Müslimânlık
kadar kolayca anlaşılabilen ve insâna cesâret veren başka bir din
yokdur.Hayâtda, insan rûhunu râhat ve huzûra kavuşduran, insana, hâlinden
memnûn olarak yaşamağı ihsân eden ve onu öldükden sonra ebedî se’âdete ve
selâmete ulaşdıran biricik din, islâmiyyetdir.
İnsan, Allahü teâlânın yaratdığı muhtelif mahlûklardan biridir.Muhakkak, diğer
mahlûklarla arasında bir bağ vardır. İnsan, Allahü teâlânın yaratdığı en
mükemmel bir mahlûkdur. Ona böyle fazîlet veren, onda bir rûh olmasıdır.
İnsanın rûhu, onu dâimâ dahâ yükseklere götürmeğe gayret eder. Rûhu temizliyen
ve besliyen ise ancak dindir.
Acabâ insan ile onu yaratan büyük kudret sâhibi arasında ne gibi bir râbıta
vardır?Bunu şübhesiz din bildirmekdedir. Ben din hakkında muhtelif âlimlerin
neler söylediklerini tedkîk etdim. Aşağıda birkaç misâl veriyorum:
Carlyle’in (Kahramanlar ve Kahramanlara Tapınanlar) eserinden:
(Bir insanın dîni, onun kalbinin îmân etdiği bir husûs, onun en bâriz bir
sıfatıdır. Din öyle bir şeydir ki, insanın doğrudan doğruya kalbine gider. Onun
dünyâdaki fe’âliyyetlerini ayarlar. Ona vazîfelerini bildirir. Gideceği yolu
gösterir ve onun âkıbetini (sonunu) ta’yîn eder).
Chesterton’un, (Düşünülecek Olursa) kitâbından:
(Din, bir insanın, kendinin veyâ başkalarının varlığında neler bulunduğu
hakkında elde etdiği en yüce gerçeği ifâde eder).
Ambroce Bierce’nin (Şeytanın Sözlüğü) eserinden:
(Din, insanlara, bilmedikleri birçok şeyleri öğreten, onlara hem korku, hem
ümmîd aşılayan bir kaynakdır).
Edmude Burke’un, (Fransa İhtilâli) ismindeki kitâbından:
(Bütün hakîkî dinlerin emr etdiği husûs, Allahü teâlânın emrlerine itâ’at, Onun
dînine hurmet ve i’tibâr ve böylece mümkin olduğu kadar Onun rızâsına
yaklaşmakdır).
Swedenborg’un (Hayat Doktrini) eserinden:
(Din demek, iyilik yapmak demekdir. Dînin varlığı iyilikdir.)
James Harrigton’un (Okyanus) kitâbından:
(İster ondan korksun, isterse ondan tesellî bulsun, dünyâda herkesin az veyâ
çok, dinle irtibâtı vardır.)
Dünyâda herkes birçok def’alar bilmediği, anlıyamadığı, îzâh edemediği
husûslarla karşılaşır. İşte bunları ona îzâh eden, ona tâm bir îmân, i’timâd
bahş eden, ancak dindir.
Ben niçin islâm dîninin dünyâdaki dinlerin en mükemmeli ve hak din olduğuna
inanıyorum?Bunu şöyle îzâh edeyim:
Her şeyden önce, islâm dîni yüce, bir tek Allahdan başka tanrı olmadığını, Onun
doğmadığını ve doğurmadığını ve Ona benzer başka hiç bir hâlık bulunmadığını
bildirir.Allahü teâlânın varlığını, birliğini, azametini ancak Allahü teâlâya
yakışır bir azamet ile bildiren başka hiç bir din yokdur. Kur’ân-ı kerîmde Hûd
sûresinin dördüncü âyetinde meâlen, ([Ey kullarım], dönüşünüz ancak banadır.
Allah her şeye kâdirdir) buyurmakda, İsrâ sûresinin elli beşinci âyetinde
meâlen, (Allahü teâlâ, göklerde ve yerde olan mahlûkâtın hâllerini en iyi
bilendir) buyurmakda ve Kur’ân-ı kerîmin diğer bütün sûrelerinde dâimâ Onun
(tek hâlık olduğundan), (dâimî olduğundan), (sonsuz olduğundan), (her şeyin Ona
ma’lûm olduğundan), (en doğru hükmü veren hâkim olduğundan), (en büyük yardımcı
olduğundan), (en merhametli bir hâlık olduğundan), (en büyük afv edici
olduğundan) bahs edilmekdedir. Bunları okudukça, insanın Allahü teâlâya nasıl
çekildiğini, Onun karşısında nasıl eridiğini ve Onun lutfüna nasıl sığındığını
size ta’rîf edemem. Kur’ân-ı kerîmde, Allahü teâlâ Hadîd sûresinin onyedinci
âyetinde meâlen, (Biliniz ki, Allahü teâlâ yer yüzünü [kuraklıkla] öldürdükden
sonra [yağmurla] diriltir. [Ölü kalbleri de zikr ve tilâvetle diriltir.] Akl
edersiniz diye bunları açık deliller ile size beyân etdik) buyurmuşdur. Nâs
sûresinde de, meâlen, ([Ey Muhammed “sallallahü aleyhi ve sellem”!] Söyle ki,
ben insanlardan ve cinden, insanın gönlüne vesvese veren şeytânın şerrinden,
insanlara muhtâc oldukları şeyleri gönderen ve onları korkulu şeylerden koruyan
ve ibâdet olunmağa hakkı olan mâlikime sığınırım) buyurmuşdur.
Bu yüce sözleri okuyunca, insan nasıl olur da, bu büyük hâlıka inanmaz ve Ona
sığınmaz?Bütün bunlar, insanın hayâtda kaldığı müddetce, üzerinde onu koruyan
çok merhametli bir hâlıkın bulunduğunu his ederek, râhata kavuşması ve doğru
yolu tutması için kâfî gelmez mi?
İslâm, en doğru bir din olduğunu ve kendisinden evvel gelen dinlerin bütün
doğru kısmlarını kendisinde topladığını açıkça bildirir. İslâmiyyetin en büyük
kitâbı olan Kur’ân-ı kerîmde yazılı bütün husûsların, sâde, açık ve herkes
tarafından anlaşılır mantıkî esâslar olduğunu söyler. Bunlar çok
doğrudur.Hakîkaten, eğer Allahü teâlâ ile kul arasında âhenkli bir münâsebet
te’sîs etmek, cismânî [bedenle ilgili] ve rûhânî husûsları âhenkli tarzda
birbiri ile birleşdirmek, dünyâda ve âhiretde huzûr içinde kalmak istiyorsak,
muhakkak islâm dînini kabûl etmemiz lâzımdır. Ancak İslâmiyyet sâyesinde rûhen
ve bedenen tekâmül ederiz.
Hıristiyanlık ancak rûhiyyat, vicdan ile meşgûl olur ve her bir hıristiyanın
üzerine onun taşıyamıyacağı kadar ağır ma’nevî, vicdânî yükler koyar.
Hıristiyanlık, insanı bir günâhkâr olarak kabûl eder ve ondan, onun
anlıyamıyacağı ve hiç bir mantığa sığmıyan keffâretler ister. Hâlbuki islâm
dîni, yalnız sevgi üzerine kurulmuşdur.Hıristiyanlıkda çok derin ilm adamları,
insanların değişik rûh hâletlerini inceleyerek, onların üzerine yüklenmiş olan
bu ağır yükler arasında belki bir parçacık Allah sevgisi bulabilir. Fekat
bunlar da, bugünkü hıristiyanlıkda bu sevgi parçacığının bile birçok hurâfeler
altında nasıl büsbütün gayb olduğunu görerek üzülürler. Coleridge bir
kitâbında, (Hıristiyanlığı fazla seven bir kimsenin, yavaş yavaş
hıristiyanlıkdan uzaklaşarak, kiliseyi dahâ fazla sevmesi ve sonunda kendini en
fazla sevmesi bir hakîkatdir) demekdedir. Hâlbuki İslâmiyyet bize, Allahü
teâlâyı saymamızı, sevmemizi, yalnız Onun emrlerine uymamızı, bir yandan da,
kendi aklımızı ve mantığımızı kullanmamızı emr etmekdedir. Hıristiyanlıkda bir
mikdâr hakîkat kalmışdır. İslâmiyyetde ise, herşey hakîkat üzerine kurulmuşdur.
Kur’ân-ı kerîmde, Allahü teâlâ, hangi ırkdan, hangi renkden olursa olsun, bütün
kullarına Yûnus sûresi yüzsekizinci âyetinde meâlen şunu beyân buyurmuşlardır:
(de ki, Ey insanlar! Rabbinizden size hakîkat gelmişdir.Doğru yola giren ancak
kendi kazancı için girmiş ve sapıtan da kendi zararına olarak sapıtmışdır.Ben
sizin bekçiniz değilim). Ben bütün bunları okudukdan ve Kur’ân-ı kerîmin
ma’nâsını iyice kavradıkdan sonra, islâmiyyetin her dürlü düşüncelerime en
doğru cevâbı verdiğini gördüm, seve seve müslimân oldum. İslâmiyyet bana hakîkî
yolu gösterdi ve cesâret verdi.Dünyâda huzûr ve râhata kavuşmak ve âhiretde
selâmete erişmek için, müslimân olmakdan başka bir tarîk [yol] yokdur.