Hasan Hüseyin ve BEN

Mustafa ünal

Bölüm-1

 

Kafam cok bozuktu yalnızdım. Sanki konuşacak birilerine ihtiyacım vardı. Ama son günlerde işimin ters gitmesi ve yapacakları işte benden akıl almaya çalışanların, bana akıl vermeye kalkışmaları, yakınlarım diyebilecegim insanlardan niye yalan söyleyeyim de sogumama ve onlara güvenmememin gerektirdigine inandırıyordu. Buda bende bayagı bir boşluk oluşturuyordu.

Yalnızlıgımı unutmak için meşgul olacak bir şeyler arıyordum. Evde yalnızdım , Çalışma odama geçtim. Bilgisayarda biraz gezindim içimdeki sıkıntı azalma yerine dahada artmıştı. Sanki boşlukta gibiydim. Evde kimse olmamasına ragmen salondan sanki gelirken haber vermeye çalışır gibi bir öksürük sesi duydum. Çok geçmeden de çalışma odamın kapısı çalındı. Şaşırmıştım giriş kapısı arkasından kilitliydi. Kimsenin de içeri girebilmesi mümkün deyildi. Yarı cesur yarı ürpererek.

-Girin. Dedim. Kapı açıldı. Bir anda şaşkınlıgımın yerine mutlu bir sevinç hakim oldu. Çünkü gelen bana hastaları okurken elinden geldigi kadar yardımcı olan Cin taifesinin başı, yani benim cinlerimin başı olan Hasan Hüseyindi.. Üzerinde lacivert bir takım elbise yüzünde her zamanki gibi kısa sakal başında ise beyaz bir namaz takkesi vardı.. Girebilirmiyim? Dergibi kapıda gülümsüyordu.

-Gelsene bekleme. Dedim.

-Selamun Aleyküm. Dedi.

-Ve Aleyküm Selam Hoş geldin.

-Hoş bulduk Abi, rahatsız olmadın deyil mi?

-Estagfurullah hele geç şöyle otur hele, iyiki geldin. Masanın yanına geldi ve beklemeye başladı.

-İyimisin?

-Otur sana . İyiyim. Rahatına bak. Masanın karşısındaki sandalyeye oturdu.

-Canının sıkıldıgını fark ettim. Ağabeyimi bir ziyaret edeyim istedim. Çagırmıyorsun da. Kızmazsın diye düşündüm.

-İyi yapmışsın niye kızayım da. Biraz konuşuruz. Ben çay içecegim sende istermisin?

-Sen istersen içerim. Tabiî ki.

-Hasan Hüseyin her şey dogal gibi olsun. Çay da iç istersen sigarada.

-Biliyorsun ben sigara içmem. Ama çay tamam.. kalktım iki bardak çay kattım birini onun önüne diyerini de kendi önüme koydum. Çayı aldı. -Çok Sagol. Dedi.

-Buyur Afiyet olsun. Dedim. İkimizde içmeye başladık. Mutlu olmuştum. Bana yakın, bir dost kadar sıcaktı. Zatende aslında öyleydi de.

-Eeee Hasan Hüseyin anlat bakalım nasılsın? Ekib arkadaşların nasıl?

-İyiler her zamanki bildigin gibi. Yaramaz bir şey yok.

-İyi iyi aman olmasın. Nerden esti buraya gelmek.

- Sen bizi arayıb sormuyorsun ama biz seni görmesende yalnız bırakmıyoruz üzüntüne üzülüyor sevincine bizde seviniyoruz. Az öcede Ali ile beraberdik ikimiz gelecektik ama Ali başka zaman beraber gidelim sen biraz sohbet et belki seninle daha rahat olur dedi.

-Fark etezdi be Hasan Hüseyin gelse olurdu.

-Neyse oda başka zaman gelsin.

-Hem çayımızı içelim hemde anlat bakalım, gerçekten dosta ihtiyacım vardı, bugün bilgisayarda yazı yazmakta sıktı beni.

-İnşaallah ben sıkmam.

-Yok canım iyi oldu geldigin. Anlat hele.

-Ne anlatayımda inan üzülüyoruz konu sensin zaten

-Ne gibi mesela.

-Abi hiç iyice düşündünmü bizim cinslerimizin hayatındaki yeri ne?

-Düşündüm.

-Ne kadar?

-Ne kadar olmalı?

-Bizi biz kadar tanımalısın. Yani biz olmalısın. Bizden sana zarar ne kadar, fayda ne kadar gelir, tam anlamıyla tanıyormusun?

-Hayatınızı yazacak kadar tanıyorum. Gözlerimin içine baktı. Yavaş yavaş basını saga sola salladı. Ve gülümseyerek.

-Dogru. Sen bizim kokuyla beslendigimizi, bazı şekillere girebildigimizi, işık hızıyla yol alabildigimizi, insanları istedigimiz dogrultuda yönlendirebildigimizi, hastalandırabildigimizi,dahası birilerinin konturolü altına girdigimizde onun istekleri dogrultusunda hizmet edebilecegimizi biliyorsun. Hatta bazen madde gibi bile olabildigimizi de. Dahası karşımızdakinin beynini okudugumuzuda.

-Dogru deyimli?

-Evet ama dahası var.

-Peki bilmedigim nedir? Yani dahası.

-Mesela elini bana dokun. Elimi uzattım gerçekten ona dokunuyordum. Bir insan kadar cildi hem sıcak hemde yumuşaktı.

-Evet , dokunabiliyorum.

-Peki şimdi tekrar dene. Elimi uzattım fakat bu defa dokunma yerine sanki elim ona dokunmadan geçiyordu.

-Bu defa bedeninden diyer tarafa elim geçiyor ama dokunamıyorum. Gözden kayboldu. Ama sesi geliyordu.

-Şu an ben varmıyım? Ve beni görebiliyormusun? Ben bu şekilde seni izlerken hissedib görebiliyormusun?

-Tabiki varsın görünmüyorsun. Hadi görün artık. Dememle eski dokuna bildigim hale dönüştü. Ve böyle kal.

-Tamam istedigin olsun. Şunu anlatmak istiyorum maddeye dönüşebildigimiz gibi maddeyede nüfus ederek o maddeyi diledigimiz gibi kullanabiliriz. Ve biz seni veya başkasını izlerken o bizi göremez, niyetimize göre görünmez dost veya düşman olabiliriz.

-Yani insanları kendi iradeleri dışında istediginiz yönde kullanabilirsiniz.

-Evet. Kullanmaktan ziyade kötülükte yapabiliriz.

-Tam olarak anlamak istiyorum, bana ne demek istiyorsun? Yoksa anladıgı mı mı?

-Yani olamazmı? Birileri yani bizden, yönlendirilemezmisin? Yada görmediklerin sana zarar vererek bu hale getiremezmi?

-Benmi? Banamı ?

-Evet sen ve ya sana.

-Anlat örnekler ver atladıklarım varsa bende bileyim.

-Tamam mesela Şimdi hayatını yeniden yaşamak istermisin? Ta eskilerden başlıyarak çocuklugundan. Ölç bakalım o güç seni etkilemişmi? Yada seni diledigi gibi konturol etmişmi?

-Göster o zaman.

-Tamam.

-Bu nasıl olacak. Hasan Hüseyin.

-Rahatca koltuga yaslan gözlerini kapa. Bu senin hayatın kendin yaşayacaksın. Senin bu hayatını başka birine de yaşamış gibi gösterebiliriz. Senin görüntünle senin cinsiyetinle yaşayan kişi sanki kendi yaşamış hissiyle uyanır. Kendi cinsiyetinin veya görüntüsünün farklı olmasıda sanki ona daha evvel böyle bir hayat yaşamış yeniden dogarak ikinci dogum hissini verir.

-Yani adam ikinci kere dogmuş ikinci hayatını yaşıyor zannedebilir. Hani şu realkarnasyon olayı. Onu cinlerin aldatmacası oldugunu biliyordum.

-Tabiki bu batıl olan inancı insanları sapıtmak için Müslüman olmayan cinler yapar. Neyse hazırmısın?

-Dur dur hele birer çay daha alalım.

-Tamam nasıl istersen. Birer çay daha doldurdum. Şekerini karıştırırken gözlerimin içine dikkatlice baktı.

-Abi kısmet olayına inanırmısın? Yani kısmetin açılması baglanması gibi şeylere.

-Hayır kısmet olayı Allah’ın taktirine baglıdır. Allah isteyene ilmi verirde rızkı istedigine verir. Onun içinde rızıktan şübhe edene Allah’a inanmayanlarla aynı kefeye kor.

-Peki abi bana tevekkülü tarif edermisin? Pek anlayamamıştım ne demek istedigini.

-Tevekkül bütün yapılması gereken işlemleri yaptıktan sonra geri kalanı Allah’a bırakmaktır.

-Peki yapılması gerekenleri yaptıgımıza inanıyormusun? Birilerinin bizleri istenileni yapmamızı engelledigini hiç düşünmüyormusun?

-Daha açık konuşurmusun?

-Bak abi sen bir yazında .

‘’ Bizlere cin denen gözümüzle görmemiz nadir olan yaratıklar nefsimizi istedikleri yönde kontrol edebilmek için ilk önce kötü günahları bize normalmiş gibi beynimize elektıro dalgalar göndererek benimseterek rahatlıkla günah işlememizi saglarlar.

Kötü günahlar ve yöntemleri ise; cenabetlik kadınlarımızın hayız ve loğusa halleri ,abdestsizlik, su’i edebde gafilhane haller sergilemede bize en çok yaklaştıkları hallerdir.

Birde ruh bozuklukları yani stres ve bunalımlı haller fizyolejik olmayan cinnetler ekseriyyetle bu hallerle mücadele içinde oldugumuz zamanlarda gelirler.

Bunlara dikkat ettigimizde ise boşluk bulamaz ve bizlere zarar veremezler.

Eyer kale gibiysek yinede bir boşluk bulurlarsa buldukları ilk boşluktan girerler, özellikle küçük ve büyük günahlardan kaçınmalıyız habis olan cinler küçük ve büyük olan önemsedigimiz ve önemsemedigimiz deyersiz zannettigimiz bütün günahları alet olarak kullanırlar. Başta sık kullandıkları sehvet,içki,kumar sıkça kullandıkları yolardır. Şehvetle hayayı içkiyle beyindeki dengeyi kumarla yoklugu ve sefaleti getirerek ruh bozuklugu arkasında fizyolejik cinnetin içine sürüklerler. Hatta insanları intihara sürükleyecek boyutlara götürürler. Bazan bazı insanlarımız intihar bile ettiklerini bilmeden ölür giderler. Öyleki; cinler olmayan olayları olmuş gibi gösterdigi gibi uçurumları yol denizleri ve nehirlerin üstünde köprü varmış gibi gösterir o felaketin içine iterler ve köprüden yürüyormuş gibi yürüterek denize veya nehire düşmesine uçurumu yol gibi göstererek ölümlerine sebeb olurlar. Ve biz onları intihar etti zannederek onları ve yakınlarını suçladıgımız gibi cenaze namazlarını bile kılmak istemeyiz , oysa onlar intihar bile ettiklerini bilmemektedirler, burda şunu bilmeliyizki her intihar ettigini zannettigimiz kişinin intihar etmedigidir, işte cin dedigimiz şeytan insanların düşünce ve dengelerini bozar onları düsünemez hale koyar sonra yanlış olan çareleri dogru gibi gösterir iyice sersemletir seytanın bu en eski ve hep yaptıgı hilelerdir. Evvela insanları tatmin olmadıkları noktalardan yakalar onları büsbütün şirazeden çıkarır şeytanın bu hilelerine düşmemek ve onlardan kurtulmak için inanan inançlı bir insan olmak şarttır. Çünkü iman ve Allah’a dayanmak insanı kurtaracak tek çaredir. İnancı yıkmak ister ayıb ve kusurları açıga çıkarır baktıkı yine olmadı şehvetle yüklenir zira şehvet iradeyi gevşeden ve insanı şeytanın oyuncağı yapan en tehlikeli silahtır. Şehvetle yüklendiginde tesirini göstermeye başlayınca beyinden gelen sinyalilasyonlar elektirik dalga halinde kadınları ilahlaştırır onlarla beraberligi zafermiş gibi gösterir aynı şekilde kadınlarada erkekleri ilahlaştırarak onlara ulaşmanın dünyanın en büyük hazzı gibi göstererek caresizlik içine sokar, olmazsa olmaz hale dönüştürür şehevi tatmini zarurileştirir öyle yaparki mahremine hatta kardesi kardese kadar yönlendirerek zaferi kazanmış olur günahınsa en büyügünü işletmiş olur.

C.Allah’u Azimüşşan buyuruyorki: (biz şeytanları inanmıyanların dostları yaptık ) buyurmaktadır . insan inancı itigatı ölçü nisbetinde şeytandan nefret eder ve ya dost olur.

Kalb ve kafayı daima C.Allah’a murakebe halinde tutmalıyız hayal kurmaktan kacınmalıyız ki seytan boşluk bulamasın eyer hayeller ve vesveseye yönelirsek Allah’ı analım onu zikredelim ona sıgınalım ve onun azabını cehennemin ateşini rabıta yapalım ki vesvese ve hayelden kurtulabilelim böyle yaptıgımızda şeytan bize musallat olamaz. ‘’

Aynen yukardaki yazında yazmıştın. Ve bu yazın sürekli sitende yayınlandı. Gerçekten harukülade idi. Yazdıgın yazıyla kendini anlattıgını hiç düşündünmü? Bu yazdıklarının hangilerinden kurtuldun ve hangilerine yakalandın?

-Zaman zaman düşünmüyor deyilim ama nedendir bilmiyorum, bir türlü sonuca gidemiyorum.

-Çünkü hafızanlada oynanıyor.

-Ne diyorsun sen? Kimler oynuyor. Siz dost deyilmisiniz? Koruyamıyormusunuz?

-Herkesin bir şeytanı vardır. Sadece Peygamberimizin ki zarar veremiyordu. Ama o bile onun Şerrinden zarar veremedigi halde Allah’a sıgınırdı. Bizim sizden farkımız ne ki sizi koruyalım. Eyer biz Müslüman cinler kendimizi koruya bilsek idik hiç kimseye kötülük yaparmıydık. Yani kişi kendini hem Şeytandan hemde onun uşagı olan cinlerden ve insanlardan korumayı bilmeli. Önemli oldugu için yine senin kendi yazdıgın yazıdan bir örnek daha verecegim. Ozamana kadarda çaylarımızı içmiş oluruz.

-Bu ne hakkında.

-Hepimizin bilibte önemsemedigimiz ve hoşumuza giden nefsimizin övülmesi hakkında.

-Neymiş hele söyle.

-Yine sen diyorsunki;

‘’ İnsanları yoldan çıkarmak için bütün yolları denedikten sonra basaramadıkları zaman ise insanlara dini yoldan saldırıya gecerler. Zaten başaramamanın sebebi bu insanlar dine bagımlı dini yaşamaya çalısan kişiler olmasındandır, ama seçtikleri ise dini bilgisi az olan kişilerdir. Dini bütün olanlara zaten hiçbir şekilde zarar veremez ve onları kontrellerine alamazlar. Birde onların istedigi gibi yasayan şirkten şirke gezen insanlara dokunmazlar onlar zaten istedikleri gibidir yani deyiştirmek istedikleri gibidir.

Ama dini bilgisi az olupta dine bagımlı olmaya çalısan kişilere dinle alakalı konularla yaklaşıb onları yönetmeye başlarlar onlara ve arkasındakilere en büyük darbeyi vurmuş olurlar. Şöyleki; liderlik vasıflarına uygun birini seçerler onu sıkıntı ve sitrese sokarlar onun beynine vesveseler vererek dine aşırı ilgi duymasını saglarlar. Dünyanın çalışmanın boş ve anlamı olmadıgını öbür dünya için çalışması gerektigini beynine yerleştirirler zaten bu durumda bile Peygamber Efendimizin Hadisi Şerifi olan ( Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için hemen ölecekmiş gibi Ahiret için çalışın ) Hadisi Şerifine muhalif yapmış olurlar. Kişiyi tamamen tembellige iterler. Beyni temmbelligi benimsemiş kişi sözde sadece Ahireti düşünmekte ve kendine göre insanları kurtarma amacındadır. Cinlerin beynine verdigi vesveselerle gittigi her yerde kendi uygulamamasına ragmen bazen çok tesirli dinle alakalı sohbetler yapmaya başlar. Oysaki farkında deyildir öncelikle söylediklerini kendi yapmadıgı gibi başkalarından ister. Ve kendini özel biri gibi görmeye başlar. Çalışmak yerine tembelleşmiştir, Her an gergin hırçın ve sinirlidir çünkü ekonemiside iyiden iyiye bozulmaktadır. Stres korku ve heyacan ona hakim olmuştur. Beyni karma karısıktır. Cinlerse onu artık istedikleri konuma getirmişlerdir. İçini dolduran vesvese onu cinlerle görüşmeye hazırlamıştır.

Cinler insanların bulundukları ortama göre yaklaşır bu kişide şehevi istek yoksa kumar yoksa hırs yoksa sadece dinle alakalı ortamı kaldıysa dinle alakalı ortamdan yaklaşır demiştik. Vede liderlik vasfı varsa bu ortamından faydalanarak onu seçerler. Artık lider hazırdır, Seçilen kişi ise gece gündüz aklına geldigi her an Ahiret’i ölümü düşünmekte ama delilsiz ve belgesiz cahilhane bir şekilde. Fetvalar vermekte okadar heyecanlıdırki uykusunu yemeyi içmeyi terk etmiş vucutsa aşırı heyecan korku ve stresten emdigi elektirikle beyin çalışmasını yavaşlatmış bazı gerçekleri görmez hale dönmüş sadece kendini Allah için cihat yapması gereken biri gibi görmeye başlamış elektirik trafasına dönüşmüş hatta kendisini Allah’ın özel seçtigi kulu gibi bile görmeye başlamıştır.’’

-Peki bu kendi yazdıgın yazıda kendini aradınmı. Sen neresindesin bu yazdıgın yazıda? Ve ya ben neresindeyim.

-Galiba haklısın beraber düşünelim.

-Dahası var hazırmısın? Hayatındaki gençliginden bu güne kadar yaşadıklarını gözden geçirmeye.

-Hazırım. Kararlı bir şekilde gözlerimin içine baktı. Ve.

-Hadi o zaman koltuga yaslan ve gözlerini kapa. Gözlerimi kapadım. Çok berrak ve huzurlu bir bekleyişe geçtim. Artık Hasan Hüseyin’i duymuyordum. Sanki bir perde açıldı ve gencecik bir çocuktum. Orta birinci sınıfa gidiyordum. Evde kalıyordum. Yani evciydim. Oturdugumuz ev üç oda bir salondu. Her odada ikişer kişiydik. Diyer iki odada İmam Hatib Okulunda okuyan arkadaşlarımız kalıyordu. Zaman zaman Kur’an okuyorlar zaman zaman Ezan okuyorlar, bense onlara özeniyor ve onları şanslı gördügüm gibi, onlar gibi olmak istiyordum. Senenin son günleriydi. Bir yolunu bulmalıydım en güzel yolda İmam Hatib Okul’u Müdürüne gidib bilgi almak olabilecegini düşündüm. Ve kararı verib hayatımı deyiştirecek olan Müdürün kapısını çaldım. İçeri girdim. Önce beni tanımamış gibi süzdü.

-Buyur evladım.

-Hocam ben orta okul birinci sınıftayım.

-Evet .

-İmam Hatib Okuluna geçmek istiyorum. Böyle bir imkanım varmı? Onu ögrenmek istiyorum. O çok itinayla düzeltilmiş temiz bir masanın koltugunda gerçek makam sahibi süsü ile önce anlamsız suratının kıvrımlarını düzeltir gibi elini yüzüne sürttü. Sonrada tekrar elini kıvırcık saçlarının üstünden ensesine dogru düzeltir gibi yaptı. Tatlı bir gülümsemeyle şevkatli bir baba edasıyla.

-Otur şöyle evladım. Dedi. Gösterdigi yere ezik ve suçlu çocuk gibi iliştim. Başım eyik, arada gözleriyle bana dikkatli bakarak inceliyordu . Bazen göz göze geliyordum. İkinci sınıfa girebilirsin. Fakat biraz güç olabilir. Çünkü Orta okulda olmayan fark dersleri var. Bu okula girebilmen için o dersleri vermelisin. Verebilirmisin? O konuşurken gözüm masanın üstünde çam agacının yontulmuş el kadar budagında Salim Kılaç yazısı gözüme çarptı. O onun ismi idi.

-Hocam ben eskiden Kur’anı kerim gibi dersleri babamında İmam olması ve Kur’an kursunda da okumamdan verebilecegimi düşünüyorum. Ama bilmedigim derslere de çalışarak istediginiz zamanda hazırlanacagımı düşünüyorum. Fakat o bilmedigim ders kitablarını nasıl temin edecegimi de bilmiyorum. Bana daha güvenir bir gülümsemeyle baktı.

-Merak etme evladım o kolay. Sen şimdi biraz sonra temin edecegim kitablara çalış, sonra kaydedelim yazın dıştan imtihanlara katıl başarırsan Orta birden tastiknameni alıb İmam Hatib Okulu ikinci sınıfa kayıt yaparız. Sonra iyide Orta okul ders notların nasıl? Yani not ortalaman.

-Sekiz hocam.

-Güzel sana güveniyorum evladım. Eliyle masanın üstünde bir dügmeye bastı. Çok geçmeden de içeri biri girdi.

-Ahmet efendi bu küçükle kitablıga git, ordan birinci sınıf meslek dersleri kitablarından birer tane temin et ver. Adam bana döndü.

- Gidelim. Dedi. Ve biz yürüdük, tam kapıdan çıkarken.

-Ha. Dedi. İsmin ne?

-Mustafa Ünal. Hocam.

-Bak Mustafa, kitablara iyi çalış, imtihan zamanı başarırsan işin olur. Tamam mı evladım?

-Tamam Hocam. Dedim ve elini öpmek için yaklaştım o kadar zarif ve tatlı biriydi ki; Nazik bir şekilde elini geri çekerek elini öptürmedi . Dışarı çıktık. Görevlendirdigi kişi kitabları temin edib elime verdi. Dışarı çıktıgımda giriş kapısının üstündeki kocaman yazılı levhayı okudum. Levhada. Doganhisar İmam Hatib. Okulu yazıyordu. Hey be dedim bende burada okuyacagım artık. Diye gururlandım. O kadar mutluydum ki adeta sevincimden uçuyordum. Henüz kimsenin haberi yoktu. Bir taraftan derslere çalışıyor, bir taraftan da sürpriz olarak saklıyordum

Orta okul birinci sınıf başarıyla bitti. Sevinçle tutsak gönlümün ferah hayelleriyle yaz tatili için Memleketim Karaaga Kasabasına geldim. Kasabamız kuzeyi ova, dogu,güney ve batısı ise üç daga yaslanmış, evleri engebeli araziye yayılmış, meşe ormanlarının eteginde içinden akarsu akan sulak yem yeşil agaçlarla adeta evleri gizlenmiş şirinmi şirin dar ve yamaçlı toprak yollarıyla bir Anadolu kasabasıdır. Suların bol olması ise hele iki akarsunun bahçelerin arasında birleşmesi , kuzeydeki düz arazininde yemyeşil meyve bahçeleriyle şirinleşmesine sebeb olmuştur. Kasabamı çok seviyordum. Toprak kokan yolları, kekik kokan dagları, kırlarını süsleyen yaban çiçeklerini özlememek mümkünmüydü.

Mutluydum. Birinci sınıfıf başarıyla bitmiş, İmam Hatib Okuluna girebilme şansını yakalamıştım. Ve memleketin en güzel kasabasında ise yaz tatilimi geçirecektim. Daha Allah’tan ne isteyebilirdimki.

Eve girdigimde Annem.

-Kara gözlü oglum hoş geldin. Diyerek sarılıb beni uzun uzun öptü. Sonra ben onun nazik ellerinden öptüm.

-Hoş bulduk ana . dedim

-İyimisin yavrum okul nasıl geçtinmi?

-Geçtim ana. Çok iyi dedim.

-Benim oglum akıllı geçeceksin tabii. Dedi. Ve devam etti. Açmısın oglum. Sana bi şeyler hazırlayayım. Dedi ve dısarı çıktı. Evde Babam yoktu. Bende pencereden dagın eteklerinden ovaya, ovadanda yamaçlara yayılan yemyeşil kasabamı seyretmeye koyulmuştum. Ve Babamın sesi duyuldu.

-Refiye nerdesin çabuk gel yardım et. Hemen kosarak ben gittim. Beni görünce.

-Ooo hoş geldin mektebli. Diyerek şaka yaptı. Elini öptüm.

-Hoş bulduk Baba dedim.

-Nasıl geçti okul. Karne nasıl?

-İyi geçtim dedim. Bir taraftanda merkebin üzerindeki yükü indirmeye başladık. Bayagı hoş karşılanmıştım. Babamda sevinmişti. Ama

-Bu başarı deyil fazla sevinme. Bence daha iyi olmalı bana kalırsa bu hiç, ne biliyorsunuzki siz, biz ilk okul üçten mezunuz ama sizin hocanızı okuturum. Diyordu bir taraftanda eve girmiştik. Annemse konuştuklarımızı duymuş olacakki; boş ver demek ister gibi gözlerime bakarak gülümsüyordu. Yine Babam devam etti. Bu başarıyı Orta Okulda deyil iki kanatlı kuş gibi hem dünya hem ahiret için okuman gereken İmam Hatib Okulunda yapsaydın da o zaman gözlerinden öpseydim. Dedi. Ben artık sabredemedim. Annemse sofra açıyordu. Elimi uzatıb tahta bavulu açtım içindeki meslek derslerinin kitablarını seçib elime aldım. Babama dogru uzatarak.

-Merak etme oda olacak, bu kitablar meslek ders kitabları bu kitablara çalışıb yazın imtihana girecegim sonrada önümüzdeki sene İnşallah İmam Hatib İkinci sınıfa devam edecegim.

-Hadi canım sende sen mi yapacaksın? Varmı öyle bir yolu. Sen kim o dersleri vermek kim.

-Evet var müdürle konuştum. Bu kitabları o verdi gör bakalım Baba böyle konuşmalar devam ederken sofrayada oturduk ve karnımızı doyurmaya da başlamıştık. Akşam yakındı Babam yorulmuş olacak ki; minderin üzerine uzandıgı gibi uyuyakalmıştı. Bende Annemden izin istiyerek kasabamızın güzelliklerini ve arkadaşlarla görüşmek için dışarı çıktım. Birkaç deyişik arkadaşlarla görüştük gezdik dolaştık gün kararmaya başlayıncada eve geldim. Annemle biraz sohbet ettik sonra bende uzanıb yatmıştım. Ruyamda imtihanları başarıyla vermiştim. Babam.

-Oglum beni affet, yanılmışım, haklıymıssın sagol artık sana güveniyorum. Bu başarına bedel istediklerini yapacagım. Okulun Müdürü ise.

-Oglunla gurur duy. Diyordu. Babamsa benim önüme geldi dizlerinin üzerine oturub alnımdan öperken uyanmıştım. Uykum kaçtı. Sabaha kadar düşüncelerimle mücadele ettim. İlk tatil günüydü. Sabah katlık kahvaltı yapmaya başlamıştık. Babam.

-Mustafa oglum. İstersen bu gün bahçeye git. Hem gez hemde oralarda vakit geçir. Azıkta götür. Meyveler yavaş yavaş büyüyor, çocuklar dallarını kırıyor orayı bekle. Damın arkasında kürekte var canın sıkılırsa su hendeklerinide aç. Agaçların dilberini temizle. Derse çalışırım dersen de kitabları götür orda oyalan işte.

-Tamam baba zaten bende bahçeye gitmek istiyordum. Bahçemiz çok güzeldi. Orada kalmak hoşuma gidiyordu. Hem düşüncelerimi hemde her istedigimi rahatca yapıyordum. Bahçe dere ile ikiye bölünüyordu. İki tarafıda meyve agaçları ile doluydu. Derenin kenarında ise kavak agaçları vardı agaçlarsa sanki bahçeyi ikiye bölüyordu. Derede su akarken kavak ve meyva agaçlarında ötüşen kuşlar bu güzel yeri rengarenk yapıyordu. Derenin içinde bahçe sulamak için suyu yönlendiren birde bend vardı. Bayagıda derindi. Orda zaman zaman yüzüyor ve serniyordum. Bu günde o eskiden yaşadıklarımı yaşama düşüncesiyle bahçeye geldim. Artık oranın bekçisi olmuştum. Bir kac gün geçmişti. Babam arada geliyor. ‘’ şurayı kaz, dikenleri kes, su kanallarını aç’’ gibi talimatlar veriyor ve gidiyordu. Onbeş yirmi gün sonra ise yalnızlıgın bıkkınlıgı içime işlemeye başlamıştı. Babam din görevlisi yani imamdı ağabeyimse berberdi. İkiside görev icabı Yunak kazasının nahiyesi Beş ışıklıya biri İmam diyeri ise berber olarak gittiler. Artık bendende tutsaklık kalkmış hürdüm. Zincirden kurtulmuşcasına hürriyetin tadını çıkarıyordum.

Köyün üst tarafındaki sulama havuzuna gidiyor, arkadaşlarla yüzüyor eyleniyorduk. Birde bir söylenti vardı, havuz yapılmadan önce orda bir yatır mezarı varmış ve havuzun içinde kalmış. Akşamları dagdan gelenler veya çobanlar havuzun başında o yatırı abdest alırken görürlermiş. Akşamları herkes ordan geçmeye korkarlardı. Bense akşam ezanı vakti veya daha sonra oralarda oyalanır o yatırı görmek isterdim. Korkma yerine onu görmek ve onunla hatta konuşmak için sabırsızca beklerdim. Birde havuz yapılırken arkadaşım, geri geri gelen kamyonun altında kalarak gözlerimin önünde ezilerek ölmüştü. Oraya geldigimde o olayı sanki yeniden yaşardım. Onun ölümünüde sözde yatırın razı olmadıgı için onun öldügünü daha çok kişinin ölecegini söylerlerdi. Ama beni ölüm etkilemiyordu. Hep o yatırı beyaz bir kefen gibi elbiseyle orada abdest alırken görecegimi umardım. Ama göremiyordum. Artık gündüzleri bahçede akşamları ise ya havuz başında yada gelincik tepesinde olurdum. Gelincik tepesi de; üç taş vardı taşlar sangi insan figürü gibilerdi. İki tanesi biri çocuk diyeride kadın gibiydi. Güya kadınlar burada ekmek yapıyorlarmış, çocuk üzerini pislemiş kadında sözde ekmekle altını silmiş, Allah’ta onları taş yapmış. Yine ordanda geçenler geceleri çıglık duyarlarmış, yada dügün yapan sözde cinleri görürlermiş. Bunuda merak eder sık sık arkadaşlarım gitmedigi için yalnız oraya gider deyişik bir olay görürüm düşüncesiyle hatta o taşların tepesine çıkar beklerdim.

Güzel bir gündü ve bahçedeydim. Agaçların dilberini açıyordum. Bahçemize hudut olan bir tarla vardı. Bu tarla ise ilk okuldan kız arkadaşım gilindi. Merkeble yalnız başına geldi. Kimsecikler yoktu. Merkebi otlu bir yere bagladı yanıma yaklaştı. Bayagı serpilmişti. O an benide heyecanlandırdı, oysa köy yerinde bizim birbirimize yaklaşmamız hele hele konuşmamız çok yanlış olurdu.

-Kolay gelsin. Dedi. Agaç dilberini mi açıyorsun?

-Evet sulayacagım da. Dedim. Etrafa baktı kimsecikler yoktu.

-Şuraya oturabilirmiyim? Yan tarafımı gösterdi.

-Tabi dedim. Oturdu.

-Ne güzel deyil mi? Burası.

-Evet bende seviyorum burayı. Dedim.

-Okul nasıl geçti? Sınıfı geçtin mi?

-Evet geçtim.

-Sen geçersin canım, zaten akıllısın da. Agaçtan elma alabilirmiyim?

-Tabi istedigin kadar.

-Ama yüksek ben alamam ki. Kalktım agaca tırmandım bu agaç yazın en erken meyve veren yazlık gelincik elması agacıydı ve olgunlaşmaya başladıgı bir zamandı. En güzel kırmızısından kopardım ve .

-Yakala. Diyerek yukardan aşagı bıraktım. Ellerini yakalamak ister gibi uzattı ama bilerek yakalamadı. Elma düşerken gögsüne çarparak yere düştü.

-Ah gögsüm acıdı dedi. Yerden aldı. Bidaha bıraktım onu yakaladı üçüncü elmayı yine gögsüne çarptırarak yere düşürdü.

-Acıdımı? Dedim. Gülerek yüzüme baktı.

-Yeter gel. Dedi. Aşagı indim.

-Kabahat senin yakalayamadın.

-Olsun. Dedi. Ve ısırdı. Gerçekten güzelmiş. Bunun adı ne?

-Buna gelincik derler. Herhalde kırmızılıgından. Bu bahçede en erken olgunlasan agaç bu zaten çogu kış elması.

-Herhalde. Dedi. O elmasını yerken onu seyrettim. Gerçektende hem güzelleşmiş hemde serpilmeye başlamıştı. İlk olarak bir kıza yaklaşıyor ve ilk kez bu kadar heyecanlanıyordum.

-Sen hep burada bahçe’yi mi bekliyorsun?

-Evet, beklemekten çok çocuklar dallarını kırmasın diye.

-Keşke bizim tarla da bahçe olsaydı bende her gün burada olurdum. Gerçi beni yalnız bırakmazlardıya.

-Sana ne yapacaklar da.

-Kocaman kız oldun kendine dikkat et diyorlar, sanki ben ne yaptıgımı bilmiyormuşum gibi. Bayagı bir sessizlik oldu o elma yiyiyordu. Ben se onu seyrediyor zaman zaman göz göze geliyor zaman zaman kaçamaklı gülümsiyordu.

-Usanmıyormusun? Burada beklemekten.

-Usandıgım zaman gidiyorum. Gözümün içine baktı.

-Bizi gören olsa ne der.

-Hiçbir şey diyemez, Okul arkadaşı deyimliyiz?

-Ama Okul bitti. Biz büyüdük. Ondan hoşlaşmıştım.

-İyi ya bayagı da güzelleşmissin.

-Gerçekten ben güzelmiyim?

-Tabi gerçekten güzelsin.

-Sende yakışıklısın.

-Ciddimi diyorsun?

-Öyle olmasan yanına gelirmiydim.

-O zaman daha sık gel.

-Gelmemi istermisin?

-İstersen hiç gitme.

-Ya usanırsan.

-Senden mi? Asla.

-Ciddimisin?

-Ne diye yalan söyleyeyim de.

-Bilmem.

-Gerçekten senden hoşlanıyorum.

-O zaman arada buluşalım.

-Burda mı?

-Burda deyil canım, akşamları evin yanında, bura yalnız geldiginde de, bir yolunu buluruz işte.

-Ama kimseye söyleme. Ha bide başkasına gidersen.

-Olur mu öyle şey sadece ikimiz.

-Neyse ben şimdi gideyim aman bir gören felan olur,biraz patetes söküb gidecegim.

-Ben söküvereyim mi?

-Aman aman gören olur. Aslında iyi olur da neyse kimse görmeden ben gideyim. Hadi eyvallah. Dedi ve kendi tarlalarına ayrıldı. Onu seyrettim. Güzeldi ama bana sevgili olacak kadar sevebilecegim biri deyildi. Yalnız heyecanlandırıyor ve beni sanki konturol ediyor gibi cazib geliyordu. Tabiî ki aslında bana göre onun yerini tutamıyacak kadar da sevdigim bir başkası vardı. Onunla kıyasladıgımda onun yerini tutması mümkün deyildi. O gözümde benim için bie efsaneydi. Ama neydi ki beni sanki ona birileri yönlendiriyor ve düşüncelerimi konturol ediyordu. Olaylar sanki irade dışı yönleniyordu. Aslında bana da ters geliyordu. Ama içim içime sıgmıyor içimde bir şeyler adeta ona yönelmem için bana emrediyor ve bende sanki uymak zorunda kalıyordum. Etrafta kimsecikler yoktu. Topladıgı patetesleri heybeye doldurdu. Merkebin üzerine koydu yanıma geldi, giderken bana o kadar yaklaşmıştı ki; nefesini yüzümde hissediyordum. Gözlerimin içine bakıyordu.

-Hadi hoşça kal . Dedi. Ve yürümek istedi.

-Dur sana elma vereyim yiyerek gidersin. Üç tane elma aldım ve ona uzattım. İyice yaklaşınca elmaları aldı. O an onu kendime çektim ve alnından öptüm.

-Yapma ben utanırım. Diyerek hem güldü hemde benden biraz uzaklaştı. Baya hızlısın ha. Dedi.

-Ne yaptım ki.

-Olsun, neyse ben gidiyorum. Görüşürüz. Hadi hoşca kal. Yürüdü.

-Güle güle dedim. Ve uzaklaşıb gitti. Gelişen olaydan bayagı etkilenmiştim. Ama köklü beraberligin imkansızlıgını biliyordum. Peki neden yapıyordum. Yapmamalıydım genç biz kızın hayellerini yıpratmanın yanlışlıgını düşündüm. Vazgeçmeliydim. Ama içimde bir ses ‘’ hayır ‘’ diyordu. Ben ne yapmıştım. Kendim bile şaşırmıştım. Sevgi yoktu. Hoşlaşmıştım, üstelik ona ümit vererek, hemde gelenek dışı, hata dolu, bir deyişiklik. Halk tabiriyle ben namussuzluk, o ise orosbuluk yapmıştı. Temizlemek güçtü,baştan atmaksa zor. Yine içimden bir ses; boş ver iyi ettim bunu böyle gırgırına idare ederim, namuslu olsa bana bu kadar yaklaşmazdı. Daha kimlerle kırıştıracak, boş ver sözleriyle kendimde teselli aradım. Ama vazgeçilmez bir istek içimi kemiriyor ve ilişkinin devam etmesini sanki bana emrediyordu.

Olanlar beni iyiden iyiye etkilemişti. Akşam evlerinin önünden geçtim. O ise hemen pencereye gelerek beni seyrediyordu. Hem de gülümseyerek. Demek oda memnun. Boşver dedim. Kendi kendime. Sen sevdigini düşün. Her önüne gelene gönül verme dedim. Demesine de yinede ona olan heyecanımı atamadım. Ordan uzaklaştıgımda sevdigim kız aklıma geldi. O da serpilmiş tatlı melekler kadar sade biriydi. Onu daha çok seviyordum. Ona yaklaşamamak onu ulaşılması çok zor ve deyerli biri yapıyordu. Onunla sadece hayal kuruyordum. O dünya güzeli idi . Diyeriyle kıyaslayınca sadece basit bir eyleceydi. Belki o diyeri gibi davransaydı. Belki oda benim için basit biri olurdu diye düşündüm. Ama o gururlu, namuslu, yabancıdan kaçan, dürüst birisiydi. Bu düşüncelerle eve gelmiştim. Yemek yedikten sonra her zamanki gibi köydeki arkadaşları ziyaret için asagı indim. En samimi oldugum Kazim isminde bir arkadaşım vardı. Onunla buluştum. Ona gerçekten sevdigim kız’dan bahsettim. O ise

-Haberi var mı? Dedi.

-Henüz yok. Dedim.

-Desene kendi kendine gelin güveyi oluyorsun.

-Onu boş ver de hep de öyle kalır diye korkuyorum.

-Bir gün git, abisiyle arkadaşsın ya kimse şüpelenmez , evde ağabeysigil annesi olmadıgında. Çek bir kenara anlat.

-Hey sen ne söylüyorsun oglum, ona Halasının selamını deyil sevdigimi söylemekten bahsediyorsun. Kolaymı sanıyorsun bunu sen. Ya seni sevmiyorum derse. Yada abisine söylerse.

-Ha dogru Halası amcanın hanımıydı deyil mi?

-Maalesef, Abisi Arkadaş, Halası da Amcamın hanımı.

-Büyütme sende madem çekiniyorsun, kız köküne kıran mı girdi, dolu kız.

-Ben hiç birini istemiyorum inan kimsede de gözüm yok. Gün geçtikçe iyiden iyiye de tutuluyorum. Onu çok seviyorum. Hemde hayır dese ölecek kadar. Haydi onların eve dogru gidelim sana.

-Tamam. Dedi ve yürümeye başladık. Takma kafana kaçırırız.

-Olmaz çoklarıyla aram açılır. Amcamla, kardeşleriyle, hem biliyorsun bunlar yakın çevrem.

-İyi ya sonra da barışırsın.

-Kaçırsak bile ya gönlü olmazsa.

-Olur oglum o zaman.

-Boş ver de Valla’hi delirecek gibi oluyorum. Tüylerim bile ürperiyor. Ondan bahsedilince. İsmi bile içime işlemiş, birisi isminden bahsetse eriyecegim Valla.

-Desene aşıksın oglum sen.

-Galiba karşılıksız ama.

-Boş ver köye hele bir gelsinler duruma bakarsın, peki ya benimkini niye hiç sormuyorsun? Ben ne halt edeyim ya?

-Seninki hıyarlık Fadimana seni seviyor haber bile gönderiyor , sen ne yapıyorsun? Kızdan korkuyorsun, ama benimki öyle deyil. Öyle olsa ben korkmam konuşurum.

-Biliyormusun ikimizde istedigimizi alsak ne iyi olur deyilmi?

-İyi olur ne demek, ikimiz bir ev yaparız yan yana işten geldikmi bizi kapıda karşılarlar. Eeeh deyme keyfimize. Bu şekilde sohbet ederek epey bir dolaştıktan sonra evlerimize dagıldık. İçimi kemiren duygular gündüz bana sevdigimden daha yakın fakat sevgi yerine heyecanlandıran ve hoşlandıgım kız geldi. Onunla da hayal kurmak istedim. Ama o hayaller bana saçma ve iştah kapatan duygularla düşüncemin dagılmasına sebeb oldu. Onu sevmiyor sadece beyeniyordum. Hani derlerya Şeytan burnuna yellendi. Onuda atamıyordum. Peki onun suçu neydi de güzel kız olmasına ragmen onu bırakmamakla birlikte sevemedigim gibi terk edemiyordum. Yada o bende ne buluyordu. Ailem zengin deyildi. Ya da ben ona, bana bu kadar hızlı yaklaşmasına ragmen Aşık olamıyordum. Onu bende basit yapan neydi. Galiba ani yaklaşması hatta ona yaklaşmama izin vermesi mi diyerine göre basitleştiriyordu. Bunları düşünürken eve de yaklaşmıştım. Zaten Kazim gilin evle bizim ev yakındı. Bizim ev yamacın tepesinde Kazim’gilin evde eteklerindeydi. Yamacın tam ortasın da da yine bir yatır mezarı vardı yatırın tam karşısında da daha evvel ölmüş Dedemgilin evi vardı. O yatırın da dilden dile dolaşan efsaneleri anlatılırdı. Güya oradan Asker’lerle geçerlermiş, evini temiz tutmayanlara uyarı yaparlarmış. Nur yüzlü ta göbegine kadar sakalları olan bir zatmış görenlerde hep öyle görürmüş. Tam önüne geldigimde hava da kararmıştı. Belli belirsiz türbesini seyrettim. Önce ona dua okudum. Sonra duyduklarım efsanesine göre hayel etmeye başladım. Gündüz bahçede kızla yaşadıklarım aklıma geldi. Sanki kalkıb beni azarlayacagını yada ikaz edecegini düşündüm. Kendimden utandım. Sanki mezarını seyrederken gözümün önünde canlanmaya başladı. Belki hayal gücümün güçlü olmasından, yada fazla kendimi kaptırmamdan, halisilasyon görüyordum, bekli de gerçegi görüyor ve kendimi kaybediyordum. Yamaca, yukarı dogru baktıgım da yeşil yeşil sarıklı atlıların, tozu dumana katarak bana dogru geldiklerini gördüm. İçim bir tuhaf oldu. Çok kalabalıklardı. Hem korkuyor hemde kendi kendime.’’ İşte bekliyordun ya bekledigin an cesur ol.’’ Diyerek beklemeye başladım. İlk önde heybetli ve iri olan biri atıyla yaklaştı atını durdurmaya çalışarak etrafımda dönü. Atını zor tutuyor birtaraftan da at kişnemeleri sanki onun konuşmasını engelliyordu. Kişnemeler biraz azaldı.

-Ey insan oglu. Sen ne diye bizlerle ugraşmak istiyorsun? İşte yanındayız, ne istiyorsun? Tüylerim diken diken olmuştu, ama kararlıydım ne pahasına olursa olsun sım sıkı durub onlarla gerekli şekilde davranacaktım.

-Ben hiçbir şey istemedim ki sizden, sizi de başkalarınızı da hiç ne gördüm ne de konuştum. Ama merak ediyorum.

-Neyi

-Siz her zaman buralardan geçer, bazı kimselere görünür, bazı kimselere pislik yaptıklarında uyarır uymazlarsa , kızarmışsınız.

-Bizi gördügünü söyleyen yalan söyleyemez.

-Neden?

-Çünkü biz hep onu duyar hisseder, ve söyledigi yalanı ona yedirtiriz. Merak ettigin işte biziz. Bizi istiyordun deyilmi?

-Hayır. İstemedim. Sadece meraktı.

-Ama hep istedin.

-Siz Cin misiniz?

-Gördügün gibi Allah’ın askerleriyiz. Sana şu kadarını söyleyeyim, Senin ruh’un, senin yapın, herkesten daha farklı. Geceleri kimse buralardan geçemezken, veya dolaşamazken sen, bizlerle irtibat kurmak, bizlerle ilişkiye girmek, bizlere meydan okumak gibi düşüncelerle şavaşıyorsun.

-Ne savaş’ı ? biraz daha sertelerek.

-Kendini güçlü zannediyorsun? Aklın sıra insanların yapamadıgıyla meydan okuyorsun.

-İnsanlar neyi yapamıyor? Ne gücü?

-Senin gibi kaç kişi tanıyorsun bizimle senin kadar rahat konuşacak. Aslında hiç de rahat deyildim.

-Sen de ben de Allah’ın yarattıgı deyimliyiz o izin vermezse sen bana bir şey yapamazsın, izin verirse de o izin veriyorsa ben ne yapabilirim. Ama bana izin verirde güç kullanmak bana nasib olursa sen bana ne yapabilirsin?

-Şunu iyi bil ki ; bizim gibi görmedigin gizli güçleri kızdırma sana görmedigin yerden saldırırlar, bir gün hayatın darma dagın olur da neden oldugunu bile bilemezsin. Ben atlı ile konuşurken arkam yatırın mezarına dönüktü. Arkadan gür fakat nazik bir ses geldi.

-Hey atlı bana bak. Ben sese dogru dönerken atlıda o tarafa dogru döndü. Aynı ses devam etti. Bırakın çocugu ve yolunuza gidin. Dünya’yı sadece sizlerin mi yönlendirdiginizi sanıyorsunuz? Görünmez olan sizler iyi veya kötülüklerinizi insanların üzerine serpiştirirken, başka görünmez güçlerin varlıgını da unutmayın. Onlarda sizlere yeter. Gerçekten sevimli güler yüzlü sakalı göbeginde tatlı bir ihtiyardı. Atlı sanki ondan korkuyordu. Bana döndü.

-Bak biz gidiyoruz şimdi kurtuldun, ama bu kafayla gidersen, unutma ki biz hep olacagız ve sen bize yakınlaştıkça bizde sana iyiligin veya kötülügün kadar yaklaşacagız. Eyvallah görüşecegiiiz. Diyerek yine tozu dumana katarak at kişnemeleri arasında kaybolub giddiler. Tekrar mezar tarafına baktıgım da kimsecikler yoktu. Her tarafta kab karanlıktı. Ürpermiştim tüylerim diken diken olmuştu. Yukarı dogru yürümeye başladım yarı şok yarı şaşkındım. Rüyamıydı gerçekmiydi? Hiç mi hiç anlam veremiyordum. Şaşkın şaşkın eve geldim. Annemle biraz konuştum ona bu gördüklerimi anlatmadım kimseye de anlatmaya niyetim yoktu. Çünkü bana deli derlerdi. Ve ya kafayı bozdugumu zannederlerdi. Uzandım ama uykum iyiden iyiye kaçmıştı. Ve yaşadıklarım gözümün önünden hiç gitmiyordu. Ne sevinebiliyor ne de üzülebiliyordum. Kimdi neydi bunlar. Yoksa gerçekten ben kafayı mı bozuyordum. Kalktım ve bahçeye çıktım bahçeden yatırın mezarı gündüzleri görünürdü ama gece ve karanlıktı görünmüyordu. Dikkatle o tarafa baktım. Sadece koyu karanlık görünüyordu. İçimde müthiş bir istek vardı. Onları tekrar tekrar görmek istiyordum. Artık korkmuyordum. Ona soracak sorularım vardı. Karanlıgı delercesine o tarafa bakıyor onları görecegimi düşünüyordum. İyiden iyiye konsantire olmaya çalıştım. Saatler geçmesine ragmen onlardan eser yoktu.

İrkilmeyle kendime geldim gözlerimi açtım. Masadaydım ve Hasan Hüseyin karşımda gülümsüyordu. Ama gerçekten ben şaşkındım. Çünkü az önce on dört yaşında bir çocuktum ve Annem’le beraberdim ve yine az önce bahçeden aşagı dogru yatır mezarını izliyordum. Hasan Hüseyin ise gülümsüyor ve ben elli bir yaşındaydım. Zaman içinde zaman mı yaşadım yoksa halisilasyon mu gösterdi.

-Neydi bu Hasan Hüseyin?

-Sendin yani hayatın.

-Birer çay daha içelimmi? Sogumadıysa.

-Sen bilirsin abi. Kalktım birer bardak çay daha doldurdum. Birini onun önüne diyerini de kendi önüme koydum. Ve yudumlamaya başladım. Annem öleli otuz beş sene olmuştu. Ama sanki az önce beraberdim. Ona bir fatiha okudum. İçimden okudugum halde Hasan Hüseyin.

-Allah duanı kabul etsin. Dedi.

-Sagol dedim.

-Hazırmısın konuşalımmı?

-Evet konuşalım.

-Bu yaşadıkların bir tür geriye dönüş, yani Hipnoz du. Ama gördügün gibi gerçek hayatından kesitlerdi. Ben fazla detaylara girmeden bu günle alakalı bölümlere yaklaştırmaya çalıştım.

-Nasıl yani.

-Ruhunda hem acıma hem gaddarlık var. Ve gizeme saldırma var. Bir olayın en sonundan ilk öncesine gerekli yorumu yapmadan duramıyorsun. Ve merak, haksızlıga dayanamama, acıma, ve şittetli gizlilige çözme istegi. Korku hiç yok. Bu da en azından bizleri sana yönlendiriyor. Ve senin uçlarda yaşamanı gerektiriyor ve öyle yaşıyorsun.

-Ne alaka. Konuyla.

-Bak abi. Senin beynin deki okul girmek istedigin Okul.İmam Hatib’ti. Sebebi de sevdigin kızın Babası İmamdı ona ulaşmanın yolu olarak görüyordun. Baban da İmamdı onun seni az sevdigini düşünüyordun O Okula gittiginde Babanın da seni sevecegini hissediyordun ve tüm gayretini o görüş üzerine verdin. Dogru deyilmi?

-Evet aslın da düşünmemiştim ama dogru.

-Hani şu bahçedeki kıza gelince, Aslında güzel bir kız dı. Akıllıydın gelecekte sanki olacakları biliyormuşcasına kanının kaynadıgı bir zamanda onunla gönül eylendirdin. Oda sana vaatler verirken senin başka sevdigini düşündügün gibi o da başkalarıyla heyecanlanabilecegini düşünüyor oda senin ona baktıgın gibi bakıyordu. Sende onun için sadece bir heyecandın. Kendinize göre güzel günler geçirdiniz.

-Evet dogru güzel günlerdi.

-Kendine bir çay daha kat.

-Galiba haklısın kendime geleyim. Bir çay daha kattım.

-Gelincik tepesi, Havuz başı, Yatır olayı işte hayatını deyiştiren bölümler. İnsanlardan ayrıldıgın uç nokta.

-Yani böyle düşünmek uç mu olduruyor.

-Etrafına bak, kaç kişi var tanıdıgın; gece tek başına Gelincik tepesine gidib taşların üstünde bekleyen, yada Havuz başında Yatır’la konuşmak isteyen, ya da o yatırın başında dua edib onu görmeyi uman.

-Yok mu?

-Sonra hani o cin toplulugu atlarla geldiginde onların önüne durubta onlarla konuşan. Var mı bildigin? Ve de hatırla neler söyledigini ne dedi ‘’senin yaklaştıgın gibi yaklaşırız hemde görmdigin yerden ‘’ bu sözleri unutma bugünle alakalı olabilirmi? Ama o topluluk yada başka kızdırdıgın topluluk olamaz mı?

-Bilmem. Peki konuşmuyorlarsa o efsane hikayeleri uyduruyorlarmı?

-En azında sizin Karaaga kasabasında yok. Raslayan zaten kafayı bozar. Onlarda Hoca Hoca dolaşıyor. Ama sen ne yaptın israrla tekrar görmek istedin adeta meydan okurcasına. İşte bu da onlara meydan okundu duygusu veriyor ve onları kızdırıyorsun.

-Kızdırıyormuyum.

-Sen senden korkmuyorum diyene kızmazmısın?

-Ben öyle bir şey demedim ki.

-Öyle veya böyle onlar senin hayatına girmiş oldular. Onlarla bir defa irtibat kurdun mu bi daha kolay kolay bırakmazlar.

-Onlar beni bırakmadılar mı?

-Denebilir.

-Ben onlarla fazla irtibat kurmadım ki.

-Sana öyle gelir. Devam edelimmi?

-Edelim.

-Kapa gözlerini. Gözlerimi kapadım

 

Devam edecek