Benim
niçin müslimân olduğum benden mütemâdiyyen sorulur. Ben meşhûr
bir âilenin kızıyım ve zevcim de meşhûr ve mühim bir kimsedir. Niçin müslimân
olduğumu süâl edenlere, müslimânlık nûrunun ne zemân rûhuma doğduğunu kat’î
olarak bilmediğimi söylerim.Bana, sanki her zemân
müslimânmışım gibi geliyor.Bu da, hiç acâib bir şey değildir. Zîrâ müslimânlık, tabî’î ve hak bir dindir. Her çocuk,
müslimân olarak doğar.Kendi başına terk edilirse,
müslimânlıkdan başka bir din seçmez. Avrupalı bir muharririn dediği gibi,
(Müslimânlık, akl-ı selîm sâhiblerinin dînidir).
Bütün dinleri birbiri ile mukayese edecek olursanız, bunların en mükemmeli, en
tabî’î, en mantıkî olanının, islâmiyyet olduğunu derhâl görürsünüz.Müslimânlık
sâyesinde, dünyânın birçok müşkil mes’eleleri kolayca hâl olur ve insan sulh ve
sükûnete kavuşur. Müslimânlık, insanların günâhkâr
olarak doğduğunu ve dünyâda keffâret vermeleri îcâb etdiğini hiç bir zemân
kabûl etmez. Müslimânlar, bir olan Allahü teâlâya inanırlar. Onların nazarında Mûsâ, Îsâ ve Muhammed Mustafâ “salevâtullâhi teâlâ aleyhim
ecma’în”, bizim gibi insanlardır. Allahü teâlâ, onları, insanlara doğru yolu
göstermek için, Peygamber olarak seçmişdir.Tevbe
etmek, afv dilemek, düâ etmek için, Allahü teâlâ ile kul arasında hiç kimse
yokdur. Biz her zemân kendiliğimizden Allahü teâlâya yaklaşabiliriz ve ancak
kendi yapdığımız işlerden dolayı mes’ûlüz.
(İslâm) kelimesi, hem Allahü teâlâya teslîm olmak, hem de Muhammed
aleyhisselâma îmân etmek ma’nâsına gelir.Müslimân, bu
dünyâyı halk eden Allahü teâlânın emrlerine uyan, bütün varlıklarla sulh ve
selâmet içinde yaşayan kimse demekdir. İslâmiyyet iki esâs
hakîkat üzerine kurulmuşdur:
1)Allahü teâlânın birliği ve Muhammed aleyhisselâmın Onun gönderdiği son
Peygamberi olduğu.
2)İnsanların bütün hurâfelerden, aslsız dogmalardan,
temâmen halâs olması. İslâmiyyetin esâs şartlarından
biri olan Haccın insanlar üzerindeki te’sîri çok büyükdür. Dünyânın dört
köşesinden gelen yüzbinlerce müslimânın, hiç bir sınıf, ırk, memleket, renk ve
rütbe farkı olmadan, yalnız bir ihrâm ile örtünerek, Allahü teâlânın huzûrunda
birlikde secdeye kapanması kadar ulvî bir ibâdet tarzı, hangi dinde vardır?Büyük Peygamberin “sallallahü teâlâ aleyhi ve
sellem”, islâmı neşr etdiği, İslâm düşmanları ile mücâdele etdiği, kudretli bir
azm ve sebât ile uğraşdığı bu mubârek yerlerde, birlikde ibâdet eden
müslimânların birbirlerine dahâ fazla bağlanacakları, birbirlerinin derdlerine
çâre bulmağa çalışacakları, Allahü teâlânın gösterdiği yolda el birliği ile
yürümeğe bir kerre dahâ and edecekleri muhakkakdır. Hac, aynı zemânda dünyâdaki bütün müslimânları birbiri ile tanışdırmağa,
birbirlerinin derdlerini öğrenmeğe, birbirlerine kazandıkları tecrîbeleri
öğretmeğe yaramakdadır. Kendi memleketlerinde ibâdet
ederken yüzlerini çevirdikleri yerde, şimdi bütün müslimânlar ictimâ’ etmekde,
Allahü teâlânın huzûrunda tek bir kitle, tek bir vücûd olarak kendilerini Ona
teslîm etmekdedirler.
Haccı bir kerre görmek, müslimânlığın büyüklüğünü isbât etmek için kâfîdir. İşte müslimânlık budur ve ben de bu büyük dîne katılmış olmanın neş’e ve sürûru içindeyim.