Hasan Hüseyin ve BEN

Mustafa ünal

Bölüm-4

 

Geçmişi elinin tersiyle itelemeden, saf bir çocugun başını okşar gibi saygıyla anarak , özlemlerle, yaptıklarınla ya da yapamadıklarınla, tekrar dönemiyecegin bir yerlere gitmeye hazırlanmak hayatın gerçek manada gereksinimlerinden olsa gerek.

Dışardan bakıldıgında hayatın bazı bölümlerinin elinin tersiyle itelemiş gibi görülse de insan, kendi açısından bakıldıgında iteleyenin deyilde itelenenin ta kendisi olmasına ragmen aksine ters anlaşıldıgını gördüm.

Şuçlandım, suçsuzdum. Haksızlıga ugradım haklıydım. Hayatıma sürekli saldırıldı, sanki saldıran ben oldum. Hep kaybettim kaybettirense sözde ben oldum. Ama yinede hayatın güzellikleri bitmedi, hiç bir bölümünü de elimin tersi ile itmedim...itmemde.

Bugün ise hala o mücadeleyi veriyorum. Yoklukla ugradıgım haksızlıklarla. ihanetlerle.

Cok yorgunum. Bedenim ve ruhumun gerçek manada ebediyen sanki istirahata ihtiyacı var. Tek korkum yüce Yaratan’a hesab verememe endişesi. Beynim allak bullak.

Evim Ulu ırmak girişi Hakimiyet okulunun yakınında. Aziziye caddesinden ilerliyorum. İnsanlar Akşamın yaklaşmasıyla bir telaştır ordan oraya sanki koşuşturuyorlar, Trafik yogun korna sesleri bagırıb çagıran satıcılar, sanki bu kalabalıktan kurtulmak istiyorum. Yolun iki tarafı da sebze satıcılarıyla dolu. Tam eski ve yeni Aziziye caddesinin birleştigi noktaya yaklaşıyorum ki firen sesiyle arkasındanda, pat diye bir sesle irkiliyorum. ‘’ vurdu, vurdu adama vurdu, ‘’ diye sesler yükseliyor ve herkes o tarafa koşuyor bir anda arabanın etrafı insanlarla çevriliyor. İhtiyar bir insanın yerde titreyerek can çekiştigini ve yavaş yavaş kanının asvalta biriktigini görüyorum. Herkes panik içinde çaresizligin verdigi telaşla koşuşturuyor. şöför şok halinde arada bir ellerini dizlerine vuruyor. birileri bagırıyor. ''Ambulans çagırın '' diyeri. ''Ambulans ne yapacak adam gitti.''diyor. çok geçmeden de adamdaki hareket kesiliyor.''öldü '' diyor insanlar. herkes toplanıyor, adeta görmek için insanlar birbirini iteliyerek çigniyor. Adam önümde net bir şekilde seyrediyorum, kanlar yüzüne ve eskimiş çeketine ve gömlegine iyice göllenerek bulaşıyor. Artık az önce yaşıyan bu kim oldugunu bile bilmedigimiz ihtiyar ölmüştü. Gözleri açık bir şeyler anlatmak istiyor gibi bakıyordu sanki. Şöyle bir düşündüm. Bende olabilirdim. Acaba bu adam nerden geliyor nere gidiyordu. Kafasında az önce neler vardı. Hiç ölümü düşümüyormuydu. İnsanların ne kadar kendilerine güvenli olduklarına, hiç ölmüyecekmiş gibi seneler sonrasına imzaladıkları senetler, verdikleri çekler aklıma geldi. Bu yerde kanlar içinde yatan kişi ben ya da on beş sene sonraya senet veren biri olabilirdi. Ama görüyoruz ki az önce yaşayan bu kişi seneler sonra kemikleri bile kalmıyacak, fakat borcunun günü geldiginde nasıl ödeyebilirdi. Yine aklıma Hz. Peygamber Efendimizin bir cenaze namazında sordugu soru aklıma geldi. Hz. Peygmber Efendimiz Soruyor.

-Bu Adamı nasıl bilirsiniz? Herkes cevab veriyor.

-İyi biliriz.

-Alacagı olan yada verecegi olan varmı? ''Benim sukadar alacagım var. benim bu kadar borcum var'' deniliyor.

-Borcuna kefil olan varmı ? Diyor. Çocukları kefil oluyor, Hesab görülüyor ve cenaze namazı kılınıyor. Bu olaya baktıgımızda kefil olan olmasaydı cenaze namazını kıldırmayacagını kısmen taslak olarak anlatmaya çalıştıgım hadisi şerifte geniş ve detaylı şekilde anlatılıyor. şimdi cenaze namazı kılınırken İmam soruyor.

-Nasıl bilirsiniz?

-İyi biliriz.

-Hakkınızı helal edin.

-Helal olsun. ve namazı kılıyor. Borç morç sorulmuyor. Galiba sunnileştik galiba basitleştik galiba dini de hafife almaya başladık. bunlar aklımdan geçti. siren sesleri ile arka arkaya ambulans ve trafik polisleri geldi trafik ölçüb biçmeye koyuldu. İçim iyiden iyiye daralmıştı. Eve dogru yöneldim ve orayı terk ettim. Eve geldigimde de yemek yerken de, Adam gözümün önünden gitmiyordu. Çalışma odama geçtim. Hanım çayıda demlemişti. Bilgi sayarı açtım taramaya başladım. Bir taraftanda Hasan Hüseyini bekliyordum. Çok geçmeden oda geldi.

-Selamün Aleyküm.

-Hoş geldin ve Aleyküm Selam. Hele otur şöyle.

-Kafan bozuk gibi.

-Nezaman düzgün ki.

-Kazamı kafana takıldı.?

-Gözümün önünden gitmiyor ki.

-Biliyormusun? çok duygusalsın, ve de merhametli.

-Boş ver, çay .çermisin?

-Sen ikram ettikten sonra.

-Tamam . kalktım bir bardak çay doldurub uzattım. gülümseyerek aldı.

-Sagol abi.

-Bir şey deyil afiyet olsun.

-Her şeyin bir başı birde sonu vadır o kişinin sonu da bu işte.

-Yani. Ama ne garib ki ecel hiç aklında olmadıgı bir anda ansızın yakalayıveriyor. Düşün sene , aklında hiç ölüm yok, borcun var ödeme telaşındasın, yada akşam birilerini ziyaret edeceksin, çokta neşen yerinde, vesaire vesaire... ama birde bakıyorsun ki; Ansızın Azrail yakalamış arkasından hiç hazırlıgın yok sorgu Melekleri ifade almaya başlıyor. Saglam kafayla bile insan düşününce şoka giriyor. Ya birde ani bir ölümde hazırlıksız yakalanıbda Azrail'i ve sorgu Meleklerini gerçekten insan aniden karşısında görünce ne olur? Düşünmek bile insanı ürpertiyor, ama aslında sık sık da düşünülmeli. çünkü insanın ruhu inceliyor.

-Haklısın Abi bizde deyilde hani sizde bir söz vardır. Hep eskiler derlerdiya.

-Ne?

-Üç gün yatak döşek, dördüncü gün toprak.

-Dogru be Hasan Hüseyin, insan o bahsedilen üç günde dostlarını görecek helallaşacak ve de hazırlanacak. ani ölüm'ün derecesi büyüktür ama her an hazır olanlar için, hatta onlar Şehid oluyorlar.

-Dogru abi.

-Hayat ne kadar dalgalı , insan neye, nasıllara, nedenlere, bakacagını iyi bilmeli.

-Sen bakabiliyormusun?

-Hangisine?

-Mesela Evlilik hayatına bakabildin mi? ya da bakalım mı?

-Neyine?

-Nedenlerine.

-Gerekli mi?

-Ne yapmaya çalışıyoruz da. Bence gerekli.

-Abi sence Aşk varmıdır? ve ya Aşk nedir? Soruyu gerçekten zaman zaman bende kendime sık sordugum net cevab bulamadıgım bir konu oldugundan biraz daha düşünmem gerektigini hissettim. belli bir süre sustum. gözlerimin içine baktı herzamanki tatlı dost canlısı gülümsemesiyle.

-Niye sustun Abi?

-Bence Aşk tabiki vardır ve birini öyle arzularsın ki sanki hayatında o olmaz ise hayat olmaz gibi bir özlemle arzularsın gece gündüz onu düşünürsün, hatalarını bile görmezsin, sadece ulaşmak onunla olmak onunla yaşamak istersin.

-Güzel. Yaşadın ama sen deyil mi?

-Evet ama sonu kocaman bir sıfırla bitti.

-Peki hala onu seviyormusun?

-Bak Hasan Hüseyin önce sevgi ile Aşkı karıştırmamalı. Seviyorum tabi ki ama aşık deyilim sevgi meselesi mesela insan sevdigini başka biriyle bile olsa mutlu oldugunda mutlu olur, kardeşinin mutlu olması gibi. Ama aşk paylaşmaya bence izin vermez. Bildigim şu an Aşık deyilim.

-Anlıyorum.

-Neden sonuna kadar gitmedin?

-Çünkü tek taraflıydı. onun haberi bile olmadı. Ona bir kere bile Arzuladıgımı hissettiremedim.

-Neden?

-Çünkü Abisi samimi arkadaşım babası ise akrabamızdı hepsini seviyordum hiç birisini kaybetmek istememiştim. sonra anneme söyledim. Amcamın babası kayın biraderi idi. Amcam, Halam ve Babam dünür gittiler, aslında kızını da verecekti. Kapıda.

-''Niye geldiginizi biliyorum kız istiyeceksiniz ama sizin içinize bir giren birde girmeyen pişman.'' diye şaka yapmış, Amcam da kavgayı diktigi gibi dönüb gelmişler. Bir dahada arkası aranmadı.

-Ya gerçek söylediyse.

-Hayır Kızın babası sonraları ruh hastası oldu bizzat gelerek olayı bana anlattı. Yani kendinden duydum.

-Yinede devam edebilirdin.

-Edemezdim. çünkü; onun duygulara bana hiç yansımadı. Tabiki böylece de bitmiş oldu.

-O mu sebeb.

-Yani.

-Evilik neden bitti?

-Aynen işte enerjinin devamı yoktu belli bir süre dayandı sonrada bitti.

-Pilin bittigi gibi.

-Bir Araba düşün Akü çalıştırıyor ve yürüyor akü devamlı eksiliyor şarz dinaması çalışmıyor aküde dolmuyor bitiyor ve bir daha da araba çalışmıyor. bence evlilikte öyle bir şey iste. elektirik takviyesi gelmeyince olanda bitiyor.

-Peki ya şimdiki hayatın.

-Bunca yüke, bunca ters giden şartlara göre Şarz dinaması çok iyi çalışıyor enerji artıyor ve çok güzel gidiyor. o olmasaydı inan ne yapardım bilmiyorum. Allah ondan razı olsun. C.Allah yuvamızı bozmasın işte anlaşma bu olsa gerek diyorum.

-Buna sevindim.

-Neyse birer çay daha .

-Tamam abi içelim.. iyi çay ve sigara içiyorsun..

-Başka bir şeyimde yok zaten. Çay içmeyi bazan düşünüyorumda şükrediyorum.

-Neden?

-İyiki İslam ülkesinde dogub büyümüsüzde Müslümanız çay içiyoruz. Ya Avrupada dogub büyüyüb Hırıstiyan olsaydım herhalde Alkolik olurdum.. Hasan Hüseyin sesli sesli güldü.

-Dogru söylüyorsun abi. Çünkü bakıyorum da hiç bir kimse Müslümanlık hakmı , yanlışmı araştırmıyor ana baba dini tesadüfen müslüman.

-Dogru. Elin gavuru Araştırıyor sonra birde Müslüman oldumu dört dörtlük oluyor. zaten bizler araştırmadıgımız için yalan yanlış müslüman oluyor ve Avrupaya özeniyoruz.

-Gerçekten haklısın tesadüfen de olsa Müslüman oldugumuz için şanslıyız. Ha abi üç gün önceki gittigimiz hasta için ne düşünüyorsun?

-Mehtab için mi?

-Evet. Numara yapıyor, göz yumuyorsun, hatta seni bili uyuttugunu düşünüyor ve seni hiç bir şey bilmeyen basit biri gibi görüyor. sende ona göz yumuyorsun. İnan ben kızıyorum.

-Haklısın Hasan Hüseyin. Peki bir tarafta Kaynanası, bir tarafta eşi, diyer tarafta Annesi ve Babası ben desem ki; kızım bırak numara yapmayı sen hasta bile deyilsin numara yapıyorsun, şurdan şurdan da belli ediyorsun dedigimde etrafında ki yakınlarıyla arası açılmaz mı? hatta yuvası yıkılmaz mı? ben biliyorum bunları da biliyorum. biz o yuvayı yıkmak için mi? yoksa yapmak içinmi ugraşıyoruz. tabiki yapmak için. bende kızıyorum ama belli bir ortam yakalayamadıgım için açıklayamıyorum. ilk ortamı yakaladıgımda bizzat Mehtab'a tabiki münasib bir şekilde yalnız olarak sert bir şekilde de anlatacagım. hatta hepsinin yanında da konuşacagımı gerekenleri yapmas ise söyleyecegim.

-Ben Hiçte böyle düşünmemiştim. Haklısın Abi. Ben bile Allah senden razı olsun çok şey ögreniyorum senden.

-Önemli deyil sen benim dostumsun. Hele birer çay daha.

-İçelim abi yani bende tiryaki oldum. Ama olsun ne gelirse senden gelsin.

-İltifatmı bu.

-Hayır Abi gerçek.İnan bu gün benim için çok güzel geçiyor.

-Hele şu çayları içelim güzel geçirme sırası sende.

-Emrin olur Abi

-Hani dosttuk Emirde nerden çıktı.

-Lafın gelişi be Abi.

-Al şu çayıda hele. Çayı aldı memnunuyyeti her halinden belli oluyordu.

-Çocuk iken şu gördügüm yatırın yanından geçen atlılar ve gelincik deresinde adam dögen cinleri istesem şimdi görebilirmiyim?

-Tabiki görürsün ister o görevi bize ver biz bulalım getirelim. İsersen kendin çagır gelsinler. görüş zaten hayatında onlarla ilgili baglantıları yakalaman için fırsat olur. zaten onlar seni o gün tanıdıkları gibi bu günde tanıyorlar. hani şu zaman hesabı varya senin için en az kırk sene on kat kısalt sanki o olay onlar için dört gün önceyniş gibi yakın olur.

-Anlıyorum. yani o olay onlar için çok yakın.

-Aynen öyle.

-O zaman onlarla ben özel konuşayım.

-Sen bilirsin Abi.

-Peki bizlerle sizlerin genelde anlaşamamızın sebebi sence nedir.

-İnsan oglunun olgunlaşması, ömrünü tamamlayıb yok olması bize göre benzetmeyi hatalı görmez isen, cırcır böceginin tırtıldan çıkıb birkaç ayda cırcır böcegi olub yaz sonun da yok olması gibi kısadır. Size göre nasılki cırcır böcegi kısa bir zamanda gelib gidiyorsa İnsan ogluda bizim en az on onbeş kat fazla yaşamamız nedeni ile yaşantınız olgunlaşmanız ve ölmeniz çok kısa. İtiraf etmeliyim ki bu kadar kısa zamanda gelişib olgunlaşarak bizlerden hem güçlü hemde akıllı hatta bizleri konturol edebilmenizi genelde sindiremiyoruz.

-Sen dur hele. Benimle olan ilişkiyi sindiremiyormusun?

-Hayır bi ben seninle geçekten mutluyum. Genel de demek istedim.

-İyi devam et ozaman.

-Şunu demek istiyorum. Galiba İnsanlar ile Cinlerin anlaşamamasının en büyük etkeni, sizlerin kısa zamanda yok olub deyişik deyişik insanlarla ilişkiye girmek ve bizlerin üzerinde hüküm yürütmeniz olsa gerek.

-Aslında mantıklı.

-Ama yanlış anlama ben en azından seninle sohbet etmekten de beraber olmaktan da mutlu kısa zamandada Allah gecinden versin ölecegin için üzüntü duyuyorum.

-Neyapalım Allah'ın kanunu bu C.Allah Kişi sevdigi ile beraberdir demiyor mu? Ahiret'de beraber oluruz İnşaallah.

-İnşaallah.

-Neyse Çaya devammı?

-Zaten bende tiryaki oldum. Devam Abi. birer çay daha kattım gülümseyerek aldı.

-Eee Hasan Hüseyin.

-Buyur Abi.

-Nasıl gidiyor gecemiz?

-Bence çok güzel.

-Ekib de ne var ne yok?

-İyiler abi bir terslik yok. Sadece Cabir bilirsin.

-Evet.

-O biraz hafiften sorun oldu onuda hallettik.

-Neydi sorun? Önce Anlatmak istemez gibi durakladı ve yutkundu sonrada hüzünlenmiş gibi suçlandı ve mahzunlaşarak.

-Birine aşık olmuş israr etti ' ben onu ölüm pahasına istiyorum, o olmaz ise ben yaşayamam'' gibi sözler etti.

-İyiya yardımcı olsaydınız.

-Sizden birine abi.

-Eee.

-Biz tabiki kabul etmedik vaz geçirene kadar akla karayı seçtik.

-Şimdi vazmı geçti?

-Hiç başlatmadık ki.

-Peki bu kızı ben tanıyormuyum?

-Hayır.

-Neyse en iyisini yapmışsınız.

-Bizde öyle düşünüyoruz

-Aşk meşk denilince aklıma Tayyibe geldi. o nasıl?

-İyi. Onu Özlüyormusun?

-Hepinizi sevdigim gibi. Ama tabiki bazılarınız özel. Mesela sen Tayyibe de öyle, aşklı meşkli deyil yani.

-Ama o size aşıktı. Belkide hala.

-Bak kardeşim. Ben ne yaparsam yapayım hep mantıgımı zorlarım ve kararı öyle veririm. Tayyibe bildigin gibi cin kızı yani sizden, Gerçekten hem ahlak hemde karakter olarak çok iyi biri. Hemde çok güzel. Eyer bizden biri olsaydı, idaalimdeki kadındı onu bırakmazdım. Allah herşeyi gönlüne göre versin. Beraberlik ise sorunlarla dolu olacaktı. en azından onu hiç bir insan göremiyecekti. ve düşünsene ben sesli konuştugumda beni en azından deli zannedeceklerdi. ve neslim yani soyumda kimse tarafından görülmüyecekti. Beni belki deli diye hoca hoca dolaştıracaklardı. Ben ona hiç birşey bırakımıyacaktım. O belki bin sene yaşayacak fakat ben en fazla yetmiş yada seksen, o da ters geldi. Çok güzel bir kız olmasına ragmen, benide çok istemesine ragmen sonu hoş olmuyacagı düşüncesiyle red etmedim, ama uygun da bulmadım. Hepsi bu.

-Ama sevdin sende deyilmi?

-Gerçekten hoş birisi.

-Hiç kimseyle evlenmiyor çok kişi istiyor, çok kişide korkuyor.

-Neden?

-Senin onunla evlenene zarar verecegini düşünüyorlar.

-Olurmu öyle şey, keşke mutlu olsun zarar vermeyi boş ver ben onun mutlu olması için dua bile ediyorum.

-Allah razi olsun. Bak bugün güzel şeyler konuştuk. kızın evlenmesini bende istiyorum. Artık korkanlara söyleyebilirim deyilmi?

-Tabi söyleyebilirsin. Hatta Tayyibe ile de bir görüşmemin gerektigini düşünüyorum.

-İyi olur. Çünkü '' ben evlenmiyecegim '' diyor başka şey söylemiyor.

-Ben konuşayım ama yalnız, onu ikna ederim.

-İstersen ben gideyim.

-Birer çay daha içelim sonra gidersin. Tayyibe uyur olabilir mi?

-Hayır abi biliyorsun gece bizim gündüzümüzdür. Siz nasıl gündüz uyumaz iseniz bizde de gece uyunmaz.

-Dogru ya.

-Gece epey uzun olacak gibi istersen çay almıyayım gidib onu göndereyim. Biliyormusun ne kadar heyecanlanacak.

-Önemli deyil çay içseydinde gitseydin.

-İzin ver ben gideyim.

-Tamam o zaman gidebilirsin, gecen hayırlı olsun.

-Sizinde. Dedi Tokalaştı ve kayboluverdi. Ayaga kalktım bir çay daha doldurdum. ve düşünmeye başladım. Çalışmam dogrumuydu. Eşim ve çocugum öbür odada çoktan uyumuştu, ve dünyanın en güzel cinler aleminin kızı az sonra benim yanıma gelecek ve sadece ikimiz olacaktık. Çok dikkatli olmalıydım. Gerekende oydu zaten. Ben ne yapmam gerektigini düşünürken yavaşca kapı çalındı. Bende heyecanlanmıştım. Gelen zaten Tayyibeden başkası olamazdı. Kalktım kapıyı kendim açtım. Göz göze gelmiştik. Ürkek ürkek gözlerime baktı.

-Beni istemişsin.

-Evet. Dedim ve devam etim. Peki siz istemedinizmi? Utanmıştı. Gözlerini ayak uçlaına dogru kaydırdı.

-Bilmem. Dedi. Sol kolundan tuttum. Ve sandalyeye dogru yürüttüm. Titriyordu.

-Hele otur. Hoş geldin.

-Hoş bulduk. Otur hele. Yavaşca sandalyeye oturdu. Melekler gibi bembeyaz giyinmiş, türbanının altında iri iri zeytin tanesi gözleriyle ürkek ürkek beni süzüyordu.

-Evet Tayyibe nasılsın? Derin bir nefes aldı gözlerini bilgisayara dogru çevirdi.

-İyiyim işte şükür Yaratana. Dedi, demesine de nefes alıp verişi hiçde söyledigi gibi deyildi. Sanki isyanlarını anlatmak ister gibiydi.

-Bak Tayyibe aslında ne demek istedigini anlıyorum. Gerçekten sen çok mükemmel birisin, ben çok düşündüm, beraberligimizin arkasında çok sorunlar gelecekti. İnan ne sen ne de ben bu sorunları çözemiyecektik. Mutluluk yerine kısa zamanda huzursuzluklar olacaktı. Senin duydugun tüm ilgiyi bende sana tabiî ki duydum. Ha şunuda söyleyeyim inan benim için cinler aleminde bir tanesisin. Ama ben sizin alemden deyilim. Keşke ya sen bizim alemden yada ben sizin alemden olsaydım. İşte ozaman şartlar denk olacaktı ve ben seni kesinlikle bırakmazdım. Ve de çok mutlu olurduk bunu biliyorum. Beni anla ne olur.

-Anlıyorum.

-Bana kızıyormusun? Bana dogru döndü gözlerime baktı.

-Ne hattime. Dedi.

-Çok şey hak ediyorsun, ama sana hiç bir şey veremezdim, keşke verebilseydim. Gözlerini yine ayak parmaklarına dogru kaydırdı.

-Aslında sen bana çok şey verdin.

-Üzüntü, keder, acı mı? Gözlrime baktı göz göze gelmiştik.

-Galiba öncelikle sana abi demem gerekiyor, deyil mi?

-Öyle görünüyor.

-Sen bana çok şey verdin, önce hak etmeyen insanları bile sevmeyi ögrettin, aşkı ögrettin, acımayı, ve yardımlaşmayı ögrettin. Ben çok şey istedim. O kadar işte. Yine başını eydi.

-Eminim bu söylediklerin sende zaten vardı. Misafirimsin sana bir çay ikram edeyim. Sonrada senden bir şey isteyecegim.

-Çayı ben katabilirmiyim?

-Ayıb olmazmı misafirsin sen?

-Hayır ayıb olmaz ben sana o kadar yakınım ki misafirlik belki ayıb olur. Ve kalktı çayları doldurdu. İlk defada ellerinden çay içiyor olmuş oldum.

-Sagol kendini bana bu kadar yakın hissetmen inan beni mutlu etti.

-Ama bence dogrusu da bu.

-Sagol.

-Sende sagol abi.

-Senden bir şey isteyebilirmiyim. Gözleri parladı.

-Emrin olur hele söyle.

-Çaylarımızı içelim.

-Evet.

-Sonrada beni sizin alemin teknigi ile ikimizin beraber olabilecegi çok güzel manzaralı deniz kenarında en azından kafeye yada balkonu denize bakan bir yazlıga götür birazda orda sohbet edelim.

-Hangisi?

-Herhalde yazlık daha iyi olur.

-Tamam çayını bitir.

-Bitti bile. Az kalan çayımı yudumladım ve koltuga yaslanıb gözlerimi kapadım. Sanki bir sarsıntı oldu, ilk önce bir bahar kokusunu andıran koku yayıldı. Çok hoş kokuyordu. Yüzümü ise ılık ılık bir rüzgar su sesleri arasında sanki okşuyordu. Önce nerde olabilecegimi düşündüm. Bu güzel ve hoş koku arasında yosun kokusunu andıran deniz kokusuda kendini hissettiriyordu. Sahilde denize yakın bir yerde oldugumu tahmin etmiştim. Ve gözlerimi açtıgımda neyle karşılaşacagımı merak ediyordum. Yavaş yavaş açtım. Sanki buraların yabancısı deyil gibiydim. Denize bakan önünde agaçları olan hoş bir yazlıgın balkonunda idim. Ve yalnızdım. Etrafa baktım. Tayyibe yoktu. Hüzünlendim, onu görememenin ya da bana böyle güzel bir yerde yalnız bırakarak cezalandırabilecegini düşündüm. Daha da hüzünlendim. Beklemeye başladım. Sevinme yerine üzülmeye başlamıştım. Ama en azından burası ona aid bir dünyanın bana ikram edilmiş bir bölümü idi. Ve bu yerler sanki ona aid idi. Onun da en azından buralarda bir yerlerde olma ihtimali çok yüksekti. Masanın üzerinde deyişik meyveler ve buzlu su yanında ise iki bardak vardı. Salona giren kapı ise açıktı. Ayaga kalkıb içeri baktım. Kimsecikler görünmüyordu.

-Tayyibe, Tayyibe diye içeri seslendim.

-Efendim yukardayım geliyorum. Diye cevab verdi. Gelmesini beklemeden ben yukarı çıktım. Arkası kapıya dönüktü. Hıçkıra hıçkıra aglıyordu. Belli bir süre bekledim. Benden haberi yok gibi idi. Yavaşca.

-Tayyibe. Diye seslendim. Bir mütted gözlerini sildi, sonrada bana dogru döndü.

-Ne zaman geldin?

-Şimdi daha.

-Görmedim.

-Önemli deyil de niye aglıyorsun?

-Önemli deyil.

-Neden dedim.

-İşte öylesine.

-Nasıl işte öylesine ne demek?

-Boş ver, geçti tamam. Ben iyiyim.

-Hadi gel balkona, orda konuşalım.

-Tamam. Ben geri balkona geldim, o haline üzülmüştüm. Çok geçmeden de o sanki aglıyan deyildi, gülümseyerek geldi.

-İstedigin bir şey varmı?

-Yok zaten masayı donatmışsın, buzlu su ve meyveler, ve iri taneli siyah üzüm, daha ne istenir ki; ve tabiî ki bir de sen.

-Bir şey sorabilirmiyim?

-Bin tane bile sorabilirsin.

-Tabiki ‘’birde sen ‘’ diyorsun ya ben senin hayatında nerdeyim?

-Önce sen, ben nerdeyim anlatsana, başından bu güne kadar.

-Başından mı? Sen zaten biliyorsun.

-Senden duymak istiyorum.

-İlk gördügüm gündenmi anlatmamı istiyorsun?

-Yani. Uzaklara dogru baktı belli bir süre sustu ve yavaş, sakin ve yutkunarak.

-Ben biliyorsun Eba Yusuftan, Muhammedden Din eyitimi aldım. Size göre yirmi dört bize göre ikiyüz kırk yaşındayım. Kendi alemimizde Dini bütün ama dik kafa başına buyruk bir kız olarak tanınırım. Birde hem Muhammed Hocamdan hemde Eba Yusuf hocamdan aldıgım bilgilere göre biz cinlerin iradesine zayıf insanların ise on altı yaşında bir çocuk zekasına sahib oldugumuzu duydum. Etrafıma baktıgımda da gerçekten zayıf olduklarını gördüm. Bu bende dayanılmaz bir istekle İnsan olguyla tanışma istegi duymama neden oldu. Sürekli onların görmedigi yerden izleyerek incelemeye başladım. İnsanların da çogunun biz cinler gibi zayıf olduklarını ve her türlü yanlış ve taşkınlıklar yapabileceklerine şahid oldum.

-Yani sence İnsanlarla cinler aynı mı?

-Tabiki hayır. Allah bile Kuran’ı Kerim’de ‘’ Ey insan ve Cinler ‘’ diye başlıyor. Yani insanları önce cinleri sonra söylüyor. Hic bir zaman cinlerden Peygamber gelmemişken insanlardan yüz yirmi dört bin Peygamber geliyor. Bir o kadarda evliya ve alimler. Bizde ise ancak birkaç hadis rivayet edecek kişi çıkıyor.

-Geçekten güzel şeyler düşünmüşsün.

-Olaylara böyle bakınca İnsanlar gözümde yüceldiler araştırdıgımda ise yinede Şeytanlaşmış insanları tabiî ki gördüm. Burada da dikkatli olmam gerektigini düşünerek insanları da iyi ve dikkatli incelemeliydim, öylede yaptım. Aradıgımı bulamamıştım, ha birde enerjisi yüksek olan kişiler bize daha yakındır onlara yaklaşmamız gerekmese bile onlardan aldıgımız salgı sanki bizi kendilerine çeker. İşte siz onlardan birisiniz. Tam yakınınızdan geçiyordum ki; sizi algıladım ve yaklaştım.

-Dur bir dakiga. Sen şimdi benim enerjimin yüksek oldugunu ve algıladıgını söylüyorsun deyil mi?

-Evet. Sizde enerji yüksek. O gün sitresli ve çok bunalımda idin dahada yükselmişti. Hani sende yazılarında yazıyorsun sıkıntı, sitres, heyecan enerjiyi yükseltir diyorsun ya senin enerji zaten yüksekti o gün dahada yükselmişti.

-Devam et.

-Ve o gün sen Namaz kılıyordun, sen beni görmüyordun ama ben sizi izlemeye başladım. Tüm duygusallıgın üzerinde idi.

-Tam hatırlamıyorum neden o halde idim.

-Ogün hanımın ile kavgalı idin öyle bunalımda idin ki. Bir taraftan Yaşlı babanı düşünüyordun,

-Babamın neyini düşünüyordum?

-Baban hem yaşlı hemde dini bütün biri idi. Hanımın onu istemiyor ve evden uzaklaşması için elinden geleni yapıyor, hatta zavallı ihtiyar yemek istedigi zaman yemek bile vermiyordu. Sende biliyorsun. Zaten kavga da onun içindi. Baban ‘’ oglum yemek istedigim zaman zıkkım ye diyor’’ demişti sana ve kavga başlamıştı. Sen çatıncada hanımın ‘’ gebermedi de bo…mu yiyesi kurtulamıyacagım’’ demişti. Sen çıldırmış onu dögmüştün. Oda sana danışmadan dayısı gile gitmişti kavga sonunda Baban ise Ders verdigi Kuran Kursuna gitmişti de sende yalnız kalmıştın. Bir tarafta hanımın çocukların diyer tarafta yaşlı baban arada iyiden iyiye bunalıma girmiştin. Çocukları düşünüyor ayrılmaktan vaz geçiyor babana ve kendine yapılan haksızlıklara da tahammül edemiyordun. Öyle ileri gidiyordu ki. Adın artık Mustafa deyildi. Ne kadar hayvan ismi varsa sana kullanıyordu. İşte senin o sabrına da hayranım.

-Ama yine ben suçluyum. Ben haksız yere onu bırakmışım.

-Önemli deyilki: daha ne yapacaksın elindeki son evini ona verdin, evi kadınlar terkederken sen terkettin ve ona verdin.

-Çocuklarda beni suçluyor.

-Oda önemli deyil Allah onlara yaşadıgını yaşatmasın. Ozaman anlarlar. Ama yinede sabret onlarda dogruyu bulacaklar.

-İnşaallah. Sonra.

-Allah’ın yanında suçlu olmada Kul ne derse desin. Yani bu durumda sabrınla Allah’a yaklaştın. Abdest aldın seccadenin üzerine oturdun iki rekat namaz kıldın ve aglamaya başladın. İnan o an sen agladın bende agladım. Ve sesli sesli dua etmeye başladın. Diyordun ki; ‘’ Yarabbi Dardayım beni rahatlat, içimdeki sıkıntıyı al. Ailemi düzelt, benim gibi gerek insanlardan gerek cinlerden kim sıkıntıda ise onları da rahatlat, onlarında içine huzur ver. Tüm Müslüman olan insanları ve cinleri koru.’’ Ve başını secdeye koydun secdede uyuyakalmıştın. Başında heb bekledim. İşte Tayyibe aradıgın dedim her an seni izledim. Hastalara gidiyordun, onlar üzüldümü üzülüyor sevindilermi seviniyordun. Üzülen insana üzülüyor mutlu olanlada mutlu oluyordun. Herkes para almanı isterken o kadar merhametliydinki para alma yerine yoksullara para bile veriyordun. İtiraf etmeliyim ki sana aşık olmuştum ama ne sen görüyor nede biliyordun. Oysa ben hep seninle idim.

-Keşke görünse idin.

-Hepten kaybederim korkusu içimden hiç gitmedi ki; ve sen Aliyi ekibin başına getirdiginde benimde senin gibi birinin ekibinde yer almam gerektigini düşündüm. Hatırlarsın hani Rahmetli Hamdiye var ya onda yaptıgın davetin birinde gelmiştim de hatta beni onun yanında durmam için görevlendirmiştin. Gerisini zaten biliyorsun.

-Evet. Pek iyi Şu anki duyguların nedir?

-Gerekli mi?

-Farzetki bir arkadaşına içini döküyorsun.

-Arkadaş mı?

-Yani. Yine ta uzaklara ufka dogru dalgın dalgın baktı, içini çekti.

-Arkadaş kelimesi bana seni tarif etmem için uzak olur, gözlerini kapadı. Tekrar derin bir nefes aldı. Tarif edemiyecegim kadar bana yakınsın yani sen bensin bende sen olmazsa olmazsın benim için. Ama hiçbir zamanda ulaşamıyacagımsın. Ama bu anlattıgım duygularımı sen zaten biliyordun, esas çagırma sebebin ne idi. Herhalde bunları dinlemek deyil idi.

-Gerçekten seninle olmak çok güzel. İnan bende mutlu oluyorum. Beraber olduk ya inan mutlu oldum. Ama üzülüyorum ayrılık vakti saatler sonrada olsa hemen gelecekmiş gibi içimi bir burukluk sarıyor. İmkansızın imkansızlıgı benide kahrettiriyor. Beraber olabilmemizin hiç bir yolu yok.

-Zaten bu saatten sonra imkansız oldugunu bende biliyorum. Hatta şimdiki eşini hatırlarsan ben özellikle tavsiye etmiştim.

-Peki herkes neden kötülerken sen onu övdün.

-Artık benim için imkansızlıgını biliyordum. Senin de hata yapmana gönlüm razı olamazdı.Çünkü sen evini deyil hatta Ülken'i terk edib gidecektin, gitmeni istemiyordum. Her ne kadar gitmen bizim için fark etmese de. Bir yuvan olsun istedik. Mutlu olmanı istedik. Çevrendekilerin içinde en uygun olanı, buydu. Onun için mutlu olman için israrla onunla evlenmeni istedik. Sende kabul ettin. Kötümü oldu?

-Yok canım iyi oldu. Allah ondan da razı olsun tatmadıgım sevgiyi küçük olmasına ragmen onda gördüm. Sadık, dürüst, mert, cesur ve duygusal benim istedigimde bu zaten.

-Allah sonuna kadar götürsün İnşallah.

-İnşaallah. Sana sunu söylemek isterim dünya çok kısa, dokuz yüz senede yaşasak. Ahirette kişi sevdigi ile beraber olacak ise orda şartlar eşit olacak bu kısa dünyada beraber olamasakta. Allah İnşaallah o sonsuz hayatta bizleri beraber etsin.

-Amin.

-Şimdi gelelim senin hakkında benimde sevdigim birinin yapmasını istedigim şeylere.

-Nedir onlar.

-Beni çok yakının olarak gördügünü söyledin yanılmıyorsam deyilmi?

-Evet.

-O zaman istediklerimi de yaparsın deyilmi?

-Öl de inan ölürüm.

-İnanırım. O zaman dinle. Ve ne olur kabul et.

-Tamam dinliyorum.

-Bak, öyle veya böyle bizim beraberligimiz yani bu dünyada imkansız.

-Biliyorum.

-İstegim ise şu. Önüne çıkan ilk fırsatı deyerlendir, Müslüman birini buldugunda evlen.-

-İçim başka türlü yanarken o kişiye ihanet olmaz mı?

-Belli bir zaman geçince unutursun, yada alışırsın.

-Benden bunu istemez isen olmaz mı?

-Tayyibe zaten size göre kısa bir zaman sonra biz ölmüş olacagız ama bize göre sen daha çok seneler yaşayacaksın.

-Biliyormusun bana bu gün bile yeter, daha evvelde seninle konuşmuştuk benim için bir gün bir günlük beylik demiştim.

-Evet demiştin demiştin de ben inan bir mantıklı yolunu bulamıyorum.

-Zaten bu saatten sonrada böyle bir şey beklemiyorum. Hatta izin verirsen ekibtende ayrılıp gitmek istiyorum.

-İnan ekib sensiz hiçbir şey. Duracaksın hani sözün vardı iyilere, fakirlere, gariblere yardım edecektik. Bu kadar iyiligi yapmana senin nefsin mi engellemek istiyor. Yoksa sen nefsinin esirimi oldun? Gözlerimin içine öyle baktı ki içimde bir kaynar su boşaldı. Ve yavaş yavaş bakışları yumuşadı, yumuşadı gülümsedi. O kadarda güzelleşmişti ki;

-Peki abi gitmiyorum. Artık yeniden ağabeymsin, istediginde bu deyimli?

-Eee ne yapalım kader be kızım, sende galiba benim yeniden Tayyibe Ablamsın deyimli abla?

-Ne demezsin.

-İstersen sık görüşmeyelim, ama zannetmeki seni görmek istemedigimden deyil, üzmek istemedigimdendir bunuda böyle bil.

-Nasıl istersen. Bende mutlu olmanı istiyorum, eşin çok mükemmel biri, ama çevresine dikkat et, çokları sana denk görmüyor ve aleyhinde laflar ediyorlar. İşlerinin ters gitmesi ise onu bazen çıkmaza sokuyor iyimi yoksa kötümü yaptım düşüncesine sürüklüyor, zaman zaman münakaşa yaptıgınızda kopma noktasına geliyor, ne olur dikkat et o çok iyi bir kadın, aynı zamanda garib ve seni çok seiyor.

-Biliyorum ben de onun selameti için elimden ne gelirse yapacagım. Zaten varsam onlar için varım.

-Seyid de çok tatlı onuda çok seviyoruz bazen onunla oyun bile oynuyoruz, ve de çok akıllı.

-Bayagı beni yalnız bırakmıyorsunuz ha.

-Senin hanımın bizim kardeşimiz, çocugun ise bizimde çocugumuzdur.

-Sagolun.

-Yorgunsun kapa gözlerini istersen, birazcık dinlen.

-Yo yo önemli deyil.

-O zaman bir şeyler ye.

-Ömrü yiyiyoruz ya yetmiyor mu?

-Onun için mi akşamdan akşama yemek yiyiyorsun, sahi nasıl dayanıyorsun?

-Alışkanlık olsa gerek.

-Herkese anlatıyorsun yemek yiyin, sulu yemegi ve meyve sebze bol yiyin bagırsaklar çalışsın, bagırsak tembelligine yakalanmayın diyorsun, ya kendin.

-Boş ver.

-Kapa gözlerini, hadi.

-Tamam. Kapadım. Ve gözlerimi açtıgımda ilk beraber oldugum çalışma odamda idim. Tayyibe gülümseyerek bana bakıyordu. Vicdansız dünyanda misafir etmekten çabuk bıktın herhalde diye şaka yaptım. Güldü.

-Yanlış düşünüyorsun ben seni dünyamda ömür boyu agırlamaya hazırdım. İstemeyen sendin.

-Neyse o zaman benim dünyama hoş geldin. Bak çay hazır bizi bekliyormuş, içelim mi? Hemen kalktı ve iki bardak çay kattı birini benim diyerinide kendi önüne koydu. Ve yudumlamaya başladık. Sanki gerçekten bizden biri gibiydi çay katıyor içiyor dolduruyordu. Ama gerçekmiydi yoksa bir rüya, yada halisilasyon, yada sadece benim istedigim görüntülerimi gösteriyordu. Ama yinede çok güzel gidiyordu. Aklıma Hz.Mevlananın ve büyük evliyaların kabede namaz kılmalaı, veya zamana meydan okurcasına günlerce yolu dakikalarda aşarak ulaşmaları. Benimkide ona benziyordu zamanı mekanı hiçe sayarak az önce güneşli ve hoş kokulu denize nazır bir balkonda idim. Şu an ise gecenin ikisi.

-Tayyibe.

-Buyur.

-Çok güzel olaylar yaşıyoruz, yada yaşattın. Merak ediyorum. Ne idi bu olaylar. Az önce başka yerde idik. Zamanı hiçe saydık, öyle bir şey yaşadıkmı?

-Parmaklarını bir birine dokundur. Dokundurdum yapış yapıştı.

-O leke sence ne lekesi?

-Galiba dokundugum üzümün lekesi.

-Peki bu odada üzüm var mı?

-Hayır yok.

-Sence ordamı idin?

-Kafam almıyor. Peki hani demin söyledigim evliyaların zamana meydan okuyan gidiş gelişleri.

-Onlar farklı.

-Nasıl?

-Hani sen diyorsun ya kutsal kelimelerde enerji çok yüksek o zatlar Kuran’ı okuya okuya ve okuduklarına tam konsantıra ola ola enerjinin en yüksegini alıyorlar. Öyle bir enerjiye sahib oluyorlar ki, o enerji ile de istedikleri gibi hayatlarını yönlendirebiliyorlar. Eyer insan yüklendigi yüksek enerjiyi kullanmasını bilirse, duran arabayı bile Hint fakirleri gibi yürütür. Biliyorsun Hint fakirleri enerjilerini yükseltmek için bizdeki Riyazat gibi özel eyitimle ihtisas yapıyorlar. Tam konsantira olunca da o enerjiyi istedikleri noktaya yönlendirerek kullanıyorlar. Duran arabayı yürütmek gibi.

-Ya bizimki ne peki.

-Bizimki ikimizin enerjisini birleştirerek zaman içinde yolculuk gibi bir şey. Yani bir tür Hipnoz. Yada ruhun gezmesi ve gezdigin yerlerde hafızanın olayı bedenen yaşıyor hissetmesi.

-Anlıyorum.

-Yorulmadın mı? Zaten yorgundun da. İstesen biraz istirahat et.

-Tamam yorgunluk önemli deyilde galiba seni fazla tuttum.

-Hayır onu demek istemedim.

-Neyse be Ablacıgım gidebilirsin, gecen hayırlı olsun.

-Ben seni düşünüyorum. Haydi seninde gecen hayırlı olsun. Dedi ve anında kayboluvermişti. Düşünmeye başladım. Bu kadar acılar içinde bana arkadaşlık yapıyorlardı. Gerçek manada dosttular hemde en rahat konusabildigim dostlarımdılar. Olayları ve yaşadıklarımı düşündükçe uykum iyiden iyiye kaçmıştı. Aklıma gelincik deresindeki olay geldi. Hasan Hüseyin istersen onu çagırabilirsin demişti. Hep en iyi ve dostlarla konuşmuştum. Birde kötüleri ile konuşmak istedim. İsmini bile bilmeden onu düşün ve çagır demişti. Gözlerimi kapadım. O olayı sanki tekrar yaşamaya başladım. Çocultum ve orda idim. Artik yalnizdim. Gelincik deresinden yukari dogru yürümeye basladim. Güneste tepelerin üslerine son isiklarini adeta serpisiriyor ulasamadigi yerlere ise sangi gölgeler ayri bir ahenk veriyordu. Gerek günün yorgunlugu gerekse yamaclara tirmanmanin yorgunlugu kendini hissettirmisti. Bende bu arada tepenin basindaki sözde gelincige ulasmistim. Taslasmis çocuga dayandim yukardan asagidaki manzarayi seyretmeye devam ederken uykudamiydim uyanikmiydim bilemiyorum. Derenin yoldan uzaklasan istikametinden çiglik ve bagirma sesleri geliyordu. Ama görünmüyorlardi. Sesin geldigi tarafa yürüdüm. Çiglik sesleri dahada çogalmisti. Üç kisi adamin birini öldüreseye tekme tokat dögüyorlar , o ise sadece elleriyle gelen tekme ve yokati sanki engellemeye çalisiyor ama onlarin güçlü olmasi onu çaresiz birakiyor ve çiglik çigliga bagiriyordu. Dikkatli baktigimda dögenlerin bir tanesi bana Ketenlikten geliyorum sigirimi kaybettim diyen Ismetti. O da o gün birilerinin çiglik çigliga bagirdigini söylüyordu. Ama o da onlardan biriydi. Görünmemeye çalisarak izlemeye basladim. Ismet bagiriyordu.

-Bizi izleme demedik mi sana? O ise

-Tamam Vallahi izlemem bir daha.

-Sözmü? Diyordu Ismet.

-Söz birakin beni ne olur. Ne isterseniz yapacagim.

-Durun dedi. Ismet. Durdular. Ismet konusmaya basladi.

-Sen bizi taniyormusun?

-Az çok. Taniyorum.

-Az çok ne demek, ecelinemi susadin? Burada ne isin var. Bilmiyormusu buralar bizim mekanimiz.

-Tamam ne olur salin beni bir daha gelmem buralara…

-Istersen gel, ha, ama senin kolunu kiralimda ders olsun. Öbürlerine döndü.

-Kirin kolunu. Diyerleri koluna vurmaya basladilar, o ise yine daglari yirtarcasina bagiriyordu., ikisi kolunu uzunca tuttular üçüncüsü ise koca bir sopayla vurdu ve kolu sanki kirilarak ikiye katlandi. Son çigligiyla bayilarak yere yigiliverdi. Yine Ismet.

-Etrafimizda kimi görürseniz daha beterini yapin. Haydin simdi gidelim.baska islerimizde var onlari da yapalim da insanliga hizmet olsun.Adam yerde yatirken onlar yamaç assagi dere boyu hizla kayboldular. Onlarin iyice uzaklastiklarindan emin olduktan sonra yerde baygin yatan insanin yanina geldim. Üstü basi yirtilmis, yüzü gözü toz içindeydi. Kolu ise hen katlanmis gibi hemde koyu elbisesinde kan sanki kolunu islatmisti. Yüzü koyundu saçlari ise karma karisikti. Elimle yavasca ensesine dokundum. Nefes aliyor ve inilti çikariyordu. Yavasca gözlerini açti bana bakti. Biraz hayret etmis gibi süzdü. Zorlanarak.

-Sen kimsin? Ne ariyorsun burada. Dedi.

-Her hangi biri, sana yardim etmek istedim ama yapamadim.

-Git buradan.

-Sen böylemi kalacaksin?

-Beni bos ver ve onlar gelmeden git.

-Ben onlarin baslari olani taniyorum.

-Baslari kim?

-Ismet deyimli?

-Ne Ismet’i be adam onlar kim biliyormusun sen?

-Kim?

-Senin beklediklerin, su görmek istediklerin. Varya onlar iste.

-Ya demek onlar Ismet felan deyil, onlar ha.

-Evet ya hemen git yoksa basin derde girer.

-Sen ne olacaksin?

-Hala uyanmiyorsun? Git dedim hemde hemen arkana bile bakmadan.

-Beraber gidelim.

-Yav sen ne anlayissiz adamsin beni bos ver ve hemen uzaklas buradan.

-Allah Allah seni böylemi birakacagim.

-Ne dedin sen?

-Allah Allah dedim.

-O dedigini de ve bildiklerini okuyarak kaybol buradan. Hala anlamadinmi?

-Anladim Anladimda sen ne olacaksin?

-Yav be insan oglu Ayet’ül kürsüyü biliyormusun?

-Evet.

-Onu okuyarak kaybol, yoksa seni az daha durursan ben bile kurtaramam.

-Bi sey daha soracagim, sen onlardan birimisin?

-Evet, evet, evet Allah’in belasi git beni merak etme onlar seni zaten görüyorlardi da seni korksun diye böyle bir sey yaptilar.

-Sende bir sey yokmu simdi? Kolun kirilmadi mi? Adam ayaga kalkti gerçekten kolu saglam ve her yöne hareket ediyordu.

-Yahu sen belamisin? Bende bir sey yok, hadi git kizdiracaksin onlari.

-Tamam gidiyorum. Seni birdaha göremezmiyim?

-Hayir git artik. Arkana bile bakma. Hizli hizli tepeye tirmanmaya basladim. Yine taslasmis sözde cocugun oldugu tasa olastigimda iyice nefes nefese kalmistim. Ellerimi tasin kollari gibi olan yerine koydum hem Atet’ül kürsüyü okuyor hemde birazcikta olsa dinlenmeye çalisiyordum. Geriye döndün o adamin oldugu yere baktim kimsecikler yoktu. Aradiklarimi bulmus ve de görmüstüm. Hava kararmaya baslamisti. Ama istediklerim bu deyildi. Daha da kötü seylerin ola bilecegini düsündügüm için alel acele tepelerden hizla asarak eve geldim. Gözlerimi açtım. Şaşkındım aynı olayı tıpa tıb tekrar yaşamıştım. Bir anlamda veremedim. Çünkü ben davet edecektim oysa bana olay tekrar yaşatılmıştı. Yine gözlerimi kapadım. Bu defa su deposunun yanında idim. İyice dalmıştım. Yanıma geleni fark etmemiştim.-Selamun aleyküm. Demesiyle fark ettim. Önce ürperdim. Sonrada sakinlesmeye çalisarak.

-Ve Aleyküm Selam, kimsin ?

-Korktunmu? Dedi

-Evet fark etmedim bayagi korktum. Bos bulunmus olacagim ondan dedim.

-Ne yapiyorsun burada yalniz basina.

-Hiç canim sikildi hava almak istedim. Peki sen kimsin, sen ne ariyorsun?

-Ketenlikten geliyorum mertliler derler bize, bizim sigirlardan biri kaybolmus onu ariyorum bulamadim. Berber Ismaili tanirmisin onlara gidip misafir olacam bulmam zor sabah devam ederim.

-Evet tanirim Annemin Amcasinin oglu olur, teyzemde oglu Bayram dayimin hanimidir.

-De sene yabanci sayilmayiz.

-Denebilir.

-Bura baya güzelmis.

-Öyledir.

-Hep gelirmisin?

-Canim sikildikca.

-Peki korkmuyormusun?

-Neden?

-Yalniz geldiginde.

-Yoo niye de.

-Ben korkarim. Gelirkende korktum.

-Ne oldu da.

-Ketenlikten çiktim, taslialandan yukari dogru yürüdüm, cankaraya geldim, ordan geri gitmek istedim sulubogaza sonra giçöze tekrar dolana dolana gelincik tepesi var ya oraya geldim.

-Eee

-Bayagi yoruldum biraz dinlenmek istedim bir gürültü bir bagirma sesi geliyorki sanki birini bogazliyorlar korktum geride gidemedim sonra sizin köye geldim, neydi o ses. Yoksa gerçekten birinimi bogazliyorlardi bilmem.

-Simdimi oldu.

-Evet az önce.

-Allah Allah.. bakalimmi?

-Ben gitmem.

-Ya biri zordaysa.

-Olsun.

Adin ne senin?

-Ismet.

-Benimki de Mustafa.

-Mustafa ben Berberlere gidecegim sen kalacakmisin?

-Ben biraz daha oturacagim.

-Ozaman haydi eyvallah.

-Güle güle dedim. Ve yürüdü. Kasabaya dogru baktim. Tekrar geri döndüm konustugum kisi kaybolmustu. Daha inmesi imkansizdi. Ismet, ismeeet diye bagirdim ama cevab verende yoktu. Kalktim su deposunun etrafina baktim kimsecikler yoktu sanki yer yarildi içine girdi. Içim ürperdi. Adam resmen kaybolmustu ve bu imkansizdi. Berberlere gidecegim dedigi için berber Ismaili amcamgile geldim. Kapiyi çaldigimda Teyzem çikti içeri davet etti. Teyzeme.

-Teyze Ismet adinda Ketenlikten size Sigirlarini kaybetmis biri geldimi? Dedim.

-Hayir yavrum öyle biri gelmedi. Dedi. Saskinligim iyice artmisti.

-Neyse teyze ben gidecegim dedim.

-Yavrum gir içeri , niye geldin niye gidiyorsun? Keramettin de var oturun.

-Neyse teyze ben gelirim. Dedim ve yine Su deposuna geldim sanki o adami beklemeye basladim. Yine gözümü açtım odamdaydım. Ben davet etmek istedikçe eskiden onunla ilgili olayı bana tekrar yaşatıyordu. Neden konturolu elime alamıyordum. Düşündüm. Tahminen bu andaki enerjimin onunkinden düşük ve hüküm yürütemez olduguna karar verdim. Ayet’i kerimeleri okumaya başlsdım. Yarıya gelmiştim. Gözlerimi kapadım ve okumaya devam ettim. Artık o aleme sokamıyordu. Ayetler’i bitirdigimde tekrar gözlerimi kapadım, ve düşüncelerimle onu davet ettim. Perişan bir halde önümde idi.

-Neden benimle hala alay eder gibi geçmişi tekrar gösteriyorsun? Yılacagımımı sanıyorsun? Susuyordu. Konuşana be ahmak herif. Ben seni adam gibi çagırmak istedim sen ne yaptın?

-Ne yaptım da?

-Daha ne yapacaksın, alay eddin. Haydi devam etsene. Bak sana ne yaparım. Bu gün yaşım ondört deyil. Biliyorsun deyimli?

-Sen bana bir şey yapamazsın.

-Sende inanıyormusun bu söyledigine.

-Tabiki inanıyorum. Sen bana bir şey yapamazsın.

-Görecegiz. Peki ne yapmak istedin de deponun orda, derede adam dövmeler kolunu kırmalar, neyi söylemeye çalıştın bana.

-Bize bulaşmamalı idin, yanlış yaptın ve hala yapıyorsun.

-Yanlışı sen mi ögreteceksin bana.

-Ögrenemiyorsan ben ne yapayım da.

-Yav sen ne diyorsun hemde benim evimde.

-Sen bundan sonra iflah edecegini mi sanıyorsun? Kaç cinin kanına girdin? Ne kadar düşmanın var biliyormusun?

-Ben haksız yere kimseyi öldürmedim. İslam dışıda hiçbir şey yapmadım.

-Sen gadımısında cinleri yakıyorsun? Peki insanlara niye yapamıyorsun?

-Onları yargılayacak Hakimi var Savcısı var, mahkemeler var.

-Bizimde var. Niye karışıyorsun?

-Ne yani sizin mahkemeleri mi bekliyecegiz. Peki sizler bu kadar kötülük yapar iken nerde sizin var dedigin mahkemeler, ha söylesene budala. Dahada hittetlenmişti. Bakışları serteldi.

-Kendinsin budala. Her öldürdügün cinlerin yakınları sana düşman oluyor da senden öyle bir intikam alıyorlar ki farkına bile varamıyorsun, budala hangimiz ise. Bak bu iş sona ersin dürüst davranmak ve sonuca gitmek istiyorum, bırak başkaları yapsın, karışma. Hayatın kaydı farkında deyilsin. Sende rahatla bizde.

-Sen ne demek istiyorsun.

-Yuvan yıkıldı, işlerin bozuldu, sana baba diyen ortakların sana kazık attı, iş teklif edenler ertesi gün vaz geçti. Nedendir dersin, düşündün mü hiç? Ne benimle nede başkaları ile ugraş vaz geç işlerin de düzelsin.

-Ya işlerini bozdugunuz aciz insanlar ne olacak.

-Sanamı düştü kaygıları, hak eden bulur. Onlar hak ediyorlar ki bizlerde başlarına bela oluyoruz.

-O deiklerini bendemi hak ediyorum.

-Aslında sen fazlasıyla hak ediyorsun sana bir şey yapamayınca kime yaklaşsan onu sana düşman yapıyorlar ve senden uzaklaşıyorlar, sende hiçbir işte başarılı olamıyorsun. Hatta çocuklarını bile sana karşı yönlendiriyorlar. Hala devam edecekmisin?

-Peki sende insanlara sözde hak ettiklerini veriyormusun, yani bana göre zulum yapıyormusun?

-Hak edene.

-Ulan geri zekalı sen hak eden insan olguna ceza veriyorsun da ben neden hak eden cinlere cezasını vermiyeyim. Hem sen kim oluyorsunda emri vaki gibi konuşuyorsun.

-Demekki anlamak istemiyorsun. Şimdiki yuvanı bile yıkacaklar bırakmaz isen.

-O Zaman senden başlıyayım düşman icra etmeye.

-Sen bana bir şey yapamazsın. Dahada hükalalaşmıştı.

-Elimden kacamıyacagını biliyorsun deyilmi?

-Ne yapabilirsinde.

-Ben galiba temizlige senden başlıyacagım. Şunu hiç biriniz unutmayın ki mademki benim yakınlarımı etkileyerek benden uzaklaştırıb benim yalnız ve çaresiz kalmamı istiyorsunuz. Zaten siz öyle ise düşmanlıgın en alasını yapmış ve haberim bile yok iken her şeyimi alt üst ettiniz bende ölüm pahasınada olsa yemin ederim ki sizin benim gibilere ve mazlumlara zulmeden ne kadar cin tanıma fırsatı bulursam yok edecegim. Dedim ve o sustugumu zannederken sessizce okuyarak daireye aldım.

-Kalleş diye bagırdı. Adeta gözleri yuvasından çıkacak gibi idi.

-Senin gibilerle ugraşmıyacagım bile. Dedim ve okuyarak ateşi verdim. Çıglık çıglıga yanarak öldü. Hasan Hüseyinin dedigi demekki dogru idi. ‘’Hayatını inceledin mi? ‘’ derken demekki bunları kasdediyordu. Anlamıştım ama hayatım alt üst olmuş ve çok şey deyişmişti. Birde galiba cinlerin kısmet baglaması da bu olsa gerek. Çünkü çevrende iş yapacak kimseyi bırakmıyorlar.

Bayagı yorulmuştum. Kazayı düşündüm, yine gözümün önüne gördüklerim bir bir geldi. Adamın kanlar içinde yatışı insanların çaresizligi, Hasan Hüseyinin gelişi, Tayyibenin gelişi, kötülük yapan cin, hepsi şerit gibi gözümün önünden geçti. Çokta yorgundum. Sarhoş gibiydim. Odama geçtim, uzandıgım gibi uyuyakalmışım ki sabah ezan sesiyle uyandım.

 

Devam edecek