Hasan
Hüseyin ve BEN |
Mustafa ünal
Bölüm-11
| Hamdiye o kadar neşeliydi ki hayat doluydu bana olan yakın ilgisi
hiç kimsede görmedigim kadar fazlaydı. Bende
onlarla mutlu oluyordum. Büyük bir neşeyle piknik yapmak için evden ayrıldık.
Hamdiye öne oturmuştu. Teyibe
kasetler koyuyor deyiştiriyor gülüyor eyleniyordu. Onu bu kadar hiç neşeli görmemiştim. Receb’e. -Görüyormusun abladaki neşeyi ? -Allah senden razı
olsun abi sen olmasaydın bunlar imkansızdı. -Önemli deyil yeterki
neşelensin. Bu ara hamdiye. -Sen abilerin en iyisisin sen bize
hayat verdin hayatımızı deyiştirdin eve bile
sayende taşındık bilmiyorum ama ben sana borcumu nasıl öderim bilmiyorum. -Abla senin borcun yokki ben bir kız
kardeş kazandım yetmezmi? kız
kardeşligini unutma yeter. Hem bende sizinle
mutlu oluyorum yetmez mi ? işte
böyle ödeşiyoruz bu ara ana yoldan daglara dogru çıkmıştık. Az ilerde koca bir sögüt
ve yanı başında çeşme vardı ora yaklaştık. -Nasıl burası dedim. -Çok iyi dediler oraya durduk ve piknige
başladık. Mangal yaktık atılmış araba lastikleri vardı onları yaktık çocuklar
gibi eylendik. Receb
tuvalete gitmişti baş başaydık. -Nasılsın gülüm dedim. -İyiyim abi inan kendimi zor tutuyorum
sana sarılmak istiyorum. -Dur abla Receb yanlış anlar ne olur
olmaz. -Tamam korkma sarılmıyacam ama ne olursa
olsun seni çok ama çok seviyorum senin gibi abim
varya ölsemde gam
yemem. -Niye öleceksinde hani bana ben ölenedek bakacaktın hani çamaşırlarımı yıkayacaktın. -Yemin ederim ölene dek sana hizmet ederim hemde
zevkle -Abla bende ne buluyorsunda. -Sende ne yokki bidefa
beni bir baba gibi anlıyorsun iyilik yapmayı seviyorsun herkese hizmet
ediyorsun benzin yakıyorsun, saatlerce okuyorsun, bir kuruş bile almıyorsun,
nerde seningibisi. -Abartma. -Niye abartayımda bizden kaç para aldın
bunca masrafa göre hiç koca bir sıfır. -Boş ver bunlarımı konuşacagız -Abi bide Receb’e söylesen de bir
doktora götürse seni kırmaz. -Tamam neyin varda gayet iyi görünüyorsun. -Karnımda bir agrı var arada geliyor beni
maf ediyor. -Tamam gülüm gidilsin tabi sigortalı deyilmi? -Evette bakmıyorlarki özele diyordum. -Oda kabul söylerim ve elimden geleni yaparım tamammı? Sen şimdi eylenmene bak. -İşte abilerin abisisin. Receb de geldi gezdik eylendik . O gün çok neşeli
bir şekilde evlerine bıraktım. Aradan on onbeş
gün geçmişti yine telefon çaldı. -Abi ben Hamdiye nasılsın -İyiyim sen nasılsın -Bende iyiyim inşaata misafir gelsek kabul edermisin? -Tabi tranvay duragına
kadar gelirseniz sizi alırım. -Tamam gelince haber veririz kızmıyorsun deyilmi? -Kızım niye kızayım da gelin bekliyorum. Sonra aradılar ve gidib onları aldım. Gayet neşeli ve mutluydu yemek yedik
çay içtik biraz bilgisayarla oynadık sonra birisiyle randevum vardı gitmem
gerekiyordu -Bak gülüm ben biyere varıb gelecegim siz durun hemen
gelirim -Aa dedi istemedi ama ben gitmeliydim -Ne yapalım gülüm -Hastayamı? -Hayır alacak verecek işi -Çabuk gel ama tamam dedim ve gittim. Döndügümde
ortalık karışıktı Hamdiye aglıyor
Receb’se adeta burnundan soluyordu. Bende şasırmıştım. -Ne oldu dedim. Hem hıçkırıyor hemde
sanki zorla konuşuyordu. -Abii Receb beni dövdü kafamı duvara
vurdu karnıma depik vurdu. -Ne oldu Receb dedim. Hamdiye’ye baktım, nasıl kıyıyor bu kadar tatlı ve güzel
bir kıza tepik vuruyor diye düşündüm . -Bitti abi ben gidiyorum. -Nereye. -Bitti abi biz bu işi götüremiyoruz. -Len el ne der ben kimim kime bırakıyorsun karını, her şey bitse
bile erkek dedigin babasının evine teslim eder.
Elin inşaatına bırakmazki otur şöyle. İyice
kızmıştım Hamdiye ise aglıyordu. -Hamdiye beni dinlemiyor bana hep karşı geliyor. -Bu gün mü ögrendin anası babası
kabul etmiyor diye tepesine mi binmek lazım ayıp be ayıp. Hamdiye. -Hayır abi yalan söylüyor. -Neyse oturun hele sende aglama kalk
çay varsa kat. -Ben içmeyecegim. -Bana ve Receb’e kat. Çayları kattı
biz konuşurken Hamdiye kayboldu farkına varınca
merak ettim. -Hamdiye nerde dedim. Receb -Bilmem ki nere gitti dedi bende panik başladı çünkü ikide bir abi bana eziyet ediyorlar terk edib gidecem demişti. Birde intihar felan eder endişesiyle inşaatın etrafına baktım bagırdım ses yoktu. Ben. -Receb başına bir terslik gelmesin. Nezaman kayboldu. -Farkında deyilim bende Abi. İyice endişelenmiştim. -Gülüm ne yapıyorsun burada. -Hiç abi seyrediyorum. Yanına yavaşca
oturdum, elimi boynuna attım biraz güvenceli bir şekilde kendime çektim.
Ama o öyle durmadı bana sımsıkı sarıldı agladı, agladı, gözlerini sildi
bende ona sarılmıştım. Kanadı kırık
bir kuş gibiydi. Onu o kadar sevmiştim
ki rahatlayıncaya kadar bekledim. -Abla Receb yanlış anlar hadi asagı inelim. -Ne anlarsa anlasın sen benim abimsin.
-Biliyorum gülüm haydi inelim elim boynundaydı bana baktı. -Allah banada böyle ev verecek
mi ? -Bak hamdiye benim yaşım seninkindeyken
bisikletim bile yoktu. Hem inan
hiç heyacanım bile yok ev nedir, Allah öbür
tarafta versin. Bunlar hep yalan.
Konuşarak asagı indik. Yine bilgisayarla
oynamaya başladı. Gitme vakti gelmişti. -Abi ramazana kaç gün var. -Ne oldu hayrola, dört gün var. -Bidaha gelemeyiz herhalde. -Niye kızım ramazan senin sonunmu? -Bellimi olur belki sonumdur. -Agzını hayra aç daha gençsin neler görecen daha neler dur hele. -Gidelimmi ? -Tamam buyurun dedim arabaya bindiler yürüdüm. -Abi bizim mahalleden geçelimmi? -Tabi dedim . Onların yani kızken
yaşadıgı babasının evinin oldugu mahalleye gittik.
Hem seviniyor hemde heyacanlanıyordu.
Evlerinin önüne geldigimizde ise heyecanı dahada artmıştı, çünkü halası ve eniştesi evlerinin önünde
onların evlerine girmeye çalışıyorlardı. onların
görmemesi için arabada gizlenmek istedi. Ve arabanın içinde adeta ikiye
katlanıyordu. -Niye saklanıyorsun kızım kocan var yalnız deyilsin
ki istersen kapıyı bizde çalalım görüşelim benim yanımda sana bir şey
yapmazlar herhalde. -Yo yo Mustafa abi sen babamı bilmezsin
beni kabul etmez, kaç defa telefon açtım senin yanında, düşün sene rezil
oluruz. Olsun hem beni görmesinler, ha birde halam gilin
evlerinin önünden geçelim mi? -Tamam sen yolu tarif et kolay. -Yaşşabe abi. O tarif etti bense, istedigi yerden gittim. Bir yerde, Dur. Dedi burası halası
gilin eviydi. -Telefon açabilirmiyim. -Tabi dedim telefonu eline verdim. Biraz konuştu sonra. -Bak biz mersedesle sizin evin önünden
geçiyoruz. Nerden aldınız dediki herhalde. -Satın aldık dedi mutluluk ve hüzün yüklüydü. Sonra ordanda ayrılarak evlerine bıraktım.Son
ayrıldıgımızda Ramazana üç gün kalmıştı Ramazanın
dördüncü gününe kadar hiç görüşmedik. Yine telefonda hamdiye
İdi. -Abi bize iftara gel sene -Kızım çok borçluyum biliyorsun arabayı galeriye götürecem. -Tabi tabi biz fakiriz ya zengin olsaydık gelirdin deyilmi? Dedi duygulanmıştım. -Gülüm işim çok. -Hiç bitmez mi? senin işin. -Ulan eşşek oglu
eşşek önce hal hatır sor. -Gelde konuşuruz çay içeriz özledim abi
seni. -Ciddimisin ? -Dalga geçme yav. -Dalgamı geçiyorum. -Sen öyle san. -Neyse abla inşaallah gelirim. -İnşaallah dedin mi gelmezsin. -Kız gelirim seni kıramıyacagımı
bilmiyormusun ? O gün başka yerde davet vardı. Ama bu fakiri memnun etmek
belkide çocuklarımdan sonra en çok sevebilecegim ve beni candan seven olarak memnun etmek düşüncesiyle
gitmeliydim ve gittim. Yemek vakti sofra hazırlanmış ezanın okunmasını
bekler buldum. beni görünce koştu ve sarıldı. -Kız dur neoluyoruz Receb felan görür yanlış anlar. -Görürse görsün, insan en çok sevdiği abisine sarılamaz mı? Gözlerim
dolmuştu bu kadar abiye babaya ve dosta ihtiyaç duyan birinin katıksız
sevgisi o kadar beni duygusallaştırmıştı ki bende ona sarılmak doya doya özlem gidermek istedim. Ama ne şartlar nede Allah musade etmiyordu. Ona sayılı kez bu kadar yakındım. Onu kardeşim gibi, canım gibi kokladım ve geri
iteledim. -Seni ne kadar sevdigimi bilirsin inan
canımı veririm ama yanlış anlaşılır senin ne düşündügünü
biliyorum aynı düşünceler bende bende seni çok
seviyorum. Allahın izin vermedigini yapmayalım. -Çokmu kötü de -Hayır gülüm inan bende sana sarılmak saatlerce öylece kalmak
isterim. -Dene ozaman. -Hayır gülüm. -Ne varda kötü bir niyet yokki. -Olsun neyse sofrada ne var? -Senin için kurufasülye seversinya pişirdim. -Haniya turşu ama önemli deyildi niye
bukadar ugraştın? -Ne yaptımda sizin sofralar gibi
zengin deyil ama. -Önemli deyil be abla ben karın doyurmak
için yerim kalanı önemli deyil. -Biliyormusun abi kızını kıskanıyorum keşke
ya kızın yada kardeşin olsaydım -Zaten öylesin şüphenmi var iste ne
istersen yapayım. -Yaparsın işte seni niye bu kadar sevdigimi
biliyormusun insanın istedigi
gibi davranıyorsun. -Sen ikinci Mustafa’yı bilmiyorsun ki. -Bilirim bilirimde korkuyorum telefon açmaya kızarda beni
terkeder kaybederim diye . -Deli seni ölene dek bırakmam. -Sözmü? -Söz tabiki ezanda okunmaya başlamıştı.
Receb’de içeri girdi hoş beş ve yemek
yemeye başlamıştık. Yemekte Fransaya gidecegimi
söyledim. Hamdiye’nin rengi deyişti ve göz
yaşları yukardan aşşa süzülmeye başladı. -Gitme abi ne olur bir abim oldu, onu kaybetmek istemiyorum. -Gülüm ebedi gitmeyecem ki . Dedim ama onun beni bu kadar sevdigini
tahmin etmiyordum. -Sen gelmezsin sonra ben kime abi
diyecem kiminle dertleşecem ne
olur gitme abi. Baya baya
yalvarıyordu. -Olur gitmeyeyim odanın birini de bana aç beraber yaşayalım bari
olurmu? -Olur vallahi -Kızım ben şaka yapıyorum da el ne der. -Ne derse desinler yemin ederim ölenedek
sana bakarım çamaşırlarını yıkarım yemegini
yaparım . -Vay gülüm vay gerçekten sevdiğini biliyorum biliyormusun bende senin yanında mutlu oluyorum. -Hadi canım sende ben ne yapıyorumda
fransaya gitmiyeceksin
deyilmi? -Eh hadi hayırlısı takma kafana sil şu gözlerini gül biraz , hem sildi hemde gülümsedi
peki hastalıkla aran nasıl? -Eh işte iyiyim gelen giden yok. Çaylar geldi Teravih vaktiydi
ve ayrıldım. Sonrada arabayı satma ümidiyle galeriye gittim. Fazlaca borçlarım
vardı ve sıkıntılıydım. Arabamı satamıyor borclarımı
ödeyemiyordum. Ve de Hamdiye gibi sevdiğim dostları
sık sık ziyaret edemiyordum. Ne varki
iyice bunalıma girdiğim zaman ona gidiyor kızım yaşındaki dost arkadaş
sırdaşla dertleşiyor rahatlıyor ve sitresimi
atıyor her ikimizde memnun oluyorduk. İşte sıkıntı fazlalaşmaya başlamıştı. Ve de çok yogundu. İyice daralmıştım. Şirketten uzaklaşıb
Merama dogru gitmek istedim. Rahatlıyacagımı
düşünüyordun. Saat on bir felandı. Cuma bir
gündü. Telefonum çaldı. Açtım. -Aloo Ben Nefise
. -O oo buyur abla. Nasıl odlu da
Aradın Hayırdır. -Ne yapalım da Sen sanki aradın mı da
, bana soruyorsun. -Buyur seni dinliyorum. -Bana hayatını yaz demiştin ya, yazdım gel istersen al, hem bir
çay içeriz. Bu gün izinliyim. -Ne Hayırdır çalışıyormusun? -Size kalsaydık çalışmıyacaktım ama
iş buldum çalışıyorum. -İyi olmuş. Nasılsın ya? -Hadi gel cepten konuşuyorum, konturum bitecek. -Hemen mi? -Hemen. -Kızım bu gün Cuma. -Bugünde gitmeyiver. -Olurmu öyle şey. Cuma Müslümanların bayramı.
Hem Peygamberimizin bedduası bile var Cuma önemli. Peygamberimiz,
bile bile Cuma kılmayanın iki yakası bir araya gelmesin diyor. -Bi defa da bi şey olmaz. Hadi bitti
kontur. -Cuma’dan sonra ugrarım. -Öfff tamam. Ve kapattım. Cumayı kıldıktan sonra da Nefise gile ugradım. Kapıyı çaldım. Kapıyı
Nefise açtı. Üzerinde hiç alışık olmadıgım kot
pantolon üzerinde de kazak vardı. Başı da açıktı. -Buyurun, buyurun. Dedi. -Hayırdır Çok şıksın. -Yakışmış mı? -Da. Dedim. -Da ne demek yani biz böyle giyinemezmiyiz. -Ne diyelimde giymişsin zaten. -İçeri geç. Odaya geçtim oturdum. -Annen yok mu? -Ne o kacacakmısın olmayınca. -Hayırda. -Annem Cuma toplantısına gitti. Merak etme geleceginden
de haberi var telefonu onun yanında açtım.
İkindiden sonra da gelir. Otur baş başa biraz dertleşelim. Korkma
ban adam yemem. Çayda hazır ben getireyim. İçim bir tuhaftı. Benim burada
olmam Yanlış gibi
geldi. Sanki kaça bilsem ya da zamanı geri döndüre bilsem gelmemem gerektigini anlar ve gelmezdim diye düşündüm. İçimde Garib bir
heyecan ve korku hakim di. Elinde çay tepsisi
ile geldi. O gayet rahattı. -Seni özledim ve bugün özellikle izin aldım, evde kimsenin olmayacagı güne denk getirdim. Sen özlemedin mi? -Tamam da yalnız olmamız bana ters geliyor. -Böyle konuşma, Hala ben ne diyorum sen ne diyorsun. Yanıma yaklaştı
başını omuzlarına koydu. Hadi ama sende biraz hareket et. Elimden tuttu
ve elimi kendi boynuna doladı. Ne varda bunda. Dedi. İçim daha da tuhaf
oluyordu. Artık her şey açıktı beni baştan çıkarmak istiyordu. Mutsuzsun
işte hadi biraz mutlu olmayı dene. Azda olsa sende bende birazcık mutlu
olmayı deneyelim. Haydi biraz hareket et. Gözlerimin
içine bakıyordu. Ve ben çıkmazlarda idim. Ne, ne
demem gerektigini ne de nasıl davranacagıı
kavrayamıyordum. Hem de korkuyordum. Büyüklerimiz
boşuna dememiş. Hiç bir kadınla hiçbir erkek yalnız kalmamalı, kalırsa
Şeytan devreye girer. Şu ansa şeytan devrede idi. Elini dizimin üstünde
sürterek ileri geri yapıyordu. Bana baktı. -Yoksa beni çirkin mi buluyorsun? -Hayır abla, ama eyer benim anladıgımsa
düşündügün yanlış yapıyoruz be gülüm. Yüzünü
ekşiterek. -Halamı abla. -Evet. -Tamam çekiliyorum. Kenara çekildi. Ben aslında
. neyse boş ver. Çay dolduruyorum. Cayı doldurdu ve önüme koydu. Bak Ben fahişe de deyilim
bunu böyle bil. -Biliyorum. -Sapık ta deyilim. -Bunuda biliyorum. -Hiç bir erkegi de arzulamıyorum. Erkek
manyagı da hiç deyilim. Seni öyle yakın buldum ki kendime, bi
şeyler paylaşmak istedim, ya da yaptıklarına sanki ikramda bulunmak istedim.
Belkide hakkım olmayan ileri dönük düşündüm. Bu kadar. Çok mu yanlış davrandım.
Benim hiç bir şeye hakkım yok mu? üff ya. Sen çayını içe dur. Ve düşün
ne çıkar da bir kez günah işlesek, bi kez ikimizde
mutlu olsak. Kendin için olmasada biribirimiz için azda olsa cömert olsak. -Bak Nefise. -Sus ve düşün, Eyer benden memnun kalırsan sana yuvanı yık demiyorum bana ev açta demiyorum, ama karın gibi olurum ne istersen yaparım. bana iki oda bir ev bul çalışıyorum da kirasını da öderim, sana hiç yük olmam, istedigin an gelir istedigin kadar kalırsın. bunları düşün beraber oldugumda sana neler yapacagımı da düşün. Sonra istersen birde İmam nikahı kıyarsın. Ben kötü kadın deyilim, sonrada ne şerefinede ne namusuna leke getirmem. İzninden dısarıda çıkmam anladın mı? -Sadece şaşırdım. -Şaşırma, düşün benim niyetim bu. ben beş dakika içinde
hemen gelecegim…her şeyi düşün, inan çok güzel
olcak seni mutlu ederim... dogru dürüst evine gitmiyorsun, şantiyede büroda
yatıyorsun, sana arkadaş olurum. Sıgınacak sımsıcak bir yuvan olur tek
başına olmazsın. Benden cevab bile beklemeden o dısarı çıktı. Sırada ne vardı
acaba diye beklemeye başladım. Çay bitmişti bir bardakta ben doldurdum
hala gelmemişti. O yokken konuştuklarını düşündüm, Ama bu düşünceler anında
kabullenilmedigi gibi, gerçeklesemezdi. konuşmak gerekirdi enine boyuna
yorumlar gerektirirdi. Ya şu anki hareketi. beni korkutan da buydu. Kalktım
antreden ilerledim. Banyodan su sesi geliyordu.
Kapısıda açıktı. İçeri baktım onun sırtı dönük
ve beni görmüyordu. Çırıl cıblak banyo yapıyordu. İyice şaşırmıştım. İyide Düşünse kötüde düşünse
şu an için Hemen buradan fırsat bulub gitmeliydim.
Hızla kapıya geldim. Kapı açılmıyordu. Kilitlemiş ve kilidi ise saklamıştı.
Çaresizdim. Yerime oturdum haberim yokmuş gibi davranıyordum. İçimden
Annesi bu halde iken geliverse ne yapabilirdim. Hem
onlar bana güvenmiş yalnızken bile kabul
etmişlerdi. Onlara bu durumu nasıl anlatabilirdim. Sanki ecel teri döküyordum.
Hele hele az sonra ne ile karşılaşacagımı ve ne yapacagımı
bilememek se beni öldürüyordu. -Bana Dönmüyecekmisin? Yavaş yavaş geri döndüm, o sarılmayı bırakmıyordu. sanki sürtünerek dönmüştük. göz göze geldik, gülümsüyordu. Üzerinde sadece banyo toru vardı. Ayakları çıblak basında da havlu vardı. yüzü ise hem ıslak hemde al aldı. -Bak Nefise. Ne diyecegimi biliyormuş gibi suratı birden deyişti. -Bakıyorum söyle. -Güzel bir kızsın, sen her şeyi hakediyorsun, mutlu olmak senin tabi ki hakkın. Çok şeyde istemiyorsun. Hayatında üç kez kumar oynadın, hepsi hüsranla bitti. Ve şu an dördüncü kumarı oynamak istiyorsun, hatta kuralları da hiçe sayıyorsun. -Sana öylemi geliyor? Ben günlerce düşündüm, bu gün seninle tanışalı kac gün oldu dersin? Tam tamına yirmi dokuz gün oldu. Ben her geceli gündüzlü düşündüm. Ama anlıyorum ki senin aklına bile gelmemişim, hala buz gibisin. -Bak, bu meseleyi ciddi ciddi konuşalım. Önce üzerini giyin, ben arzuladıgım yada beraber olmayı düşündügüm birini bu şekilde, deyilde en uygun olan şekilde kabullenmek isteri. Ama her şeye ragmen de seni anlıyorum. -Bu şekilde derken, neyi kastediyorsun? -Sen beni zaavlarımla agırlamak, yada sevdigin birinin bu hareketlerle ona ikramda bulunmak gibi düşündügünü tahmin ediyorum. -Yani kötü kadınlar gibi mi? -Hayır hayır öyle demedim. Benim memnun olacagımı düşündün. -Evet. Ama memnun olmadın mı? -Senden memnun olmamak mümkünmü? Ama dogru olanı yapalım. İster istemez de bekledigi kelimeleri kullanıyordum. zıtlaşmak yerine incitmeden uzaklaşmanın yollarını aramak daha da makul gelmişti. -Şu an beni istemiyorsun, öylemi? -Önce üzerini giyin, çayımızı ısıt. Oturalım konuşalım, ben rahat deyilim. Abin yada Annen gelse bu şekilde ne deriz. -Merak etme. Tamam giyineyimde onlar gelmezler, annem daha en az iki saat sonra gelir. Daha ikindinden sonra dua ederler sırf o kırk beş dakiga sürer. bura gelmeside bir yarım saat. Vakit çok yani. -Hadi ama giyin. -Tamam. beni bıraktı. Çaydanlıgı da alarak odadan çıktı. Kanepeye oturdum bir sigara yaktım. Kapının kilitli ve anahtarın yerini bilmemem bırakıb gitme düşüncelerimi engelliyordu. Tehlike azalmıştı beni biraz rahatlattı. On dakiga içindede giyinib gelmişti. Nasılım. dedi. -Güzelsin, tamam şimdi kim gelirse gelsin. birer çay doldordu. hemen yanı başıma ilişti. bana vucudu dokunuyordu. -Şimdide gelsinlermi, böyle de görsünlermi? Sanki iki sevgili gibi oturuyordu. Çok korkaksın, biliyormusun? -Hayır, korkmakla alakası yok. Şu an bile beraberligimiz, Allah katın da uygun deyil. -Olsun, nikahı bastın mı. Tövbe ederiz. Allah af eder. Hem böyle yalnız kalmadan biribirimizi nasıl tanıyacagız da. -İkimizde Çocuk deyiliz. Öyle bir şey olsa zaten yalnız konuşmamıza annen kendi denetiminde izin verir. -Gerçekten beni Annemden istermisin? -İşte bak bunları konuşalım. Bana kızma. Ama her şeyden önce, ben evliyim. -Olsun. -Olsunda, İnsanlara ne deriz. Adam okumuş oldugu hastayı kandırmış demezler mi, ya da hoca büyü yapmış almış demezler mi? Peki öbürleri ne olacak. Şimdiye kadar idare ettinde şimdi neden derlerse ne derim. -Öyle olsa bile Dolu hastasını okuyan sonrada alan. -Allah Allah. -Hatta dost hayatı yasayan. -Bizdemi Yaşayalım yani? -Offf sen beni istemiyorsun bile. -Şu an istesem ne yapabilirimde. -Söyleyeyimmi? Sanki son ümitlerini kullanır gibiydi. ve neseside kaçmıştı. -Söyle bakalım. -Ben senin çok iyi bir insan oldugunu biliyorum. Aile hayatın yok. Huzurun hiç yok. Seni, gerçi boş da, çok seviyorum. Cisellik benim içinde o kadar önemli deyil, ama sen evli bir erkeksin ve çoktan beride beraber olamıyacagını düşündüm. Bende arzuladım ve güzel bir an yaşayalım istedim. Yani hayata da dönmeni istedim. Bende biliyorum günah. Senin kabullenecegini düşündüm. -Deli kız. -Sonrada. Boşanmazsa boşanmasın, çalışıyorum dedim kiramı bile öderim. Bana bir ev bulsun, canı sıkıldıkca büroda arabada yatacagına bana gelsin, en azından oda bende en azından yalnız olmayız biri birimizi anlarız, benide kimse rahatsız etmez, diye düşündüm. olamazmı, yani? -Olabilir, bak işte bunları konuşalım. Ama böyle bir olay gerçekleşmeden hata yapmayalım. Anındaşab diye yüzümden öptü. -Yapma. dedim. -Bu kadarda mı yasak. seviyorum seni. Sen bi tanesin. Ev bulacaksın deyilmi? -Tamam bakalım. Gözleri parlamıştı. Yaptıgım yanlıştı, Ama hem onun psikolejik ortamını bozmadan, hemde kurtulmanın yolu buydu diye düşündüm. Zamanla beni unutacagının hesabında idim. Çünkü Mutsuzda olsam bir yuvam vardı, ve çocuklarım. Aslında sık sık bir bekar evi tutmayı da düşünmüyor deyildim. Fakat bu şekilde güzel bile olsa, hatta içinde bana köle gibi olabilecek biri de olsa kabullenmem imkansızdı. Hem bunca çileden sonra her kadının başından sıcak davranıb arkasından sanki biri birinin kopyası olabilecegi düşüncesi benim içimden hiç mi hiç çıkmıyordu. Yani hiç sıcak bakmıyordum. Belkide o sadece evden kurtulmak ve özgür olmak istiyordu. Tüm olumsuz düşünceler bakış açımı görüşlerine ters düşürüyordu. -Eve bakacaksın deyilmi? -Tamam dedik ya. -Seni seviyorum. Ama Sen bi defa demedin. -Belki sevgiyi unutmuşumdur. -Ben sana hatırlatırım. Sana karın olurum, kadınlıgın en güzelini yaparım. Hiç izninden çıkmam. İnanıyorsun deyilmi? -İnanıyorum. Yine sım sıkı sarıldı. -Annen gil gelmeden ben gideyim, Bunca zaman bunlar ne yaptı diye yanlış düşünmesinler. Öyle olacagında söylemeye de yüzümüz olur. -Gene gitmeyle kaldın. -Kalk o zaman sen nebiçim kadınsın, hep böyle sarılıb duracakmısın? çay kat sana. Güldü. -Emret bitanem hemen. Dedi ve fırladı. Çayı doldurdu, birerde sigara yaktık. Şöyle bir düşündüm, ben nerdeydim ve neyapıyor neler konuşuyordum, hatta zaman zamanda kendi konturolum dan çıkmak üzere oluyordum. Vakitte geçiyor Annesinin gelme zamanı yaklaşıyordu. İkindi Ezan'ı okunmaya başladı. Bende tedirginlik dahada artmıştı. -Bak nefise, beni anla aldıgımız karar gerçekten zor, sizde kim varsa karşı gelecek. Bizimkiler karşı gelecek. Hepsini düşün. -Hepsi bana vız gelir. -İlerde beraber olmak nasib olursa bol bol zamanımız olur. Ama şimdi Ezan okunalı epey oldu. beni kırma, bana izin ver Annen beni görmesin. Hem ona geldi bir çay içtik gitti durmadı bile de. İlerisi için iyi olur. -İllaki gideceksin yani. -Tamam çok zamanımız olacak. Ne olur ben gideyim. Benim düşünceme saygılı ol. İkimiz içinde iyi olacak. Kalktık antreye çıktım. Bilmiyormuş gibi kapıya yüklendim. açılmıyacagını biliyordum. -Kilitli. Dedi. Komşular gelib rahatsız etmesin diye kitlemiştim. Tabiki deyildi. Kapı arkadan açılıyordu. Ancak anahtarı olan açabilirdi. -Aç ozaman. Dedim. Yine sım sıkı sarıldı. Beni öpmiyecekmisin. gözlerine baktım. Parmagını dudagına götürdü. Burdan. Dedi. Son kurtuluş yanagına eyildim . -Şimdilik burdan. Dedim. Memnun olmamıştı ama Kapıyı açtı. Aşagı indigim de sanki omuzlarımdan tonlarca yük inmiş gibi arabama binerek uzaklaştım. Rahatlamıştım. Şantiyeye gelene kadar olanları düşündüm. Bazan kızdım, bazan acıdım, bazanda kendimden nefret ettim. Daha henüz işçiler dagılmamıştı. İşçi Mehmet bir çay getirdi. Hem çayımı içiyor Hemde Hala bu gün yaşadıklarımın etkisinden kurtulamıyordum. Olaya birde iyi tarafından bakmak istedim. Gerçekten mutsuzdum. Böyle bir evim olsa, gerçekten dinlenib rahat edebilirmiydim. Tabiki oda agır bir sorumluluk getirecekti. Asla böyle bir beraberlik olsa onu işe göndermez ve çalıştırmazdım. Mali bir de külfet olurmuydu. Önemli deyildi, işlerim güzeldi. Ama o çok gençti, ya uyum saglayamazsam, Maddi Külfet olamazdı. Ya sırf Özgürlügü adına beraberligi kabul ederde Hayatı zindana çevirirse ne yapardım. Hayır hayır ikinci bir yıkıma dayanamazdım. Olamaz, dedim ve vaz geçmenin en güzel karar olabilecegini düşündüm.
-
|
Devam edecek