Hasan Hüseyin ve BEN

Mustafa ünal

Bölüm-10

-Mustaga abi.

-Buyur ablacıgım. dedim.

-Sen gerçekten mükemmel bir büyüksün. Seni seviyorum, ve özlüyorum. İnan ben senin kadar sıcak birine rastlamadım.

-Bak gülüm, bak ablacıgım. Sen Fıransada yaşıyorsun. ve oralarda dogdun büyüdün, o ortama alışıksın, burda yaşaya bilirmisin?

-Niye olmasın da Mustafa abi. Annesi hemen söze karıştı ve şaka yaparak.

-Mustafa abi buna bura satalım. Sende oglan yok mu?

-Ben ne demek istiyorum, sanıyorsun, hemde tam Ferdaneye göre. ikiside gülmüştü. Severek ben Ferdaneyi Ogluma isterim. Ferdanenin ilk lafı.

-Peki Oglun beni kabul edermi? Her şey hem hızlı hemde çok güzel gerçekleşiyordu.

-İsterse etmesin? senin gibisini bulacak kabul etmiyecek. Kendi bilir. Ama o zannetmiyorum Fransaya felan gitmez.

-O zaman bende gitmem. Çok neseli bir sohbet sürüyordu. Ama okuma zamanı da gelmişti.

-Evet ablacıgım şimdide okuma zamanı geldi. Dedim ve kalktı bir bardak su getirdi. elini sehbanın üstüne koydu beklemeye başladı. bende elimi koyarak okumaya başladım. Hasta oldugu her halinden daha okumaya başlamadan önce kendini gösteriyordu. önce sararan rengi dahada sarardı. titremeler geldi koca gözleri ile gözlerime baktı. Titredi, titredi, bagırmak çıglık atmak istiyordu fakat dayanıyor yutkunuyor, sanki saygızızlık olmasın der gibi, kasılarak, hareketlerini belli etmek istemiyordu. okumayı kestim.

-Bak gülüm, Korkma sabret, ve içinden ne geliyorsa öyle davran benim yanımda rahat ol. tamam mı? Tamam der gibi başını salladı. ama çok zorda idi. ve gözleri adeta kapanıyor sanki açamıyordu. Ve birden gözleri açıldı.

-İyiyim Mustafa abi. dedi. ve gülümsüyordu. hemde çok iyiyim. ne sıkıntı ne daralma, nede kasılma hiç biri yoktu. Bu kadar ani iyileşme imkansız dı. ve yanılmıyordum. bedeninde cin vardı ve onun taklidini yapıyor du.

-Okumayayımmı?

-Gerek yok iyiyim. Arkası yastıga dayanıyordu, daireye alamazdım. konuşarak öne almalı ve arkasının açılmasını saglamalıyım diye düşündüm.

-Ferdane ablacıgım, su sehbayı az öne alsan, nasıl sa okumayacagız, az da sen öne gitsen de, ayaklarım çok agrıdı biliyorsun benim ayagımda pilatin var ayagımda sancı yaptı,uzatsam olmazmı? Cinler gerçekten uyanık olmayan varlıklar oldugu için hiç düşünmeden dediklerimi, beni kandırmış havası ile yaparken, bende ona fark ettirmeden daireye aldım. daireye aldıgımı hemen fark etti.

-Adi herif. Dedi.

-Benmiyim yoksa Senmisin Adi dedim. Senin bu konuşmanı duymazdan gelecegim. Sen Rasül deyilsin. Çünkü bakışların erkek gibi de deyil. Neydi Rasülün sevgilisi yoksa o musun.

-Biz düşman deyiliz Rasül demedimi biz Ferdaneyi koruyoruz.

-Neyse adın neydi.

-Ne Yapacaksında adımı.

-Ama kızdırıyorsun bak. kadınsın seni incitmek istemiyorum.

-Sözmü?

-Öfff tamam başka şansın varmı da söz versem ne olur vermesem ne olur.

-Oda dogru eline düştük. Adım Hatice Rasülün arkadaşı. Eyer bana yada Rasül'e bir şey yaparsan inan bu kızı öldürürler. Esas bizim de bu gün düşmanımız olan beyin. Biz bu kızdan ayrılıversek işini bitirecekler. Daireyi aç kaçmıyacagım. Hiç bir şeyden habersiz Ferdanenin acıları, sıkıntıları, gerginlikleri koruma adına da gelseler bunun gibi sözde iyi cinlerin bedenine girmelerinden de kaynaklanıyordu. İşim daha çok günler ugraştıracaga benziyordu.

-Tamam açacagım ama biraz böyle konuşalım. Bedeninde dur. Tamammı?

-Tamam, sen daireyi aç. Daireyi açtım.

-İyimi şimdi. geç rahatca otur.

-Oh be hayat varmış şimdi ne sorarsan sor.

-Hatice rasul senin neyin olur. Aldatılan bir kadın edası ile derin bir nefes aldı.

-Rasul benim sevdigim biri. Ama o biraz çapkın. hem bana söz verir hemde başkalarına. Benide kendi işlerinde kullanır.

-Nasıl yani.

-Mesela Ferdaneye Aşık olmuş bedenine giriyor ya, Anneside kadın işi tarif ettimi hemen beni çagırıyor bedenine girmemi ve o işi benim yapmamı istiyor bende yapıyorun.

-Yapma.

-Onu da kaybetmek istemiyorum ki.

-Baya Aşıksın yani. Gülümsedi.

-Yani. Ha Onun Ferdaneye hiç bir zararı yok sadece seviyor ve koruyor.

-Peki sen Kıskanmıyormusun, hemde yardım ediyorsun?

-Elimden ne gelir de.

-Peki sana başka bir erkek Aşık olsa ona da o göz yumar mı?

-Hayır canım daha neler. O erkek ama bizde kadınlar bir erkege baglandımı başkasına bakamaz.

-Peki Şu an benim elimdesin, ya ben sana istedigimi yapmaya kalkarsam, o zaman ne yapar.

-Siz farklı, size gücü yetmez ancak oturur seyreder herhalde, ne yapabilirde. Ama başka zayıf bir insan olsa onu ya öldürür yada deli yapardı herhalde.

-Peki Sen ne yaparsın.

-Benimde bir şansım yok görünüyor, herhalde kabullenirdim. Sanki öyle bir şey yapmamı istiyor gibi idi. çünkü konuştukca gerek bakışları gereksede hareketleri benden yana gibi görünüyordu.

-Siz cinler, zora geldiginizde hemen mi teslim oluyorsunuz?

-Birincisi ölmekten iyidir, ikincisi her cin kadınının gönlünde bir insan erkegi, her cin erkeginin gönlünde de bir insan kadını vardır. Bunlar ulaşılması zor ve bizim için lükstür.

-Yani sen şimdi ben seni istiyorum desem kabul edermisin?

-Bu bir teklif mi, eyer cevab bekliyorsan evet.

-Hayır, hayır sadece ögrenmek istedim. Hem ben sadece Ferdane'yi görüyorum, onun bedenindesin. Seni görmüyorum bile nasıl teklif edebilirim.

-İstersen görebilirsin. Sanki olmuş bir iş bozulmuş gibi onu üzmüştü. Ferdane'nin bedeninde de olsa mimiklerinden belli oluyordu.

-Neyse bunları boş ver. Ferdane'nin durumu ne. Onu konuşalım.

-Ferdane kurtulacak bizde yardımcı olalım, Rasul' de vaz geçmek zorunda, beyini yakaladın mı tamamdır. Başka kimse kalmıyor.

-Ben diyorum ki Ferdane’e Senin gibi hassas ve hoş bir kız. Sözümü kesti.

-Bak hele beni öylemi görüyorsun, hassas ve hoş. Evet Aslında ben de Ferdane’de öyle, hem hassas hem de hoş kadınız. Ama bizi anlıyan çıkmıyor, sen baya anlıya bildin, kadınları iyi tanıyorsun. Seninle güzel anlaşılır. Anlaşmak istermisin?

-Bak biz burada Ferdane’nin saglıgı ile ilgili çalışıyoruz, konuşmayı başka tarafa kaydırma,  bazı sorular sormam o konular üzerinde eyilimim varmış gibi görünmesin. Benim insanlarla bile anlaşmada güçlük çektigim yetmiyor gibi, birde cinlerle ugraşacak hiç bir ne vaktim nede talebim yoktur. Şimdi sen yavaşca Ferdanenin bedeninden çık, ve ona görün, ama şimdi deyil, sonra. Ona arkadaş ol, yanlışlardan uzak tut. Başka bir şey istemiyorum. Tamamı?

-Tamam da peki sizinle yalnız oldugunuzda kendi halimle yani kendi şeklimle görüşebilirmiyiz.

-Ne hakkında.

-Hem beni tanımış olursun, hemde Ferdane hakkında konuşuruz.

-Ferdane Hakkında ne konuşacaksan burada da konuşabilirsin, tanışmaya gelince sizin gerçek dediginiz yüzünüzün gerçek olmadıgını zaten biliyorum, gerçeginiz ise hiçbir insana hoş deyildir. Allah sana yasadıgın ve cinsin olan cinlerden en iyisini nasib etsin ve mutlu ol. Yeter mi?

-Yeter, Amin.

-Haydi şimdi bizim Ferdane’mizi bize ver.

-Çıkıyorum, genede sizinle konuşmak güzeldi.

-Güle güle. Elleri titremeye başladı bayılması ile ayılması bir oldu. Ferdane ölgün gözlerle etrafa baktı.

-Abi ne oldu yahu. Ben burada ne arıyorum da. Dedi.

-Yok bi şey. İyisin deyilmi? Dedim.

-İyiyim abi. Dedi.

-Bana Dogruyu söyle ablacıgım. Rasul ve Hatice Tanıyormusun?

-Evet. Sen nerden biliyorsun da. Gülümsedim.

-Rasul olmak istedigin, Hatice ise oldugun deyilmli dedim. Gülümsedi, gözlerime baktı yavaş yavaş başını salladı. Kabullenmişti.

-Onları gördünmü?

-Ne demezsin, Rasul sana aşık nerdeyse Hatice de bana aşik olacaktı. Güldü.

-Ne diyon ya.

-Ekız nerde ise bana evlenme teklifi edecekti, hatta özel görüşmekten bile bahsetti. Güzelmi bari.

-Allah için güzel abi. Demek insandan anlıyor. Yine güldü.

-Niye güldün de.

-Enteresan ya. Ama Rasül ona hesabını sorar.

-Soramaz zaten bizi hem izliyorlar hemde duyuyorlar, o zamanda ben ona hesab sorarım.

-Duyuyorlarmı.

-Rasul Hatice Ferdaneye hemen görünün. Görüyorsun deyilmi?

-Evet abi.

-Haticeye sor bakalım bi şey yapmışmı?

-Tam sen konuşurken ona kızıyormuş senin konuştugunu duyunca vazgeçmiş.

-İsterse vaz geçmesin. Neyse tamam gitsinler.

-Gittiler abi. Annesi ise pür dikkat izliyordu.

-Ne olacak bunlar hocam dedi.

-Bitecek merak etme.

-İnşaallah. Ferdane’m bi tane ama işte. Bi kurtulsa idi.

-Bunda ne varda benim bir hastam var sillede o neler çekti neler. Şükür şimdi iyi ama kız cagız şimdide tıbla ugraşıyor.

-Allahım böyle hastalıgı düşman başına vermesin.

-Çay hazır getireyimmi. Dedi annesi. Hemen Ferdane Fırladı.

-Dur anne ben getireyim dedi. Ve getirdigi gibide üç bardaga doldurarak ünümüze bıraktı.

-Üç gün sonra ben Fransa'ya gidecem abi bu hastalık bitermi. Dedi.

-Hani duracaktınız.

-İş yerimle sözleşme yenilemem gerekiyormuş ani oldu gitmezsem işimden olabilirim çoktan beride bu günü bekliyordum.

-İnşaallah kızım. Dedim. Tekrar okudum zaman zaman daralıyordu ama aşırı bir sıkıntısıda olmuyordu. Ertesi gün tekrar gittigimde ise Kapıyı Annesi açmıştı. İçeri girdigimde baygın yatıyordu. Saatlerce ugraştım ama hedefide yakalamıştık. Sözde beyinde hallolmuştu. Bir gün sonrada Fıransaya gidecekti. Konyaya geldiler. Onu buromda okudum gayet iyi idi. Ve garaja kadar götürdüm Akşam saat altıda Antalyadan uçaga binecekti. Onda ugurladık. Onu benim özledigim kadar oda beni özleyecegini bilmek bile beni mutluetmişti.

Saat On bir felandı büroya gittim. Tedavi olması gereken hiç hastam yoktu. Beş altı gün geçmişti, rahat rahat inşaat işlerime bakıyordum telefon çaldı.

-Abi ben Receb Hamdiye bir kutu hap içmiş yetiş yalnızım çaresizim.

-Tamam hemen geliyorum. Telefonu kapattıgım gibi tam gaz Silleye geldim. O sab sarı olmuş baygın yatıyordu. Hemen kucaklıyarak arabaya attıgımız gibi Konya sigorta hastanesine götürdük.  Acele midesini yıkadılar ve serum taktılar . Yavaş yavaş kendine gelmeye başladı beni baş ucunda görünce göz göze gelmek istemedi. Ben.

-Kendini yorma ama cevab ver neden hep?  Boşamı ugraşıyorum ben , gözlerinden yaş süzüldü.

- Abi hayır cinler yutacaksın dedi, yuttum. Acı çekmiyeceksin kurtul dediler, seni üzecegimi düşünemedim o konuşuyor bense gerçekten intihar ettigini biliyordum. Bilinçliydi ve ölmek için hayata bıkkınlıgın verdigi sıkıntıdan kurtulacagını sandıgı için intihar etmişti. Ölemeyince de korkusundan sanki cinler yaptırdı inancını vermeye çalışıyordu. Üst üste aynı kelimeleri tekrarlıyordu.

- Dogrudur inanıyorum yaptırırlar dedim. Doktora da hasta oldugunu agrısı geçmedikçe hap attıgını söyleyince polise ifade verme geregi duyulmadan bıraktılar. Tedavi bitince  Evine götürdüm biraz nasihat ettim sonrada ayrıldım. Yine altı yedi gün geçmişti aklıma geldikce başarısızlıgımdan nefret ediyor ve abi beni kurtar sözcükleri ise kulaklarımdan eksik olmuyordu. Yine telefon

- Abi ne olur Hamdiye yine hap atmiş çok kötü.

- Tamam sen hazırla geliyorum dedim ve fırladım. Ama bir gerçek vardı artık Hamdiye kafaya koymuş ve intihar edecekti ve ölümü kafaya koymuştu. Ama o ölmemeliydi, yaşamalıydı, gencecikti ve hayat doluydu. Onun ölümü benim dayanamıyacagım en kötü olaydı. O aslında o kadar iyi ve ucuzdu ki küçüçük şeylerle mutlu oluyor ve de en büyük şuçları bile affedebiliyordu . Babasını düşümdüm tecavüz ettigini söyledigi kardeşi Kadir’i düşündüm, Yine recebin halasının oglu Mustafa’yı düşündüm aklım almıyordu. Onlar bunun katilleriydi. Geldigi evi düşündüm. Evlatlıktan reddeden baba. Ne yapabilirdi ki tek başına kurtların sofrasında , ölüme teslim olmak istiyor ve deneyiyordu diye düşündüm . Evlerine vardıgımda koşarak yukarı çıktım. Arabaya attıgımız gibi hastaneye yetiştirdik. Yine midesini yıkayıp serum taktılar ama bilgisayarda bir önceki zehirlenme kaydını gördüler ve bu defa olay polisin ifadesine kadar gitti. Ve Hamdiye’nin eşininde suçlanmasına kadar gidiyordu. Polis ifade almak için bizi dışarı çıkarmak istedi. Hamdiye.

- Hayır abim kalsın, kocam çıksın dedi. Polis memuru Receb’e .

- Hemşerim sen çık sen istersen kal dedi . Yine Hamdiye.

- Abi sen kal.

- Tamam dedim. Receb çıktı ifade alınmaya başladı. Hamdiye sanki neyi söyleyeyim neyi söylemeyeyim der gibi bana baktı. Bende acılarına zaten dayanamıyordum.

- Bak gülüm ne istersen söyle. Sorulara düzgün cevap ver korkma.  Ben yanındayım tamam mı?

- Tamam abi polis memuru söze başladı. Bana.

- Sen neyi olursun dedi Hamdiye

- Abim dedi.

- Niye intihar ettin derdin ne ?

- Yaşamak istemiyorum beni herkes dövüyor, bana işkence ediyorlar vs......

- Senin evin nerde?

- Sille de

- O zaman sizinle Sille karokolu ilgilenecek ordan ekip gelip sizi alsın. Bana döndü

- Araban var mı?

- Var.

- İstersen benim yzdıgım raporu sen götür, beraber gidin, zaten raporu verince gerekeni yaparlar.

- Tamam dedim. Yazdı ve raporu bana verdi.

- Rapor sana teslim. Zaten şurayıda imzalayacaksın, kocasına felan ver me.

- Tamam dedim Hamdiye’ye döndü.

- Serumda bittigine göre Doktora haber verelim herhalde gidebilirsin ben oraya bildirecem.

- Tamam dedim ve Sille’nin yolunu tuttuk. Ben olacaklardan korkuyordum. Hamdiye şikayetci olunca eve gidemezse, babasına götüremezdim. Zaten kabul etmiyordu. En az dört beş sefer telefonda reddedildi şahittim. Evime de götüremezdim zaten Receb’lede münakaşa ederek gidiyorduk. Hamdiye bi ara bana.

- Abi yanlış mı yaptım dedi.

- Hayır senin suçun deyilki mecburen ifade olacak, ama yinede dikkat et, fazla karalama, nede olsa onlarla yaşayacaksın.

- Ben yine bi yolunu bulur kendimi öldürürüm.

- Peki ben kime abla diyecegim. Seni nekadar sevdigimi biliyorsun.

- Biliyorum abi ama dayanamıyorum. Dedi. Nasihat ederek karakola geldik. Karakolda Hamdiye’yi ayrı bir odaya aldılar. İki buçuk saat kadar bekledik. Üçümüzden de ifade aldılar. Polis memurlarından karakol bekçisine kadar Receb’e kızıb nasihat ettiler. Sonra saldılar iki gün sonrada evin ifadesini almışlar üç dört gün geçmişti ki evlerine gittim kayın pederide hastaneden çıkmış evdeydi. Hoş beşten sonra ihtiyar.

- Mustafam ne yapalım bilmem ki dedi. Ama evde tedirgin ve gergin bir hava vardıki her an bişeylerin olacagı kendini belli ediyordu. Aynı gerginlik Hamdiye’de de fark ediliyordu. Bu durumsa olacak olayların adeta belirtisiydi.

- Bak dayı bu kız .Hamdiye dışarıdaydı, hasta. Kayalara çıkıyor hap atıyor baraja gidiyor devamlı intihar edmek istiyor. Polisi işe karıştırıyor, başınızı derde sokabilir. Ha ne yapmanıza gelince, ya götürülüp anasına babasına teslim edilecek, onlar sa zaten istemiyor, imkansız, ya da sallayın gitsin denmez. Çünkü ikide çocuk var. Kimsenin onları öksüz büyütmeye hakkı yok. Başka yapacak tek şey kalıyor onu bu evden uzaklaştıralım.Hamdiye’nin aleyhine gibi konuşub ihtiyarı destekliyor görünerek kızcagızın evden ayrılıb rahatlamasını istiyordum. Yani ya da ayrı ev bulalım. Burda imkansız belki deyil büyük ihtimalle iyi olur diyorum. Ben. Hamdiye’den deyilde onlardan yana gibi konuşmuştum. Gerçekten de iyi olacagından emindim. Yine olmazsa o zaman babasına teslim edilir. En azından siz beladan emin olursunuz. Babasını çagırırsınız teslim edersiniz. İhtiyar.

- Dogru söylersin de, nasıl olacak, keşke iyi olsunlar ben razı olurum.

- En azından sizin başınıza bela olmaz.

- Peki orda düşer şasar sa.

- Onların sorunu, en azından denensin, bu arada Hamdiye’de içeri girmişti.

- Ne oldu abi, bu düşünce niye.

- Niye olcak kızım sizi ayıracaklar gidin başınıza gelenleri çekin.

- Ben bilmem abi nasıl yaparsa yapsınlar. Demişti demesine ama mutlu olmuştu. Gözleri parladı. İhtiyara döndüm.

- Eyer müsaade edrsen bugün onları hem gezdireyim hemde biraz nasihat edeyim ne dersin?

- Neyaparsan yap oglum onlar seninde çocugun dedi . Ama bari bir yemek felan yeseydiniz.

-Önemli deyiliz daga deyil şehre iniyoruz bir şeyler yeriz.

-Ama Mustafam olurmu evden gidilir de, çarşıda yemek mi yenir?

-Sen düşünme.

-İyi bakalım nasıl münasib görürsen. Sen evin adamı sayılırsın artık aç olurda söylemezsen babalıboynuna.

-Sagol Mehmet amca. Hamdiye’ye döndüm.

-Hadi hazırlanın gidiyoruz dedim. Hamdiye.

-Hazırız zaten abi dedi. Çok geçmeden hazırlandılar. Yol boyu neşeli ve ikiside mutluydu. Onları inşaata getirdim . Yemek yedik, çay içtik, Hamdiye o kadar neşeliydi ki gözleri parlıyor adeta bir ordan bir ora koşuyordu. Receb bir ara arabadan bazı eşyaları getirmek için ayrıldı. Birden Hamdiye bana kucaklıyarak sarıldı aglıyordu ve gözyaşları arasında bana başı gögsümde.

- Sen abilerin şahısın, bitanesin, çok iyisin, abim benim dedi. Ben senin gibi bir abinin hakkını nasıl öderim dedi,

- Benide aglatacaksın dogru dur dedim ve geri iteledim, ayrıldık ve devam ettim. Ne yaptım ki gülüm.

- Ne yapacaksın ki daha abilik yaptın, babalık yaptın, ben kafayı yiyecektim, ölümden kurtardın. Cinlerden kurtardın ve de dahası beni Sille’den kurtaracaksın. Benim de kendime ait evim olacak. Bunları hep sen yaptın, imkansızı başardın, ne yapacaksında daha

- Sana bunların hepsi az daha canım ablam dedim.

- Çay koyalımmı dedi.

- Eyer abla varken bana düşerse ben koyayım. Receb’de gelmişti.

- Ne oluyor yav Hamdiye niye agladın da.

- Hiç dedi. Bir taftanda çayı tüpün üstüne koyuyor ve hıçkırarak aglıyordu.

-Ne olacakta sulu göz. Dedim.

- Ne oldu da abi dedi Receb

- Bırak aglasın mutluluktan dedim.

- Bende bişey oldu zannettim dedi. Sohbet nasihat şeklinde saat gecenin on birine kadar sürdü. Gitmekten vaz geçtiler sohbet gecenin ikisine kadar Uzadı. Sonra ben küçük odaya geçtim ikisi kanepede yattılar. Receb sabah yedide işte olacaktı onu işe bıraktık. bizim beraberligimize iş çıkışına kadar uzamıştı. ve arabayla dolaşmaya başladık. O kadar neşeliydiki.

-Hayatımın en mutlu günü bu gün. Demişti . Bir markete girdik yiyecek içesek ve eylencelik aldık. Alış veriş yaparken bile.

-Abi yeter alma. Diyerek sanki ben iflas edecekmişim gibi para harcatmak istemiyordu.

-Kızım karışma . Diyerek ben yinede istediklerimi almıştım. Arabamın arkasında devamlı mangal ve çaytakımıda hep bulunurdu. Birazda et aldım. İyice markette mangallık olarak hazırlattım. Hem bu kadar alış veriş yapmamı istemiyor hemde mutluluktan uçuyordu. Bende mutluydum akşama kadar beraber olacagız ve bol bol özlem giderecek vaktimiz olacaktı. Arabaya dogru yürüdügümüzde.

-Abi çok masraf ettin.

-Amma konuştun be bu gün eylenecegiz, beklide bir daha bu fırsatı bulamayız bırak da tadını çıkar.

-Eh ne yapalım ağabeymsinya . dedi. Arabaya bindik. Beraber o kadar mutlu olmuştuk ki şehrin en güzel piknik alanlarını en güzel manzaralarını doya doya seyrediyor beraberligin tadını çıkarıyorduk. Kah elimi boynuna atıyor, Kah beline doluyor, öylece baba kız özlemi giderircesine günü dolu dolu yaşamıya çalışıyorduk. Öyle ileri gidiyorduki bazan babaya kızının şımarıklıgını yaparcasına çocuklaşıyor, Bazan daglarda koşuyor, bazen kahkaha atarak gülüyor, zaman zamanda bana sarılıyor göz yaşlarını tutamıyordu . Onu bu kadar hiç mutlu görmemiştim. Bende onun mutluluguyla mutlu oluyordum. O kadar güzelleşmiş o kadar neşelenmişti ki; sanki her çılgınlıgı yapmak istiyordu. Onu koşarken, gülerken, aglarken seyretmek sanki bana dört mevsimi yaşatıyor benide adeta gençleştiriyordu. Hayatımda unutamıyacagım en mutlu günlerden bir gün yaşıyorduk. Konya’nın meram dere semtinde çok güzel piknik alanları vardı. Ta oralara gittik.Meram çayının aktıgı bol akarsulu ve yeşillik olan yerde mangal yapıp çay demledik. Hamdiye çocuklar gibi çılgınlar gibi eyleniyordu. Vakit o kadar çabuk geçmiştiki akşamın bile ne zaman oldugunun farkına varmamıştık. Recebinde işten çıkma zamanı yaklaşmıştı iş yerine dogru yöneldigimizde biraz neşesi kaçmıştı. Hem gidiyor hemde konuşuyorduk.

-Ne oldu Hamdiye neşen kaçtı. Dedim.

-Sen gerçekten abilerin abisisin.  Keşke ben senin gerçekten kızın olsaydım. İnan kızını kıskanıyorum. Ben inanırmısın ömrümde bu kadar iyi ve mutlu bir gün geçirmedim.

-Niye de kızım, sen zaten kızımsın. Ve de Allah izin verirse daha ne günler geçiririz.

-Hem sen nesin be abi. Ben hiç kimsenin yanında senin yanında oldugum kadar rahat olmadım.

-Nasıl yani.

-Yabancı gibi deyilsin. Babam deyilsin, abim deyilsin, akrabam hiç deyilsin, arkadaş desem hiç deyilsin, benim kadın oluşum hiç mi hiç ilgilendirmiyor, seninde erkek olusun beni ilgilendirmiyor. Nesin sen sıcaksın,candansın,mutlu ediyorsun,halden anlıyorsun ama karşıdan hiçbir şey beklemiyorsun. Galiba beni sana hasta edende bu olsa gerek.

-Amma abarttın ha duyanda beni melek sanır.

-Ama öylesin.

-Bak ablam benim. Sana bir gerçegi söyleyeyimmi?

-Tabi ki abi.

-Benimde az çok biliyorsun mutsuz bir aile yaşantım var. Ve ben hep insanların mutlu olmasını istiyorum. Biri mutsuzken bende mutsuz oluyorum. Mutlu oldugunda ise onunla mutlu oluyorum. Galiba seninle fazla samimi olduk, bende seni özlüyor ve sen iyi oldugunda bende mutlu olub neseleniyorum. Seninde beni anladıgını sanıyor ve seninle sıkıntımı atıyorum. Yani benimde senden aldıgım bir şeyler var.

-Canım abim benim.

-Usanmaya gelince insan insanca, candan birini kardeş gibi, sırdaş gibi, sevdimi, zannetmiyorum ki karşı yanlış yapmazsa , onu terk etmez. Zaten sevgi candansa hatta seninki gibi kadın olman, erkek olman hiç mi hiç ilgilendirmez.

-Bilmem ki birgün şartlar usandırır beni bırakırsın diye korkuyorum.

-Abla sana söz vermedik mi ?

-Verdin ama bilmem ki; Dedim ya şartlar ilerde ne gösterir.

- Bil öyleyse sana kaç kere söz verdik ve duygularımı anlattım.

- İnşallah. Bitaraftan da iş yerine araba hızla yaklaşıyordu.

- Sen benim hayatımdan hiç çıkmayacak kadar girdin, merak etme ölene kadar Hamdiye abla beraberiz.

- Söz mü?

- Herhal de yani. Bu ara da  yerine de gelmiştik.

-İşte günün sihri bitiyor. Dedi. Ellerinden tuttum.

-Bitmiyecek merak etme. Ama bunu da sana zaman gösterecek. İş yerinin önüne durmuştuk.Çok geçmeden Receb’de geldi. Arabaya bindi selam verdi.

- Ne yaptınız abi. Hamdiye cevap verdi.

- O hoo nereleri gezdik keşke sende olsaydın.

- Neyapalım kızım biz çalışıyoruz.

- Üzülme Receb birde beraber gezeriz.  Evlerinin yolunu tutmuştuk. Babası gilden bahsettim görüşmek isteyip istemedigini sordum.

- Kabul etmezler ki dedi. Telefonu verdim.

- Ara dedim. Aradı

- Kabul etmezler dedi. Telefon da çalıyordu.

- Aloo aloo alo benim anne Hamdiye babamla görüşmek istiyorum. Kısa bir görüşmeden sonra kapandı.

- Ne oldu dedim.

- Utanmaz niye arayıyorsun, biz sana arama demedik mi dedi.

- Annen mi?

- Üvey annem. Zaten kabul etmezler biliyordum dedi ve bayıldı. Üzülmüştü bende araması için israr ettigime ve bu duruma düşmesine üzülmüştüm. Her zamanki gibi çenesi yine taş gibi olmuştu. Receb’se.

- Böyle ananında, böyle babanında diye küfürler savurdu. Durdum arka koltuktaydı.  Kapıyı açtım, alnına yavaşça vurdum. Hemen ayıldı.

- Kızım sen çocukmusun niye üzülüyorsunda.

- Bilmem ki abi ben onlara ne yaptım.

- Boş ver. Dedim ve yerime geçtim. yine Silleye dogru yürüdük. Eve yaklaştıkca kara kara düşünmeye başladı dalıb dalıb gidiyordu. Bi ara bayıldı sandım.

- Hamdiye dedim. Dalmıştı sanki duymuyordu. Receb’se üst üste .

- Hamdiye, hamdiye, dedi.

- Ne olduda dedi.

- Bizde sana soruyoruz dedim.

- Bişey yok dedi. Hem babası gile, hemde Sille’ye sanki gitmek istemiyordu.

- Bak kızım morelini bozma artık, seninde bir evin olacak, sende bir anasın, cocukların var, sen onları Allah’ın istedigi gibi yetiştir. Tattıgın acıyı tattırma, hele bir ev bulalım, bir taşının ben sizi yalnız bırakmam. Babanın yoklugunu da belli ettirmem bol bol gezeriz üçümüz tamammı?

- Sahi gelirsin deyil mi? Bizi yalnız bırakmazsın deyil mi?

- Herhalde yani .

- Akşamın en güzel lafı bu her halde. Evede yaklaşmıştık.

- Olsun sabret. Receb

- Abi dereye girme biz burdan gideriz.

- Tamam dedim. Ve vedalaşarak onları orda bıraktım ve ayrıldık. Bu gün benim içinde unutamıyacagım bir gündü. Tatlı bir beraberligin mutlulugunu yaşamak banada ayrı bir haz vermişti. Çok mutlu olmuştum. Evimle aram hiçmi iç iyi deyildi eve gitmedim. Şantiyemdeki büromda yatacagım bir çek yatım vardı. Una uzandım . gündüz geçirdigimiz beraberligi adeta tekrar tekrar yaşadım mutluydum. Ve omutlulugu yaşayarak uyudum.

yerine yakın bir yerden ev arama meselesi on onbeş gün sürmüştü. Sonra ev bulmuşlar, banada telefonla haber verdiler. telefonda Receb vardı .

-Abi gelirsen iyi olur belki babam’gille münakaşa çıkar sen olursan yapmazlar.

-Hazırmı eşyalar hemen gidiyormusunuz.

-Topluyoruz abide , ablamgil felanda geldiler . ortalıgı karıştırmasından korkuyorum.

-Tamam geleyim receb dedim. Ve gittim.Hamdiye neşeli ama belli etmemeye çalışıyordu. Herkeste bir telaş vardı banada hoş beş ettikten sonra bende yardım etmeye başladım. Tanımadıgım birkaç da yabancı vardı. Bu ara üzüntü ve sevinci kaldıramayan körpe yüregi arada iflas ediyor sık sık da bayılıyordu. Bayılma esnasında ben müdahale ediyor birkaç tanede cin yakalayıp imha ediyorum yükler yüklenmiş artık ayrılık vakti gelmişti Hamdiye!ye

-Hadi kızım kayın pederinin, kaynananın elini öp vedalaş dedim.

-Tabi tabi abi zaten öpecektim dedi. Önce kayın pederinin eline vardı ama vermedi sanki hizmrtcilerini kaybetmenin ezikligiyle Hamdiye’ye baktı baktı ve kinle ekledi.

-Gidin bakalım İnşallah dört gider üç gelirsiniz. Ben söze karıştım

-Yapma beddua sen atasın belki tutar pişman olursun.

-Olursam olayım beni yalnız bıraktılar ne olursa olsun dedi.

-Bak ne güzel küs deyilsiniz belki düzelir diye gidiyorlar.

-Olsun onlarda ata bu ara Hamdiye bayıldı. Onu ayılttık sonra diyerleriyle vedalaştı Hamdiye’ye .

-Hamdiye benim arabaya bin dedim.

-Tamam abi dedi ve bindi. Duvarcı Mehmed’in hanımıda bindi ve fakirlerle birlikte yeni eve geldik. Adamın konuşması çok zoruma gitmişti. Eve yerleştiler ve benim vaktimde gelmişti ayrılırken Hamdiye gözleri parlıyor mutluluktan uçuyordu.

-Artık bizi unutmassın deyilmi abi dedi.

-Nezaman unuttukki gelirim tabi gülüm dedim ve vedalaştık. İki gün içinde ev sahibi ile anlaşamayarak yeni bir eve daha taşındılar. Artık fazla gitmiyordum israrla telefon açıyorlardı ve kıramıyarak gittim yeni evleri daha eski idi ama mutlulardı geçici olarak orda oturup iyi bir ev bulunca taşınacaklardı ve öyle yaptılar. Dahada ters bir adamın evine oturdularki iki ay anca sürdü ve dördüncü eve tasındılar burası güzeldi bahçeli ve müstakildi. Bunca çileye ragmen hamdiye hızla iyileşiyor yüzüne kan geliyor adeta canlanıyordu. Rahattı hiç karışanı yoktu en serbest ve en rahat evde buydu. Onların iyi olduklarını duydukça bende mutlu oluyordum. Birde telefon almışlar hergün bana telefon açıyor rahatlıyor arada bende ziyaret ediyor ve mutlu oluyordum.

Bir gün yine telefon çalmıştı karşımda hamdiye vardı.

-Abi nasılsın?

-İyiyim abla.

-Hani gelecektin hiç gelmiyorsun.

-Gülüm telaştan gelemiyorum ki.

-Abi yemin ederim özledim seni Receb’de afraya alış verişe gidecek et alalım da piknik yapalım diyor yani beraber olur deyil mi? Kırma ne olur canım abicigim. Biraz düşündüm işlerim çok yogundu ama kıramazdım onu, bende hem istiyor hemde seviyordum.

-Tamam alışverişi yapsın beni arasın onu afradan alır gelirıi.

-Yaşşa be canım abicigim. Abilerin abisisin, bitanesin diyerek sevinçden adeta çıglık atıyordu.

-Receb’e veriyorum telefonu dedi.

-Ver 

-Abi ben alış veriş yapayım sana haber veririm. Anlaştık ve telefonu kapadım. Öyle vaktiydi telefon çaldı Receb’di.

-Abi şuanda afranın köşesinde bekliyorum.

-Tamam bekle geliyorum. Dedim. Buluştuk onu da alarak eve geldik.

 

Devam edecek