamak Batı’da yetişenler için çok daha kolay ve mantıklı, Batı insanı
Kur’an’ı tarafsız olarak okuduğunda onu diğer kitaplardan daha kolay anlaşılır
buluyorlar. Demek istiyorum ki mantığa uygun, onda birbiri ile çatışan
saçmalıkları bulamazsınız. Hıristiyanlar ‘Dinin mantıkla ilgisi yoktur, O sadece
inançtır.’ derler, fakat bu batının materyalist düzeninde yetişen bir insana
‘Noel Baba’ya inanmak zorundasınız’ demek kadar anlamsız benim için. Kaldı ki
İslâm ve Kur’an gerçekten hem mantığa hem kalbe hitap eden bir ilim ve irfan
hazinesidir. Bu benim neden 15000 İngiliz’in İslâm’ı seçtiği konusundaki kesin
inancımdır.”
Dobsonla uzayan
sohbetimizden kısaca özet bir cümlesini enteresan bulduğumuz için yazalım:
“Ben bütün Osmanlı
Sultanlarının sufi olduklarını hayretle öğrendim. Ve son derece acı bulduğum
durum, tamamen İslâm’ın mahsülü olan bir zamanların muhteşem imparatorluğunun
yuvası olan Türkiye bugün kendi dinini küçümsüyor.”
•
Aynı kesimden olan ve
babasının “Anglo Establishment”in en önemli adamı olması nedeniyle ismini
açıklayamayacağımız Yahya …. da
diyor ki “Hiçbir kutsal kitap yaratıcının birliğini Kur’an-ı Kerim kadar güzel
ifade edemez. Yahya Londra’nın en hatırı sayılır ailelerinden birinin
yetiştirdiği bir çocuk olarak büyümüş ve babasının sosyal pozisyonu gereği
ailecek hiçbir dini yaşamamaları gerekiyorken (büyük bir ihtimalle babası
masondur.) Yahya “Teology” (Dinler Bilgisi) ve “Comperative Religion” (Dinler
Mukayesesi) üzerine master ve doktora yaptı ve 28 yaşında İslâm’ı seçti.
Yahya diyor ki, “İslam
is pure monotheism" (Sadece İslâm tek tanrıya ikna eder). “O; saf bir
manevi sistem kurmuştur. Diğer dinlerin aksine, sadece İslâm kültürünün içinde
birbirini destekleyip doğrulayan ve günümüze kadar sağlam kalmış olarak gelen
bir ilim ağı vardır ki bu alimden alime dökülerek
gelir. Ve İslâm içinde tasavvuf denilen öyle bir cevher de var ki, işte o benim
gibi İngilizleri cezbediyor.”
•
Aynı kesimden Cambridge
Üniversitesi mezunu Lucy Bushill Matthews de neden İslâm’ı seçtiğini şöyle
anlatıyor: “Dinsiz olarak yaşarken, bütün dinleri çok iyi öğrenip, neden dinsiz
olmayı tercih ettiğimi kolay savunabilmek için hepsini araştırırken Kuran’ın
ağına yakalandım ve O’na karşı koyamadım.”
•
The Times yazarı
Whitthell makalesini şöyle sonuca bağlamış, Bu yeni müslümanların ortak tezi:
“Hıristiyanlık da İslâm gibi hasret olduğumuz maneviyata kılavuzluk yapıyor
olsa bile entellektüel nedenlerden dolayı Hıristiyanlığı terkedip İslâm’ı
tercih ettik. Bunun basit mantığı da şu ki; daha tatmin edici ve kafa
karıştırmayan bir alternatif varken neden teslis inancı ve ‘günahla doğma’ gibi
mantık çelişkileri ile karmaşaya düşelim?”
Müslüman olmadan önce
İrlandalı bir Roman Katolik olan Batool Al-Toma şimdi Leicester’deki “New
Muslims Project” (Yeni Müslümanlar Projesi)ni idare ediyor. Al-Toma’nın bir
sözü: “Bugün nüfusu 2 milyarın üzerinde olan ve artışı süratle devam eden
İslâm’ın kendini sunmaya ihtiyacı yoktur; Bunu anlamak için tarihe bakınız.”
•
Avrupalıların kendi
dinleri olan Hıristiyanlığa büyük bir ilgisizlikleri ve değer vermeyişleri var.
Tabii ki bunun sebebi aradıkları huzuru bulamayışları ve hem de madde esiri
oluşlarından kaynaklanıyor. Bundan sonraki gelecek nesil de Hıristiyanlıkla hiç
mi hiç ilgilenmeyeceğe benziyor. Kendilerini bile tatmin etmeyen, kendilerinin
bile değer vermediği bozulmuş bir dinin İslâm’la yoğrulmuş, şüheda diyarı olan
vatanımıza yerleştirilmeye çalışılması bizleri derinden üzmüştür. Bizi bu
konuda aydınlatan, dinimizin ve vatanımızın müdafiliğini yapan, gerçekleri net
olarak ortaya koyan “HAKİKAT Aylık İslâm Dergisi”ne teşekkürlerimizi arzeder,
Cenab-ı Allah’tan tevfik ve inayet dileriz.
Şu bir gerçektir ki yeni
nesil genellikle dinsizliği tercih ediyor. İslâm’ı da ekseriyetle medyadan
tanıdıkları için İslâm’a karşı ürkek bir tavırları var;
ve fakat İslâm gerçek yönüyle takdim edildiği zaman ilginç, enteresan, İslâm’ı
biz böyle bilmiyorduk gibi sözlerle karşılaşıyoruz. Bu yüzden elimizdeki Nur’u
Almanca Kur’an-ı Kerim olsun, Almanca İlmihal olsun, hastahanelere,
hapishanelere, kütüphanelere, üniversitelere, yani gerekli olan umumun istifade
edeceği yerlere her halükarda bu kitaplar bedava verildi, verilmeye de
çalışılıyor. Şu ana kadar aldığımız cevaplarda hep memnuniyetlerini dile
getirdiler, teşekkürlerini izhar ettiler. Oluşan münasebetlerde ve karşılıklı
müzakerelerden sonra varılan intibalara göre İslâm’a karşı ne kadar duyarlı
oldukları ortaya çıkıyor.
Bundan böyle Allah-u
Teala’nın izn-i keremi ile din yalnız Allah’ın oluncaya kadar İslâm’ın gerçek
yüzünü yaşamaya yaşatmaya çalışacak, bu uğurda ilmi olarak yayımlanan ve çıkacak
kitaplarımızı en ücra köşelere ulaştırmaya çalışacağız. Bu insanlığı boğan
sahte sehâvetten gerçek Nur’a ulaşmaları için.
•
Salih (Almanya):
Bismillahirrahmanirrahim
Arkadaşım bana İslâm
yolunu anlattı ve "İslâm Allah-u Teala’nın Hükümleri" adlı bir kitap
hediye etti. Bana anlatılanlar ve hediye edilen kitap gayet mantıkî ve makbul
görünüyordu ve bu nedenle arkadaşımın beni mescide davetine hemen icabet ettim.
Orada bana biraz İslâm'dan bahsettiler ve Kur’an-ı Kerim’in Almanca mealini
hediye ettiler. Mescidi ziyaretimden çok haz duydum ve ondan sonra her zaman
oraya gitmek için çaba sarfediyordum.
Artık imanım gittikçe
kuvvetleniyordu. Arkadaşım bana İslâm'dan bahsetmeden önce de birazcık tanrıya
inanıyordum, tabii ki bu inancım hıristiyanların inandığı gibiydi. O zaman bir
tek ilahin olduğunu ve bu bir tek ilahin da Allah-u Teâlâ olduğunu bilmiyordum.
Okul testlerinden önce iyi not alabilmek için ve her şey yolunda olsun diye dua
ediyordum. Bazen de kendi kendime "Ölümden sonra ne olacak" diye
düşüncelere dalıyordum ve dini inançların sebepsiz olmadığını düşünüyordum,
yani bunun bir manası olmalıydı. Arkadaşlarımla gezerken ve bu hususta sohbet
ederken "Belki de bu nedenle Allah bana dikkat çekti ve o biricik doğru
yolu gösterdi." diye düşünüyordum.
Bu gün elimden geldiği
kadar, gücümün yettiği kadar bu yolda yürümeye çalışıyorum. Kitap okuyorum ve
hatta İhlas-i Şerif ve Fatiha-i Şerif gibi sureleri de
ezberledim. Kardeşler bana bu hususta hep yardımcı oldular. Ailem bu yol
hakkında hiçbir şey bilmiyor, ben her şeyi gizli yapıyorum. Annem bir defasında
o kitabı odamda buldu ve bana bunu niçin okuduğumu sordu. Ben de okulda İslâm
hakkında bir mevzu işliyorum ve bu kitabı da okuldan aldık dedim.
Yeme içme ve davranış
hususunda problemlerim var. Hıristiyanlıkta bir şey bulmadım fakat İslâm’ın
doğru yol olduğunu anladım. Buna İslâm kardeşliği ve İslâm’ın getirdiği
delillerle vakıf oldum. İlerde İslâm’ı daha çok öğrenmeye niyetliyim, namazımı
tam olarak kılabilmeyi ve bu yola daha da adapte olmayı diliyorum. Henüz bir
müslüman ülkesinde bulunmadım fakat en iyi intibalarım kardeşlerin anlattığı
kadarıyla Türkiye hakkındadır. Bu yaz o Allah dostunu ziyaret etmeye
niyetlendim, fakat ailemden dolayı buna daha nail olamadım.
•
Can (Almanya):
Bismillahirrahmanirrahim
Yaklaşık üç sene önce
Nasra ile tanıştım. Nasra 8 sene önce ailesi ile birlikte Almanya'ya gelmiş
müslüman bir Arap kızıdır. Onunla telefonlaşıyorduk ve İslâm hakkında sohbet
ediyorduk. O zamanlar İslâm hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Benim kanaatim sadece
medyada anlatılanlar doğrultusunda idi, ne Allah’a inanıyordum ne de başka bir
dine. Maalesef Nasra da bana fazla bir şey öğretemiyordu, sadece "Eğer
benimle evlenmek istiyorsan sünnet olmak, namaz kılmak gibi yapılması gereken
şeyleri yapman lazım" diyordu. Ben de niçin müslüman olmam gerektiğini
soruyordum, şayet müslüman olursam bu da seninle evlenmek istediğim için değil
diyordum, beni mutmain edemedi.
Yan işim vasıtasıyla
Murat kardeşle tanıştım. O bana İslâm’ı ve neden doğru yolun bir olduğunu anlattı.
Fakat bunların hepsini anlamak bana oldukça zor geliyordu. Görmediğim bir şeye
nasıl inanmalıydım? Bir zamanlar herhangi bir kimsenin söylemiş veya bir
kitapta yazmış olduğu şeye nasıl inanmalıydım?
Murat kardeş bir gün
beni mescide davet etti, orada diğer kardeşlerle tanıştım. Bir yabancıya karşı
gösterilen yakınlık ve sıcaklık karşısında çok etkilendim. Böylece İslâm’ı
derece derece öğreniyordum ve İslâm’ın manasını anlıyordum, aynı zamanda bir
müslümanın bedenen ve ruhen ne derece temiz ve pak olduğunu ve gerçek inancın
her şeye nasıl tesir ettiğini anlıyordum. Bu nedenle müslüman olduğumu
düşünüyorum. Daha iyi bir insan olmak için de Kur’an-ı Kerim’e göre yaşamayı
arzu ediyorum. Zira orada bizim için iyi olan şeyleri gördüm, bunlar beni
mutmain etti.
Hazret-i Allah’a olan
inancım zaman zaman farklı oluyor. Türkiye'de iken, kardeşlerle beraber düzenli
bir şekilde namazımı kılarken imanım çok kuvvetli idi ve geri dönmek
istemiyordum.
Mescidde iken,
kardeşlerle beraber namaz kılarken imanı çok güçlü bambaşka bir insan oluyorum.
Fakat dışarda beni yolumdan alıkoyacak şeylerle karşılaşıyorum.
Burada birçok insan
benim neden müslüman olduğumu anlamıyor.
Çoğu zaman bir İslâm
ülkesine gitmeyi ve orada yaşamayı arzu ediyorum, yalnız bunun üstesinden
gelmenin kolay olmayacağını da düşünüyorum.
Çok defa şöyle
düşünüyorum: "Nasra’ya olan sevgimden dolayı mı müslüman oldum, sadece onu
ikna etmek için mi birçok şeyi yaptım mesela sünnet olmak gibi? Onsuz ne
yaparım? İmanım yine de böyle kuvvetli olur mu?"
Çok düşünüyorum, fakat
çoğu zaman her şeyi doğru yapmak ve gerektiği gibi uymak zor geliyor, bir
müslümanın doğuştan itibaren yetiştirildiği gibi 27 yaşında yaşam tarzını
değiştirmek hiç de kolay değil.
Üç senedir içki
içmiyorum, sigara içmiyorum, temiz olmayan şeyleri, yani domuz eti ve domuzdan
elde edilen katkıları ihtiva edebilecek gıda maddelerinden yemiyorum. Bunlardan
vazgeçmek bana zor gelmedi.
Almanya'da müslümanca
yaşamak gittikçe zorlaşıyor olsa da gücümün yettiği kadar bu yolda kalabilmeyi
diliyorum.
•
Almanya’dan Mustafa
Macit İsimli Arkadaşımız Anlatıyor:
“Freiburg Üniversitesi,
kütüphane sorumlusu Prof. Dr. Raffelt’e Almanca Kur’an-ı kerim meali ve İlmihal
takdim edildi. Uzun bir incelemeden sonra kütüphanenin oryental bölümüne
koyacaklarını ve bu külliyattan daha Almancaya çevirilen kitapları
beklediklerini bildirdiler.
15.04.2004 tarihinde
Freiburg Hapishanesine Hakikat Yayıncılık’a âit olan
40 adet “Kalplerin Anahtarı” Külliyatı ile birlikte kitapçıklar hediye edildi.
Hiçbir İslâmi kitaba sahip olmayan cezaevi yetkilisi kitaplar için çok teşekkür
ettiler. Bir sinek dahi giremeyen o cezaevine kapılar açılıp bu nurlu kitaplar
içeri girdiğini gördüğüm zaman aklıma o ifşaat gelmişti. Abdulkadir Geylani
Hazretleri şöyle beyan etmişti: “Bütün kapalı kapıların kanatları uçuşur,
bütün yönler açılır.” O büyük iki kapı açıldı ve nur içeri girdi.
Allah’ımıza hamd-ü senâlar olsun.
Görevli bayan Moyer’e kitaplar teslim edildi.
Tahminen 55 yaşlarında
bir Almanın beyanı.
“Ben diplomatım. Çok
İslâm ülkelerinde gezdim ve görev yaptım, hâlâ da yapıyorum. İslâm’ı ve
müslümanları küçük gören Almanlar ve Avrupa Birliği bilsin ki, İslâm temizlik
dinidir. Çünkü Muhammed’den (s.a.v) beri müslümanlar taharet ediyor,
temizleniyorlar. Ama bu hıristiyan alemi hâlâ tuvalet
kağıdı kullanıyorlar. Bunlar beni üzüyor. Çünkü müslümanlar ve İslâm onların
bildiği gibi değil.”
Almanya’nın Wuppertal
şehrinin üniversitesinde görevli olan bir Profesöre Almanca Kur’an-ı kerim
meali ve İlmihal teslim edildi. Çoktan beri İslâm’ı inceleyen bu Alman Profesör
kitapları beğendiğini ve ayrıca kendi için de satın aldığını, okuyacağını
söyledi ve kitapları üniversitenin görevlilerine teslim ettiğini bildirdi.
Gece saat bir sularında
takside müşteri beklerken kapı açıldı. Tahminen 40 yaşlarında bir Alman bey arabaya bindi. Arabanın önünde her zaman duran
Almanca Kur’an-ı kerim meali ve İlmihali gördü, bu kitapların nasıl kitap
olduğunu sordu. Anlatınca hem ağlıyor hem kitapları yüzüne gözüne sürüyordu...
“Yıllardır beklediğim kitap bunlar” dedi. Bana sarılıyor kitapları öpüyor
öpüyordu. Sanki çölde kalan birinin suya kavuşması gibi seviniyor, ağlıyordu...
Hemen kitapları aldı, bağrına basarak gözden kayboldu, arkasından baka kalmış,
Allah’a nasıl şükürde aciz olduğumuzu gözlerimle görmüştüm.
Bir Alman bayan öğretmen
İslâm’ı tanımadığı için yardım istedi. Ona Almanca İlmihal hediye edildi. Şimdi
onu okuyarak öğrencilerine ders anlatıyor. (Waldkirch)”