Hasan Hüseyin ve BEN

Mustafa ünal

Bölüm-11

Hamdiye o kadar neşeliydi ki hayat doluydu bana olan yakın ilgisi hiç kimsede görmedigim kadar fazlaydı. Bende onlarla mutlu oluyordum. Büyük bir neşeyle piknik yapmak için evden ayrıldık. Hamdiye öne oturmuştu. Teyibe kasetler koyuyor deyiştiriyor gülüyor eyleniyordu. Onu bu kadar hiç neşeli görmemiştim. Receb’e.

-Görüyormusun abladaki neşeyi ?

-Allah senden razı olsun abi sen olmasaydın bunlar imkansızdı.

-Önemli deyil yeterki neşelensin. Bu ara hamdiye.

-Sen abilerin en iyisisin sen bize hayat verdin hayatımızı deyiştirdin eve bile sayende taşındık bilmiyorum ama ben sana borcumu nasıl öderim bilmiyorum.

-Abla senin borcun yokki ben bir kız kardeş kazandım yetmezmi? kız kardeşligini unutma yeter. Hem bende sizinle mutlu oluyorum yetmez mi ? işte böyle ödeşiyoruz bu ara ana yoldan daglara dogru çıkmıştık. Az ilerde koca bir sögüt ve yanı başında çeşme vardı ora yaklaştık.

-Nasıl burası dedim.

-Çok iyi dediler oraya durduk ve piknige başladık. Mangal yaktık atılmış araba lastikleri vardı onları yaktık çocuklar gibi eylendik. Receb tuvalete gitmişti baş başaydık.

-Nasılsın gülüm dedim.

-İyiyim abi inan kendimi zor tutuyorum sana sarılmak istiyorum.

-Dur abla Receb yanlış anlar ne olur olmaz.

-Tamam korkma sarılmıyacam ama ne olursa olsun seni çok ama çok seviyorum senin gibi abim varya ölsemde gam yemem.

-Niye öleceksinde hani bana ben ölenedek bakacaktın hani çamaşırlarımı yıkayacaktın.

-Yemin ederim ölene dek sana hizmet ederim hemde zevkle

-Abla bende ne buluyorsunda.

-Sende ne yokki bidefa beni bir baba gibi anlıyorsun iyilik yapmayı seviyorsun herkese hizmet ediyorsun benzin yakıyorsun, saatlerce okuyorsun, bir kuruş bile almıyorsun, nerde seningibisi.

-Abartma.

-Niye abartayımda bizden kaç para aldın bunca masrafa göre hiç koca bir sıfır.

-Boş ver bunlarımı konuşacagız

-Abi bide Receb’e söylesen de bir doktora götürse seni kırmaz.

-Tamam neyin varda gayet iyi görünüyorsun.

-Karnımda bir agrı var arada geliyor beni maf ediyor.

-Tamam gülüm gidilsin tabi sigortalı deyilmi?

-Evette bakmıyorlarki özele diyordum.

-Oda kabul söylerim ve elimden geleni yaparım tamammı? Sen şimdi eylenmene bak.

-İşte abilerin abisisin. Receb de geldi gezdik eylendik . O gün çok neşeli bir şekilde evlerine bıraktım. Aradan on onbeş gün geçmişti yine telefon çaldı.

-Abi ben Hamdiye nasılsın

-İyiyim sen nasılsın

-Bende iyiyim inşaata misafir gelsek kabul edermisin?

-Tabi tranvay duragına kadar gelirseniz sizi alırım.

-Tamam gelince haber veririz kızmıyorsun deyilmi?

-Kızım niye kızayım da gelin bekliyorum. Sonra aradılar ve gidib onları aldım. Gayet neşeli ve mutluydu yemek yedik çay içtik biraz bilgisayarla oynadık sonra birisiyle randevum vardı gitmem gerekiyordu

-Bak gülüm ben biyere varıb gelecegim siz durun hemen gelirim

-Aa dedi istemedi ama ben gitmeliydim

-Ne yapalım gülüm

-Hastayamı?

-Hayır alacak verecek işi

-Çabuk gel ama tamam dedim ve gittim. Döndügümde ortalık karışıktı Hamdiye aglıyor Receb’se adeta burnundan soluyordu. Bende şasırmıştım.

-Ne oldu dedim. Hem hıçkırıyor hemde sanki zorla konuşuyordu.

-Abii Receb beni dövdü kafamı duvara vurdu karnıma depik vurdu.

-Ne oldu Receb dedim. Hamdiye’ye baktım, nasıl kıyıyor bu kadar tatlı ve güzel bir kıza tepik vuruyor diye düşündüm .

-Bitti abi ben gidiyorum.

-Nereye.

-Bitti abi biz bu işi götüremiyoruz.

-Len el ne der ben kimim kime bırakıyorsun karını, her şey bitse bile erkek dedigin babasının evine teslim eder. Elin inşaatına bırakmazki otur şöyle. İyice kızmıştım Hamdiye ise aglıyordu.

-Hamdiye beni dinlemiyor bana hep karşı geliyor.

-Bu gün mü ögrendin anası babası kabul etmiyor diye tepesine mi binmek lazım ayıp be ayıp. Hamdiye.

-Hayır abi yalan söylüyor.

-Neyse oturun hele sende aglama kalk çay varsa kat.

-Ben içmeyecegim.

-Bana ve Receb’e kat. Çayları kattı biz konuşurken Hamdiye kayboldu farkına varınca merak ettim.

-Hamdiye nerde dedim. Receb te şaşkındı. İçimi bir korku sarmıştı.

-Bilmem ki nere gitti dedi bende panik başladı çünkü ikide bir abi bana eziyet ediyorlar terk edib gidecem demişti. Birde intihar felan eder endişesiyle inşaatın etrafına baktım bagırdım ses yoktu. Ben.

-Receb başına bir terslik gelmesin. Nezaman kayboldu.

-Farkında deyilim bende Abi. İyice endişelenmiştim.

Aklıma en son yukarı dördüncü katın tarasına bakmak geldi. Hızla yukarı tırmandım. Kiremitlerin üzerine oturmuş önümüzdeki diyanet yurdundaki ışıkları seyrediyordu. Yanına vardım. Artık panik gitmiş rahatlamıştım. Ama yinede korkuyordum. Çatı hem dik, hemde tehlikeli idi. Onu korkutmadan yavaşça seslendim.

-Gülüm ne yapıyorsun burada.

-Hiç abi seyrediyorum. Yanına yavaşca oturdum, elimi boynuna attım biraz güvenceli bir şekilde kendime çektim. Ama o öyle durmadı bana sımsıkı sarıldı agladı, agladı, gözlerini sildi bende ona sarılmıştım. Kanadı kırık bir kuş gibiydi. Onu o kadar sevmiştim ki rahatlayıncaya kadar bekledim.

-Abla Receb yanlış anlar hadi asagı inelim.

-Ne anlarsa anlasın sen benim abimsin.

-Biliyorum gülüm haydi inelim elim boynundaydı bana baktı.

-Allah banada böyle ev verecek mi ?

-Bak hamdiye benim yaşım seninkindeyken bisikletim bile yoktu. Hem inan hiç heyacanım bile yok ev nedir, Allah öbür tarafta versin. Bunlar hep yalan.  Konuşarak asagı indik. Yine bilgisayarla oynamaya başladı. Gitme vakti gelmişti.

-Abi ramazana kaç gün var.

-Ne oldu hayrola, dört gün var.

-Bidaha gelemeyiz herhalde.

-Niye kızım ramazan senin sonunmu?

-Bellimi olur belki sonumdur.

-Agzını hayra aç daha gençsin neler görecen daha neler dur hele.

-Gidelimmi ?

-Tamam buyurun dedim arabaya bindiler yürüdüm.

-Abi bizim mahalleden geçelimmi?

-Tabi dedim . Onların yani kızken yaşadıgı babasının evinin oldugu mahalleye gittik.  Hem seviniyor hemde heyacanlanıyordu. Evlerinin önüne geldigimizde ise heyecanı dahada artmıştı, çünkü halası ve eniştesi evlerinin önünde onların evlerine girmeye çalışıyorlardı. onların görmemesi için arabada gizlenmek istedi. Ve arabanın içinde adeta ikiye katlanıyordu.

-Niye saklanıyorsun kızım kocan var yalnız deyilsin ki istersen kapıyı bizde çalalım görüşelim benim yanımda sana bir şey yapmazlar herhalde.

-Yo yo Mustafa abi sen babamı bilmezsin beni kabul etmez, kaç defa telefon açtım senin yanında, düşün sene rezil oluruz. Olsun hem beni görmesinler, ha birde halam gilin evlerinin önünden geçelim mi?

-Tamam sen yolu tarif et kolay.

-Yaşşabe abi. O tarif etti bense, istedigi yerden gittim. Bir yerde, Dur. Dedi burası halası gilin eviydi.

-Telefon açabilirmiyim.

-Tabi dedim telefonu eline verdim. Biraz konuştu sonra.

-Bak biz mersedesle sizin evin önünden geçiyoruz. Nerden aldınız dediki herhalde.

-Satın aldık dedi mutluluk ve hüzün yüklüydü. Sonra ordanda ayrılarak evlerine bıraktım.Son ayrıldıgımızda Ramazana üç gün kalmıştı Ramazanın dördüncü gününe kadar hiç görüşmedik. Yine telefonda hamdiye İdi.

-Abi bize iftara gel sene

-Kızım çok borçluyum biliyorsun arabayı galeriye götürecem.

-Tabi tabi biz fakiriz ya zengin olsaydık gelirdin deyilmi? Dedi duygulanmıştım.

-Gülüm işim çok.

-Hiç bitmez mi? senin işin.

-Ulan eşşek oglu eşşek önce hal hatır sor.

-Gelde konuşuruz çay içeriz özledim abi seni.

-Ciddimisin ?

-Dalga geçme yav.

-Dalgamı geçiyorum.

-Sen öyle san.

-Neyse abla inşaallah gelirim.

-İnşaallah dedin mi gelmezsin.

-Kız gelirim seni kıramıyacagımı bilmiyormusun ? O gün başka yerde davet vardı. Ama bu fakiri memnun etmek belkide çocuklarımdan sonra en çok sevebilecegim ve beni candan seven olarak memnun etmek düşüncesiyle gitmeliydim ve gittim. Yemek vakti sofra hazırlanmış ezanın okunmasını bekler buldum. beni görünce koştu ve sarıldı.

-Kız dur neoluyoruz Receb felan görür yanlış anlar.

-Görürse görsün, insan en çok sevdiği abisine sarılamaz mı? Gözlerim dolmuştu bu kadar abiye babaya ve dosta ihtiyaç duyan birinin katıksız sevgisi o kadar beni duygusallaştırmıştı ki bende ona sarılmak doya doya özlem gidermek istedim. Ama ne şartlar nede Allah musade etmiyordu. Ona sayılı kez bu kadar yakındım. Onu kardeşim gibi, canım gibi kokladım ve geri iteledim.

-Seni ne kadar sevdigimi bilirsin inan canımı veririm ama yanlış anlaşılır senin ne düşündügünü biliyorum aynı düşünceler bende bende seni çok seviyorum. Allahın izin vermedigini yapmayalım.

-Çokmu kötü de

-Hayır gülüm inan bende sana sarılmak saatlerce öylece kalmak isterim.

-Dene ozaman.

-Hayır gülüm.

-Ne varda kötü bir niyet yokki.

-Olsun neyse sofrada ne var?

-Senin için kurufasülye seversinya pişirdim.

-Haniya turşu ama önemli deyildi niye bukadar ugraştın?

-Ne yaptımda sizin sofralar gibi zengin deyil ama.

-Önemli deyil be abla ben karın doyurmak için yerim kalanı önemli deyil.

-Biliyormusun abi kızını kıskanıyorum keşke ya kızın yada kardeşin olsaydım

-Zaten öylesin şüphenmi var iste ne istersen yapayım.

-Yaparsın işte seni niye bu kadar sevdigimi biliyormusun insanın istedigi gibi davranıyorsun.

-Sen ikinci Mustafa’yı bilmiyorsun ki.

-Bilirim bilirimde korkuyorum telefon açmaya kızarda beni terkeder kaybederim diye .

-Deli seni ölene dek bırakmam.

-Sözmü?

-Söz tabiki ezanda okunmaya başlamıştı.  Receb’de içeri girdi hoş beş ve yemek yemeye başlamıştık. Yemekte Fransaya gidecegimi söyledim. Hamdiye’nin rengi deyişti ve göz yaşları yukardan aşşa süzülmeye başladı.

-Gitme abi ne olur bir abim oldu, onu kaybetmek istemiyorum.

-Gülüm ebedi gitmeyecem ki . Dedim ama onun beni bu kadar sevdigini tahmin etmiyordum.

-Sen gelmezsin sonra ben kime abi diyecem kiminle dertleşecem ne olur gitme abi. Baya baya yalvarıyordu.

-Olur gitmeyeyim odanın birini de bana aç beraber yaşayalım bari olurmu?

-Olur vallahi

-Kızım ben şaka yapıyorum da el ne der.

-Ne derse desinler yemin ederim ölenedek sana bakarım çamaşırlarını yıkarım yemegini yaparım .

-Vay gülüm vay gerçekten sevdiğini biliyorum biliyormusun bende senin yanında mutlu oluyorum.

-Hadi canım sende ben ne yapıyorumda fransaya gitmiyeceksin deyilmi?

-Eh hadi hayırlısı takma kafana sil şu gözlerini gül biraz , hem sildi hemde gülümsedi peki hastalıkla aran nasıl?

-Eh işte iyiyim gelen giden yok. Çaylar geldi Teravih vaktiydi ve ayrıldım. Sonrada arabayı satma ümidiyle galeriye gittim. Fazlaca borçlarım vardı ve sıkıntılıydım. Arabamı satamıyor borclarımı ödeyemiyordum. Ve de Hamdiye gibi sevdiğim dostları sık sık ziyaret edemiyordum. Ne varki iyice bunalıma girdiğim zaman ona gidiyor kızım yaşındaki dost arkadaş sırdaşla dertleşiyor rahatlıyor ve sitresimi atıyor her ikimizde memnun oluyorduk.

İşte sıkıntı fazlalaşmaya başlamıştı. Ve de çok yogundu. İyice daralmıştım. Şirketten uzaklaşıb Merama dogru gitmek istedim. Rahatlıyacagımı düşünüyordun. Saat on bir felandı. Cuma bir gündü. Telefonum çaldı. Açtım.

-Aloo Ben Nefise .

-O oo buyur abla. Nasıl odlu da Aradın Hayırdır.

-Ne yapalım da Sen sanki aradın mı da , bana soruyorsun.

-Buyur seni dinliyorum.

-Bana hayatını yaz demiştin ya, yazdım gel istersen al, hem bir çay içeriz. Bu gün izinliyim.

-Ne Hayırdır çalışıyormusun?

-Size kalsaydık çalışmıyacaktım ama iş buldum çalışıyorum.

-İyi olmuş. Nasılsın ya?

-Hadi gel cepten konuşuyorum, konturum bitecek.

-Hemen mi?

-Hemen.

-Kızım bu gün Cuma.

-Bugünde gitmeyiver.

-Olurmu öyle şey. Cuma Müslümanların bayramı. Hem Peygamberimizin bedduası bile var Cuma önemli. Peygamberimiz, bile bile Cuma kılmayanın iki yakası bir araya gelmesin diyor.

-Bi defa da bi şey olmaz. Hadi bitti kontur.

-Cuma’dan sonra ugrarım.

-Öfff tamam. Ve kapattım. Cumayı kıldıktan sonra da Nefise gile ugradım. Kapıyı çaldım. Kapıyı Nefise açtı. Üzerinde hiç alışık olmadıgım kot pantolon üzerinde de kazak vardı. Başı da açıktı.

-Buyurun, buyurun. Dedi.

-Hayırdır Çok şıksın.

-Yakışmış mı?

-Da. Dedim.

-Da ne demek yani biz böyle giyinemezmiyiz.

-Ne diyelimde giymişsin zaten.

-İçeri geç. Odaya geçtim oturdum.

-Annen yok mu?

-Ne o kacacakmısın olmayınca.

-Hayırda.

-Annem Cuma toplantısına gitti. Merak etme geleceginden de haberi var telefonu onun yanında açtım.  İkindiden sonra da gelir. Otur baş başa biraz dertleşelim. Korkma ban adam yemem. Çayda hazır ben getireyim. İçim bir tuhaftı. Benim burada olmam  Yanlış gibi geldi. Sanki kaça bilsem ya da zamanı geri döndüre bilsem gelmemem gerektigini anlar ve gelmezdim diye düşündüm.  İçimde Garib bir heyecan ve korku hakim di. Elinde çay tepsisi ile geldi. O gayet rahattı.

-Seni özledim ve bugün özellikle izin aldım, evde kimsenin olmayacagı güne denk getirdim. Sen özlemedin mi?

-Tamam da yalnız olmamız bana ters geliyor.

-Böyle konuşma, Hala ben ne diyorum sen ne diyorsun. Yanıma yaklaştı başını omuzlarına koydu. Hadi ama sende biraz hareket et. Elimden tuttu ve elimi kendi boynuna doladı. Ne varda bunda. Dedi. İçim daha da tuhaf oluyordu. Artık her şey açıktı beni baştan çıkarmak istiyordu. Mutsuzsun işte hadi biraz mutlu olmayı dene. Azda olsa sende bende birazcık mutlu olmayı deneyelim. Haydi biraz hareket et. Gözlerimin içine bakıyordu. Ve ben çıkmazlarda idim. Ne, ne demem gerektigini ne de nasıl davranacagıı kavrayamıyordum. Hem de korkuyordum. Büyüklerimiz boşuna dememiş. Hiç bir kadınla hiçbir erkek yalnız kalmamalı, kalırsa Şeytan devreye girer. Şu ansa şeytan devrede idi. Elini dizimin üstünde sürterek ileri geri yapıyordu. Bana baktı.

-Yoksa beni çirkin mi buluyorsun?

-Hayır abla, ama eyer benim anladıgımsa düşündügün yanlış yapıyoruz be gülüm. Yüzünü ekşiterek.

-Halamı abla.

-Evet.

-Tamam çekiliyorum. Kenara çekildi. Ben aslında . neyse boş ver. Çay dolduruyorum. Cayı doldurdu ve önüme koydu. Bak Ben fahişe de deyilim bunu böyle bil.

-Biliyorum.

-Sapık ta deyilim.

-Bunuda biliyorum.

-Hiç bir erkegi de arzulamıyorum. Erkek manyagı da hiç deyilim. Seni öyle yakın buldum ki kendime, bi şeyler paylaşmak istedim, ya da yaptıklarına sanki ikramda bulunmak istedim. Belkide hakkım olmayan ileri dönük düşündüm. Bu kadar. Çok mu yanlış davrandım. Benim hiç bir şeye hakkım yok mu? üff ya. Sen çayını içe dur. Ve düşün ne çıkar da bir kez günah işlesek, bi kez ikimizde mutlu olsak. Kendin için olmasada biribirimiz için azda olsa cömert olsak. Korkma kimse gelmez, çok güzel bir gün geçirelim. Kendin için deyilse benim için belkide gelecegimiz için. Anladım ki gelecegimiz derken ileri dönük hayelleri vardı. Dahada şaşırmıştım. Çünkü bu kadar ne ümit nede bu düşünceler için cesaret vermemiştim. demekki fazla samimi olmam anlayışı başka yönlere kaydırıyor.

-Bak Nefise.

-Sus ve düşün, Eyer benden memnun kalırsan sana yuvanı yık demiyorum bana ev açta demiyorum, ama karın gibi olurum ne istersen yaparım. bana iki oda bir ev bul çalışıyorum da kirasını da öderim, sana hiç yük olmam, istedigin an gelir istedigin kadar kalırsın. bunları düşün beraber oldugumda sana neler yapacagımı da düşün. Sonra istersen birde İmam nikahı kıyarsın. Ben kötü kadın deyilim, sonrada ne şerefinede ne namusuna leke getirmem. İzninden dısarıda çıkmam anladın mı?

-Sadece şaşırdım.

-Şaşırma, düşün benim niyetim bu. ben beş dakika içinde hemen gelecegim…her şeyi düşün, inan çok güzel olcak seni mutlu ederim... dogru dürüst evine gitmiyorsun, şantiyede büroda yatıyorsun, sana arkadaş olurum. Sıgınacak sımsıcak bir yuvan olur tek başına olmazsın. Benden cevab bile beklemeden o dısarı çıktı. Sırada ne vardı acaba diye beklemeye başladım. Çay bitmişti bir bardakta ben doldurdum hala gelmemişti. O yokken konuştuklarını düşündüm, Ama bu düşünceler anında kabullenilmedigi gibi, gerçeklesemezdi. konuşmak gerekirdi enine boyuna yorumlar gerektirirdi. Ya şu anki hareketi. beni korkutan da buydu. Kalktım antreden ilerledim. Banyodan su sesi geliyordu. Kapısıda açıktı. İçeri baktım onun sırtı dönük ve beni görmüyordu. Çırıl cıblak banyo yapıyordu.  İyice şaşırmıştım. İyide Düşünse kötüde düşünse şu an için Hemen buradan fırsat bulub gitmeliydim. Hızla kapıya geldim. Kapı açılmıyordu. Kilitlemiş ve kilidi ise saklamıştı. Çaresizdim. Yerime oturdum haberim yokmuş gibi davranıyordum. İçimden Annesi bu halde iken geliverse ne yapabilirdim. Hem  onlar bana güvenmiş yalnızken bile kabul etmişlerdi. Onlara bu durumu nasıl anlatabilirdim. Sanki ecel teri döküyordum. Hele hele az sonra ne ile karşılaşacagımı ve ne yapacagımı bilememek se beni öldürüyordu.

 Yapacak hiçbir şey yoktu. Soguk kanlı ve rahat olmaya çalışıyordum. İçimde müthiş bir heyecanla karışık korku hakimdi. Kendimden nefret etmeye başladım. Hep olumsuzlıklar gözümün önüne geliyordu. Ben nerde idim, ve şu an burada ne işim vardı. Olmamam gereken yerde idim. Ya annesi, ya da abisi bizi bu şekilde görse, hiç bir şey söylemese bile, herhalde ben utancımdan erirdim. Ama ''Annemin yanında aradım, geleceginden haberi var. Korkma, '' dememişmi idi. O kadar kendini güvende hissetmesi, gerçekten kimsenin gelmiyecegi anlamınamı geliyordu. diye düşündüm.Zaman zamanda Şeytan yüklenmiyor deyildi. Pencerenin yanına geldim dışarıyı seyretmeye başladım. Kendimi bir ara olayların akışına bırakmak bile istedim. Gerçekten istedigi gibi davranmış olsam, ona küçük bir ev bulsam eve gitmedigim günler ona gitsem onda kalsam, Mutlu olabilirmiydim, çünkü o bunları benden istiyordu, benden de yürekli idi. Güzeldi, gençti, neşeli ve candan içinden geldigi gibi konuşuyor ve istiyordu. Hatta bu gün bile mutlu etmek pahasına her şeyi göze alıyordu. Ya yanılıyorsam, bu hareketleri sadece bana deyilde, başkalarına da yaptıysa, benimle iken de yaparsa. Ozaman da ben Kaldıramazdım. Onu tam anlamıyla tanımıyordum. bir kaç günlük görüşme, tam anlamı ile tanıma fırsatı bulamama, İlerde soru işaretleri ile cedelleşme sebebi olabilirdi. Önce zamana bırakmalıydım. Kendimi toparladım, her Halukar da, Allah korkusunu, evinde yemek yiyip çay içtigim Annesine saygı, Onların sa bana güven'i Kendime hakim olup bu olayı sanki bertaraf etmemi emrediyordu. Sanki güzel bir Komutanın emrini yerine getirircesine de beynimdeki emirlere Şeytana uymadan itaat etmeliydim. O hala gelmemişti. bir çay daha doldurdum. Hem dısarı bakıyor hemde yudumluyordum. Önüm pencereye arkamsa kapıya dönüktü. Detaylardan ve nasıl kurtulacagım düşüncelerinden çıkamıyordum. Olmaz ve olmamalı kararını vermiştim. Onu Hiç fark etmedim, dalmıştım, bana arkadan sarılması ile fark ettim. Bir müttet böylece kaldık. ilk konuşan o oldu. Elimdeki çay bardagını pencereye koydum.

-Bana Dönmüyecekmisin? Yavaş yavaş geri döndüm, o sarılmayı bırakmıyordu. sanki sürtünerek dönmüştük. göz göze geldik, gülümsüyordu. Üzerinde sadece banyo toru vardı. Ayakları çıblak basında da havlu vardı. yüzü ise hem ıslak hemde al aldı.

-Bak Nefise. Ne diyecegimi biliyormuş gibi suratı birden deyişti.

-Bakıyorum söyle.

-Güzel bir kızsın, sen her şeyi hakediyorsun, mutlu olmak senin tabi ki hakkın. Çok şeyde istemiyorsun. Hayatında üç kez kumar oynadın, hepsi hüsranla bitti. Ve şu an dördüncü kumarı oynamak istiyorsun, hatta kuralları da hiçe sayıyorsun.

-Sana öylemi geliyor? Ben günlerce düşündüm, bu gün seninle tanışalı kac gün oldu dersin? Tam tamına yirmi dokuz gün oldu. Ben her geceli gündüzlü düşündüm. Ama anlıyorum ki senin aklına bile gelmemişim, hala buz gibisin.

-Bak, bu meseleyi ciddi ciddi konuşalım. Önce üzerini giyin, ben arzuladıgım yada beraber olmayı düşündügüm birini bu şekilde, deyilde en uygun olan şekilde kabullenmek isteri. Ama her şeye ragmen de seni anlıyorum.

-Bu şekilde derken, neyi kastediyorsun?

-Sen beni zaavlarımla agırlamak, yada sevdigin birinin bu hareketlerle ona ikramda bulunmak gibi düşündügünü tahmin ediyorum.

-Yani kötü kadınlar gibi mi?

-Hayır hayır öyle demedim. Benim memnun olacagımı düşündün.

-Evet. Ama memnun olmadın mı?

-Senden memnun olmamak mümkünmü? Ama dogru olanı yapalım. İster istemez de bekledigi kelimeleri kullanıyordum. zıtlaşmak yerine incitmeden uzaklaşmanın yollarını aramak daha da makul gelmişti.

-Şu an beni istemiyorsun, öylemi?

-Önce üzerini giyin, çayımızı ısıt. Oturalım konuşalım, ben rahat deyilim. Abin yada Annen gelse bu şekilde ne deriz.

-Merak etme. Tamam giyineyimde onlar gelmezler, annem daha en az iki saat sonra gelir. Daha ikindinden sonra dua ederler sırf o kırk beş dakiga sürer. bura gelmeside bir yarım saat. Vakit çok yani.

-Hadi ama giyin.

-Tamam. beni bıraktı. Çaydanlıgı da alarak odadan çıktı. Kanepeye oturdum bir sigara yaktım. Kapının kilitli ve anahtarın yerini bilmemem bırakıb gitme düşüncelerimi engelliyordu. Tehlike azalmıştı beni biraz rahatlattı. On dakiga içindede giyinib gelmişti. Nasılım. dedi.

-Güzelsin, tamam şimdi kim gelirse gelsin. birer çay doldordu. hemen yanı başıma ilişti. bana vucudu dokunuyordu.

-Şimdide gelsinlermi, böyle de görsünlermi? Sanki iki sevgili gibi oturuyordu. Çok korkaksın, biliyormusun?

-Hayır, korkmakla alakası yok. Şu an bile beraberligimiz, Allah katın da uygun deyil.

-Olsun, nikahı bastın mı. Tövbe ederiz. Allah af eder. Hem böyle yalnız kalmadan biribirimizi nasıl tanıyacagız da.

-İkimizde Çocuk deyiliz. Öyle bir şey olsa zaten yalnız konuşmamıza annen kendi denetiminde izin verir.

-Gerçekten beni Annemden istermisin?

-İşte bak bunları konuşalım. Bana kızma. Ama her şeyden önce, ben evliyim.

-Olsun.

-Olsunda, İnsanlara ne deriz. Adam okumuş oldugu hastayı kandırmış demezler mi, ya da hoca büyü yapmış almış demezler mi? Peki öbürleri ne olacak. Şimdiye kadar idare ettinde şimdi neden derlerse ne derim.

-Öyle olsa bile Dolu hastasını okuyan sonrada alan.

-Allah Allah.

-Hatta dost hayatı yasayan.

-Bizdemi Yaşayalım yani?

-Offf sen beni istemiyorsun bile.

-Şu an istesem ne yapabilirimde.

-Söyleyeyimmi? Sanki son ümitlerini kullanır gibiydi. ve neseside kaçmıştı.

-Söyle bakalım.

-Ben senin çok iyi bir insan oldugunu biliyorum. Aile hayatın yok. Huzurun hiç yok. Seni, gerçi boş da, çok seviyorum. Cisellik benim içinde o kadar önemli deyil, ama sen evli bir erkeksin ve çoktan beride beraber olamıyacagını düşündüm. Bende arzuladım ve güzel bir an yaşayalım istedim. Yani hayata da dönmeni istedim. Bende biliyorum günah. Senin kabullenecegini düşündüm.

-Deli kız.

-Sonrada. Boşanmazsa boşanmasın, çalışıyorum dedim kiramı bile öderim. Bana bir ev bulsun, canı sıkıldıkca büroda arabada yatacagına bana gelsin, en azından oda bende en azından yalnız olmayız biri birimizi anlarız, benide kimse rahatsız etmez, diye düşündüm. olamazmı, yani?

-Olabilir, bak işte bunları konuşalım. Ama böyle bir olay gerçekleşmeden hata yapmayalım. Anındaşab diye yüzümden öptü.

-Yapma. dedim.

-Bu kadarda mı yasak. seviyorum seni. Sen bi tanesin. Ev bulacaksın deyilmi?

-Tamam bakalım. Gözleri parlamıştı. Yaptıgım yanlıştı, Ama hem onun psikolejik ortamını bozmadan, hemde kurtulmanın yolu buydu diye düşündüm. Zamanla beni unutacagının hesabında idim. Çünkü Mutsuzda olsam bir yuvam vardı, ve çocuklarım. Aslında sık sık bir bekar evi tutmayı da düşünmüyor deyildim. Fakat bu şekilde güzel bile olsa, hatta içinde bana köle gibi olabilecek biri de olsa kabullenmem imkansızdı. Hem bunca çileden sonra her kadının başından sıcak davranıb arkasından sanki biri birinin kopyası olabilecegi düşüncesi benim içimden hiç mi hiç çıkmıyordu. Yani hiç sıcak bakmıyordum. Belkide o sadece evden kurtulmak ve özgür olmak istiyordu. Tüm olumsuz düşünceler bakış açımı görüşlerine ters düşürüyordu.

-Eve bakacaksın deyilmi?

-Tamam dedik ya.

-Seni seviyorum. Ama Sen bi defa demedin.

-Belki sevgiyi unutmuşumdur.

-Ben sana hatırlatırım. Sana karın olurum, kadınlıgın en güzelini yaparım. Hiç izninden çıkmam. İnanıyorsun deyilmi?

-İnanıyorum. Yine sım sıkı sarıldı.

-Annen gil gelmeden ben gideyim, Bunca zaman bunlar ne yaptı diye yanlış düşünmesinler. Öyle olacagında söylemeye de yüzümüz olur.

-Gene gitmeyle kaldın.

-Kalk o zaman sen nebiçim kadınsın, hep böyle sarılıb duracakmısın? çay kat sana. Güldü.

-Emret bitanem hemen. Dedi ve fırladı. Çayı doldurdu, birerde sigara yaktık. Şöyle bir düşündüm, ben nerdeydim ve neyapıyor neler konuşuyordum, hatta zaman zamanda kendi konturolum dan çıkmak üzere oluyordum. Vakitte geçiyor Annesinin gelme zamanı yaklaşıyordu. İkindi Ezan'ı okunmaya başladı. Bende tedirginlik dahada artmıştı.

-Bak nefise, beni anla aldıgımız karar gerçekten zor, sizde kim varsa karşı gelecek. Bizimkiler karşı gelecek. Hepsini düşün.

-Hepsi bana vız gelir.

-İlerde beraber olmak nasib olursa bol bol zamanımız olur. Ama şimdi Ezan okunalı epey oldu. beni kırma, bana izin ver Annen beni görmesin. Hem ona geldi bir çay içtik gitti durmadı bile de. İlerisi için iyi olur.

-İllaki gideceksin yani.

-Tamam çok zamanımız olacak. Ne olur ben gideyim. Benim düşünceme saygılı ol. İkimiz içinde iyi olacak. Kalktık antreye çıktım. Bilmiyormuş gibi kapıya yüklendim. açılmıyacagını biliyordum.

-Kilitli. Dedi. Komşular gelib rahatsız etmesin diye kitlemiştim. Tabiki deyildi. Kapı arkadan açılıyordu. Ancak anahtarı olan açabilirdi.

-Aç ozaman. Dedim. Yine sım sıkı sarıldı. Beni öpmiyecekmisin. gözlerine baktım. Parmagını dudagına götürdü. Burdan. Dedi. Son kurtuluş yanagına eyildim .

-Şimdilik burdan. Dedim. Memnun olmamıştı ama Kapıyı açtı. Aşagı indigim de sanki omuzlarımdan tonlarca yük inmiş gibi arabama binerek uzaklaştım.

Rahatlamıştım. Şantiyeye gelene kadar olanları düşündüm. Bazan kızdım, bazan acıdım, bazanda kendimden nefret ettim. Daha henüz işçiler dagılmamıştı. İşçi Mehmet bir çay getirdi. Hem çayımı içiyor Hemde Hala bu gün yaşadıklarımın etkisinden kurtulamıyordum. Olaya birde iyi tarafından bakmak istedim. Gerçekten mutsuzdum. Böyle bir evim olsa, gerçekten dinlenib rahat edebilirmiydim. Tabiki oda agır bir sorumluluk getirecekti. Asla böyle bir beraberlik olsa onu işe göndermez ve çalıştırmazdım. Mali bir de külfet olurmuydu. Önemli deyildi, işlerim güzeldi. Ama o çok gençti, ya uyum saglayamazsam, Maddi Külfet olamazdı. Ya sırf Özgürlügü adına beraberligi kabul ederde Hayatı zindana çevirirse ne yapardım. Hayır hayır ikinci bir yıkıma dayanamazdım. Olamaz, dedim ve vaz geçmenin en güzel karar olabilecegini düşündüm.

 

-

 


Devam edecek