Hasan
Hüseyin ve BEN |
Mustafa ünal
Bölüm-2
-Kapa gözlerini. Gözlerimi kapadım. Evdeydim annem salonda ekmek yapıyordu. Bense odadaydım o her zamanki tatlı, incitmiyen şefkat kokon sesiyle beni çagırıyordu. -Oglum salon’a gelsene bak ekmek yapıyorum. Börek içi felan hazırladım börek yapayımda yapayımda karnını bi güzel doyur. Hadi gel. -Tamam ana geliyorum ama inan aç deyilim. -Hele gel. -Geliyorum. Dışarı çıktım salonda tandırın başında ekmek yapmakla meşguldü. Benim uyandıgımı fark edince hemen börek yapmaya başlamış. Çok geçmeden önüme sıcak burcu burcu kokan böregi attı ve. -Hadi guzum tere yagıyla yaglada bi yiyiver. İştahsız oldugum halde sıcak sıcak çok güzel gitmişti iki adet börek yemiştim. Annem. -Bi daha istermisin yavrum. Dedi. Bense. -Hayır ana genede iyi yedim. Bi taraftan da yeni börekler hazırlıyordu. Bana. -Oglum bahçeyi bırakıverdin dallarını felan kırarlar sa baban kızar. O tarafa bi git biraz dur sonra gine gez. Birazda yiyecek azık hazırlıyayım orda iyi gider. -Olur ana. Hazırladıgı azıgı da aldım ve bahçenin yolunu tuttum. Biraz dolaştım. Deredeki akan suyu kavak agaçları sulanması için bent yaparak çevirdim. Bent biraz derindi havada sıcaktı. Bu serinligin tadını çıkarmak için bol bol yüzdüm. Yorulmuş olacam ki sudan çıkıbta Meyva agaçlarının yanına geldigimde sanki yorgunkuk gibi vucudumu agırlık basmıştı. Elma agacının altına uzandıgımda uyuya kalmıştım. Kendimi mutlu bir rüyanın içinde buldum. Gögsümde ki bir basınçla uyandım. Daha evvel bahçede konuştugum kız ayagıyla gögsüme basmakta oldugunu görünce , rüyamın bozuldugu için önce üzüldüm sonrada bozuntuya vermeden vaktin güzelleşmesi için gülümseyerek . Ona baktım oda gülümsüyordu ortamı güzelleştirmek kısa da olsa güzel vakit geçirmek istedim. -Rüya görüyordum. Biliyormusun rüyanın içine ettin. -Ha rüyan benden önemliyse ben gideyim. -Olurmu öyleşey kız zaten rüyamda seninleydim. Diye yalan söyledim. -Ee rüyanda ne yapıyordun? -Ne yapmamı isterdin? En azından gerçekte yapamadıklarını. -Bilmem , deli sende. -Deliysem sen delirttin beni. Dedim. -Ne yaptımda dedi. -Rüyamda bile sendin. -Yalaaan. dedi. Elinden tuttum. -Valla gelenler var bırak beni dedi. Bıraktım. O yoncaların arasından eyilerek kendi tarlalarına giderken bende yoncaların içine uzanarak gelenler geçib gidene kadar gizlendim. Sonrada kalkıb çadırın içine girerek uzandım. Ve düşünmeye başladım. Ne yanlışlar, ne de töreler, umurumda bile deyildi. Yerimde duramıyordum. Yaptıgım hataydı. Kalktım gezinmeye ona yaklaşabilecegim kadar yaklaştım. Benim yaklaştıgımı görünce eliyle işaret ederek geriyi gösterdi gelenler vardı. Yine onlar görmesin diye agacın altına uzandım. Gelenlerin gidib gitmediklerine bakarken yoncaların hareket ettigini ve hareket edenin bana dogru yaklaştıgını fark ettim. Dikkatlice otarafı izlemeye başladım. Evet evet bir yılan bana dogru yaklaşıyordu. Hava sıcaktı ve onu sersem etmişti. Hızlı hareket edemiyordu. Kuyrugundan yakaladım. Elimi yukarı kaldırdım. Baş aşagı gelince şittetlice salladım ve silktim. Kaburgaları incimiş olacak ki hareketsiz kaldı. Bu arada da etraftaki insanlarda uzaklaşmıştı. Kıza. Yılanı göstermeden. -Gel kimse yok. Dedim. -Gelmem dedi. Sen yaramazlık yapıyorsun, her şeyi oldu bittiye getireceksin. Ama o yılanı görmüyordu. -Hayır, korkma sen istemezsen ben bir şey yapmam, merak etme. -Söz mü? -Hadi gel söz. Etrafa baktı gerçekten kimsecikler yoktu. -Söz ama. -Söz dedim ya. Yanıma yaklaşırken elimdeki yılanı gördü. -Ay ah one? Korkmuyormusun? ben gelmem. Yüzünün rengi deyişmişti. Gelmek istemiyordu. -Korkma kızım yav, baygın ölü gibi baksana. İp varmı? -Ne yapacaksın da ipi. -Varsa ver onu baglıyacagım. -Yılanı mı baglayacaksın ? bir taraftan da şaşkın şaşkın yılana bakıyordu. Dur o zaman. Dedi. Heybeye dogru gitti. İçinden bir şeyler çıkardı ve biraz da ip kopararak yaklaştı. Ben gelmem yanına. Dedi. -Korkma kızım zaten ölü gibi. -Olsun ben korkarım, yav sen manyakmısın? Ya seni soksaydı. -İyi ya benden kurtulurdun. -Niye kurtulayımda. -Diyorsun ya. -Neee. Diye uzattı. -Sen yaramazlık yapıyorsun, her şeyi oldu bittiye getireceksin. -Ne yaptım da. -Ama öyle yaptın. -Sanki sen istemedin deyil mi ? -O kadar deyildi. Ama. -Neyse hele ipi ver. -Ben şura koyayım kendin al. İpi koydu ve geri çekildi. Gidib ipi aldım ve bende bahçeye geri girdim. İple yılanı bogazından bagladıktan sonra diyer ocunu da çadırın yanındaki agaca bagladım. Uzanarakta dinlenmeye başladım. Çok geçmedende komşu kızı eve gitmek için hazırlanmıştı. Onu hem seyrediyor hemde izliyordum. Gitme vakti gelmişti. Bana yaklaştı. -Daha gitmeyecekmisin? Dedi. -Hayır biraz daha duracagım. -Ne zamana kadar. -Geceye kadar. -Korkmuyormusun burada yalnız. -Hayır niye korkayım da. Hemen giderim ama varmısın beraber gitmeye. -Keşke beraber gidebilsek idik. -Neden olmasın beraber gidelim.. -Hıı beraber gidelimde hem yaramazlık yap, hem de benim adım çıksın. -Neyse belki zamanı gelirde beraberde gideriz.. -İnşaallah ben gidecegim de. bana dogru yaklaşmıştı. -Gelsene çadıra. -Delisin sen, gören olsa ne der. -Kimse görmez. -Olmaaaz hadi hoşça kal. -Güle güle. -Gene görüşürüz. -Meyve felan al yiyerek gidersin. -Gelincik ten alırım. -Tamam güle güle. Ve bir iki elma kopardı merkebe binerek uzaklaştı. O giderken düşündüm. Bu dayanılmaz istek neydi. Çünkü evlilik gibi düşünceyi kabullenemiyordum. Esas sevdigimi düşündügümde onunla cinsellik aklımdan bile geçmiyordu. O sanki kutsal bir abideydi. Ama bu kız her haliyle cinsellik çagrıştırıyor ve onunla beraber olmak için içimde dayanılmaz bir istek oluşuyordu. Galiba bu olsa olsa gençlik heyecanıydı. Yada ilk heyecanlar dı diye düşündüm. Yılana yaklaştım. Hala ölü gibi yatıyordu. Elime aldım oynamaya başladım. Yavaş yavaş hareketlendi. Ayagımda yün çorab vardı. Azgını her açısında yün corabın kenarını azgına veriyordum o ise ısırıyordu. Her ısırdıgında bende hızla çekiyordum. Her çekişte de dişleri dökülüyor agzı kan çanagına dönüşüyordu. İyice sersemleşmişti. Dişlerinin bittigini tahmin edince. Zehrin dilinde olabilecegini düşündüm. Zaman zaman dilini cıkararak bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Ben dilininde imha olması gerektigini düşünerek. İki parmagımın arasına sıktıgım gibi onuda asıldım. Dili bayagı uzunmuş, dili çıktı ama yine bayılmıştı. Hatta öldügünü zannettim. Ve bogulmayacagı kadar suyun içine koyarak yine bagladım. Ölebilecegi düşüncesiyle çok üzülmüştüm. İki saat kadar bahçede yapmam gereken işler vardı onları yaptım ve yanına tekrar geldigim de sudan çıkmış oldugunu gördüm yeniden sevindim. Onu daha rahat edebilecegi bir agaca baglıyarak eve geldim. Tabiî ki anneme söylemedim. Büyükçe bir şişe buldum tabanına biraz süt koydum. Yılanların südü sevdigini duymuştum. Bahçeye geldigimde de yılanı içinde az süt olan şişenin içine soktum. Azgındaki mantarı delerekte hava almasını sagladım. Dili olmamasına ragmen südü içtigini fark ettim. Artık yaşayacak ve benimde dilsiz ve dişsiz bana zarar veremeyecek bir yılan oyuncagım oldugu için mutluydum. Kendini besledigimi anlayan yılanla bayagı bir samimi yaklaşma oluşmuştu. Artık benden kaçmıyor hatta sütü azgına ben döküyordum. Bıraktıgım zamanda beni terk etmiyordu. Hava çok sıcaktı. Havuza gidib sernemek istedim. Önce yılanımın azgına südü dökerek doymasını sagladım. Sonrada yılanı boynuma dolayarak havuzun yolunu tuttum. Artık onun yeri ya boynum, yada gögsümde gömlegin içiydi. Artık bana öyle alışmıştı ki kaçma yerine iyice yakınlaşıyordu. O güzelim bahçelerin arasından havuzun yolunu tuttum. Gözüme çarpan birkaç kadınla durakladım. Hayal gibi gelmişti. Ama gerçekti. Demek ki kasabamıza tatile gelmişler. Bunlar sevdigim kız ve annesiydi. Bu bahçe onların dı. Sebzelerin arasında bir şeyler yapıyorlardı. Heyecanlanmıştım. İçimde yanıb sönen bombalar, beni iyiden iyiye daraltıyor, sıkıyor, sonra da terletiyordu. Yanlarına gitmek istiyordum ama adeta heyecandan bacaklarım titriyordu. Karar verme zamanı karar verememenin en acı zamanını yaşıyordum. Yanlarına gitsem mi, gitmesem mi? İçimdeki korku ise Annesinin kızı için yaklaştıgımı düşünmesinden çekiniyordum. Ama ne Annesinim ne de Kızının onu sevdigimden haberleri yoktu. Olsa olsa kendi kuruntumdur dedim. Ve Düşüncemi kırıb onlara dogru yürüdüm. Heyecanlanmıştım. Yaklaştıgım da haberleri olsun diye öksürdüm. Başlarını kaldırıb bana baktılar. İlk konuşan heyecanlı ve titrek bir sesle ben oldum. -Hey Maşallah kimler gelmiş. Hoş geldiniz. Annesi gülümseyerek. -Hoş bulduk yavrum. Senmisin? Hiç görmedik geldigini. Yaklaştım ve elinden öptüm. Sonrada sevdigim kıza . Sende hoş geldin. Dedim. Oda. -Hoş bulduk. Dedi. Bir ara göz göze gelmiştim. Adeta eriyordum. Annesi. -Annengil felan ne yapıyorlar, nasıllar. -İyi şükür yaramaz bir şey yok. -Aman olmasın yavrum. Sonra kızına dönüb. -Kızım hadi durma, ağabeyine oturacak bir şey getir. -Yo yo zahmet etmeyin. Dedim. -Ne zahmeti, çuvalı ser üzerine otursun. -Hani benim arkadaşlar nerdeler gelmediler mi? Yoksa. -Gelmez olurlarmı? Onlar köydeler. Bu arada da çuvalı kız sermişti. Üzerine yavaşça iliştim. Mutluydum, heyecanlıydım elimden gelse bir ömür boyı burada oturabilirdim.. Annesi. -Şimdi ne yapıyorsun? Dersler nasıl. -İyi yenge sınıfı geçtim. İmam Hatib Okuluna geçmek istiyorum. Onun içinde fark derslere çalışıyorum. Yazın zamanı gelince imtihanlara girecegim. Kız. -İmam Hatib’e mi ? dedi sanki iyi olur der gibiydi. -Evet. Dedim. -Nasıl yani öyle bir yolu varmı. -Orta okul’u geçtim, fark derslerini verecegim,kazanırsam İmam Hatib ikiye devam edecegim bu şekilde de geçiş oluyormuş. Annesi. -İyi olurda zor olmayacak mı? -Keşke yavrum Allah yardımcın olsun. -İnşaallah dedim. Kızına döndü. -Kızım erik felan getir dedi. Ben -Yok istemez zaten bahçeden geliyorum. Yinede kızı gitti ve agactan yerden yetiştigi yerden toplayıb getirdi tam benim önüme koyacaktı ki; gögsümdeki yılan açık gömlegin yakasından çıkıvermişti. -Ayyy anneee yılan! Annesi. -Nerde kızım. Derken hemde etrafa bakıyordu. Heyecanlı heyecanlı etrafında dönüyordu. -Mustafa’da görmüyormusun? O panik halinde okadar güzelleşmiştiki onu seyretmekten sakinleştirmeyi bile unutmuştum. -Korkmayın zararsızdır. Dedim ve elime aldım. İkiside şaşırmışlardı. Ama şaşkınlıkları gitmemişti. Hayretle elimdeki yılana bakıyorlardı. -Aman Allah’ım ne soguk yüzlü hayvan, dikkat et elini ısıracak. -Yo yo korkmayın ne dişi ne de dili yok ki ısıracak. Yılanın azgına elimi verdim ihtiyarlar gibi hem emiyor hemde kemiriyordu. Ama onlar hala şaşkındılar. Annesi biraz sakinleşmişti. -Şu Allah’ın işine bak neler yaratmış bin şekilli mahlükat, en kötüsü de bu herhalde. -Yo yo dedim. Annesi yılana bakarken. O kadar güzel ki benim gözümde sevdigim’le göz göze gelmiştik. Onun güzelligini benim gözümle görmelisin. Ve sanki o da anlamış gibi başını yere eyerek gözlerimden gözlerini kaçırmıştı. Annesi. -Neresi güzel Mustafa başka güzel yok mu? -Neresi çirkin ki. Demiştim. -Aman Mustafa görürsün güzeli zehirlerse. Yine sevdigime bakarak. -Evet. Gerçekten zehirlerse işte o zaman ölmesem de yaşayan ölülerden ne farkım kalır. Sevdigim kız. -Ozaman bırak gitsin hiç. -Hiç sanmıyorum bırakacagımı. -Korkmuyormusun? -Niye korkayımda yılan zehirli ama oda biliyor ki onu seviyorum. Hayvankarı bile sevdin mi karşılıgını bulursun. Maalesef insanlar çig süt emmiş ya tabiî ki onlar hariçhariç. İnsanları sevdin mi her acıyı tadarsın. Ya iftira atarlar yada işini karıştırırlar. Ama bu mahluk, sevgiye sevgiyle cevab veriyor. Annesi. -Aman Mustafa yavrum. Dikkatli ol baban gördümü bunu? -Yo Babam kasabada deyil. Beşışıklı’da imam. Neyse kusura bakmayın ben göstermek istememiştim ama kendi çıkıverdi. Ben de gideyim. Haydin eyvallah avdekilere selam söyleyin. -Oglum erikler kızın elinde kaldı al giderken yersin. -Neyse kırmayalım bari dedim. Kız da elindeki erikleri bana vermek için yaklaştı. Yılanı gölegin öniine koydum. Ama o yinede korkarak yaklaştı. Erikleri elime döktü. Ve hemen geri çekildi. Annesi. -Nereye gideceksin de. -Havuza yüzmeye gidecem. -Sen de annengile selam söyle bizde görüşürüz de. Zaten yakında da size geliriz. Özledim anneni. -Buyurun gelin. -Geliriz yavrum. Şimdilik elam söyle. -Aleyküm selam. Dedim ve yürüdüm. O kadar mutluydum ki bacaklarım titriyor ve adeta uçuyordum. Sanki erikleri yememek yerine saklamak istiyordum. Onların her biri onun eline dokunmuştu hemde tek tek. Ama saklayamazdım çünkü havuza gidiyordum. Onun hayaliyle onları tek tek yedim. Vakit ilerlemiş İkindi vaktinden sonra idi. Havuza geldigim de ise güneş iyiden iyiye tepenin arkasına gizlenmek üzereydi. Havuz baya kalabalıktı. Yılanı yine kaybolmasın diye iple koluma bagladım. Ve suya atladım. Tabiî ki yılan da benimle birlikte suyun içindeydi. Yılanı gören herkes kaçıyor, buda bana özel bir zevk veriyordu. Dışarı cıktıgımda kimisi dokunmak kimiside geriden incelemek istiyordu. Güneş artık tepeyi aşmıştı herkes evine gidmeye başlamışlardı bense aşagıda bir tarlamız daha vardı oraya gittim. Biraz dolaştıktan sonra, havuzda kimsenin kalmadıgını düşünerek geri geldim. Çok samimi bir arkadaşım vardı Adı Ahmet Tezcandı . Havuzun ilk yapılmaya başladıgı anda malzeme çeken kamyonun altında kalarak can vermişti o arkadaşım gözümün önüne geldi. Aynı sınıfa gidiyor beraber geziyor beraber derse çalışıyorduk. O zaman kasabamız da bile dogru dürüst kamyon yoktu o da bende kamyon meraklısı idik. Baraj yapılacagından hiç gözümün önünden gitmeyen bu gün bile sevemedigim o günse çok sevdigimiz B.M.C Marka bir kamyon duruyordu. İkimizde çocukluktan olacak ki üstüne çıkıyor altına giriyor etrafın da oynuyorduk. Hava ise çok sıcak idi. Çok eylenmiştik.biz ve başkalarıda kamyonun gölgesinde hem oynuyor hemde sernemeye çalışıyorduk. Arkadaşım Ahmet ise arkasında uyumuş, bizde dozer ve kebçenin çalışmasını izlemeye gitmiştik. Toprak doldurmak için kamyon şöförü arabasını geri geri kebçenin önüne götürmek ister. Ve yürür. Zaten arka tekere yakın yatıb uyuyan arkadaşımızın üstüne arka tekerlekler çıkar. Milletin bagırmasıyla Ahmedi fark eder ama iş işten geçmiştir. Tam kafası ve bacakları üzerinde durur adam şaşkın şaşkın iner bakar ve hızla panikle tekrar binerek arabayı azdaha geri alır. Ben de olayı ilk görenlerden oldugumdan ve çocuklugun etkisiyle ne yapacagımı şaşırmış ve dona kalmıştım. Yanına geldigimde kulaklarından ve azgından kan adeta fışkırıyordu. Elleri ve bacakları titriyor nefes alamamanın etkisiyle zorlanarak inilti halinde ses çıkarıyordu. Ben şok olmuştum. Çünkü beraber gelmiştik ve çok samimi arkadaşımdı. O çan çekişiyor bense ona yardım edememenin acısıyla cildırıyordum. Sadece aglamaktan başka hiçbir şey yapamamaksa dahada beni acıdan acıya sürüklüyordu. Ne ambulans nede doktorun faydası olamazdı. Olsada bulmak zaten imkansızdı. Herkes toplanmıştı. O güzelim arkadaşım ise kendi canıyla ugraşıyordu. Titredi titredi, ve kendini bırakıverdi. Artık ölmüştü. Şöför ellerini dizlerine vuruyordu oda haykırıyor oda acı çekiyordu. Ama artık arkadaşım ebediyen yoktu. Savcı geldi jandarma geldi şöförü tutukladılar. Birkaç gün sonra da duydugumuza göre salıvermişler. Herkes bir kafadan konuşuyordu. İşte orda bir yatır varmış oraya baraj yapılırsa suyun içinde kalırmış. O razı olmamış ta arkadaşımı kurban almış. Dahası her akşam barajın alt kısmında abdest alırken görürlermiş. Kimseylede konuşmazmış. Birde dedeler diye yatır vardı. Bunlar köye düşman girdigin de köye çevrilen topun önüne yeşil bayraklar açarlarmış, düşmanda bayrakları görünce topu ateşlemekten vaz geçer giderlermiş. İyide nasıl oluyorda hem köyü koruyorlar hemde köyün insanlarına zarar veriyorlar ben bu konuşmalara bir türlü kabullenemiyordum. Her zaman bu tür söylentileri duyar ve aslını merak eder dururdum. Ama Söylentiler de böyle devam eder giderdi. O gün ölen arkadaşımla olan beraberligimizi düşündüm. Baraja gelirken koşuyor birbirimizi yakalayıp yıkıyor alt üst alt üs güreşler yapıyorduk. Cebleri erik doluydu. Bana vermediginden deyildi de zorla almam hoşuna gideceginden vermiyor bende yıkışarak zorla alıyordum. O da onun hoşuna gidiyordu. Öldügünde cebinden dökülen erikleri kanlı kanlı görmüştüm. Oysa o erikleri toplarken hepsini yiyemiyecegini bilmiyordu. Hepsini hatta beraber yiyecegimizi düşünüyordu. Beklide ne şeytanlıklar düşünüyordu. Ama maalesef ne o ne de ben erikleri yiyememiş hatta onun kanıyla boyamıştık. Hiç böyle olacagı aklımıza bile gelmemişti.ama artık o ölmüştü. Kana buladıgı erikleri de hemencecik cebinin yanına dökülerek. Belki o kanlı eriklerde benim de parmak izlerim vardı. Artık ne ben ne de o erikleri yiyemiyecektim. Yine o hatıra canlanmış gözlerim dolmuştu. Baya kendimi kaptırmış olacagım ki hüzünlenmiş hayata sanki kahretmiştim. Şöyle etrafa baktım. Sanki o günü tekrar yaşadım. Hava iyice kararmaya başlamıştı. Yine orda ki yatırı düşündüm. Sözde benim arkadaşımı kurban almıştı. Madem ki yatırsa yani evliya ise nasıl olurda arkadaşımı kurban alır. İnanmıyordum, ve onu görebilecegimi, hatta onunla konuşabilecegim ve ondan sorularımın cevabını alabilecegim düşüncesiyle havusun başında epeyce bekledim. Ama maalesef göremiyecegimi düşünerek geç vakit eve geldim.Yılanı bahçedeki bir agacın dibine bagladım. Sonra da aşagıda ki yatırı ve geçmişte gördügüm atlıları gördügüm yeri izlemeye başladım. Ordan da bir netice alamayınca eve girdim. Gündüz yaşadıklarımdan baraj daki geçmişimi tazeleme haric o kadar mutluydum ki annem fark etmiş olacak. -Bu gün çok iyi görünüyorsun oglum. -Evet Anne çok iyiyim. Anne bu gün…… teyze gili gördüm selamları var -Ne zaman gelmişler. Aleyküm selam. Nerde gördün? -Gelirken bize yakın bahçeleri var ya orda gördüm. -İyilermi? Tatilemi gelmişler. -Evet tatile gelmişler. Anne ben aşagı inecegim arkadaşları görmek için. -Oglum geç deyilmi? -Olsun az dururum. -İyi hadi geç kalma. -Tamam. -Yemek yemiyecekmisin? -Hayır. Acıkırsam gelince yerim. -Hadi bakalım çabuk gel beni merak ettirme. Bizim evimiz tepedeydi. Aşagı indigim de yine Kazimi buldum. -Haydi gezelim biraz. -Bu saattemi nereyi? -Oglum sevdigim gelmiş. Onları gündüz gördüm. -Nerde -Bahçelerinde. Yanlarına vardım. Biraz konuştuk. -Kiminle? -Hem annesiyle hemde sevdigimle. -Eeee. -E si yine de evlerinin önünden bir tur atalım. -Tamam atalım da bu saatte olmaz ki kimse. -Olsun. Birkaç kez geçtik ama kimseyi görmemiştik. Yalnız görmesek te onun varlıgının havası bena yetiyorda artıyordu bile. Sonra da evlerimize gittik.Annemle biraz konuştuktan sonra uzanıb yattım. İrkilerek kendime geldim. Yine odadaydım ve dost canlısı Hasan Hüseyin gülümsüyordu. Cay sogumasın diye sobanın üzerine koymuştum. Çaydanlıgı göstererek. -Çay hazır. -İçelim. Dedim. Ve çayları kattım. Yine ben çocukluktan çıkmış yaşlıydım ve yine güzel bir rüya yaşatmıştı. -Abi yine sen diyorsun ki; ‘’ Bizim onları onlarında bizi görmeleri Allah tarafından kesinlikle yasaklanmıştır, çok çeşitli görme sebebleri vardır. Önce insan olan bizlerin nasıl yaşadıgımıza yani hareketlerimizi nasıl yaptıgımıza bakalım. Can nedir nasıl hareket eder, bunları bilmemiz gerekir. Enerji nedir vucutta ne yapar ruh nedir nasıl etki yapar tabiki en azından yüzeysel olarak bilirsek konuyuda anlamamıza yardımcı olur. Can bize hayat veren hareket ettiren ruhsa mantıklı bir şekilde yönlendirendir. Can ve ruhun uyumlu çalışmasını saglıyansa enerjidir. Enerji ise hayatı saglıyan minumum elektiriktir. Yönlendiren merkezse beyindir. Enerjiyi istenilen yere dengeli bir şekilde gönderen vucudumuzda en ince kablo görevi yapan kılcal damarlara hatta en küçük molöküllere ulaştıran kalbse aldıgı enerjiyle iteleyen yani pompalayan enerji fazlasının depolandıgı yerse karaciyer hareketin düzenli olması için bakım yapan temizleyen akciyer atıkları süzense böbreklerimizdir. Karınsa midedeki enerjiye dönüsen maddelerden arta kalan maddeleri bagırsak kanalıyla atan yerlerimizdir. Enerji olmassa olmaz diyebilecegimiz bir akım bu olmadan hiçbir hareket yapamayız. O olmayınca hareket durur ve ölü oluruz. Çünkü enerji olmayınca ruh beslenemez ve ölür. Enerji hayat verir ve görüş gücümüzü dengeler, aldıgımız enerji miktarı ölçüsünde görüş mesafemiz anlayış mesafemiz hatta saglık mesafemiz artar veya azalır. Şu meyve enerji deposu bu sebze güç verir, müzik ruhun gıdası ruhun gıdası tabiki enerjidir ama nerden ve nasıl alacagımız önemlidir. Koşma tansiyonun çıkar heyecanlanma kalbin durur fazla sevinme sevinç delisi olursun vs. buna benzer halk arasında bolca cümleler duymak mümkündür. Mesela bir kahkaha bir porsiyon büftege eşittir kullanılan bu cümleleri hepimiz kabul ederiz. Ama işin aslı ne onu tahmin bile etmeyiz. Sadece dogrulugunu kabullenmemiz zaten yeterlidir. Ama konumuzla alakalı bölümse enerjiyi alış şeklimize göre ahlakımızın yani huyumuzun deyişmesi gerçegide vardır. Mesela: kırk gün devamlı et yense şehevi istekler havayi düşünceler artar,yani ruh deyişir hatta bedenende rahatsızlanır enerjiyi dengelemek için doktorlar perhiz verir ki vucut fazla enerjiyi biriktirmesin normale dönsün diye. Vucuttaki enerjiye pozitif denir zaman zaman bazı bölgelerden enerji çekilir onada nötür denilir veya negatif, negatif enerji olan yerlerde vücut çalışmasını düzgün yapamaz o bölgelerde agrılar veya deyişik rahatsızlıklar oluşur. Gerek tıbbi ilaclarla duruma göre gerek alternatif müdahalelerle o bölgelere enerji gönderilerek çalışması saglanır. Enerji azaldıgında veya çogaldıgında azlıktan veya çokluktan bazı belirtiler acıga çıkar. Enerji öyle dengeli olmalıki vucudumuz ve ruhumuz düzgün çalışsın. Enerjiyi yükselten ve düşüren sebebleri sıralamak istersek konumuza da yaklaşmış oluruz.vucudumuzun ve ruhumuzun dengeli bir enerjiye ihtiyacı varnelerin düzeni bozdugunu bilirsek o zaman dengeyi korumuş oluruz. Dengeyi bozan halleri şöyle sıralayabiliriz: A-AŞIRI KORKU: ölüm korkusu, öldürülme korkusu, herşeyi kaybetme korkusu bizi strese sokan her türü B-AŞIRI SEVİNÇ: Ne tür olursa olsun aşırı şekilde sevinme C- ŞOK HALİ: Ani olaylarsa dona kalma hali biz kazada veya ani haberde donub kalma hali D-ANORMAL ZİKİR HALİ: Sahte şeyhlerden alınan derslerde fazlaca aynı kelimelerin tekrarı hali gerçek şeyhlerden alınan ders ve aynı kelimelerin tekrarında mahsür yok tabiki şeyhin verdigi ölçüde. Kutsal kelimelede daha cok enerji yüklüdür tekrarlarıyla vucudun tasıya bilecegi kadar söylenmelidir gerçek şeyhler kişinin nekadar enerji taşıyacagını bilir ve dersi ona göre verir. Mesela Allah’ın doksan dokuz ismi vardır bu kelimelerin hepsi enerji deposudur. En çok enerji ise Allah kelamındadır her Allah dedigimizde bir enerji dalgası konsantire oluşumuza göre emilir, tekrarlandıkça dalga dalga birikir sayı arttıkça vucutta enerji çogalır verilen talimat dışında tekrara devam edersek vucudun taşıyamıyacagı kadar yüklemiş oluruz onuda beyin taşıyamaz elektirigin sigortayı attırdıgı hal gibi olur. İşte felan kişi tarikata girdi kafayı bozdu gibi duydugumuz laflar bu şekilde gelişmiş olur oysa ki Allah diyen hiç kimse hastalanmaz kurallara uyuldugunda birde bu tür kişilerde zaten bir hastalık mevcuttur azbir enerjiye ihtiyac vardır oda zikirle tamamlanmış olur zikir yapmasada o olacaktır sadece zikir biraz hızlandırmıştır. Birde bu tür zikirlerin beynimizin çalışmıyan bölümlerini harekete geçirerek akıl ve anlayışımızı zikirde kullandıgımız yönde artırır. Yani akıl çektigimiz zikir dogrultusunda bilinçleşir ve inancı artırır. Mevzu dogrultusunda kapasitemiz artar. E-YEME İÇME-Beyni zedeleyen dedigimiz içkiler uyuşturucular F-BÜYÜCÜLERİN MÜDAHALESİ:Büyü yapıldıgında büyücüye cinler yardım ederler ve olaylar gelişir cinlerde bizden fazla dogal olarak enerji vardır vede yaradılış itibariylede sadece ruh ve enerjidir. Büyü yapılan kişiye korku, sevinç , iştahsızlık, uykusuzluk,sıkıntı,agrılı haller, vesvese, olmayan olayları olmuş gibi göstererek beyne belli elektirikler yüklerler ve dengeyi bozarlar. G-NAZARCILARIN BAKIŞI: Nazarcının dikkatli bakışı da karsıdaki kişiye dikkatli baktıgında enerji dengesini bozarak hastalandırabilir. İnsanlar dört unsurdan yaratılmıştır: 1 -toprak : 2 -su : 3 -ateş : 4 -hava : Bu insanların yapılarıda farklıdır toprak rahat sert geniş vurdum duymaz su iltifatı seven rahat kişilikli ateş duygusal alıngan dogrulugu seven hava ise hayali seven azla yetinen kişiliklerdir burda anladıgımız ise su ile topragın duygusallıktan çok umursamama rahat kişilik gösterirler.strese fazla girmeyen kişilikleri vardır yani elektirik dengeleride fazla bozulmadan belli bir düzende yaşarlar elektirik dengesinin bozulmaması ise onlara cinlerin ve cincilerin bir şey yapamıyacakları görülür yani onlara büyü tutmaz.hava ve ateş tabiyatlı insanlarda ise elektirik sık deyişir bu insanlar sitresli bunalımlı alıngan yapılı olmaları her zaman dengeyi bozar ve enerjileri sık sık yükselir veya düser cinlerin ve büyücülerin en çok hedefinde olan kişiliklerdir. Yani dört kişiden ikisine kesinlikle büyü tutmazken ikisine tutma oranı çok yüksektir. Büyücülerin başarısız oluşlarının asıl sebebi toprak ve su tabiatlı kişilere büyünün tutmayacagını bilmemeleridir. Basardıkları ise ateş ve hava tabiatlı kişilerdir tabiki bunlarada her büyücü tutturamaz çünkü büyücünün şeytanı tanrı kabul etmesi C.Allah’ı inkar etmesi şirk ve küfür işlemesi ve ya mahremiyle zina gibi suçlar işlemesi gerekir. Yani herkesin büyü yapamayacagı yapanınsa kafir olması şeytanla anlaşması gerekir. Allah korusun . Birde gökte uçan kuşların farklı görüş mesafeleri vardır mesela bir balıkçıl kuşu düşünelim yadigi gıdalardan aldıgı enerjiden dolayı çok yüksekten nehrin içindeki balıgı görebilir. Bir şahin otların arasındaki farenin hareketini izleyebilir. Bir kedi bizim seçemedigimiz uzaklıktaki birini seçebilir. Nasılki farklı enerjilerle hayvanlar görüşleri dengeliyorsa bizde insan olarak gurub gurub enerjiyi farklı farklı taşırız bu farkta yukardaki anlattıgımız gurublara dönüşür. İnsanlardan sadece ateş ve hava gurubları cinlerin gurublarına yani boyutlarına yakın olduklarından onlarla irtibat kurma etki altına alma,girme gibi olaylarda gerçekleşir. Zaten baktıgımızda medyumların büyücülerin cincilerin sihirbazların ve satanistlerin tamamı cin hastalıgına yakalanan hastalaların tamamı gibi ateş ve hava tabiatlı olduklarını görürüz.. su ve toprak tabiatlı ne cinciye ne büyücüye nede medyuma raslamamız mümkün deyildir.’’ -Peki abi bu okudugum bi zatihi senin yazın da da kendine aid bölümler bulabiliyormusun? -Nasıl yani, sen benim hayatımda yaşadıgım en tatlı anıları gösteriyorsun, sonrada bir bölüm okuyor buradan kendine aid bir yer buluyormusun diyorsun. -Hayır, hayatına baktıgın da enerji enerji diyorsun ya. -Eee. -Eesi sende herkesten dogal olarak farklı. Herkes hasta olurken, korku ve heyecandan enerji fazlalıgını toplarken sende birincisi dogal olarak zaten var. Ve sen hasta deyilsin. Zaman geliyor öyle bir enerji topluyorsun ki; o enerji boyutundaki varlıkların bile zaman zaman üstüne çıkıyor ve onların endişe duymasına sebeb oluyorsun. -Nasıl yani. -Hani bir laf var. Kork senden korkmayandan. -Ben birilerini mi korkutuyorum. -Sende senin bile farkına varamadıgın yüksek bir enerji var. Zaman zaman sana söylendi. Düşünsene. Hamdiye ile ugraşırken, Cin Napalion ne dedi. Hani sen demiştin. ‘’ Ulan şerefsiz hadi bana dokun sana bırak kızı, ‘’ o ne demişti. -Ne. -Ama sana da dokunamıyorlar ,’’ Söyle o şerefsizlere bana dokunsun hadi baysın beni.’’ Dediginde. Napalion ne dedi. -‘’Ben enayımıyım ona dokunacak ‘’ diyordu. -Niyeymiş. Diye sordugunda. -Sana dokunursa yanarmış . dedi Hamdiye hatırla. -Hem bir şey yapamaz diyor. Hemde dokunamıyor demekki korkuyorlar . Bu ara Hamdiye gözüne bakamıyordu . -Niye bana bakmıyorsun ? Dediginde Hamdiye. -Gözlerinde ateş var . -Gene korku filimleri gibi mi ? -Evet hemde Ayetül kürsü yazılı ama okuyamıyorum . -Bak Hamdiye Euzu besmele çek , devam ed kaybolacak , o devam etti her şey sanki normale döndü. İki şey ögrenmiştim birincisi dokunmam gerektigi ikinciside korktukları. Hasta çok yorulmuştu vede hazırlıksızdım ertesi güne bırakmak istedim. Diyerek ayrılmıştın. -Bu Hamdiye ile konuşmamız mı sana bir şey ispatlıyor. -Bir de şu konuşmanıza bak. Napolionla. Hamdiye meselesi. -Diyor ki ; Napolion. ‘’Sana abi diyorum . eyer zamanında sana gücüm yetseydi seni kıyma makinesından geçirirdim. Sen gücünün farkında bile deyilsin. Ama çalışmana devam et. Diyordun ki; bükemedigim eli öperim simdi ben senin ellerinden öpüyorum. Çünkü sen çok mücadele verdin, Allaha güvendin yılmadın dogru yoldaydın ama zaman zaman ümidini kestin, hiç durmadan yeni yollar aradın, zekanı kullandın ve güvendigin o Allah ki sana yeni kapılar açtı, ve beni yendin zafer senin oldu. Artık senin Allah’ına bende inanıyorum sen beni davet bile etmeden Müslüman ettin. Nasıl oluyorsa anlat . Ben ölüyorum, senin dinin yanlış olamaz, anlat ki öyle öleyim. Duygusallaşmıştın Hamdiye aglıyor seninde gözlerim dolmuştu, -Pekala beraber kelimeyi şahadet getirelim . Hamdiyeyle beraber söylüyoruz oda tekrarlıyordu. Diyorsun. -Şimdi ben müslümanmıyım? -Evet hemde benim kardeşimsin. -Bunca yaptıklarımdan sonra kardeşmiyiz, ne güzel sizin dininiz. -Artık seninde -O zaman Hamdiyede benim kardeşim olur mu? -Tabi ki olur. -O zaman o da kardeşim ben ölüyorum ama kocasına bir şeyler söylemek istiyorum. -Söyle. Demiştin. -Hamdiye dünyanın en güzel kadını , melek kadar güzel ve sade, kalbli bir pamuk kadar yumuşak ve zarif, ona layık deyil ama Allah yazmış ona sahib çıksın, onu sevsin ona analık, babalık, hatta kardeşlik, arkadaşlık, yapsın, kocalık yapsın, aslında beni affedermi bilmem ama. Ben. -Affetti bile bak oda aglıyor. Demiştin. -Onu hem seviyor hem acıyorum. Receb onu üzme o analı babalı öksüz, onu zaman zaman göle götürüb öldürmek istedik, eyer başarsaydık ta onu kaybetseydin inan kıymetini anlardın, o bir melek onu koru. Ne hikmetse Recebde aglamaya başlamıştı. Abi yine sana söylüyor ve bitiriyorum, her zaman dogru yoldasın yılma devam et ve gücünü kullan, ve bana bir Müslüman ismi söyle ki öyle öleyim. -Haklısın adın Muhammet olsun nasıl? -Benim için en büyük şeref hele hele böyle bir ismi tasımak, ama peki eski günahlar ne olacak. -Yeni müslüman olan yeni dogmuş gibidir, ve günahsızdır. Allah önceden işledigi eski günahlarını affeder. -Ne büyük din ki ölüm kurtuluşum olacak, Oysa bizim dinimizde insanlar dogarken günahkar dogarlar ve valtiz edilerek sözde günahları af olur. Nasıl bir çocuk günahkar olur aklım almıyordu zaten.’’ Diyordu Napolion. -İşte görüyorsun senden nasılda yılgınlıgını itiraf ediyor kaç insan tanıyorsun ki; bu güçte bir cini dize getirsin. Bu itiraf sendeki enerjinin ondan fazla oldugunun delilidir. -Neyse Hasan Hüseyin benim onları deyilde onların beni etkiledigi yerleri göster. Gerçi hayatımdaki önemli heyecanları tekrar yaşatıyorsun bunlarda hoşuma gidiyor. Gençlik, toyluk ve çocuklugun heyacanlı günleri hani biraz müstehcen de nede olsa hani biz o günahları işledik. Allah affetsin şimdiolsa imkansız da. -Tamam abi yavaş yavaş bu güne kadar gelecegiz, maksadım sana müstehcenlikleri göstermek deyil orda şeytanın sana en çok yaklaştıgı anları sergilemek. Neyse hem zevk alacaksın, hem acı çekeceksin, hem nefsinin seni esir alarak yaptıgın yanlışları göreceksin, hemde gerçekleri göreceksin. Yalnız bu ara saatte gecenin üç’ü oldu. İstersen yarına bırakalım ben her zaman hazırım. -Galiba haklısın tamam bu günlük yeter yarın buluşuruz. -Ne zaman istersen. O zaman bana müsaade. Yalnız gördüklerini yaşadıklarını muhakeme et. -Mesela nereleri sence önemli. - Şöyle diyebiliriz Şeytan’ın en yakın ve en uzak olabilecegi yerleri. Artık gidebilirmiyim? - Haklısın düşünecegim. Güle güle Allah’a amanet ol, Allah selamet versin. Anında kayboluvermişti. Şöyle bir düşündüm geçmişi yaşamak ve muhakame etmek sanki yeniden yaşayarak, kayıblara üzülerek gerçekleri tekrar görerek. Pişmanlıkları izleyrek. Masamdan kalktım odama geçtim yataga uzandım tekrar düşünürken uyuya kalmışım. Ki sabah ezanları okunuyordu. Şöyle bir düşündüm yaşadıklarım tatlı bir rüya, ve gerçeklerin ta kendisiydi. Sabırsızlıkla akşamın olmasını ve geçmişi eleştirerek dolu dolu yaşayacagım anı beklemeye başladım. Akşam yaklaşmıştı evde yine yalnız olmalıydım. Eşime telefon açtım işim oldugunu söyleyerek bu günde Annesi gilde kalabilecegini söyledim. Oda mutlu olmuştu çünkü uzun zamandır o da Annesi gille kalmamıştı ve özlem giderecekti . Bende mutluydum çünkü sanki zaman tünelinde geçmişi yaşayacagım zaman yaklaşmıştı. Eve geldim yine yalnızdım. Sobayı yaktım çayı demledim ve üzerine koydum. Hasan Hüseyin diyordu ki ‘’ biz sen bizi görmesende seni izliyoruz ‘’ bu sözü aklıma geldi. Çagırmadım hazır olunca izliyorsa gelmesi lazım diye düşünürken yine salondan öksürük sesi geldi. Kendi kendime güldüm. Anladım ki sadece izlemiyor beynimi de okuyordu. Ve kapı çalındı. -Geel geeel Hasan Hüseyin. Dedim gülümseyerek kapıyı açtı. Hoş geldin dedim. -Hoş bulduk. Çay hazır, kafandakı düşünce hazır, benim hakkımdaki düşüncende tamam. -Tamam tamam anladık dostsun sorunun cevabınıda verdin. Niye ayaktasında otursana? Yavaşca sandalyeye oturdu gülümsüyordu. Üzerinde yine aynı elbise vardı . peki izliyoruz diyorsun ya. -Evet. -O zamanda izin istemen gerekmiyormu? -Biz ve gurubumuz senin rahatsız olacagın bir ortamda ya da senin başkasının görmesini istemedigin bir halde kesinlikle izlemeyiz. Zaten o ortamı hissederiz görmesekte o zaman mekanına bile yaklaşmayız. -Peki başkalarıda mı gelmez. -Tabi ki fırsat bulan gelir izler işte onun için insanlar hep kendilerini yalnız zanneder ama onlar kendilerinin göremedigi yerden izlenirlerde farkına varmazlar. Hiç bir zaman Müslüman yalnız oldugunu düşünmemeli. En başta C.Allah görüyor, Melekler görüyor, Şeytan ve Cinler görüyor. İzlenen insanda daima dikkatli olur. -Dogru söylüyorsun bunu gerçekten her Müslüman bilebilse keşke. İnsan lar evlerine girdiklerinde açılıb saçılıyorlar Allah ve Melekler örtücüdür ama kötü Cinler onları seyretmek ve cinsel haz almak için izlerler. Zaten ne yaparsan yap Besmele çekmenin özelligi de bu kötü cinleri uzaklaştırmak için deyimli? -Evet Abi. Besmele onları uzaklaştırır. -Neyse birer çay içelim, gece uzun , sonrada devam ederiz. -Sen nasıl istersen . çayları doldurdum birde sigara yaktım -Eee Abi günün nasıl geçti. - Hasan Hüseyin-Onuda izlemiş ve biliyorsundur. Gülümsedi -Dedim ya hepsini deyil. -İşte iyi sayılır. Biraz ordan buradan konuştuk. Ben hazırım dedim. Yüzüme baktı samimi bir dost edasıyla. -Abi senin istedigin özel yaşamak istedigin bir zaman var mı? -Hayır sana bırakıyorum. Sen kendi kafandaki anlatmak istedigin bölümleri bana göster ve hissettir. -Dünkülerden bir şey çıkarabildinmi? -Şeytan’ın yaklaşıb uzaklaştıgı yerlerden mi? -Mesela. -Evet çok şey anladım. Mesela şeytan beni öyle yönlendirdi ki bir an o kıza sahib olmak istedim. Günahı töreleri görmez hale geldim, aynı düşünceleri başkası benim kardeşime olsa dayanılmaz hittet ve sinirlenecegimi, kısacası igneyi kendime çuvalduzu başkasına sablayacagımı kabullenmedigimi anladım. Yanlıştı. Çünkü ileriye dönük hiç bir düşünce yoktu. Birde barajın yanında ölen arkadaşım aklıma gelince sanki o yatırı görüb hesab sormak istedim. Aksine içimdeki korku kayboldu cesaretim arttı. Sanki ben bir yerlere yönlendirildim yada yönlendiriliyorum. -Yani -Yanisi yanlıştı. Başka insan olmama ragmen bilmedigim güçlerle görüşmeye , aklımın yetmiyecegi boyutlardaki yaratıklarla görüşmeye çalıştım. Hemde dayanılmaz bir istekle. O yaşta bunlar da hataydı. Yani normal olmayan şeyler. -Neyse abi. O gün onlar olmasaydı bu günde bunlar olmazdı. -Olmalımıy dı ? oldu da ne oldu. Boş ver devam edelim. İşte sonuç. -O zaman
hazırsın. Gözlerini kapayabilirsin.
|
Devam edecek