Hasan
Hüseyin ve BEN |
Mustafa ünal
Bölüm-12
| Yavaş yavaş herkes dagılmaya başlamıştı. Telefonum çaldı. -Alo. Ses Eski mahallemizin İmam'ı Arkadaşımın sesiydi. -Buyur hoca. -Akşam müsaidsen size gelecegiz. -Memnuniyyetle. Tabi buyurun gelin. biraz ordan burdan konuştuk ve telefonu kapattık. Eve yine gitmek istemiyordum. Ama misafir gelecegi düşüncesiyle gitmem zorunlu idi. Vakit biraz daha ilerlemişti. Eve geldim, odama geçtim. Kimseye bir şey söylemedim ve gecenin kabusa çevrilmesini istemiyordum. Şaşkındım kimsede bana takılmıyordu. Odamda yarım saat kadar oturmuştumki, zil çaldı. Gelecekleri bildigim için bende çıkmıştım. Eşimde çıkmıştı. Anladım ki onun da haberi vardı. Hoşbeşten sonra Misafirleri odaya aldık. Sanki kendimi kendi evimde yabancı gibi hissediyordum. Hoca sanki bir şeyler söylemek istiyor, yutkunuyor bir türlü konuya giremiyordu. Konuyu tahmin etmiştim. -Hüseyin hoca konu benmiyim. Dedim. -Valla gardaş biz seninle dostuz. Seni de severim. Yenge evde bir geçimsizlik oldugunu söyledi. Arkadaş böyle günde lazım olur diye düşündük ve burdayız. Kapı zilinin çaldıgında neden fırladıgını anlamıştım. -Sag olun. Ne istiyorlarmış. Hemen söze karıştı. -Kaç gündür eve gelmen nerdesin sen? - Sen nedenini gayet iyi biliyorsun. Zaten en büyük oyunun, evde çıngar çıkarıp, benim gitmemi saglamak, arkasından da, yakınlarıma eve gelmiyor demek en güzel oyunlarından birisi. Neden gider Hoca bir insan evden, Millet evine gelirken. Ya dostu vardır dostuna gider, ya da huzursuzlugundan. -Dostun olmadıgını nerden bilelim. Hoca söze karıştı. -Yok yenge daha neler. Böyle konuşma dost post imkansız. -Nere gidiyor ya hocam. -Şerrinden, verdigin huzursuzluktan kaçıyorum. Dostum olsa senden mi korkacam Hem Vallah'a hem Billah'a söylerim. -Sen korkarmısın canım sen kimsin de korkacaksın. -İşte hoca böyle. İftira, kendini haklı çıkarmak, ne olacaksa haklı olunca. Hoca. -Yav ilerde pişman olacagınız kelimeler kullanmayın. -Sevgili arkadaşım biz çoktan o kelimeleri kullandık. Hem fazla özele girmek istemiyorum. Ben dost hayatı yaşıyormuşum, Hatta çocugum bile varmış. Hastaya gitmem felan bahaneymiş. Daha bi ton iftira var. -Olurmu öyle şey, aklınızı başınıza alın, koca koca adamlarsınız. -Hoca bütün tanıdıkları arkadaşlarımın telefonlarını rehberden almış hepsine telefon açmış, Bizim Muhtar Osman'a felan. Yav bunun niyeti Arkadaşlara beni küçük düşürmek. Ne olacaksa kendini. haklı çıkarmak. Kardeşim Aile sırrı herkese verilmez ki. Saat gecenin on birine kadar tartışmıştık. Zaten belli bir senoryeyi uyguladıgı içinde hiç bir şey deyişmemişti. Onları ugurladık, odama çekildim. Minderin üzerine sırt üstü uzandım. Kapıyı açtı. -Yat gayri. hak ettin nasılsa. dedi. -Yahu sen Allah'tan korkmuyormusun, Yahu sen kul'dan utanmıyormusun. Benim arkadaşlarıma tek tek telefon açmaya, Aramızı düzelttilermi? Sen adam olmazsan onlar ne yapacaklar. İşte kapıda şimdi işin ne? Ben kavga olmasın diye odama geçtim. Kapıda ne işin var. -Hele dur, daha sana neler yapacam neler. -Git yav başımdan. Hiç durmadan konuşuyordu. kapıdan da gitmiyordu. çünkü bahane arıyordu. Hoca arayı bulmaya geldi o gittikten sonra beni dögdü diyecekti. Hiç durmadan kışkırtıcı sözler söylüyordu. Ona bu fırsatı vermemeliydim diye düşündüm. Artık iyice de sinirlenmiştim. O konuşuyor ama sanki ben duymuyordum. Kalktım, kenara iteledim. -Alah canını almasın, yarın Hocaya telefon aç sen gider gitmez bizimle konuşmadan dostuna gitti de. Kapıyı çarptıgım gibi arabaya atlıyarak büroya gittim. Koltuga oturdum düşünmeye başladım. Yavaş yavaş sakinleşiyordum. Ona acıdım. En az oda benim kadar mutsuzdu. Her şeye ragmen iki tarafta acı çekiyordu. Sanki çözülmesi imkansız kördügüm gibiydik. Konuşamıyor, derdimizi birbirimize anlatamıyor, çözüm bulamıyor ve ikimizde çıkmazlardaydık. Tek anladıgımsa iki ayrı dünyaların insanlarıydık. Neden? dedim. Yarabbi bizi birbirimize yazdın anlaşabilecegimiz birilerine yazmadın. Belki o senin yanında benden deyerlidir, Ama bende oda çıkmazlarda bizi dardan kurtar Yarab dedim. Duygusallaşmıştım. Göz yaşlarıma Hakim olamadım. Agladım, agladım, dua üstüne dualar ettim. Sanki yorgun düşmüştüm. Sıgınacak bir yer bir dost aradım. Aklıma Nefise geldi. Konuştuklarımızı düşündüm. Şimdi. Dedim. O dedikleri olsaydı acaba rahatlarmıydım. Bana sıgınacak liman olabilirmiydi? Sanki içim isyan etti, adeta haykırdı. ''Hayır, hayır sakın ha hata yapma. O da bir kadın Hepsi biribirinin kopyası. '' Düşündüm dogru olabilirdi. Koltukta düşünürken uyuyakalmıştım. Rüyamda köyüm Karaaga Kasabasında idim. Teyzem gilin evine gidiyorum. kapıyı çalıyorum. Hiç kimmse duymuyordu. Bagırıyorum. -Teyze, teyze diyorum yine kimse duymuyor. Kapı açılıyor. Teyzemin kayın pederinin kardeşi Fatma abla dedigimiz ve bizimde akrabamız olan, iki biklüm yaşlı bir kadın merkeble dışarı çıkıyor. zorla merkebe biniyor beni sanki hiç görmüyor. -Fatma abla, fatma abla. diyorum o bana bile bakmadan merkebi sürüb gidiyor. Şaşırıyorum. İçeri giriyorum. Sofrada yemek yiyorlar. Herkes gülüb eyleniyor. -Teyze, teyze diyorum. Hiç bana bakmıyor bile. Şaşkınlıgım dahada artuyor. En çok sevdigim teyze oglum. Keramettin'e -Keramettin. diyorum, bana bile bakmadan gülüşerek kız kardeşine şaka yapıyor. Hayret ve şaşkınlık içinde ne yapacagımı bilmeden bir ona bir diyerine laf atıyorum kimse cevab vermiyor. Şaşkınlıgım iyice artıyor. Kan ter içinde kalıyorum. Dışarı çıkıyorum. Ara boşlukta koşuşturan çocukları görüyorum. Onlara yaklaşıyorum. Teyzemin ölen Mustafa isminde bir çocugu vardı, onu tanıyorum ve yanına yaklaşınca oda bana dogru gülümseyerek yaklaşıyordu. Arkadaşlarıda geliyorlardı. Yanındakilere döndü. -Teyzemin oglu. dedi. Hepsi neşeli bir şekilde etrafımı çevirdiler. Onların duyması önce sevindirdi. Bana döndü. Abi hoş geldin. dedi. ben iyice şaşkındım. -Mustafa sen burda ne arıyorsun? -Biz zaten hep buralardaydık. -Ama ben seni hiç göremiyordum. -Göremezdin ki. -Neden? -Çünkü biz ölüyüz de ondan. -Ne şimdi bende mi ölüyüm? -Aramıza Hoş geldin, eyer izin verirlerse bol bol beraber oynarız. Şaşkındım ve hiç bir şey hatırlamıyordum. -Peki Teyzem sizi görüyormu? -Hayır biz görürüz ama onlar görmez, biz konuşuruz ama onlar duymaz. Artuk bende öldügüme inanmıştım, çünkü benide kimse duymuyor ve varlıgımın farkında deyillerdi. Daralıyor ve sıkıntı içindeydim. Aglamak istiyor aglıyamıyordum. Gözümü açtıgımda, derin bir nefes aldım yaşadıgım rüya idi. Fakat etkisinde kalmıştım. Sanki şokta idim. Neydi bu rüya, Yada ne demek istiyordu. Uyarıcı idi Ama ne demek istiyordu. Ne Yaşadıgım hayatla nede bu günkü ortamla hiç alakası yok gibi görünüyordu. Oysa Ben Mustafayı çoktan unutmuştum. Mustafaya ve tüm Ölmüş geçmiş Müslümanlara dua ettim. Uyumam imkansızdı artık.Hava da aydınlanmaya başlamıştı. Vakitse sabah namazı vaktiydi Rahatlamak ve dini görevi yerine getirmek düşüncesi ile Abdest alıb namazı kıldım. Gerçekten de rahatlamıştım. Doktorun verdigi haptan da bi tane attım. Demligi tüpün üzerine koydum ve Bilgisayarı açtım. Rast gele gezinmeye başladım. Bu da tat vermemişti ama epeyde vakit ilerlemişti. Çünkü işçiler gelmeye başlamıştı. Müşteriler gelib gitmeye başladı işler iyi idi fakat ben sıkıntılı idim. Saat ögleden sonra iki felandı. Şantiyede oturuyordum. Telefon çaldı. Bir kadın sesi idi. Önce tanıyamamıştım. Sevginin Annesi idi. -Mustafa abi. Sevgi yine rahatsızlandı. -Merak etmeyin gelirim. -Sanada mahçub oluyoruz ama, işin gücün de var. -Olsun birazdan ordayım. Sagı solu kolaçan ettim ve arabaya atladıgım gibi, Sevgi gile vardım. Kapıyı Annesi açtı. Gülümseyerek. -Abi kusura kalma, hakkını helal et. Seni yoruyoruz. -Olsun Önemli deyil, abla nerde. Antrede idik. Parmagı ile odayı göstererek. -Şu odada. Odaya girdim. Adeta baygın yatıyordu. Benim yanına geldigimin bile farkında deyildi. Elimi başına koydum. İnce, sıska, zayıf, esmer,daha henüz on yedi yaşlarında tatlımı tatlı bir kızdı. Ceylan gibi yatıyordu. Yavaşca gözlerini açtı. Gözleri iri iri zeytin tanesi gibiydi. Gözlerimin içine baktı. -Hoş geldin Abi. dedi. Onunla bir aydan fazla zamandır çalışıyorduk, iyice de samimi idik. İlişkimiz sanki baba kız ilişkisi gibiydi. Eyildim. Alnından öptüm. sanki babasının öpüşüne hasretmişte o mutlulugu tatarcacına gözlerini kapayarak mutlulugunun tadını çıkarıyordu. -Hoş bulduk ablacıgım. dedim. Oturmak istedi. Hayır hayır kımıldama, Bendenmi utanıyorsun? sen benim ikinci kızımsın. -Sagol abi. dedi. -Okul nasıl gidiyor ya dedim. -Bir günüm var ikinci gün yok öyle işte. dedi. -İmam hatib son deyilmi bu sene. -Biterse son. -Dersler nasıl . Annesi söze karıştı. -Kızımın dersleri iyi, Mustafa abide birde hasta olmasa. -Dersler iyi ise, Mür yardımcınız Mah...... varya o benimde hocamdı. Onunla konuşayım bir ben. Bu sene dersler iyi ise dışardan bile bitirme var Okulu bir yolunu bulur bitiririz. O ölgün gözleri parladı. -Sahi bitirirmiyiz. -Tabi kızım hele sen bir iyi ol, Daha seni ben evlendirecegim. zaten ben damad aramaya başladım bile. Güldü yarı ümitsiz. -Benden ne kadın olurya. Dedi. Annesi. -Ever Mustafa abi de bizde kurtulalım. -Bıktınız deyilmi benden? -Niye bıksınlarda kızım şaka yapıyor, dedim. -Yo yo bıktılar. dedi. Annesi. -Senden bıkarmıyım ben, sen benim canımsın. Öyle olurmu lafın gelişi şaka. dedi. ve bana döndü. Çay hazır, çaymı getireyim yoksa yemekmi açmısın abi. -Hayır aç deyilim, çay tamam. Annesi dısarı çıktı. Sen bir iyi ol. Ötesi kolay. Dedim. -Ben iyi olurmuyum abi. -Tabi olacaksın, Hamdiyeyi biliyorsun o bile iyi oldu seninki onun yanında neki. -İnşaallah, dedi. Bu kızı çok seviyordum. İmam Hatib'de okuması İse Dahada sevmeme etkendi. Hemde çok yumuşak huylu idi. Tedavinin gecikmesi ise benide üzüyordu. -İstersen Annen Çayı getirmeden okumaya başlıyalımmı? -Sen bilirsin abi. dedi. Elinin üzerine elimi koyub hiç bir şey konuşmadan okumaya başladım. Daha henüz yarıya gelmemiştim ki. birden oturdu ve bagırır gibi hatta çıglık atar gibi panikleyerek. Geldi geldi abi. Sarı kız geldi. dedi ve yıgılıb kaldı. Bayılmıştı. Okumaya devam ettim. Bir süre sonra tekrar gözünü açtı. Burda, burda abi. Beni dövüyor. Vuruyor. diyerek yine bayıldı. Annesi hem aglıyor hemde çayı dolduruyordu. -Ablacıgım çayı doldurma. dedim. -Tamam abi. dedi. Devam etti. Bu ne biçim bir sarı kızmış bilmem dedi. -Hepsi bitecek sabır. Dedim. Osi up uzun bir cesed gibi yatıyordu. Okumaya devam ettim. Çok geçmeden gözlerini açtı. Nasılsın? Dedim. -Gördügün gibi. Dedi. -Gülüm ablacıgım. Adını bilmiyormusun? -Bilmiyorum, abi. -Tamam önemli deyil. Annesi -Abi Gözünü açmışken çayıda doldurayımmı? -Doldur bakalım. Dedim. Çayı verdi. birde sigara yaktım. Sevgiye. Gülüm ne yapıyor bu sarı kız. -Birden geliyor, sen bu adamı niye çagırdın, o Sana bir şey yapamaz diyor. Sen gine bizimsin, o gelecek bende seni dövmeye devam edecegim. Ama giderse bi daha çagırmazsan işkencen bitecek. Diyor. -Vay Şerefsiz vay. Demin ben yoktum. O zaman niye sana bulaşıyorduya. -Bilmem. Dedi. -Peki sen İnanıyormusun ona? -Hayır. -Güzel bu kızı bu gün yakalayana kadar burdayım. -İnşaallah çabuk yakalarız. Gülerek ben. -Anlaşıldı, Benden bıktın çabuk yakalansın istiyorsun. Annesi. -Senden bıkarmı Abisi. Nezaman gelecek diye sayıklar durur, Sende onun Artık ikinci babasısın. -Yani bende öyle kabul ediyorum, niye bikayımda. Demişti. Annesi Dısarı çıktı. az sonra da kahvaltılık gibi bir şeyler getirmişti. -Sen Bi şey yememişsindir bunlardan da al abi. Dedi. Ben. -Yok yok zahmet etme tokum ben. Dedim. -Olsun bir iki al. Dedi. Sevgi'de -Abi al. -Sagol kızım Aç olsam alırım. Dedim. Çay faslı bitmişti. Sevgi'ye Dönüb. -Evet Abla. Maç'a Başlıyalımmı? -Sen bilirsin. Okumaya başladım, adeta sarhoş gibiydi, gözleri kapanıyor düşecek gibisallanıyordu. -Uzan istersen. Dedim. Hiç itirazsız uzandı. Devam ettim. Sadece nefes alıyordu. Artık gözleri kapalıydı. Esmer güzeli, minyon tibli oluşu onu dahada güzelleştiriyordu. Hele Kömür gibi gözleri ise onu dahada çekici ve sevimli yapıyordu. Onu hem okuyor hemde üzülerek seyrediyordum. Sanki bir ceseddi. Birden gözlerini açtı. -Gitti, gitti. Dedi. -Kim abla. Dedim. -O o sarı kız varya o gitti. -Bir şey söyledi mi? -Sende ekmek kalmadı, gıcık herif senin olsun. Dedi ve Kayboldu. Gelmez deyilmi, bi daha. -İnşaallah. Dedim. Yine devam ettim. Okudukça rahatladıgı belli oluyordu. -Rahatlıyorum Abi. Dedi. Yine devam ettim. Annesi. -Mustafa Abi bu Neyin nesi, Sarı kız. -Ögrenecegiz ve onu yakalayacagız. Bakalım ablayı rahatsız etmek neymiş. Ben okudukca o rahatlıyordu. Oturdu. Yüzü gülmeye başlamıştı. Okumayı bitirdim, ama tabiki iyi olmamıştı. Annesine. -En az yine üç gün ugrayıb okuyayım. dedim. Annesi. -Sanada mahçub oluyoruz. Sen nasıl istersen. dedi. ben Sevgiye. -Bana mahçub olmayın, Şerefsizler ablayı üzecekler bende sanki onlara bırakacam ha varmı öyle bi şey. Dedim. Sevgi gülümsedi. Hoşuna gitmişti. -Abi. Dedi. -Buyur abla. -Bana bunlar niye bulaştılar. İlaç deyil diyorsun, peki niye. -Bak gülüm. Belki bunları konuşmanın zamanı geldi. -Neyi. -Senin dertlerin var, ya kimseye açıklayamıyorsun, yada dayanamıyorsun. Annesi. -Var var olmaz mı? -Bence bunları konuşmalıyız. İşte sıkıntı, sitres, bunalım vycudunda enerjinin yüklenmesine sebeb oluyor. Canlılarda farklı bıyutlarda enerji vardır. Cinlerinki bizimkinden yüksek, o boyuta yaklaştınmı ve ya ulaştınmı, onların boyutunda olur ve onları görürsün. İşte sende o boyuttasın. Seni bu boyuta ulaştıran rahsız eden sorun ne ise önce onu konuşmalıyız. -Demek böyle. -Şimdi Abine seni rahatsız eden problemleri anlatacakmısın. -Anneme bakma o kadarda büyük sorunum yok. Annesi. -Mustafa abi. Sevgi benden hiç bir şeyini saklamaz. -Anneee. Sanki anlatmasını istemiyordu. Annesi. -Bu birini seviyordu. Konuşuyorlardı. -E bak seen. Yine Sevgi. -Anneeee. Annesi. - Ne olacakta abin yabancı mı? -Anlatsın anlatsın. Dedim. -Adam evli imiş. Dalga geçermiş. -İyi ya en azından Sahtekarın sahtekarlıgını örenmişsin, kızım. Sevinmelisin. -Peki fark edemedinmi. Gel beni iste deseydin. -Dedim, ha bugün ha yarın gelecekler diye geçiştiriyordu. Sonra okuldan çıktım dolmuş bekliyordum. Hastanenin önünde karısı ve çocugu ile gördüm. Karısı koluna girmişti. Beni gördü, tanımamazlıktan geldi. Ama utanmıştı. Tam yanımdan geçerlerken dikkatli bakmamdan hanımı şübhelenmiş. Evde kavga etmişler ona anlatmış. Hemde bizim evi, adımı, okuluma varana kadar anlatmış. Ben ona bulaşmışım o bana deyilmiş. Hanımı bizim eve geldi kapıda bagırarak benimle münakaşa yaptı. merdiven başında bagırdıgını herkes duydu. Binaya girerken utanıyorum. -Niye de, Şerefsizin tekiymiş. -Niye olacak abi de. kadın bana ne diyor bagırarak biliyormusun, yav Sen utanmıyormusun benim kocamı ayartmaya diyor herkes duyuyor yav. -Peki açıga çıktıktan sonra hiç görüşmediniz mi? -Görüştük. Yalvardı. Özür diledi, boşayacam,söz dedi. Kavga ettik ayrıldık. Bu işte. -Sende düşüne düşüne bu hale geldin öylemi? Peki aranızda seni rencide edecek bir ilişki oldumu? -Hayır, hayır abi. Sadece konuştuk. Hiç bir şey olmadı. -Bu iyi. Ya olsaydı. Zararın neresinden dönersen kardır. Şükret. Aklını başına al. Aslında ucuz kurtulmuşsun. Başını eydi. -Böyle işte. dedi. -Daha çocuksun, Aklını başına al. Ben yirmisekiz otuz yaşında çok bekar kız tanıyorum. Unut gitsin, Sen iyi olmana bak Okul bitsin, daha ne kısmetler çıkar ne kısmetler. annesi. -Bende diyorum da. -Dogrusu bu deyermi onun gibi biri için bu hale düşmeye. Neyse Ben kalkayım birde işler ne alemde. Yarın görüşürüz. Tamammı abla. -Vaktin varsa otursaydın. -Epey oldu ablacıgım, işte lazım. Kalktım. oda kalktı. Annesi. -Yarın aynı vakit mi gelirsin abi? -İnşaallah dedi. Ve evlerinden ayrıldım. Büroya girdigimde müşteriler beni bekliyorlarmış onlarlada istekleri dogrultusunda anlaştık. Onlar gittiler. Yorgundum. Kanepeye uzandım. Daha işçiler çalışıyorlardı. Uyumuşum uyandıgımda ise şirkette kimse kalmamıştı. Havada kararmaya başlamıştı. Akşam ezanı okunuyordu. Yine uyuyakalmışım. Yavaş yavaş kapı çalınıyordu. Şaşırdım. kalktım kapıyı açtım. İyice şaşırmıştım. Kapıdaki Nefise idi. Etrafa baktım kimsecikler yoktu. Hemen içeri aldım ve kapıyı kapadım. O hemen Kapıyı kapamamla boynuma sarılmıştı. Hem uyku sersemligi hemde onu karşımda görmem beni iyiden iyiye şaşkına çevirmişti. Daha ben konuşmadan. -Kızmadın deyil mi? Seni özledim sana geldim. Memnun olmadın mı sana gelmemi istemiyormuydun yoksa? Dedi. Saçları çeneme sürtüyordu. Çoktan beri bana eşim bile bukadar yakın olmamıştı. Nefesi içime çektigimde sanki kadın kokusu içime işlemişti. Bir an o şaşkınlık arasında sanki şeytanla yüz yüze gelmiştim. '' İşte fırsat sen çoktandır kadın görmüyorsun, bak ne güzel kokuyor ve yalnızsın kimseciklerde yok, haydi tadını çıkar'' . Diyordu sanki. Ne yapacagımı şaşırmıştım. -Hele geç şöyle otur. Biraz konuşalım. Sat kaç? Nasıl geldin? Ya ben olmasam bu saatte ne yapacaktın. -Araban varya Araban olmasaydı gidecektim. -Nasıl geldin? Niyetin ne? -Sana geldim. Hala bırakmıyordu. -Bırak hele beni şöyle otur. Geçti kanepeye oturdu. -Burdamı yatıyorsun? Beni hiç düşündünmü burda? -Nefise beni şaşırtıyorsun. Kızım bu saatte burda ne işin var. Ya benim senin yaşına yakın oglum var, ya çıksa gelse, yada benim burda kaldıgımı bilen bir sürü insan var. Arabada bak görünüyor. Burda diye kapıyı çalsalar ben ne yaparım. -Açmayıver. -Bak Nefise ben bu şekilde beraberlikler istemiyorum. İşleri zora büküyorsun, dahası bozuyorsun. Yabiz iki kişi olsaydık kapıyı o açsaydı. -Ama açmadı ve yalnızsın. -Seni götüreyim, bunları sonra konuşalım. -Ben gitmem. İyice şaşırmıştım. -Ne demek gitmem. -Bugun burda kalayım, sabah giderim. Çünkü ben anneme belki gelmem dedim. -Ne Annenindemi haberi var. -Annem burda oldugumu bilmiyorki, beni arkadaşlarımın evinde biliyor. -Ha anladım. Ama sen kız arkadaşlarıma gidiyorum dedin fakat bura geldin. -Evet gördünmü? Korkmana sebeb yok. -Bak kızım benim burda oldugumu bekçiler bile bilir. bazan kapıyı çalıb girerler. Açmazsamda başına bişeymi geldi diye kapıyı bile kırıb içeri girerler. Burda kalman olmaz. -Ozaman saat on bire kadar felan oturalım sonra beni götür. Bende arkadaşlarım getirdi der eve girerim . Şimdi gitsem daha az önce gittin ne oldu diye ahiret sorusuna tutarlar beni. -Tamam deli kız tamam. -Bu kız Herkesin deyil senin deli kızın ama bi türlü sana anlatamadım. Yanıma yaklaştı basını omuzlarıma koydu. -Gayet iyi anlıyorum. Anlıyorumda. -Eee. -Esi, senin kadar genç birinin hemde güzel birinin benim gibi kırkbeşinde birine bu kadar yakın hatta gecenin bu vaktinde bana gelmesi, Aslında hoşuma gitmiyor deyil. Tabi ki hoşuma gidiyor. Ama yolu Yöntemi bu deyil ki. -Seni Çok seviyorum, ne yapayım. Sahi ben güzelmiyim. -Allah sahibine bagışlasın, güzelsin tabi. -Sahibim sensin, bir anlıyabilsen. -Az müsade et de çay bari demleyeyim. -Beraber demleyelim. -Hayır sen otur. Misafirsinya. Kalkıp çayı tüpün üstüne koydum. o da yanıma geldi. Döner dönmez yine sarıldı. -Hadi bana beni sevdigini söyle. Biliyormusun bi defa bile söylemedin. Yavaşca geriye iteledim. -Tamam seviyorum, ama ben öyle romantizme alışık deyilim. Geç kanepeye otur. dedim. İtiraz etmeden oturdu. -Biraz konuşalım istersen. Dedim. -Tamam nasıl istersen. dedi. Sen bu kanepedemi yatıyorsun. Dedi ve sag kolunun üzerine uzandı, yönü bana karşı idi. -Başka kanepe olmadıgına göre, tabiki orda yatıyorum. -Hadi gel sene. Dedi. vaktimiz az deyerlendirelim. -Nefise. -Öf yav sadece sevişirdik biraz. Başka bir şey istemedim ki. -Sadece sevişecegiz öylemi? -Bilmem sana kalmış gerisi. Ben koltukta oturuyordum. Hadi gel yoksa ben gelirim. Şeytan tamamen onu konturolune almış benide almasına ramah kalmıştı. Zaman zaman heyecanlanıyor, zaman zaman korkuyor, zaman zamanda içimden kendimi olayların akışına bırakmak geliyordu. Bu kadar ustaca hareketler yapması onu sevmek yerine, kafamı karıştırıyor ve sogumama sebeb oluyordu. Her türlü beraberligi yaşamaya hazırdı. Hal ve hareketlerini izliyordum. Çok ustaca hareket ediyordu. Yoksa her istedigiyle beraber mi oluyordu. Bu düşüncelerse beni kendinden hem uzaklaştıruyor, hemde istek ve arzularımı öldürüyordu. Çayda kaynamaya başlamıştı. Kalktım demledim, yine yerime oturdum. bana. baktı baktı. -Hayırdır. Dedim. -Ben sana bu kadar baglandım, sen bana bir kere sevdigini söylemedin, sarıldım, sarılmak bile istemedin, hadi onuda boşver bir kere bile dudaklarımdan öpmedin. Yoksa beni sevmedigin gibi tiksiniyormusun. -Hayır öyle düşünme. -Başka bir erkek olsaydı şimdiye kadar neyse. Dedi ve sustu. -Üç evlilik geçirdin, hayatında üç deyişik erkek oldu ve mutsuzluk üstüne mutsuzluk yaşadın. Peki hiç mutlu oldugun yada olabilecegini düşündügün biri oldumu? -Evet oldu. Ama anladım ki ondanda mutlu beraberlik olamıyacagını anladım. -Ne yaptın ya bıraktınmı? -Hiç başlıyamadım ki düşünüyorum ne yapmalıyım diye çünkü o varya o beni anlıyamadı. Ben ona kendimi sundum, sanki erkek deyilmiş gibi kendini sunmayı boş ver, birde beni onun bunun malı gibi gördü. -Ne yapmayı düşünüyorsun? Belki sen de onu yanlış anlamışsındır. -Yanliş anladıgımı zannetmiyorum da. Ne yapayım sence. Anlamıştım benden bahsediyordu. Anlamamazlıktan geldim. -Yani iki kişi mi var bir ben biri de o. -Ya iki kişi var. İkisi de aynı birini al diyerine vur. İşte biri beni okuyan Mustafa. -Ya, Diyeri kim. -Oda karşımda oturuyor. İkisinide beni kasdederek konuşuyordu. Şaka olsun diye. -İyiki ben deyilim ikiside ahmakmış, Salak herifler bu kadar güzel bir kıza bu yapılırmı? -Hala yapıyor işte ne demezsin de. Dedi. Zaten çayları dolduracaktım. Kalktım yanına yaklaştım. gözleri parladı. Oturdu. Ona sarıldım. O da bana sımsıkı sarılmıştı. Göz göze geldik. Alnından öptüm. -Bak gülüm, ben de senin düşündüklerini düşünüyorum , Bu an yaptıklarımızı Allah onaylamıyor. Yolu yöntemi ne ise ona göre yapalım, eyer bir yuva kurarsak Kutsal olsun, pişman olacagımız utanacagımız hiç bir şeyimiz olmasın. Ben ileri dönük düşünmesem sana sarılmazdım bile. Eyer eylenmek ve nefsime esir olsa idim senin istedigin her şeyi yapardım. Neticede ben bir erkegim, hem de uzun zamandır kadınsız Şu halimiz bile ileri dönük düşündügümdendir. Helalım ol o zaman bak bende sana nasıl ve neler yaparım. İler de nasib olursa görürsün. -Biliyormusun, galiba senin böyle yapman sana ulaşmayı engelliyor, engelledikce de sana beni daha çok baglıyor. Belki ilk beraberlik istedigimde benimle beraber olsa idin, ya da şimdi hemen kabul ederek yatıb kalksaydın seni bu kadar sevmezdim. Oysa ben her şeye hazırdım. -Dogru olanda bu. Kalktım ve çayları doldurdum. Birini ona diyerinide masaya koyub oturdum. Biraz rahatlamıştım. en azından ortak bir noktada birleşmiştik. Çayları içtikten sonra. -Araba var burdan çıkalım biraz dolaşalım hem hava alırız hemde sohbet ederiz. Saat on bire gelincede seni bırakırım. Ne dersin? -Sen nasıl istersen. Arabaya bindik ve dolaşmaya başladık. Yine başını omuzlarıma koydu, eli ilede dizimi oksar gibi elini ileri geri sürterek gezdiriyordu. Elleri adeta dokundugu her yeri yakıyordu. Tepelere çıktık Konyayı kuş bakışı seyrettik. Saat On biri geçiyordu. -Artık götüreyimmi? Dedim. -Keşke hiç gitmesem. dedi. Rüya bitti. -Merak etme Rüya bitecek az kaldı Gerçek hayat başlıyacak. -Keşke Şimdi başlaya bilse. -Hani nerde duracaksın da ev yok bark yok. -Olacak mı? -Du a et Ve bi daha böyle yapma. Seni ikimiz için hazırlanmış kendi evinde görmek isterim. Arabayıda evlerine dogru çevirmiştim. Sustu Evlerinin köşesine kadar gelene dek hiç konuşmadı. Durdum, bana sarıldı. ve yanaklarımdan öptü öptü. Bende yanaklarından öptüm. -Beni ara olurmu? Dedi. -Hoşca kal. Ararım dedim ve yürüdüm. Büroya geldim, sanki her taraf o kokuyordu. İlk defa bende bir kadını arzuluyordum. Yanlışları bile düşünmüyordum, Kendim bıraktıgım halde sanki pişmandım. Su an burada olmasını istiyordum. Ya olsa idi demek ki bende kendime hakim olamıyacaktım. Bir taraftan da iyi ki götürdüm diyordum. Büroya gelmesini düşündükce beni korkutmaya başlamıştı. Ya her kafası estikce, ya da evde her huzursuz oldugunda çıkar çıkar gelirse onu nasıl idare edebilecektim. Her şeye ragmen yaşadıklarımız yaşamamamız gerekenlerdi. Evimi düşündüm Evde esen fırtınalar beni daha da çıkmazlara sokuyordu. Oglum gözümün önüne geldi. -Eyer markete gelirse işimize karışırsa ben bidaha markete gitmem. demişti. Bilmem ne yaparım actıgın markete de senin gibi babaya da. Büyük oglum canım gibi sevdigim ve iyi kötü günde hep beraber oldugum.Annesi ile kavga esnasında. -Yeterin be başlarım yuvanıza ne yapacaksanız yapın diye beynimin içinde Adeta haykırıyordu. Bunları sanki yeniden yaşayıyordum. Artık ikinci bir yıkımı yaşamak istemiyordum. Bu düşüncelerde ilk odaya girdigimde özlememe ragmen bunları düşündükce Nefise'nin de beraberlikdeliginin tehlikeli ve sorunlu olacagını düşünerek sanki arzularımı öldürmüş oldum. İnsanda olan huzursuzluk İnsanı haşa Allahtan, dinden ve hayattaki belli kurallardan uzaklaştırıyordu. Evinde mutlu olmıyanın hiç bir şekilde mutlu olamıyacagını düşündüm. Kanepeye uzandım, onu ve olumsuz yaşadıgım olayları düşünüyordum ki ne kadar düşündüm bilmiyorum uyuya kalmışım. Sabaha kadar kabus üstüne kabuslu rüyalar görüyordum. Uçurumun tam yarısında idim. Ne yukarı çıkabiliyor ne de Aşagı ine biliyordum. Kan ter içinde kalmıştım. Elimi nereye tutunmak istesem sanki kopup geliyordu. Aşagı çok yüksekti. Kah düşüb parçalanacagımı, kah taşlara çarparak ölecegimi düşünüyordum. Dagların sallandıgını hissettim. Ölüm korkusu iyice içime yerleşmişti. Aşagıda insanlar bir birlerini çigneyerek ordan ora koşuşturuyorlardı. Çocuklar bagırıyor, çıglık sesleri bir birine karışıyordu. -Kimse yokmu, yardım edecek. Diye bagırıyordum.Bir ses. -Kıyamet kopuyor kim kime yardım edebilir de. Diye cevab verdi. Ama yanımda kimsecikler yoktu. Aşagı kalabalık ve ben uçurumun ortasında yapa yalnızdım. Ölümü her an hissediyordum. Adeta dagların koptugunu biribirilerine çarparak parçalandıklarını seyrettim. Etrafta göz gözü görmüyor ve çıglıklar kulakları parçalıyordu. Sanki uçurumun altımdan çekildigini hissettim, boşluktaydım Karanlıktı ve bir yerlere dogru düşüyordum. Ha çarptım ha çarpacam, aşagı dogru hızla iniyordum. Kalbim durmak üzere idi. Uyanıvermiştim. Derin bir nefes aldım. Rüya oldugu için Allah'a Şükrettim. Dudaklarım kurumuş, tüm vucudum titriyordu. Bir bardak su içtim ve sigara yaktım. Etraf sakin ve sessizdi kimseciklerde yoktu. uykum tamamen kaçmıştı. Sanki içimde bir korku hakimdi. Abdest aldım bu gün kılmadıgım Namazların kazalarını kıldım. İki rekatta Allah rızası için Namaz kılıb aglıya aglıya tövbe ettim. Gündüz yaşadıklarım, geçmiş hoşuma gitmeyen ve İslama ne kadar ters yaptıklarım varsa hatırladıklarımın hepsine Tövbe ettim. Bayagı sakinleşmiştim. Yine uzandım. Uyumuşum. Yine Rüyamda yapa yalnızdım ve darda idim, Dünya büyükce bir tebsi gibi, Kenarları ise sis perdesiyle kaplıydı, daha uzaklar görünmüyordu. Ve yine yapa yalnızdım, kimsecikler yoktu ama sıkıntılı idim. Ordan oraya dolaşıyor dolaştıkcada çıldıracak gibi sıkıntıya giriyordum. Hiç bir insan yoktu. Dayanılmaz bir acı çekiyordum. Yer süt rengi idi. Siz perdesinin arasından süzülerek bir atlı geliyordu. Atı'da kendide bem beyazdı sakalı ise göbegine kadar uzundu. Yaklaştıkca yüzüde netleşiyordu. Tatlı yüzü nurlu bir zattı. Hem korktum hemde onu çok sevdim, sanki kurtarıcı gibiydi. Önüme kadar geldi. hiç konuşmadı. Atın yularından tuttum. Aşagı indi, Elini öpmek istedim. Tamam tamam der gibi geçiştirdi. Ben Atı tutarken o yürüdü. Elinde tebeşire benzer bir şey vardı. Sisin başladıgı yerden öbür başakadar çizgiler çiziyordu. Dikkatle onu izliyordum. Şaşırmıştım. önce çizdikleri bembeyazdı. cizgiler cogaldıkca içinde siyah çizgilerde vardı. Ortadakiçizgilerde ise siyah daha çok hakimken sonlardaki çizgilerde beyaz hakim oluyor, son çizgilerse hepden baştaki gibi beyazlaşıyordu. Oçizgileri çizerken siyahlarda sıkıntım artıyor beyazları çizerkende sıkıntılarım azalıyordu. İşlemi bitirince yanıma geldi. Tam önümdeki çizgiyi eliyle gösterdi. -Bu varya bu çizgi bu anın. dedi başka hiç bir şey konuşmadan Atına atladıgı gibi sis perdesinin içine girerek kayboldu. Bende uyanıvermiştim. Yine uykum kaçmıştı. Artık uyumak istemiyordum. Kabuslar görmem cizgilerin çizilmesi, bana bir şeyler söylenmek isteniyor ve uyarılıyordum. Arabaya bindim ve şehrin içinde rast gele dolaşmaya başladım. Hertaraf sakin ve sessizdi. Sadece çöpleri temizleyen çöpcülerden ve bir kaç sehir halinde arabalardan başka kimsecikler yoktu. Gecenin bu saatinde tırafigin yogun oldugu şehir sanki hayalet şehir gibiydi. Kararsız ve rast gele dolaşıyordum. Ankara yolundaydım ve kayacıga yakındım. Orda ise Muhammed el konyevi diye bir zat vardı ve dergahı vardı. Orayı seyrettim. Ne Mübarek zattı, iyice kafam karıştımı ona gider duasını alır rahatlardım. Fakat şimdi gecenin bir yarısı ona ulaşmam imkansızdı. Dergahı seyrettim seyrettim ve geri döndüm. Ama dergah sanki evim gibiydi, dönünce içim burkulmuştu. Konya'ya yaklaştıgımda arkamdan Ambulansın geldigini fark ettim. hemde iki taneydi kulakları yırtarcasına siren çalarak hızla yaklaşıb beni geçtiler. İçimden onları takib etmek geldi ve bende hızla peşlerine takıldım. Onlar acil servisin önüne girdiler bende arabayı yola koyarak koşar adımlarla yaklaştım. Hastanede bir koşuşturmaca vardı. bende yaklaştım. Yardım ettim. Dört kişi idiler. Her tarafları kan içinde kimi bagırıyor kimi iniliyordu. Doktorlar koşuşturuyorlardı. Ambulanslar boşalır boşalmaz tekrar siren sesleri ile etrafı sese bogarak uzaklaştılar. Çok geçmeden başka bir ambulans daha geldi. Aynı yerden geliyordu. Ondada iki kişiydi Ama biri hareketsizdi. Yanındaki saglıkcı. -Bunu Kaybettik önce bunu alın dedi. O ölmüştü. Ona baktım baktım daha gencecikti ayagında ayakkabısı bile yoktu gömlegi kan içinde idi ve hiç bir şeyden habersizdi. Dayanamadım. Arabama bindim ve uzaklaştım. Kendime baktım, baktım. Utandım. Sabah Ezan'ı okunmaya başlamıştı. Hacı veis zade camiside zaten Hastaneye yakındı. Abdest alıb Camiye girdim. Oturub cemaati bekliyorduk. Arka arkaya Ambulans sesleri geliyordu. Demekki büyük bir kaza olmuştu. Namaza başlıyana kadar kendi kendime kızmıştım. Kendimden nefret ediyordum. Nasıl olurda tek başına Nefiseyi Kabul etmiştim. Kabul etmeyide boş ver Onu istemiş evine bıraktıgıma pişman olmuştum. Ne kadar basit ve Düşük oldugumu gördüm. Allah'a bile karşı gelmiştim. Düşündükce kendimden igreniyordum. Herkes Namaz'a başlayınca duygular dagıldı. Dışarı çıktım. Yolumun üzerinde sabahcı çorbacı vardı oraya girdim. Birkaç masa dolu idi. Birisinde Açıkca tabir edecegimiz bir bayan üç tanede erkek vardı. Neşeli bir şey konuşuyorlardı ki galiba biri bir şey dedigi zaman hem kadın hem de diyerleri kahkaha atarak gülüyorlardı. Diyer masadakilerde onlara bakıyorlardı. Sanki hepside kadını ayarlamak istergibi her sözü ona anlatır gibiydiler. O da Halinden memnun onların davranışlarından hoşlanıyor adeta sırf onları deyil diyer müşterileri bile sanki kışkırtıyordu. Belli idiki hayat kadınıydı. Artık güneş dogmuştu. Yemegimi yedim ve hesabını ödeyerek Büroya dogru yol almaya başladım. Düşündüm bir gecede neler yaşamıştım, Ama bunun gibi ne geceler yaşıyordu insanlar. Gülenler, eylenenler, ölenler, acı çekenler neler neler vardı. Çaydanlıgı tüpün üzerine koydum. Koltuguma oturdum. Çalışanlar gelmeye başlamıştı. Yorgun ve bitkindim. İşci mehmet geldi. -Selamun Aleyküm, nasılsın abi. dedi. -Aleyküm selam. İyiyim Çay kaynadı galiba bak demleyiver. Dedim. -Tamam Abi. Dedi ve Demledi. Bir şey istiyormusun? Dedi. -Hayır işinize bakın.Dedim. ve dısarı çıktı. Kafam karma karışıktı. Saat on bire yaklaşmıştı. Doktorun verdigi haptan bir tane attım. Çay sigara iyice zehirlenmiştim. Kapının önüne bir araba durdu. İçinden On yedi yaşlarında bir kız çocugu birde elli elli beşyaşlarında dolgun ve esmer biri indi. Dışarı çıktım. -Buyurun, dedim. -Mustafa beylemi görüşüyorum. dedi. -Evet benim. dedim ve büroya dogru yürüdü. Tokalaşarak içeri aldım. Masama geçtim. Buyurun, dedim. -Biz Ankaradan geliyoruz. Kızım biraz rahatsız, sizi tavsiye ettiler. -Kim dedim. -Bu Arkadaş Ilgın meslek okulunda Ögretmen yegenine bakmışınız. -Evet Evet bildim. -Çok selamı var. -Aleyküm selam. Kızımızın neyi var. -Kızım Ankarada okuyor, oda arkadaşları ile beraber oldu olalı sorunları arttı. Kıza döndüm. -Ablacıgım Başın da agrı oluyormu? -Evet Hocam. Dedi. -Gögsünde sıkıntı varmı. -Var. -Peki bu arkadaşlarınla akşamları ders haricinde ne yapıyorsunuz. -Şimdi hocam birisi zaten cinleri görüyor. Akşamları onları çagırıyor sohbet ediyoruz. -Sen görüyormusun? -Hayır Fakat Gören kız varya, o sana aşık oldu birisi diyor. Bende sanki önüme cıkıverecekmiş gibi korkuyorum. -Sık mı çagırıyorsunuz? -Hemen hemene ben olmasamda her gün çagırıyorlar. Adama döndüm. -Sorun bu kızında korkuyor, onların istedikleride bu. Önce kızını onların yanından almalısın kızın iyi olur. -Hocam zaten beraber deyiller aldım. -İyi. En az üç gün okunmalı. -Tamam okunsun. Kalma işinide büyük bir zat var Kayacıkta orda kalırsınız. Evliyadır onun da duasını almış olursunuz. -İyi olur. Hocam. -Ozaman Okumaya başlıyalım. Fazla tepki olmadı ama zaman zaman sıkıştı. Okumayı bitirdim. Adresi tarif ettim. Onlar oraya gittiler. Benimde Sevgi gile de gitme vaktim gelmişti. Arabama bindim ve Sevgi gile gittim. Nefis arslan gibidir. Kükrediginde avını ya yakalar ya da yorulunca, bırakır. Ramazan yaklaşmıştı bu günse Sevgiyi üç günlük okumamın üçüncü günüydü. Evlerine vardıgımda kapıyı annesi açmıştı. Her zamanki gülümsemesi ile. -Hoş geldin abi. -Hoş bulduk. -Buyur içeri. -Abla nasıl? Dedim. -Dünden iyi. İçeriyede girmiştik. O ise kanepenin üzerinde uzanmış yatıyordu. Gülümseyerek. -Abi Hoş geldin. Dedi. -Hoş bulduk da sen nebiçim kızsın beni böyle yataktamı karşılıyacaksın? Güldü. -Kaldıramadın demekki İnşaallah yarında ayakta karşılarım. -Anlaşıldı anlaşıldı bir evin bir kızı olmak bu demekki. Diye şaka yaptım. -Ya ne demezsin diye gülümsüyerek cevab verdi. ve devam etti. Abi benim bir teyzem var istanbulda oda çok kötü hasta onu getirsek bakabilirmisin? -Ne demezsin abla emrederde biz hayır diye bilirmiyiz. Anneside kabul etmeme sevinmiş kıramayacagım içinde sevgiye söyletmiş olacakki halinden çok memnun olmuş görünüyordu. Annesi. -Sahi abi oda çok kötü. -Haber verin gelsin bakalım. Annesi. -Sagol abi Allah sizden razı olsun. Sevgiye döndüm. -Hadi bakalım abla başlıyalımmı? -Sen bilirsin abi. Oturdu elini yastıga koydu bende okumaya başladım. Gözleri parlıyor yüzü gülüyordu gayet iyi idi. Okuma bitmiş anneside çayları getirmişti. Çayları içerken telefon çaldı. Ses nefisenin sesi idi. -Alo bildinmi? -Bildim bilmez olurmuyum. -Aramıyorsun artık deyilmi. -İş güç bu günlerde yogun. -Yalan söylüyorsun, sanki iştemisin de. -Bak şu an müsaid deyilim sonra ben ararım. -Aramazsın. -Kapatmak zorundayım. -Kapatma. -Kapatmak zorundayım. Dedim ve kapadım. Sevgi ve annesi pür dikkat dinlemişlerdi. Sevgi. -Yengemi? dedi. -Hayır eski bir hastam. Hemde hayranım. güldü. -Ne istiyorda. -Hiç kuru lakırtı. E çayda bittigine göre ben izin isteyeyim. Annesi. -Abi gelince kardeşim seni ararız ve gelirsin deyilmi? -Tabi tabi merak etmeyin. Bana müsade. Kalktım. Allah'a ısmarladık abla . Dedim. -Otursaydın abi. Dedi. -Gidelim be abla iş güç. Bir taraftanda kapıya dogru yürüdüm. -Güle güle abi dediler ve ayrıldım. Arabama binib evden baya uzaklaştım, kenara çekib park yaptıktan sonrada telefonu alıp Nefise'yi aradım. Aloo -Alo Maşallah arayabildin yani. -Bak kızım sen galiba benim ne dedigimi yada ne yapılması gerektigini yanlış anlamışsın. Konuştuklarımıza da dikkat etmiyorsun, ben müsaid deyilim diyorum sense habire konuşmak istiyorsun. -Arayamazmıyım yani. -Yerinde ve zamanında. -Ne yani. -Nesi mesi yok kızım ya beklersin iyice düşünürsün yada. -Yada ne? -Yada böyle vara yoga benim uygun olmayan yerlerde zorda korsan ve devam edersen biter. -Biter mi? -Evet biter. Bi ara sustu, bunu fırsat bilib bende telefonu kapadım. Yine telefon çaldı. Ankaralılardı. -Hocam biz geldik bürodayız. -Tamam on dakikaya oradayım. ve telefonu kapadım. Büroya geldigim de hastanın iyiye gittigini görmek beni mutlu etmişti. Tekrar okudum. ertesi sabah erken okuyub onları erkenden göndermeyi düşünerek ayrıldık. Sabahleyin erken geldiler. Okuyarak gönderdim. Akşam olmuştu. Hiç okumam gereken hastamda yoktu.Ne olursa olsun bu gün eve gitmek istemiştim. Çünkü genel ihtiyaclarım vardı ve gidermeliydim. Eve geldigimde ise ne varlıgım nede ihtiyaclarımın giderilmesi onu hiç ilgilendirmiyordu. Sadece salonda yada antrede karşılaştıgımızda ters ters bakıyor bi şeyler mırıldanarak odasına giriyordu. Odamda idim. Kapı açıldı. O idi bana kinli kinli baktı. -İyimisin böyle. Dedi. -İyiyim tabi, iyi olmaz olurmuyum. Hoca geldi evimizdeki düzensizligi giderdi. Bak mutluyuz işte. -Sen varya sen Ne diyeceksin bakalım Allah'ın huzurunda. -Ben ha Allah'ın huzurunda ne diyecegim. O Allah ki her attıgımız adımdan haberi var, eyer ben yanlış yapıyorsam o ne yaparsa ben razıyım. Eve gelmiyorsun diyorsun, zaten gelmemi istemiyorsun onu silah olarak kullanıyorsun. İşte geldim hal ve hareketlerine bak.Zaten sorunu çözmüyorsun sorun oluyorsun. -Ne sorunu çözecemde. Tabi ben sorunum. Etrafında dolu. -Evet işte sen bu sun. Ha zaman zaman düşünmüyor da deyilim. Eyer sen böyle devam edersen bu yuvayı kurtarmak için çaba göstermez isen hem vallahi hemde billahi kafama uygun birini bulursam Evlenirim. Alay eder gibi. -Aman aman bulda boyunun ölçüsünü al. Ulan seni benden başka kim çekerde, bul Al. -Demek beni çekiyorsun ha. -Çekmiyorumda ne yapıyorum. -Sen iyi biliyorsun yaptıgını. Yeter hem şu başımdan git. -Ne yapacaksında gitmesem dövermisin. Utan utan boyun kadar çocukların var. -Ne yapıyorum da utanacagım.Hırsızlık mı yapıyorum, Namussuzluk mu yapıyorum, Niye utanayım. Yoksa ihtiyaclarınızımı karşılamıyorum? -Sen iyi bilirsin. -Neyi yahu git başımdan dogru dürüst konuşulmazki: Git şu başımdan git hele yahu. git. Yav sen düzgün bir insan olsan bu yuvayı kurtarmak istesen, Eve geldimmi? geldim. İnsan bir sorar açmısın? -Zıkkımın kökünü ye. -Olur yiyelim. -Gittigin hastaların varya, hani şu zillilerin onlar doyursun. Ekmek vermiyorlar mı? -Al al onların da günahlarını al. Vermiyorlar. neyse sonra birde çay hazırlarsın, sonrada bu yuvayı kibar kibar nasıl kurtarırız onu tartışırız. -Hani len yuva yuva kaldımıda tartışacagız. -Yokmu? madem yok ne halt etmeye çene döküyorsunya. -Bana bak bana. -Söyle bakıyorum. -Seni bu evde kimse istemiyor. -Kim istemiyor. -Hem Vallah'i kızında istemiyor ogullarında. -Niye bana söylemiyorlar. -Şerinden korkuyorlardır. -Def olub gitsede kurtulsak diyorlar. -Desene hepten gitsem bayram yapacaksınız. -Nerde o günler. -Sabret gelir bakalım böyle devam ederseniz. -İnşaallah. İçime bir ateş düşmüştü. Gerçekten istemiyorlarmıydı. Büyük oglumun bir münakaşada iyice sinirlenibde bana titreyerek adeta çıglık atarcasına bagırarak '' Yeterin be olmuyorsa ayrılın be, Bırakın Baba yav '' diyerek haykırışı kulaklarımda çınladı. -Tamam o zaman madem ki beni kimse istemiyor bitsin bu iş. -Bitsin. -O Zaman bari gideyimde rahat edin. -Daha yol defol git. Vurmamak için kendimi zor tutuyordum. Ayaga kalktım bana yol verdi. Zafer kazanmış Arslan gibi idi. Çocuklarda evde yoktu. Ona sevinmiştim. Büroya geldim. Koltuga oturdum. Düşünmeye başladım. Şöyle evliligin başlangıcından bu güne kadar kendimce kendimi yargılamak istedim. Ne yaptım da bu halde idik. Suçlumu idim. Ömrüm karınca kaderince çalışmakla geçmişti. Eşinden dostundan ve yakınların dan bir lira bile ödünç almamıştım vede kimseye muhtaç etmemiştim. Daha yirmi günlükken bizde ilaç büyü var diye hoca hoca gezmeye başlamıştık. Oysa sebebi belli idi. bana daha o ilk günlerde '' babamın parası için evlendin '' demişti. ve ben yuvayı yıkmamak için kendimi zor tutuyordum. Arada birde '' beni kimler istemedi ki ama ben seni seçtim '' Sanki benim için ikramiye imiş gibi teleffuzları beni hepten sogutuyordu. Her şeye ragmen mutlu olurmuyuz ümidi ile yaptıgım evi bile beraber tapu çıkartmıştım.Ama zaten onun hakkı imiş gibi hiç de bir etkisi olmamıştı. Hep onu mutlu etmek için her halukarda cömert davranmama ragmen hiçde etkisi olmadıgı gibi dünyanın en iyi insanı o imişde en kötü insanı benmişimde benim kahrımı çekiyor ve idare ediyormuş gibi davranıyordu. Dini ve araştırma kitablarını okumayı çok severdim. Hatta gözlerimi kitab okumakla kaybettim. Bana '' tamam canım alim olacak'' derdi ve sinirimi bozardı. Kahve, oyun,eylence ve de gece hayatım hiç yoktu. Sigaradan başka da kötü alışkanlıgım yoktu. Ama alemin ters ve kötü insanı bendim. Düşünüyor düşünüyor kendi hayatım da Aile düzenini sarsacak hiç bir şey bulamıyordum. .Gözlerimi açtım. Hayretki ne hayret Kapu Camisinin ikinci katında oldugumu fark ettim. Öyle olaylara kendimi kaptırmışımki: Ve de öyle dalmışım ki: nerde oldugumu bile unutmuş, sanki hayal içinde hayal zaman içinde zamanı yaşıyordum. Ögle vakti ikinci kata çıkmış düşünmeye ya da kendimi Allah'ın evinde hesablaşmaya zorlamıştım. Saatler geçmiş ögle vakti geçmiş ikindi yaklaşmış farkına bile varamamışım. Oysaki bu hayal aleminde yaşadıklarım beş altı sene önce gerçekleşen olaylardı. Kendimi toparladım kalkıb abdest aldım ögle namazını kılıb ikindiyi kılmak için beklemeye başladım. Acaba Nefise Ve de diyer hastalar nasıllardır diye merak ettim. En azından evlenmiştir diye düşündüm. Sanki olayları az önce yasamış gibiydim. Ve Dua ettim mutlu olmaları için. İkindi Ezanı okunmaya başlamıştı. Aşagı indim Namazı cemaatle kıldım. Yine caddelerde anlamsız anlamsız dolaşmaya başladım. Sanki kafayı bozmak üzere idim. Yine Aksam olmuş ben işsiz ve meteliksizdim. Evde bunca acılı yasantıya ragmen beni mutlu eden gülümseyerek karşılayan eşim karşıladı. Allah ondan razi olsun. Biraz sohbet ettik hazırladıgı yemegi yedik ve ben odama geçtim. Az sonrada çay gelmişti. İzin isteyib ayrıldı. Bilgisayarı karıştırmaya başladım. Bir taraftanda çay içiyordum. Hasan Hüseyinide Arzulamıştım. Daha düşünürken Kapı çalındı. -Girin. Dedim. Kapı açıldı. Gelen Hasan Hüseyindi. -Esselamun Aleyküm. Abi. Gülümsüyordu. -Ve Aleyküm selam. Hoş geldin. -Hoş bulduk. İyi görünmüyorsun, gene sıkıntıdamısın yoksa. -Hiç gidiyormuda. -Neyse en azından yenge iyi bakıyor gene çay hazır. -Allah razi olsun bu kötü günlerimde en büyük destek, o olmasa idi ne yapardım bilmem. -Allah razi olsun. -Olsun tabi be Hasan Hüseyin. -Nedir gene bu kadar seni üzen. -Boş ver hele birer çay içelim. Anlatırım. -Tamam abi hem içelim hemde anlat. Birer çay koydum ve içmeye başladık. -Biliyormusun hani sen kapa gözlerini her deyişinde geçmişten güzel yada acı olayları yaşıyoruz ya. -Evet Abi. -Bugün Kapu camisine gittim. Öyle vakti idi. Orda kıldıgım namazlarda huzur buluyorum. -Nasıl yani. -Selimiye, Aziziye, Şerafettin camisi yok Aladdin camisi, bunlar padişahların hazineden yaptırdıkları camiler. ya, buralar da inanırmısın huzurla kılamıyorum. Ama Kapu camisi varya halkın bir lira, bir lira toplama parası ile yapılmış, bir de bir rivayete göre bu camide her vakitte bir evliya cemaatin arasında hazır bulunurmuş. belkide bu benim için bu caminin deyerini yüksek tutuyor da ondan huzur duyuyorum dur diye düşünüyorum. -Olabilir abi. -Bugün öyle vakti yakındı, huzurlu bir şekilde gerek nefsimle gerek geçmişimle hesablaşmak istedim. İkinci kata çıktım. Gözlerimi kapadım, öyle dalmışım ki: sanki senin yaptıgındaki yasadıgım gibi seneleri sanki yasadım. Öyle vakti geçmiş ikindi yaklaşmış farkında bile deyilim. Uyudummu daldımmı rüyamı idi bilmiyorum ama hersey gerçek gibi idi. Gözlerimi açtıgımda bir an sanki kendime gelemedim geçmişin içinde oldugumu sandım. Alım başıma geldiginde ise bu kadar sıkıntılı oldugum halde şükrettim. -Bayagı yol aldın artık kendi kendinide zaman içinde zamanı yasatmaya başladın. -Nasıl yani. -Şaka abi şaka. Ama çok iyi konsantire olmuşun. Şükretmene sevindim. -Nasıl şükretmessin o kötü günler bir daha gelmez insaallah. -İnsaallah. -İşin içinden çıkamıyorum. -Allah yardımcın olsun. -Kafa hep çıkmazlarda ve kötü olaylarda, bu günleri unutturacak güzel bir ortamı yasamak isterdim. -Mesela. -Bilmem. -Bakalım ne olabilir. Gözlerini kapadı sanki düşünüyordu. Sonra gülümsedi. Tamam buldum dedi. -Dur birer çay daha içelim. Doldurdum birini onun önüne diyerini kendi önüme koydum. Neyi buldun? -Acele etme yasayacaksın. -Tamam çaydan sonra. Caylarımızı içtik. -Kapa gözlerini abi dedi. İtirazsız kapadım. İşkalaman semtindeki kiraladıgım evin balkonunda oturuyorum. Balkondayım eşim ve çocugumla beraber çay içiyoruz. Telefonum çalıyor. Tanıdık bir ses. Firenci Mehmet abi. -Aloo Selamun Aleyküm. Nasılsın yav iyimisin Ben Mehmet. -Bidim, bildim. İyiyim sen nasılsın? -Şükür iyiyim. Müsaidmisin bir görüşşek. -Hayırdır hastamı var. Sizin mi? -Hayır hayır bizimki şükür iyi. -Önemli deyil buyurun gelin. -Tamam on dakikaya kadar ordayız. -Tamam buyurun gelin. Telefonu kapadım onlarda hakikaten on dakika içinde geldiler. Telefonu çaldırıb kapayınca bende aşagı indim. Hoş besten sonra yukarı davet ettim. Yanındaki kişiyi göstererek. -Bu dünürün Oglunun Amcası olur. dedi. -Nişanlandıgını biliyorum ama Arkadaşı tanımıyorum. tanışmış olduk . Dedim. İyi ve sevimli birine benziyordu. Söze karıştı. -Yukarı çıkmayalım bizde hem konuşur tanışır hem de bizim bir hastamız var ona bakarız. -Pek ala siz bilirsiniz. Dedim ve Arabalarına binerek onların evlerine vardık. Çok güzel karşılandık. Hemen çay geldi. Çay içerken. -Hasta benim yegenim olur. -Çayları içelim bakalım. Dedim.Ama herkes ben onlara nasıl tanıtılmışsam meraklı bakışlarla sıcak ve samimi bir ortam olmasına ragmen dikkatli bir şekilde izleniyordum. Hiçde gözden kaçmıyordu. Tanımasalarda bana olan güvenleri hal ve hareketlerinden belli oluyordu. Ortam benim içinde sıcak ve hoş bir havada idi. Çaylarımızı içtikten sonra. Hastaya bakabiliriz. Dedim.
|
Devam edecek