Hasan
Hüseyin ve BEN |
Mustafa ünal
Bölüm-9
|
Babam motoru çalıştıramamamdan dolayı sinirli halime bakıb. -Yavrum ne yapacaktında aldın bunu. Hurdayı sana yutturmuşlar. Dedi. Şöyle bir düşündüm. Haklı idi aslında ama sanki ben haklı imişim gibi. -Belki bilmedigimiz bir düzeni var ondan çalıştıramıyorum. Dedim. Marşla çalışıyordu ama bir türlü marş basmıyordu. Hem agır hemde iteleme ile çalıştıramıyordum. -Dogru dürüst yerli bir motor alsa idinya. Dedi. Kaça aldın bunu? -Dokuz bin liraya. -Javanın yenisi kaç para. -Üç bin lira felan herhalde. -Ya yavrum üç java parası vermişsin ama çalışmıyor. Tekrar iteleyerek denedim. Ve çalıştı. Hanım pencereden. -Senin olgunun kafası çalışmaz ki, ne yapacaksa takayı almış başına bela ettigi yetmiyor gibi paralarıda bosa harcıyor. Her zamanki gibi ortalıga bir kılçık atmıştı. -Tamam ben paraları boşa harcarım, sanki sen karışmasan olmaz. -Karışıyorum da ne yapıyorumda. Baktım ki kavgaya dönüşecek motorda çalışınca -Neyse Baba ben İşe gidiyorum. Dedim ve motora bindim. Babam -Güle güle oglum Allah İşini rast getirsin. Dedi. Ve ben yürüdüm. Zaman zaman insanın evinde mutlu olmaması, bazen mutlulugu başka yerlerde aramasına sebeb oluyordu. Herkesin hayatı bana farklı görünüyor sadece ben mutsuzmuşum gibi, üzülüyordum. Yirmi günlük evli iken büyü var ilaç var diye hoca hoca dolaşmıştık. Günler haftaları haftalar ayları kovalıyarak ta bu günlere gelmiştik. Evliligim içimde kanayan bir yara gibi idi. Bana kızdıgında daha birkaç aylık evli iken ‘’ Beni mühendisler istedi de varmadım, sen beni babamın zenginligi için aldın ‘’ en çok ta bu kelimeler içimden çıkmıyordu. Zaman zaman yuvayı yıkmak istiyordum fakat kız kardeşimde onun abisinin hanımı idi, intikam için onunda yuvası yıkılır diye yutkunuyordum. Karma karışık düşünceler ile iş yerine vardım. İnsaat taşörenligi yapıyor ve deyişik birkaç semttede insaatım vardı. Hepsinde de ekiblerim çalışıyordu. En yakın olandan başladım en uzaga dogru gidiyordum. Yeni başladıgım bir İnşaat vardı ki daha burada harç karılıb çimontosuz olarak yıgılıb hazırlık yapılacaktı. İnşaatın içini gezdim ne kadar harc gidebilecegini tesbit ettim. Ve çalışan arkadaşlara anlatmaya başladım ki; Tam karşımdaki yoldan iki kadının bizden tarafı geldiklerini gördüm. Tüylerim diken diken olmuştu. Sanki üzerimden kaynar su dökülmüştü. Arkadaşlar. -Hayırdır ne oldu niye şaşırmış gibi oldun. Dediler. Onlarsa iyice yaklaşmışlardı. Onlarda beni tanımışlardı. Ben Dahada yaklaşıb benimle konuşmasınlar diye insaatın içine girdim. Yanımdaki arkadaşlarda olayı pek kavrayamamışlardı. Diyer insaatlarıda dolaştım. En son insaat Meram’a çok yakındı saatte on bire gelmişti Meram’a gittim çay bahçesine oturdum, bir semaver çay söyledim. Çok geçmeden geldi. Çayımı yudumlamaya başladımki; düşüncelerime inşaate yaklaşan çocukluk aşkım, ilk göz agrım, olmazsa olmaz diyibde sahib olamadıgım, İçimden hiç çıkaramadıgım ismini bile anmak beni heyecanlandıran aşkım gözümün önüne geldi. Anladım ki onu hala seviyordum, ama ne ona söylemek gibi nede yuvayı yıkmak gibi niyetim olabilirdi. Sadece her zamanki gibi içime gömüb zaman zaman düşüncelerimle onu ziyaret etmekten başka bir şey yapamazdım. Ve duymuştum ki, esinden altı yıldır da ayrı idi. Kendime baktım mutsuzdum, acaba diyordum ya beraber olabilsek mutlu olabilirmiyiz. Çocuklarım gözümün önüne geldi, onları üzmek, onları mutsuz etmek, yada sevdigimi mutlu edememek beni korkuttu. Her düşündügümde aklıma bunlar geliyor ve vaz geçiyordum. Onu görmek istemiyor ama görmektende vaz geçemiyordum. Hala onu düşündügüm an heyecanlanıyordum. Onu yedi yıldır görmemiştim, ve onsuzlugada alışmıştım. Ama görünce de sanki her şey yeniden alevlenmişti. Hele bosanmış oluşu ise hem acımama hemde sanki ona sahib olmama gerekçe gibi idi. Oysa ona hayatımda bir kez bile seni seviyorum deme fırsatı bulamamıştım. Yogunlaşan bu düşünceler ile semaverde çayın ne zaman bittiginin bile farkına varamadım. Tekrar insaatleri dolaştım. İçimde sürekli bir heyecan hakimde. Günlerce devam etti. Hiç farkına varmamıştım ki annesi İnşaata gelmiş. İsmimle hitab edince farkına vardım. -Mustafa yavrum kolay gelsin. -Sagol Hoş geldin. Elinde eski bir tencere vardı. -Nasılsın iyimisin ? -Allah’a şükür teyze ya siz nasılsınız. -Eh işte Amcan malum işte iyiyiz diyelimde iyi olalım. Burayı sen yapıyorsun deyimli? -Evet teyze ben yapıyorum. -Bacaların kenarı is olmuş az bi kirec alsam olurmu? -Tabi tabi istedigin kadar al. -Az bi şey olsa yeter zaten. -Ne kadar istersen. -İşciler sanamı çalışır. -Evet bana çalışırlar. -Peki benim oglan boş gezer yanında çalışabilirmi ki? Sizin işte agır amma bilmemki. -Sen ona söyle o bura deyilde Mevlananın yakınında bir İnşaatım daha var ora gelsin ben onu asonsöre alıştırayım orda çalışsın. O iş kolay. -Hiç olmazsa boş gezmesin. -Tamam gelsin. -Oldu yavrum hanımına, babana selam söyle. -Aleyküm selam sende selam söyle evdekilere. Dedim. Ve evine gitti. Hanımına selam söyle dediginde içim yanmıştı. Keşke senin kızın hanımım olsa idi ne iyi olurdu onu her gün getirirdim demek geldi içimden. Yine içimi bir hüzün sarmıştı. Aradan birkaç gün geçti. Erkek kardeşi insaata geldi. -O Hoş geldin. Dedim sarmaş dolaş olmuştuk. Ona işi tarif ettim ve çalışmaya başladı. İşi basit olmasına ragmen bilmedigi için kendini iyice yormuştu. Ancak iki gün dayanabildi ve gelmedi. Birkaç gün bekledim ve hem merakımın gitmesi hem üçretini ödemek hemde sevdigim kızı iyiden iyiye görmek istegi ile akşam evlerine gittim. Kapıyı çaldım. Büyük bir heyecanla beklemeye başladım. Çok geçmedende kapı açıldı. Adeta kalbim duracaktı. Göz göze gelmiştik. Ellerim ayaklarım adet titriyordu. O da şaşkındı. -Hoş geldiniz. Dedi. -Hoş bulduk dedim. Ben kardeşini merak etmiştim. Gelmedi de. Hemde parasını getirdim. -Agır gelmiş yapamamış. İçerden annesinin sesi. -Kızım kim o -Mustafa . -İçeri alsana. Gel sene yavrum diye seslendi. İçeri girdik. O önde ben arkada koridordan ilerliyorduk, onu içten samimi bir şekilde izledim. Onu gerçekten seviyordum. Ve anladım ki içimdeki duygulardan hiçbir şey eksilmemiş, aksine de bu gün dahada artmıştı. Sanki özledigim sımsıcak evimde gibi idim. Pencerenin yanına oturdum. Zaman zaman göz göze geliyorduk. Sık sık derin derin nefes alıb veriyordu. Arada birde öksürüyordu. O an sanki onu kaptıgım gibi içimden doktora götürmek gelmişti. Çay hazır olmuş olacakki hemen çay gelmişti. Bir bardak içtim.yere bıraktım. -Geçmişlerinizin canına deysin dedim. Bu ara canım gibi hala sevdigim. -Sen çayı seversin bir daha iç dedi. Sanki oda gitmemi istemiyordu. Cevabı beklemeden doldurmaya başladı. O an içimden. ‘’ sen zehirde doldursan içerim be bitanem ‘’ demek geldi. Ama diyemezdim ki. Sanki ben de bu evden ayrılmak istemiyordum. Günlerce, senelerce hatta ölene kadar burada kal deseler kalacak halde idim. Ama durdukca ateş yükselecek, hareketler hataları getirecek düşüncesi ile kalkmamın gerekliligini düşünerek izin isteyerek ayrıldım. Ama ne çare ki onun görüntüsü hareketleri gözümün önünden gitmiyordu. Yeniden liseli aşıklar gibi olmuştum. Gece gündüz onu düşünüyordum. Her şeye ragmen de görmenin tehlikeli olabilecegi düşüncesi ile görmemege karar verdim. Çünkü hem abisi hemde küçük kardeşi benim en samimi arkadaş ve dostumdular. Gerçek sevginin yanlış anlaşılmasından korkuyor vede imkansız görünmesinden çekiniyordum. Ama bu an deseler ki ‘’kardeşim senin’’ hiç tereddütsüz basardım nikahı. Onu hem çok seviyor hemde üzülüyordum. En az on beş yirmi gün görünmedim. Yine bir gün annesi inşaata geldi. -Kolay gelsin yavrum dedi. -Hoş geldin teyze dedim. -Yavrum bana bir usta lazım. -Hayırdır. -Evi taşıyacagızda şu karşıdaki evi tuttuk. Eli ile evi göstererek. -Evet. -Bacaları ile Küllüklerin hebsi oynamış onları tamir edecek. -Tamam önemli deyil ben yapıvereyim. Sen küçük bir merdiven bul. -Ama malzemede yok. -Olsun yarım kova harc deyimli. Ben hallederim. -Sagol yavrum. -Siz gidin ben biraz sonra gelirim. Bir kovaya biraz harç koydum gösterdikleri evin önüne götürüb bıraktım. Takib edmiş olacaklar ki. Annesi hemen elinde bir merdivenle geldi. -Keser gibi bir şey varmı? Dedim. -Var yavrum. Dedi ve getirdi. Tüm bacaların etrafını genişlettim. Sonrada halkalarını koymaya başladımki. Sevdigim kız elinde çay tepsisi ile demlikle beraber içeri girdi. -Hoş geldin. Çay getirmiştimde. Dedi. -Sagol dedim şöyle kenara bırak istersen. Pencereler genişti pencereye bıraktı. -İç istersen sogumasın. Dedi. -Tamam dedim ve merdivenden indim. Anneside sagı solu temizliyordu. Yine derin derin nefes alıyor arada bir de of çekiyordu. Annesine ve kendine de çay kattı. Şöyle bir düşündüm ne mutlu bir aile olurduk diye. Sanki bana o kendimden bir parça gibi idi. Bi ara annesi dışarı çıktı. -Nasılsın? Dedim. Yine derin bir nefes aldı. Gözlerime sanki ümitsizce baktı. -Nasıl oldugum belli deyimli? Dedi. -Kader ne yaparsın, dedim. Başını eydi yere dogru baktı. -Kader ya, dedi. Sanki beni beceriksizlikle suçlar gibiydi. Utandım ezildim konuşacak bir şey bulamıyordum. -Keşke hayat farklı olsaidi. Ama bazen konturoldan çıkıyor. Aklıma halam, babam ve amcamın onu bana istemek için gittikleri gün geldi. Ugursuzlugun kol gezdigi günmüş ama biz bilememişiz. Babası Amcamın kayın biraderi idi babamgili kapıda karşılar şaka olarak derki: ‘’niye geldiginizi biliyorum. Bende size verecek kız yok. İçinize bir giren pisman birde girmeyen ‘’ bu söz üzerini bir gürültü kopar öylece kalır gider. Tabi olan bize olur. Elimdeki çay bitmişti. Yine yere bıraktım. -Tamam yeter sagol. Dedim. Sanki beni dener gibiydi. -İç bidaha sen çayı seversin diye fazla yaptım. Anneside içeri girmişti. -İç iç yavrum kim içecekte bosa gitmesin. Yine çayı doldurub uzattı, zaman zaman çok yakın olmamız hatta nefesinin sıcaklıgını hissetmem beni adeta eritiyordu. Heyacan sanki konuşmam gereken çok şey olmasına ragmen konuşacaklarımı unutturuyordu. Benim ki ne gönül eglendirmek, ne fırsat gözetlemek, ne de hoşlaşmak deyildi. Sanki o benim havam ekmeyim, suyum hatta ruhumda bütünleşen bir abide, olmazsa olmazımdı. Galiba aşk olsa olsa buydu. Çok şey söylemek istiyordum ama hem heyecan hemde annesinin varlıgı engelliyordu. Hiçbir şeyi düşünemiyecek kadar gözleri kör olmuşcasına onu seviyordum. Zaman zaman göz göze geliyor taki birimizin gözümüzü kaçırması ile ayrılıyorduk. Annesi. -Yavrum banyo bacasındada kırık var. Onuda unutma. -Tamam merak etme. Dedim. Ne bacaların bitmesini nede cayın bitmesini istemiyordum. Sanki bir ömürü harcamam gereken yerde idim. Elimdeki çayın bitmesi ile yine hiç konuşmadan bardagı aldı ve doldurdu. Ona baktım gülümsedi. -Hayırdır. Dedim. -İtiraz edmeni bekledimde. Dedi. -Ne yapalım eline düştük ne istersen olacak. Her halde demligi bitirttireceksin. -Elimemi düştün. Ya ne demezsin. Hadi ordan der gibi idi. Öyle oluyordum ki annesinin de varlıgı benim rahat konuşmamı engelliyordu. Yalnız olmuş olsak epey bir hesab soracak gibi görünüyordu. İçimde bir his ne yapıp yapıp Allah’ın da istedigi şekilde beraberligi saglamaktan yana idi. O zaten boşanmış ve özgürdü. Ya ben üç çocuk mutsuz bir aile kız kardeşim hanımımın kardeşinde. Bunları düşününce de işin içinden çıkamıyordum. Kafanın yogunlu gu uzun zamandır görüşememize ragmen güzel bir sohbet özlem giderecek ahenkli bir ortamın saglanmasını da engelliyordu. O na ümit vermek vede verilen ümidin arkasından gidememek onun Allah muhafaza ikinci yıkımı olurdu düşüncesi ile konuşmalarımı sınırlı ve geçmişten uzak tutuyordum. Uzun süren çay faslı bitmiş vakitte sanki çarçabuk geçiyordu. Kalktım eksikleri bitirdim. Ayrılma zamanı gelmişti. Annesi. -Yavrum borcumuz ne? -Ne borcu teyze. -Olurmu ? -Olur olur sen sadece dua et. Her şey hayat boyu ters gidiyor. Sadece dua et olmayan şeyler olsun, ters gidenler düzelsin. Yine göz göze gelmiştik başını eydi sanki gözlerimden kaçıyordu. -İnşaallah yavrum, eline saglık, Allah ne muradın varsa versin. -Amin. Dedim. -Hanımına felan selam söyle. -Aleyküm selam. Allah’a ısmarladık. -Güle güle. O hiç konuşmamıştı onun sesini beklemiştim. Ayrılırken sanki evinden gurbete gidenin hüzünü bana hakimdi. Malzemeleri insaata bıraktım. Ve iş yerinden ayrıldım. O hiç mi hiç gözümün önünden gitmiyordu. Akşam yataga uzandım. Onu düşünmeye başladım. Her şey gözümün önünden tekrar tekrar geçiyordu. İrkilme ile gözlerimi açtım ki; Bürodayım. Hasan Hüseyin Karşımda gülümsüyordu. -Nasılsın Abi. -Nasıl olmamı istersin yine gönül perdeme bir teneke benzin döktün. Yaktın be Hasan Hüseyin. Yaktın. -Abi sen istemedinmi? -İstedim tabi …ya böyle işte.yaş kırk beş ozaman otuz felandı galiba. Ama biliyormusun o günün devamını getirib, onunla evlenme şansını yakalamışken gerçekleştirmeli idim. -Bunda da bir hayır vardır be abi. -Hayırı şer’i bilmem Hasan Hüseyin. Mutsuzum ve böyle gidecek. Benim sanki ugurlarına hayatımı harcadıklarım anladılarmı sanıyorsun. Sırf cocuklarım mutlu olsun diye her sıkıntıyı çekmeye razı oldugumu anladılarmı sanıyorsun -Olsun be abi. -Kız kardeşimin yuvası yıkılmasın, çocukların boynu yıkılmasın, kimin umrunda. Evde kavga odlumu. Oglanlar ne diyorlar biliyormusun? -Ne diyorlar abi. -‘’ yeterin be artık ne yapacaksanız yapın, ayrılacaksanız ayrılın, tükürürüm böyle yuvanın içine.’’ Bi tarafta hayatı çehenneme çeviren yaşantı. Diyer tarafta benim gözümde cennete çevirecek kişi vardı. Ama biliyorsun ki oda yok. Cocugu bilie olmuş. Keşke nere varacaksa varsa idide onunla tekrar deneme şansını yakalasaydım. -Aslında olurdu be abi. Bence de denemeli idin. İslamda olmayan bir durum deyilki; -Çay hazır deyimli? -Evet hazır. Birer çay kattım ve yudumlamaya başladık. Abi sen aslında kötü bir insan deyilsin ki, eline fırsatlar geçiyor, fakat sen başkalarına zarar veririm endişesi ile deyerlendirmiyorsun. Sonrada kendini harab ediyorsun. Yani bu defa bu kızı kacırmıyacaktın. Ama bitmiş artık. Yapacak hiçbir şey yok. -Yapacak tek şey var. -Kime. -O kıza -Ne. -Dua. Çünkü o dünyanın benim gözümde en güzel melegi, hayatına girmek isteyib de tek giremedigim dünyada en çok sevdigim ve de haberi bile olmadan sonsuza kadar sevecegim tek kişi. Ama şu an istedigim Yüce Allah’ım bu günden sonra onu yeni yuvasında ölene dek İnşallah mutlu etsin. Acı haberini bana duydurtmasın. Ve benim karşıma çıkartmasın ki içimdeki ateş aleve dönüşmesin. -Amin. İşte sevgi bu be abi. Allah sanada sabır versin. İstersen biraz uzan dinlen sabah yakın. -Tamam her şey için sagol. -Sende sagol. Yarın Nefiseye gideceksin deyimli? -Evet. -Abi ona dikkat et. -Hayırdır. -Biraz sana fazla yakınlaşıyor gibide. -Bak hasan Hüseyin. Beni tanırsın, ben yıkmaya deyil sürekli yapmaya giderim. Sende biliyorsun ki benim gittigim hastaların içinde numara yapanlar olur, kocasını sevmiyenler, kıskananlar olur, büyülüsü cin hastaları olur. Hatta Nefise gibi yıkımdan yıkıma girmiş olur olmaz yerde hata üstüne hata işleyerek çıkış kapısı arayanlar olur. Ben bunların hepsini konuşmasından hareketlerinden fark ederim. Gerekene gerektigi şekildede izah ederek rahatlatmanın yollarını bulurum. Sen merak etme. Onlar benim benim kızım, kardeşim, ablam, anam ne sayarsan onlara acırım onların iyi olması yada dogruyu bulabilmesi için gecemi gündüzümü harcarım ki; nefis bana onların yanında hükmedemez. Ha bu gün yaşadıgımız olay işte sevdigim tek kadın o. Onda bile inanırmısın onun cinselligi aklımda bile deyil. Onunla olmak aynı havayı teneffüs etmek bile bana yeterdi. Allah yazmamış ne yapalım da. Böyle işte Merak etme. -Galiba beni yanlış anladın, ben demiyorum ki sen ona takılırsın, sana ben adım gibi güveniyorum. O sana takılmasın yalnız kalma bunu söyledim. Onu sana karşı tehlikeli gördüm. -Bende farkındayım. -Neyse ben izin alayım sabah olacak. Haydi hoşca kal. Gecen hayırlı olsun. -Sagol ekibe selam söyle. Güle güle. Dedim ve kayboluvermişti. Cekyatın üzerine uzandımyine düşünmeye başladım uzun uzun düşündüm çıkmazlarda idim. Uyuyakalmışım ki kapının çalınması ile uyandım. Sabah olmuştu işciler gelmeye başlamışlardı. Kapıyı açtım ilk gelen işçiyi içeri aldım. -Hayırdır abi buradamı yattın yoksa. -Hayır yolda idim eve gitmeden buraya geldim. Sen beni boş ver tüpe çay koy. -Tamam abi dedi ve çaydanlıgı alıb dışarı çıktı. Yavaş yavaş kalabalıklaşmaya başlamıştı. Burada işi olan burada diyer imalathanede işi olan diyer tarafa gitmeye başladılar. Büromda yalnızdım.vucudum gevşedi sanki iyice hafiflemiş ruhum bedenimden ayrılıyor gibi oldu. Başım döndü hiç bir yeri görmüyordum sadece gözümde karlar uçuşuyordu. Yavaş yavaş açıldı. Ama sanki odamda deyildim. Burası Meram yolu idi. Yedi sekiz yaşlarında sırtında kırmızı okul çantası olan saçları beline kadar uzun çakır gözlü sevimlimi sevimli bir çocuk karşıdan karşıya geçmek için yürüdü, karşıdan hızla çift kabin mavi bir pikab geliyordu. Çocuk onu görmeden ilerleyerek karşıya geçmeye çalışıyordu. Adam habire kornaya basıyordu. Çocuk o gelen arabayı görünce geriye giderek kurtulmak istedi. Fakat adam galiba gerisinden geçerim düşüncesi ile iyice sagdan geçmek istedi. Çocukta saga yanaşmış oldu ki kurtulma şansı yoktu ve hızla vurdu. Cocuk top gibi havaya kalktı adam firene bastı ama çok geç kalmıştı araba öne cocukta arkasına düştü. Kanlar içinde hareketsizce yatıyordu.saçları yüzüne ve boynuna dolaşmış gibi idi. Adam kendini sanki yerden yere vuruyordu. Çocukta en küçük bir hareket yoktu. Ona sarılık bagrıma basmak istiyordum. Eyildim dokunmak istedim yine başım döndü, her yer karardı, yine karlamalar oldu ve yavaş yavaş gözlerim görmeye başladı odamda idim. Şok olmuştum. İçimde bir his bu olay gerçekten oldu diyordu. Hemen kalktım arabama dogru yöneldim. Arkamdan bir ses. -Abi gidiyormusun? -Bişeymi var. Dedim. -Çay koy dediydinya çay hazır içmiyecekmisin. -Gelince içerim. Siz içe durun. Dedim ve arabaya bindigim gibi Meram yoluna hızla ilerlemeye başladım. Gördügüm olay yerine vardıgım da gerçekleri görünce şaşırdım. Gerçekten kaza omuştu ve harfiyen her şey gerçekti. İnsanlar kalabalıklaşmış emniyet, trafik çocugun annesi babası hepsi orda idi. Mahser yeri gibiydi çocugun üzerinde gazete kagıdı vardı eyildim baktım oydu gördügüm sevimli kızdı. Cırpınanlar bagıranlar kulakları tırmalıyordu. Polis memuru. -Arkadaşlar açılın rahat çalışalım. Olayı gören varmı? Kimseden ses çıkmıyordu. Şöförüde tanıdım. Onu polis arabasına almışlar o orda oturuyordu. Yaklaştım. -Memur bey ben gördüm. Dedim. -Gel şöyle dedi münübüse aldılar. Polis. -Ama sen yeni geldin. Cevab veremedim Önce şaşırdım. -Olan olmuştu çocuk öldü. Ben sizlere telefon açmak için ayrıldımdı. -Neyse nasıl oldu. Olayı detaylı bir şekilde anlattım. Anlattım. Sonra pikabın şöförünü yanımıza getirdiler, adam bana baktı. -Siz buradamıydınız. Dedi. -Evet dedim. -Ben demekki şaşkınlıgımdan fark etmemişim. Dedi. Ve aglamaya başladı. Polis. -Aglama olur bunlar sakin ol. Bak olayın görgü tanıgı kagıttan okudu. Böyle oldu diyor. Ne diyorsun. -Dogru söylüyor aynen öyle oldu. Biz konuşurken de Ambulans çocugu götürmüş herkesde dagılmaya başlamıştı. Polis bana döndü. -Gerekirse size Ulaşacagımız bir telefon numarası verebilirmisiniz. -Tabi dedim. Ve büronun telefonlarını verdim. -Tamam dedi sagol gidebilirsin.. münübüsten indim arabama bindim ve merama dogru ilerlemeye başladım. Yaşadıgım olay karşısında Şaşkındım. Bahçeye oturdum. Burası sevdigim bir yer olmasına ragmen pek de hoşlaşmıyordum. Çay söyledim. Çayımı içmeye başladım ki, telefonum çaldı. -Alo Mustafa abi tanıdınmı? Nefise’nin abisi idi. -Tanıdım tanıdım. -Abi gelebilecekmisin, yoksa alalım mı? -Nerdesin de. -İşteyim istersen izin alıb gelecegim. -Boş ver izin felan da alma, arabam yanımda, zaten durumda iyi deyimli? -Çok iyi. -Fırtınada geçtigine göre, gerek yok ben ugrarım. -Tamam sagol hocam. Görüşürüz. -Görüşürüz iyi işler. -İyi işler. Dedim telefonu kapadım. Bir sigara daha yaktım. Biraz daha oturub şok’u üzerimden atmak istiyordum. Boşları almaya gelen garsona bir çay daha söyledim. Yirmi dakiga daha oturduktan sonra Nefise gilin evine gitmek için yola koyuldum. Meramdan çarşıya iki yol vardı. Az önceki olay yeni yolda olmuştu. Tekrar olayı yaşamamak için eski yoldan gittim. Kapılarını çaldıgımda Nefise açmıştı. Gözleri parlıyor ve gülümsüyordu. -Hoş geldin. Dedi. -Hoş bulduk, iyisin Maşallah. Dedim. -Sayende sagol. Dedi. -Buyur Geç söyle dedi yol verdi ben önde o arkada odaya girdik. Karşı karşıya oturmuştuk. -Hayırdır kimse yokmu? -Abimle konuşmussundur o işte Annemde ekmek almaya indi şimdi gelir. Niye de rahatsız mı oldun. -Hayır hayır yalnız görünce. -Keşke gelmeseler. -Niye onlardan bıktın mı da. -Zaten ben bu evde fazlayım ki. Onlar benden bıktı. -Abartma. -Sana öyle gelir. Neyse abim gelecegini haber verdi bende çayı koymuştum getireyimde içelim. Dedi ve dısarı çıktı. Çok geçmedende geldi ve iki bardaga katarak birini bana diyerini de kendi aldı. -İyisin deyimli? Dedim. -İyiyim birde sen olduktan sonra daha iyiyim. -E… be kızım bizimki malum işte iyi olacaksın hancı hanına yolcu yoluna, bi daha nerde nasıl görüşülür bilemem. -Yooo öyle yama yok biz görüşecegiz. Sen benim en iyi dostumsun öyle kurtulacagını mı sanıyorsun? -Ne yapalım olmazsa öbür odaya bir minder at ben de oraya yerleşeyim. Diye şaka yapmıştım. -Vallaha Atarım keşke nerde o günler. -Kız ben şaka yaptım. -Anlıyorum geri zekalımıyım ben. Yemin ederim bana kalsa yaparım. -Bizim evdekiler ne olacak ya. -Ya birde onlar var. Nerde engel çıkmaz ki. Arada da ora gidersin. -Neyse hayalden vaz geç el alem ne der elin erkegi felanın evinde kalıyor demezlermi. Sende erkek olsan neyse. -Banane el alemden. Erkek olsam bu kadar hoş olurmuda. - Yani Bu halde olmalısın? -Tabi o zaman sana nasıl hizmet edebilirimde. - Ya işte. Arada bir ora Giderdim ya, biliyormusun herkesin bacasından bir duman tüter, ama nasıl tüter, o bacanın altındakiler kimdir, nedir, nasıl yaşarlar kimse bilemez. Herkesin bir derdi proplemi vardır. Sen her gördügünü mutlu mu sanıyorsun, yoksa tek dertli, tasalı kendinin mi oldugunu düşünüyorsun? -Ne yani mutsuzmusun? -Dedimya , benim hastalara gitmemi istemezler, şöyle ikimizin oturdugunu bile görseler hemencecik, ele gerek kalmadan, onlar kendileri bi şeyler uyduruverirler. Gittigim hastalar eyer genelde kadın oluyor da, kadınsa eyer, ya dostum, ya da dalgam oluyorlar. Tabi ki onların gözünde. Oysa herkes kendi sıkıntısında. -Aslında senin hanımın şanslı bir kadın ama senin deyerini bilemiyor. -Şanslımı? -Tabi şanslı, aslında sen ne iyi adamsın, yanlış anlamada eyer üç evliligimden birisi senin gibi olsa idi onun kölesi olurdum. -Abartma canım senin gördügün birinci Mustafa, ikinciyi tanımıyorsun bile. Her şey başta toz pembe görülür de zaman geçtikçe gerçekler göründükçe hayat kabusa dönüşebilir. Her tatlı söz, sahibinin çok iyi olmasını gerektirmez. Sana göre iyi olan bana kötü, bana iyi olanda, sana kötü olabilir. İki ortak noktayı yakalayamazsan işte böyle olur. Mutsuzluk alır yürür. Dikkatli olmak lazım. Her yere balıklamaya atlamamalı. Ben bikez sen üçkez atlamışsın. -Ben biraz deyil baya salagım demekki. -Onu demek istemedim. İyide olsan uyuşamadın mı kötüsün işte. -Sen kötü biri olamazsın. Saatler harcıyorsun bir kuruş bile almıyorsun. -Beni ne mutlu ediyor biliyormusun? -Ne? -Mesela bir hastaya, ilk gün geliyorum. Hasta benden hiç hoşlaşmıyor, tabiî ki hastalıgın şittetinden, çırpınıyor,saçlarını yoluyor, -Benim gibi. -Yani. Bagırıyor, çagırıyor. -Gerçekten bende öyle idim. Sizi hiç mi hiç sevmemiştim, hemde nebiçim görünüyordun? -Nasıl? Bilmiyorum nemle şekildin. -Hep öyle oluyor zaten. Sonra ikinci gün biraz yumuşuyor. Tabi iyileşmeye başlıyor ilgisi, güveni artıyor ve samimi olmaya da başlamış oluyor. -Sana Aşık olanlarda vardır. -Yok canım daha neler, Birincisi ben evliyim, mutsuzda olsam mutluda olsam çocuklarım var. Yuva yıkmak zaten imkansız. Benim ilişkilerimse, kardeş, abi, Ana, daha küçükse baba gibidir. -Sonra. -Sonra ne ? -Devam et işte. -Sonrası bu gün seninle olan abi kardeş beraberliginin mutlulugu. İşte senin iyi oldugun da şimdiki gibi mutlu bir şekilde sohbet etmen, çay ikram etmen, benim için en büyük ödül oluyor, dertlerimi unutturuyor. Bütün hastalardan istedigimde bu. -Bütün hastalara aynen bana davrandıgın gibi mi davranırsın? Yani bana hiç mi özel davranmıyorsun? Gözlerimin içine bakarak söylemişti. -Canım tabiî ki özel tarafın var, mesela çok insanın evinde bu kadar oturmam, odada yalnız hiç bir kadınla olmam, özel hayatımdan anlatmam. Ama bak seninle hem yalnızız, hem de kendi hayatımdan anlatabiliyorum. Demekki seninde bir benim yanımda özelligin var. -Buna sevin dim. Dostuz yani sırdaşız. -Evet öylesin. Konuştukca bende rahatlıyorum. -Başka nasıl davranırsın? -Genel de, ya da psikolejik hal ve yapısına göre. Ben insanları seviyorum. Mutlu olmaları beni mutlu ediyor. Onların önceleri agladıklarını, çırpındıklarını, intihar etmek istediklerini görüyorum iyi oluyorlar, sonrada güldüklerini görünce çok ama çok mutlu oluyorum. Yav bu gönül işi zaten para ile de yapmıyorum ki; -Niye para Almıyorsun? -Dedim ya gönül işi, zaten öyle olmasa geceyarısı bile çagırsalar giderim. İş gibi olsa milyar verseler kimse beni yataktan kaldıramaz. -Uykun agırmı? -O mana da deyil. Paraya deyer vermem ki, yani para için olmuş olsa kalkmam demek istedim. -Peki insanlara bu kadar yaklaşıyorsun dertlerine koşuyorsun, çok ta samimi oluyorsun, peki Sana Aşık olan hiç olmadımı, hiç seninde gönlünün aktıgı olmadımı? Hadi anlatsana. -Bak kızım sen galiba beni anlıyamıyorsun ben gönül işi derken hastaları tedavi etmekten bahsettim, gönül eylendirmekten deyil, zaten benim muhatab olduklarım aşırı derecede ya psikolejik yada cin hastası, yıkılmışlar, perişan olmuşlar onlara bulaşmak, onları hayal kırıklıgına sürüklemek... Derken kapı çalındı bizimde saçma sohbet bitmiş oldu. Yüzü deyişti sinirlenmiş gibi. -Tam gelecek zamanı buldu. Annem. Ben kapıyı açayım. Ama kaldıgımız yerden başka bir zaman devam edecegiz. -Tamam devam ederiz git kapıyı aç. Kapıyı açtı annesi idi. Hoş beşten sonra okuma zamanı gelmişti. -Evet Annende geldigine göre okumaya başlıyalımmı? -Birer çay birerde sigara içelim sonra başlarsın. Olur mu? Annesi. -Maşallah maşallah ne varda böyle okunmaya, hocasıylan çay içiyor, sigara içiyor ooo.. annesine kızmıştı. Ters ters baktı. -Anne sen karışma, ne olmuş sigara içiyorsam. Ben -Ayıb oluyor ama Annen içme demedi ki, şaka yaptı. Annesi. -Anlamaz ki heb böyle hocam. -Ben bilirim onun şakalarını. Annesine gerçekten asi davranıyordu. Birer sigara yaktık çaylarıda içmeye başladık. Tam çayları içerken kapı çalındı. Annesi kapıya gitti. Nefise. -Yav ne yaparsam yapayım ben bunlara sanki batıyorum. Her şeyime karışıyorlar yav. -Anneler kötü oldugunu istemezler ki. Hem de şaka yaptı. -Abi sen bunları bilmiyorsun yav. -Neyse sabır sen iyi olmana bak. Antrede kalabalık kadın sesleri vardı anneside onlara durumu izah ediyordu. Ama yinede kapıyı açarak bana ‘’hoş geldin’’ nefiseye’de ‘’ geçmiş olsun ‘’ diyerek öbür odaya geçtiler. Bizde çayları bitirmiştik. Annesi içeri girdi. -Hocam bunlar hemen gidecekler, ben yanlarına geçeyim sen bak işte oku. Olur deyimli. -Tamam merak etme, hatta çayı da götür. -İçmiyecekmisinizde. Nefise. -İç. Onlara bidaha demlesin. -Hayır hayır götür. Annesi çayları toparlayıb öbür odaya geçti. Artık okuma zamanıda gelmişti. -Gel bakalım şöyle otur. Okuyalım artık. Geldi elini yastıgın üzerine koydu. Bende elimi üzerine koyarak okumaya başladım. Sürekli gözüme bakıyor sanki beni incelemeye almış da etkilemeye çalışıyordu. Yalnız oluşumuz ise ona rahat hareket edebilmesi için cesaret veriyordu. Zaman zaman okurken rengi deyişiyor az da olsa sıkıntıya giriyordu. Bi ara okumayı kestim. -Nasıl durum. -İyi. Dedi. -Sıkışır gibi gördümde. Dedim. -Hafis bogazım sıkışır gibi oldu. Birazda daraldım. Elimi bogazına koydum ve okumaya devam ettim. Bir taraftan yutkunuyor bir taraftan da gözümüm içine bakıyordu. -Yutkunma farklı deyimli? Dedim. -Evet zor oluyor. -Biraz sonra rahatlarsın. Evet dergibi başını salladı. Ben yine okumaya devam ettim. Sonra elimi başına koydum. Agrımıyordu gayet iyi idi. Tekrar elimi elinin üstüne koyarak okumaya başladım. Çok yakındık. Yan yana kanepede oturuyorduk. Başını omzumun üzerine bırakıverdi. Bayıldı zannetmiştim. Birden heyecanlandım. Baktımki gözleri açık her şey normaldi. Okumayı kestim. -Nefise bak öbür oda kadın dolu biri kapıyı açarda seni böyle görse ne der. -Sendemi çok gördün, görürse görsünler. Tamam çekilirim. Dedi ve çekildi. Okumayı bitirdim. -Şimdi nasılsın? -Nasıl olmamı istersin, ben babamı küçük yaşta kaybettim. Bana bir defa sarılmadı, ağabeymi biliyorsun sanki gebersem bayram yapacak, annem öyle seni öyle kendime yakın hissettim ki; işte dedim omzuna başını koyacagın kişi, sende hemen iteledin. İyiyim işte. İsyan eder gibi söylemişti. -Kızım bana güvenmen kendinden biri gibi hissetmen çok güzel, benimde hoşuma gidiyor. Ama birilerinin görmesi yine lafa söze vardıgında seni üzecek, ben çekib gidecem. Laflar seni bulacak. Ben sana acıyorum, üzülmeni istemiyorum. Ondan diyorum. -İyi gerçekten böyle düşünüyorsan. -Deli kız ne düşünebilirimde, Başka. Salonda yine sesler gelmeye başlamıştı. Az sonrada annesi yanımıza geldi. -Gittiler. Bittimi? Dedi. -Bizimki de Bitti artık bende gidebilirim. Annesi. -Yo olmaz hocam yemek hazırladım. Beraber yiyelim sonra git. Nefise. Yarı alaylı bir şekilde. -İyi yav vallaha, hani sen söz vermedin mi? Hani çok zaman ayıracaktın. -Kızım iş var güç var. -Başlarım işinden gücünden sanki sen mi çalışıyorsun. Ha zar herkes işini bilirdir. İyice sanki kendinde bir hak bulmuşcasına konuşmaları emrivakiye dönüşmeye başlamıştı. Annesi. -Neyse Nefiseyi kırma abisi seni baya sevdi yemekten sonra git. -Erkek milleti deyilmi , ne anlarlar sevgiden. Bir yere gitmiyeceksin. Yemegi yiyecegiz, yeniden çay içecegiz. Ondan sonrada gidersin, nereye gideceksen. -Olur olur kalk sofrayı getir ozaman ne duruyorsunda. Hemen kalktı. -Ama Arkasından çaya da kalacaksın. -Kızım bak işim var yarın da gelecem sabah erkenden geleyim el işimide getireyim kadın kadına akşama kadar oturalım. -Sen dalga geç bakalım. İkisi birden mutfaga gittiler. Çok geçmeden de sofra geldi. Yemegi yedik. -Artık gidebilirmiyim. -Hayır, hayır.. dedi. -Tamam haydi çayıda getir. Çayları içtik epeyde oturmuştuk sonrada vedalaşarak ayrılmak istedim. Ayaga kalktım oda kalktı. -Artık gideceksin yani, korkma bizim olmazsın. Bende ineyim annede bakkaldan bir sigara alayım. İyi sigara içmişiz az kalmış. -İn bakalım. Beraber asansöre bindik. Dügmeye bastı fakat asansör yukarı dogru çıkıyordu. -Aaa yanlış basmışım. Dedi ve gülümsedi. -Olsun bakalım dedim. Bana sım sıkı sarıldı gözlerime baktı, göz göze gelmiştik. Ve aglamaya başladı. Yaşlar yanaklarından çizgi gibi süzülerek dökülüyordu. Bense saşkın bir halde onu seyrediyorum. -Ne olur bana yardım et, yanlış anlama, beni bırakma. Asansör yukarı varmıştı bi süre dügmeye basmadı öylece kaldı. -Tamam gözlerini sil, sana elimden geldigi kadar yardımcı olacagım. Haydi inelim biri görür yanlış anlar. Benden ayrıldı gözlerini sildi gözlerimin içine baktı çocuk gibi gülümsedi. Ve dügmeye bastı. Asansör aşagı iniyorduki. Bana tekrar sarıldı. -İniyoruz aglama bak. Dedim. -Tamam aglamıyacagım. Ama inan ne istersen yaparım beni bırakma. Dost ol, abi ol, baba ol, ol işte her şey ol ama benim arkamda oldugunu hep bileyim. -Bil ozaman tamam dostuz. Dedim aşagıda inmiştik. Beraber bakkala kadar yürüdük sigarasını aldı arabanında yanına geldi ve beni ugurladı. O Hareketleri ile Aslında çok şey hissettiriyordu. Fakat ben gerek şaka gerek anlamazlıktan gelerek hareketlerini anlamsızlaştırıyordum. O ise hedefe vara bilmek için bana dahada yaklaşıyor el şakaları bile yapıyordu. Aslında hiçde kötü bir kız deyildi. Hayattan yedigi darbeler onu insanlardan uzaklaştırmış, ilgisiz kalması, dostsuz kalması ve çevrenin anlayışı adeta sahibsizleştirmişti. Cinsellikten ziyade yapmak istedigi aç oldugu dostluga kucak açmaktan başka bir şey deyildi. Ve o dostlugu yakalamak içinde sanki bana rüşvet verircesine yakınlaşarak ispatlamaya çalışıyordu. Küçücük bir ilgi az bir yaklaşma onun için büyük bir ödül gibi geliyordu. Benim korkumsa o bana ne yaparsa yapsın onu üzecek hayal kırıklıgına ugratmamamdı. Diyer bir düşüncemse kendini bilmez karektersiz birinden duydugu duygusal sözlere kanarak başka bir hata yapması idi. Hem kendimi hemde dısardan bu ortamda ona gelecek zararları anlatarak onu uyarmalı idim. Bana aid duygularında şakaya bogarak anlamazlıktan gelme sebebimse onu üzmeden olayları kavraması idi. O ise habire dahada aktifleşerek her fırsatta bana baglandıgını ve duygusal ilişkiye hazır oldugunu hissettiriyordu. O beni kendine göre sıgınacak bir liman gibi görüyordu. Oysaki ortada ne liman nede iskele vardı. Sadece onun psikolejik ortamına göre hata yapmamaya çalışarak ona yardımcı olmak istiyordum. İşte Nefise buydu. Daralmıştı, kimsesizdi,ihanetlere ugramıştı. Evliliklerini düşündüm. Kıskanç olmayan bir koca evinde içki aleminde hanımına meze hazırlattıran bir koca kim tahammül eder. Piskopat bir ikinci koca, deprosyana girdiginde orasını burasını kesen bir koca hangi kadın korkmadan onunla yaşayabilir. Üçüncü manyak bir sapık koca videoya porno kasetini sürüb hanımınına seyrettirerek aynısını yaptırttırmak isterse kim tahammül edebilir. İşte, Nefise bu hayatı yaşamış insanliga hasret dosta hasret. Nasıl bulduga dosta köle olmasında. Yine yanlışta. Çünkü benim dostlugum, ona acımak, onu hayata döndürmek, insanlarla barıştırmak. Yapmak istedigim yapabilirsem. Bu düşüncelerde iyice sinirimi bozmuştu. Düşünerek ilerliyordum ki. Arkadan bir ses. -Abi iyisin deyimli? Ses Hasan Hüseyin’indi -İyiyim iyiyim. -Bana kızmadın deyimli? -Biz dostuz be Hasan Hüseyin. -Nefise’yi iyi sıyırdın. İyide yaptın abi. Kız gerçekten bunalımda, niye hipnoz yapmıyorsunda. -Sence faydalı olurmu dersin? -En azından sinirsel olarak rahatlar. -Sabahki olay ne idi. Kaza . -Ondan haberim yok abi ne kazası. -Tamam önemli deyil. -Sen mi yaptın. -Hayır bilmem nerde kaza oluyor, ben bilmem nerde görüyorum, gidiyorum her şey aynen olmuş. -O olayın bizimle alakası yok. -Nedir bu. -O bazen bizlerdede olur durugörülük. Nasıl desem telepati gibi bir olayı hissedersin bazenda hissettigini görürsün. Genelde elektirin yüksek oldugu hallerde boyuttan boyuta geçmek gibi. Anlatabildim mi. Bilemiyorum. -Anlıyorum. Öne gelsene. -Ben öglesine bir ugradım izin istesem. -Sen bilirsin. -Haydi eyvallah. -Güle güle. Dememle kayboluverdi. Bende zaten iş yerine yaklaşmıştım. Saat beşi çoktan geçmişti. Büroda kimsecikler de yoktu. Çayı tüpün üzerine koydum. Masama oturdum. Yine kafam yogundu. Düşünmeye başladım Dünya bana hiç bu kadar saçma gelmemişti. İnsanlara şöyle bir baktım. Sabah ki kız çocugunun kazası aklıma geldi. O ev şu an yanıb tutuşuyordu, Nefise gili düşündüm mutsuz bir aile idi. Dügün yapıp eylenenleri, cenazesi olub üzülenleri, hastalanıb acı içinde kıvrananları, mutluluktan dügünde dernekte dolar sacanları, bir paket sigara alamayıpta yastıkların arkasında düşmüşmüdür diye bozuk para arayanları, dahası bir taraf aglarken karşıda gülenleri düşündüm, düşündükcede aklıma karma karışık duygular geldi. Çay kaynamaya başlamıştı. Çayı demledim evede gitmek istemiyordum. Sanki içimdeki his ‘’gidersen kavga yapacaksın’’ diyordu ve de yanılmazdı. Psikolejik sorunlarımın oldugunun farkında idim, ve her hastama da ya tedavinin başında ya da sonunda bir psikiyatri tedavi destegi almasını tavsiye ederdim. Ama kendim için hiç düşünmemiştim. Acaba diyordum ‘’bana faydası olurmu? ‘’ ne olursa olsun sabah ilk işim bir psikiyatrige gitmekti. Sabah herkes işe geldi ve ben akşamki düşüncelerimi uygulamak için, yuvamı kurtarabilmek için, işlerimi rahat takib edebilmek için, hiç tanımadıgım doktorun kapısına vardım. Bir kişi varmış. Salonda beklemeye başladım. İçerden bir hasta çıktı ikinci hasta girdi. Çok geçmeden o da çıktı. Ve ben girdim. Genç ve yakışıklı güler yüzlü doktor önce bana -Hoş geldiniz. Buyurun oturun. Dedi. -Hoş bulduk dedim tokalaşarak gösterdigi yere oturdum. -Dışarda bekleyen varmı? Dedi. -Hayır yok. Dedim. -İyi şanslısın istedigin kadar konuşa biliriz. Buyurun anlatın derdiniz nedir. - içimde sürekli bir sıkıntı var. Bazen daralıyorum, kalbim duracak gibi oluyor. Mutlu olacagım bir hayal kurmak için bile bir hayal bulamıyorum. Sanki bende çıkmazlardaydım. Dünya ve hayat o kadar boş geliyordu ki bana, bazen en neşeli halimde bile, cok insanın oluk oluk maça gitmesi, konserlere gitmesi bana anlamsız geliyor. Mesela maçta on bir kişi oynuyor adamlar spor yapıyor onlara faydalı, hemde para kazanıyor, peki seyreden sporcumu o ne yapıyor. -Evet devam et - Konser mesela adam konser veriyor, hem eyleniyor hem para kazanıyor, birde bazı insanlar onları haşa ilahlaştırıyor, ama yogun bir halk kitlesi yapıyor. Bana ters geliyor. -Güzel devam et -Güzelmi neresi güzel? -Anlat sen devam et. -Bazı programlarda sunucu ne söylerse alkışlanıyor, ister dogru ister yanlış olsun, bunlarda ters geliyor. Ahlak bozucu namusun iffetin oyuncak yapıldıgı programlar reyting yapıyor bunlarda ters geliyor. Bazen düşünüyorum. Bu kadar yogun bir halk kitleler halinde akın akın bana ters olan şeyleri yapıyor da onlara ters deyil de bana neden ters geliyor. Kendimden şübheleniyorum yoksa ters benmiyim diye. İçimdeki ses ise hayır sen dogrusun onlar saçma diyor. Bunlarda bana anlamsız geliyor. -Normal her kitleler dogru yerlere gidmez ki yada her gurub doru yapsada kendine göre dogru sana göre yanlış olması anormal deyil. -Evimde, işimde, her yerde mutlu olamıyorum. Ne düşünsem olumsuzluklar sanki beni bogarcasına yutuyor. Allah ne diyor sa dogru diyor, ve onun söylediklerini takib etmek istiyorum, sanki zaman zamanda konturolden çıkıyorum. Onun istediklerinden ne kadarını yapıyor ne kadarını yapamıyorum baktıgımda ise yapamadıgımın daha çoklugunu görüyorum, yapmak istedigimde ise engeller sıralanıb yapamıyorum. Bu da anlamsız geliyor. Ve kendimden utanıyorum. Her şey boş ve saçma, sadece ve sadece Allah’a kulluk, hayırlı bir vatanına milletine faydalı olmak kalıyor. Onuda ne kadar yapabilirsek. Dünya da yapayalnız oldugumu hissediyorum. Sanki mezarda gibiyim. Bunları düşündükce de daha da sıkıntıya giriyorum. Genelde bu kadar. Her halde dahası olsa dayanamazdım. -Asıl mesele bu deyil ama. -Sizce nedir. -Aile hayatın bozuk deyimli? -Evet asıl amacım zaten o yuvayı kurtarmak. -Peki Eşinide getirebilirmisin? -Hayır, ona söylesem ben delimiyimde deli doktoruna gidecegim diyecegi kesin. -Peki siz delimisiniz. Yada bize hep delilermi gelir? -Bir anlasalar. Tabiî ki hep deliler gelmez. -Hanımından şikayetin ne? -Bilmiyorum. Zenginligi bilmeyen zengin bir ailenin kızı. -Nerde anlaşamıyorsunuz. -Belki benden daha iyi bir insandır onu Allah daha iyi bilir. Ama artık öyle ileri gittik ki ne söylersem söyleyeyim ters anlaşılıyor, hatta benim adım artık sanki Mustafa deyil de hayvan adlarından ne kadar kötü tabit edilenler varsa o. -Ne gibi. -Ayı, deve gibi. Birde agır kelimeler var. Yok babasının parası için evlenmişim. Gibi oysa şimdiye kadar ne babasının malını yedim nede babasından bir kuruş borç aldım. Mesela kavga yapıyoruz ya ben uzamasın diye çıkıb gitmek istiyorum, giderken beşinci kattan bagırmaya başladımı duymayan kalmıyor. Binaya girmeye utanıyorum. Bazen üç dört gün gelmiyorum. Ozamanda eve gelmiyor barka gelmiyor diyor. -Ne diyor mesela. -Boyun devrilsin insaallah kamyonlar altında kalda parçaların gelsin. -Kavga anında sen ne yapıyorsun. -Tabi bende kendimi kaybediyorum. Bazen dövüyorum, bana bıçak bile çekiyor, o bana ben ona agza alınmıyacak küfürler yapıyoruz. Baktım ki dahada büyüyecek arabaya atladıgım gibi gidiyor eve gelmiyorum. Adımız eve gelmedi oluyor. -Anlıyorum. Sorunun hepsi Aile uyumsuzlugundan kaynaklanıyor. Sende hazmedemiyorsun. Ama o düşünceler önemli deyil herkesin düşüncesi tek olsa tek tib bir insan sürüsü ortaya çıkar. Deyimli? -Galiba. -Şimdi sana iki adet hap yazacam. Birisini, hergün bir adet atacaksın bu sendeki gerginligi alıb sakinleştirecek. İkincisini atmıyacaksın ne zamana kadar, mesela kavga ediyorsun ve kendine hakim olamıyacaksın hani konturolden çıkıyorum diyorsun ya o zaman atacaksın. Yani her zaman deyil. -Anladım. -On beş gün sonrada tekrar geleceksin gelişmeye göre hareket edecegiz. Ha ikinci hapı kullandıgında araba kullanmamaya dikkat et. Bunlar seni rahatlatacak daha rahat düşünmeye ve heyecanını azaltacak. Anlaşılmayan bir şey var mı? -Yok. -Geçmiş olsun, rahat ol birazda boş ver kendine bir dünya kur onuda kendi haline bırak. -İnşaallah. Tokalaşarak ayrıldık. Saat on felandı. İlacları aldım atmam gerekenden bir tanesini yuttum. ve Nefise gile gitme zamanımda gelmişti. Kapıyı annesi açtı. - Buyur buyur gel hoş geldin. -Hoş Bulduk teyze. -Geç içeri. Odaya girdigimde ayakta bekliyordu. -Hoş geldin. El işini getirdin mi? Annesi -Vay deli vay. Hocası ile nasıl konuşur. dedi -Niyede demedimi yarın el işimide getireyim kadın kadına oyuralım demedimi. -Hoş bulduk. Ya be kızım el işini arabada unuttum. Tüh . Diye bende şakasına şaka ile cevab verdim. -Anahtarı ver hem bir Aladdin turu atayım hemde getireyim. -Ne o Aladdinde birini mi tavlayacaksın yoksa. -He ya tavladıklarımızdan ne gördükkü, tavlayacaklarımızdan ne görecegiz. Erkek milleti deyilmi. Annesi. -Sus kız deli abin erkek deyil mi? -Hayır o erkek deyil, gözlerime baktı gülümsedi. Demedi mi el işimi getireyim de kadın kadına oturalım. Dedi ya işte. Neyse canım o farklı. Yine annesi. Gülerek. -Allah canını almasın yer bari gösterde otursun ayakta kaldı. -Tamam tamam ben otururum. Dedim ve oturdum. Annesi . -Hocam vallaha bu sen geldin geleli kabak çiçegi gibi açtı. -Öyle istemiyormuydunuz. Nefise. -Ne yapsa idim kösede düşünüb dursamıydım. -İyi iyi Maşallah. Dedim. -Şükür iyiyim de bu gün buralısın tamam mı? -Tamam bu gün İnşallah görev bitiyor. Allah hastalık için aramdasın duamız bu olsun. -Ne gelmiyecekmisin bi daha. -Ya nasib. -Olurmu ya görünüb kaybolmak. Ya yine hastalanırsam. -Kırk gün irtibatı kesmiyecegiz, eyer en ufak bir rahatsızlık olursa arayacaksınız. Gelmesem de haberin olacak. Gerek duydugumda da zaten gelirim. İhmal etmiyeceksiniz. Annesi. -Tamam hocam. Ben caya bakayım. Dedi ve odadan ayrıldı. Nefise bana döndü. -Ne diyosun yav sen. Gelmiyecekmisin bi daha. -Ne diye gelmem lazım. Mazeretim ne olacak. Hem sen iyi olursan ben burada ne yapacam. -Hani söz verdiydin dosttuk, bırakmıyacaktın. Hüzünlenmişti. -Tamam dostuz, bırakmıyacam ama şartlara göre. Böyle sık olmaz. -Ben bu gün güzel bir gün geçiririz diye düşünmüştüm, sen ne yaptın gelir gelmez morelimi bozdun yav. -Bozulmasın usul bu, merak etme zaman zaman gelirim görüşürüz. Telefonumda var, gerek duydugunda ara ben görüşürüm. -Of of anlaşıldı. -Okumaya başlıyalımmı? -Başla başla beş dakin var sonrada bırak git. Tamamı? -Sen nasıl istersen abla. -Başlarım ablana. Oku haydi başla. Yanıma oturdu. Hiç bozuntuya vermeden okumaya başladım. O alabildigine samimi bir şekilde gönül umdugu yere küser hesabından bana bozuluyordu. Ama ne yapa bilirdim de, okumam bitiyor ve normalde işimde bitiyordu. Ona ümitte vermemiştim. Ama fazla samimi olmuş olacagım ki, o neyi umut ediyorsa umudunu kaybetmenin korkusunu yaşıyordu. Bana hiç bakmıyordu sanki dinlemiyordu da. Hiç konuşmadan okumayı bitirdik. Annesi de çayı getirmişti. -Tamam mı hocam çayları katayım mı. Kizgın ve öfkeli bir şekilde. Nefise. -Katma katma geç kalmıştır işi vardır. Dedi. Attıgım hap sanki duyarlılıgımın kaybolmasına sebeb olmuştu. Ben hem rahat hemde neşeli gibiydim. Bana baktı baktı. -Adam neşeli baksana yüzü gülüyor, görev bitti. Nefise iyi. Artık vicdan azabı çekmeden hemen gidebilir. Biz gelecek nasıl güzel vakit geçiririz hesabı yapıyoruz. O kurtulmak istiyor. -Kızım gidecem dedim mi? Kendin söylüyor kendin yorum yapıyorsun. -Öyle ya delidir ne yapsa yeridir. -Bana bak, ben sana delisin demedim. Neye söz verdiysem yaptım. Ve halada yapmam gereken ne ise onu da yaparım. Hayır da bu hırçınlıgın niye. Anlıyamıyorum. Annesi odadan dışarı çıktı. Derdin ne kızım. -Hiç bir derdim yok. Peki bi daha görüşmüyecekmiyiz. -Niye görüşmeyelim de. Hep evdemisin sen hiç çarşıya çıkmazmısın. Görüşürüz oturur bi yerlerde çay içeriz. Felan filan. -Çıkarım zaten bir iş bulub çalışacagım. Senin büroda duracak birine ihtiyacın yok mu? -Benim orası olmaz sana göre deyil. Hem ben dogru dürüst büroda durmam ki. Hep insaat işçisi onların yanında olmaz ama bakalım mantıklı bir iş bulursak çalış. Elimizden geleni yapalım. -Yaparsın deyilmi? -Tabi yaparım. Haş şöyle biraz yüzün gülsün. Gülmek sana gerçekten yakışıyor. Annesi yine içeri girmişti. Annesine. -Anne Mustafa abi bana iş bulacak. -Bulsun aman bir çalış bakalım belki iyi gelir. Ceb Telefonum çalmıştı. Daha ben telefonu açmaya çalışırken. -Hastadayım de işim uzun sürer de. Tamam tamam der gibi başımı salladım. Annesi. -Tövbe tövbe deli bu kız yahu. Allah Allah. Dedi. -Bugün akşama kadar gitmiyecek anne. Telefon şirkettendi. Deponun anahtarını sormuşlardı yerini söyleyerek kapattım. Annesi hep yanımızda olunca pek rahat konuşamıyor ve hareket edemiyordu. Ordan buradan, havadan sudan konuşarak ikindiyi yapmıştık. -Bak Nefise iş yerine gitmem lazım neler oluyor görmem lazım. Ha sen merak etme istedigin an arayabilirsin. Bi derdin oldugunda haber ver olabilirsek yardımcı olalım. İş bulalım. -Gideceksin yani. Ne yapalım git bakalım. Annesine döndü. Bende karşı komsulara gideyim anne biraz canımın sıkıntısı geçsin az oturur gelirim. Annesi. -İyi ağabeynle in ozaman. -Tamam anne dedi. Benimle kalktı ve asansöre girdik. Bana baktı. Yukarı deyil mi diyerek dügmeye bastı. -Dün de bilerek yaptın deyil mi? Dedim. -Ha şunu bileydin. Dedi ve bana sımsıkı sarıldı. Ve hiçbir şey söyleme. Dedi. Bende elimi ilk kez boynuna doladım o bana dahada sarıldı. -Bak Nefise. Derken sözümü kesti. -Ne olur ne düşünürsen düşün ama sesini çıkarma. Yukarıya varmıştık. Yine dügmeye basmadı. Bekledi bekledi. Az sonra kurtulacaksın merak etme dedi ve yine aglamaya başladı. -Aglama asansördeyiz biri çagırır senin gözün yaşlı olursa millet ne der. -Ne derlerse desinler herkes nasılsa kurtulacak. Bidaha ne zaman bakalım. -Tamam bas şu dügmeye gözlerini sil. Dügmeye bastı gözlerini sildi. Asagı da inmiştik. Omuzlarından tuttum alnından öptüm. Hoşcakal tatlı çocuk. Dedim. Hoşuna gitmişti. Gülümsedi. -Bu çocuk gerçekten tatlı ise tatlı çocugu unutma. -Unutmam. Sen nasıl unutulursun da görüşmek üzere. Dedim. Asansör kapısını açtım. Beraber arabanın yanına kadar yürüdük. Ben arabaya bindim. Ona baktım gözleri dolu dolu idi. Görüşürüz kendine iyi bak. Dedim ve yürüdüm. Yolu dönene kadar beni izliyordu dikiz aynasından görünmez olana kadar bende onu izlemiştim. Üç gün olmasına ragmen eve gitmek istemiyordum. Yine şirkete geldim. Daha herkes çalışıyordu. İşlerde yolundaydı. Masama oturub kendi kendime yine yorumlara dalmıştım. Ama hapın tesirinden olsa gerek pek kafama takmıyor, derin konuların içine saplanmıyordum. Ama bildigim tek şey varsa oda Nefise benim de mutsuz oldugumu bildigi için kendine göre aramızda bu kadar yaş farkı olmasına ragmen beraberligi saglayabilmenin çabasını veriyordu. Zaten son evliligi ellibeş yasında hemde sapık birisi ile yapmıştı. Oysa ben daha ona göre on yaş daha gençtim. Ve de hasta ilişkilerimizdeki samimi ortam ise onun gözünde beni büyütmesine ve hep böyle davranacagım düşüncesine yönlendiriyordu. O öyle düşünse de tabiki imkansız ve yanlıştı. Onu incitmeden yavaş yavaş uzaklaşmalıydım. Diye düşündüm. Telefon çaldı. Açtım. -Alo Mustafa abi. Ben Ferdane. -Bildim Ablacıgım nasılsın. -Ben iyiyimde. -E.. -Annem Mustafa ağabeyni ara gelebilirse gelsin diyor yada biz gidelim diyor. -Siz ne ile geleceksinizde. -Otobüsle herhalde. Aslında biraz sıkıntılıyım ya annem işte. -Tamam Çumra kırk kilometre ben biraz sonra çıkarım siz gelmeyin. -Oldu Mustafa abi sagol. -Sende sagol ablacıgım. Dedim telefonu kapattım. Evin ihtiyaclarını karşılamam gerekmiyordu. Çünkü küçük oglumla damadıma evin çok yakınında bir market açmıştım. Her şeyi ordan karsılıyorlardı. Aslında eve gelmedigim de memnun oluyorlardı. Fakat dısarıya karsı da eve barka gelmiyor diye malzeme yapmadan da duramıyorlardı. Yani gelmedigim iki türlü işlerine yarıyordu. Çarşıya geldim. Güzelce karnımı doyurdum. Ve Çumra'nın yolunu tuttum.yarım saat sonrada Ferdane gilin evin önünde idim. Zile bastım. Zaten sesi duyan Ferdane kapıdaimiş olacakki, hemen kapıyı açtı. Yüzü sabsarı idi ama gülümsemeye çalışarak. -Zahmet oldu Mustafa abi. Yorduk seni. Hoş geldin. -Hoş bulduk ablacıgım nasılsın? -İyiyim. buyur abi içeri. İçeri girdik, hava soguk deyildi. Salona oturduk. anneside sevimli bir kadındı. O da. -Hoş geldin mustafa abi. nasılsın çor cocuk iyiler mi. dedi. -Allah'a Şükür yaramaz bi şey yok. -Aman olmasın. Ferdane dün nebileyim, işte rengi sarı gibi oldu, hastalanır gibi oldu. korktuk. bi çagıralım dedik. Gerçekten de rengi hala hoş deyildi. ama yinede o misafir perverce, ve de mükemmeliyetini göstermek adına adeta hastalıgına gelmeme ragmen hastalıgı gizleyib hizmet ve beni agırlama pesinde idi. Dermansız bacaklarının titredigi,o koşturmaca ile ordan oraya gidib gelirken kendini belli ediyordu. Ben oturur oturmaz önümüz manav dükkanı gibi olmuştu. Annesi. -Kızım sen bunları getirdin ama. Önce Yemek yemişmi. onu sorsana. -Sahi mustafa abi yemek hazırlayalım ama sen yinede burdan bişeyler ye işte. -Ferdane kızım ben aç deyilim ki; davetede gelmedim, gel otur bakayım şöyle. ben sana geldim, yorma kendini. -Olsun Mustafa abi, senin yaptıgının yanında biz ne yapıyoruz da. -Gel otur hele yanıma. İri gözleri minyon görüntüsü ile çok güzel görünüyordu. Yanıma yavaşca ilişti. koca gözleri ile gözüme baktı. -Hani bi şeyler yeseydin? -Yeriz gülüm. Onu gerçekten çok sevmiştim. ama o benim, kızım, canım, hatta bana kanım gibi geliyordu. O kadar sevmiştim ki. O nunla olmak onu kızım yapmak, ve hep beraber olmak için ogluma bile istemeye karar verdim. Çok akıllı ve olgun bir kızdı. Benim ona yaklasma şeklimi hissediyor, adeta oda kabul babacıgım der gibi bana yaklaşıyordu. ve oglumla da mükemmel bir çift olurlardı diye düşünüyordum. iyice yakınımda idi. Elimi boynuna attım. hiç itiraz etmedigi gibi uysal bir kedinin oksandıgındaki tadını çıkarması gibi gülümseyerek bana baktı.
|
Devam edecek